• Bence yaşam, her geçtiğimiz gün, anlamını değiştiriyor. Bu anlamı bulup çıkarmak, ona göre bir durum almak zorundayız gibime geliyor. Yani geleceğimiz için. Yani yurdumuzun geleceği için. Yani hepimiz için.
    Bilmiyorum, yanılıyor muyum, ben böyle düşünüyorum. Düşüncemi söylüyorum.
  • Kendim için konuşmuyorum, ben et yesem n' olur, yemesem n'olur?
    Yiyeceğimiz kadar yemişiz biz. Ama çoluk çocuk var. Bebeler var. Hadi eti bir kıyıya koyalım, portakal da yemeyelim, giysi de almayalım, kitap, gazete de okumayalım. Ama eczaneler. .. Nezleyim. Üç eczaneye gittim. Üçü de kapalı. Burun damlamı nerden alacağım? Hadi benimki nezle, önemsiz, kendiliğinden de geçer, ama ya kalp hastaları? Diyelim ki kalbim rahatsız.
    Trinitrin'e ihtiyacım var. Nerden bulacağım Trinitrin'i. Hoş, eczaneler açık old uğunda da yokmuş. Geçende, bir paket pamuğu bile zor buldum.
    Bugün canım sucuklu yumurta istemişti. Evde yumurta var, ama sucuk yok.
    Bakkallar kapalı. Ankara Pazarı bile kapalı. Gel de bul sucuğu. Neyse, yarın yeriz biz de.
    Tabii, canım yarın da sucuklu yumurta isterse. Ve dükkânlar açık olursa. Ve dükkânlarda sucuk bulunursa. Ve tabii yağ...
  • 520 syf.
    Evet öncelikle herkese merhabalar. Yazıma gecmeden önce müsadenizle Ezginin Günlüğünden bir parça dinleyerek başalamak isterim.. ( Aşk Bitti)
    ''Aşk bitti, elimden sanki minik bir balık kayıp gitti
    Aşk bitti, içimden sanki bir şeyler kopup gitti
    Aşk hiç biter mi
    Hiçbir şey olmamış gibi boşlukta kaybolup gider mi
    Aşk hiç biter mi, aşk hiç biter mi?''

    -Martinin aşkı bitmişti..

    Kimdi; benı aşka sarmalayan, hayata bağlayan, edebiyatla coşan, bilgi ile harmanlayan, umut ile kavuran ve aynı zamanda aşktan soğuttan, umuttan bihaber olan, sevginin köreldiğini anlattan, bir şeylerin eksikliğini hep hissetiren ve beni bir oraya bir buraya savuran bu adam kimdi?
    Evet Martin Eden'in ta kendisiydi...


    Martin Eden kimdi ?

    Sürekli ikamet edeceği yeri asla bulamayan, kendini nerede bulduysa oraya uyum sağlayıp yerleşen, hem çalışırken hem de eğlenırken sergilediği yeteneğiyle, hakları için mücadele etme isteğiyle ve insanların saygısını kazanma becerisiyle her zaman, her yerde gözde biri olmuştur. Fakat olduğu yere asla kök salmamıştır.
    Sürekli kendini huzursuz hissetmiş, her zaman ötelerden bir yerlerde bir şeylerin çağrısını duymuş ve yaşamı boyunca dolanıp durarak kitaplara, sanata, ve aşka ulaşana kadar bu çağrının peşine düşmüştür.. Aşk! Aşk! (Aşk hiç biter mi ? diye bitiriyor ezginin günlüğü...) Peki ya Martin? Bitirdiği aşk mıydı yoksa bitirilen kendisinin ta kendisi miydi ? Elbette biten bir şeyler vardı.. Aşk bitmişti.. Ezginin günlüğünde yazılan bir not gibi ;
    ''Aşk bitti, elimden sanki minik bir balık kayıp gitti
    Aşk bitti, içimden sanki bir şeyler kopup gitti..''
    Sanırım Martinin güncesınde de bu yazılıydı...

    Kitabın içeriği ile ilgili kısaca şöyle değinmek isterim:

    Martin tesadufı bır karşılama sonrası sosyal statusunu ve gucunu, egıtımınden ve zengınlıgınden alan Ruth'a ilk görüşte aşık olmasıyla başlar. Eğitim ve zengınlık, Martın'ın hikayesı ıcın oncelıkle bu unsurları elde etmesı gerekecektır ve bunu içinde onunde alması gereken uzun bır yol vardır. Yolculuk boyunca maddı olarak sıkıntılar cekecek ve yer yer bu yolda ınancını kaybedecektır fakat Ruth'a olan aşkı onun ıcın bu yolda her daım itici bir kuvvet olmaktadır.
    Martinin tek hedefı kıtap yazmak ve bunun getırılerı ( ün. şöhret, para) ile Ruth'u elde etmektır. Daha sonrasında anlayacaktır kı ilk etapta Ruth ıcın ıstedıgı para ve ünü onu çok farklı bir toplumsal psikolojı sentezi yapmaya itecektir. Bir toplumun asıl onemsedıgı fıkırlerden daha zıyade para ve ündür tezi gerekçeleriyle açıklanmaktadır.. ( Bu arada çalan şarkıyıda paylaşmak isterim; onur ünlü'nun yonetmenlıgını yaptıgı gunesın oglu fılmınde haluk bilginer'in soyledıgı o muazzam parca: öyle bir kara sevda, kara toprakla biter..)
    Sanırım Martinin kara toprakla bitmemişti ama maviliklerle bittiği aşikardı..

    Martin zihnindeki ateş toplarını cömertce etrafına savurdu. Kimi zamanda dönüp kendıne nişan aldı o maviliklerde. Büyük oyunu bozmak için çıkmıştı yola... İdeallerını bırer tuğla gıbı kullandı, geçmişini sıva yapıp o tuğlaları birleştırdı. Sonra dunyaya meydan okumak ıcın ınsa ettıgı tek göz odasını rengarenk bir aşk hikayesi ile baştan başa boyadı.. (Ah! Maviliklerin tonlarını çok ağır basıyordun... Mavilikler içinde uyu Martin...) Belki de hesaplayamadıgı tek şey, odasını insa ettıgı zemının bataklık olmasıydı. Martın yılmadan çalıştı, öğrendi, ögrendıkce odasına yenı katlar cıktı.. Sonra, yenıden çalıstı, daha çok ogrendı ve kelımelerden kendıne kucuk bır fıldısı kule yaptı.. ( ama mavının tonları zihninden bir türlü çıkmıyordu...) Zemini böyle bataklıkla dolu olan bır kuleyı ayakta tutacak kadar bir güç yoktu... Tüm idealler, tüm geçmiş ve o görkemli aşk hıkayesi, okurun bakışları arasında bataklıgın ıcınde kayboldu.. Mavinin tonları arasında derın sularda yüzdü bir aşk hikayesi.. Ezginin günlüğün de yazıyordu zaten;

    Kalır dilimizde yinelenen bir şarkıda
    Bir okul çıkışında bir çocuk bakışında
    Kalır bir kitapta bir masal perisinde
    Bir hasta odasında bir gece yarısında
    Kalır bir durakta yırtık bir afişte
    Buruk bir gülüşte dağılmış yürüyüşte
    Aşk hiç biter mi, aşk

    Ve aşk bitmişti...

    Ve bizler 494 sayfalık kağıt parçalarında tutuşan yanımızla kalakaldık yalnızlıgımızda...

    Son olarak ; Kendinize bir iyilik yapın; şöyle müthiş bir şey yapın. Aklınıza esenı yapın, ateşli, hayata gülen ve ölümle dalga geçen, aşkınızı doya doya yaşayan bır kadın/adam bulun. Öyle insanlar gerçekten de var ve sizi burjuva değerleriyle sarmalamayı bırakan birini ya bulun ya da bulduysanız sevin, sevişin...

    Keyifli okumalar dilerim :))
  • 192 syf.
    ·3 günde·10/10
    Hayattaki tüm zorluklara göğüslemeleri yetmişyormuş gibi bir de böyle bir esere ev sahipliği yaptığı için yazara teşekkür borçluyum. azmiyle ve kankası sol ayağıyla herkesi şaşkına çeviren Christy hepimize örnek olmalı. zorlukları geçmek bir yana kendini geliştirmek ve hayata iz bırakmak için eserlerle uğraştı. biraz araştırırsanız resimleride kitabı kadar başaları. otobiyografi yazmak zorduk. Lakin işin içinden rahatlıkla gelinilmiş. Bizim günlük hayatta yaptığımız çoğu şey bu süper insanlar için ayrı bir dert ve problem onlar bu problemi üsteliyip bizden daha azimliği olduğunun açıkça bir mesajıdır. en ufak şeyde hemen isyana giden bizler, şükür ediyor muyuz halimize? Ya yazar gibi olsaydık gerçekten başarabilir miydik. okumayı,yazmayı,kitap yazmayı insanlara umut ışığı olmayı ? yoksa dış kapının dış mandalı mı olurduk.(kendimizi dışlarız yoksa insanların bizi dışlayacağını pek sanmıyorum) Her zaman engelleri aşan süper insanlara ilgim saygım ve ailelerine olan güvenim ve sevgim daim olacaktır. Hepimiz birer engelli süper insan adayıyız unutmayın! eğer kitap duygunuzu harekete geçirmiyorsa kendinizi bi şekilde süzgeçten geçirin bence. Çok çok kaliteli değil ama yaşananlar insanı duygulandırıyor....
  • Anılarımı yazmak için erken diyorum. Henüz dokuz yaşındayım. İlerde belki.

    - Haluk Bilginer
  • Söz, görüntülere bir anıt sarsılmazlığı kazandırmaya elverişli olduğundan ve her türlü inkâra karşı koyduğundan, kişi için yazmak da etkin bir durum sağlamaktadır. Yazı sayesinde iyilik, ikiyüzlülüğe ve ahmaklığa bitişik olduğu anlarda uğursuz onurunu korur; suç kendi büyüklüğü ölçüsünde suçlu kalır, cançekişen bir vücutta özgürlüğün elle dokunulur bir yanı olur.
  • 328 syf.
    ·3 günde·6/10
    Edebiyatımızın ilk psikolojik eseri nasılmış diye merak edip okumak isteğim kitaptı “Eylül”
    Gerçekten eser, hiçbir olay olmadan sadece psikolojik gelgitler, iç kavgalar, iç konuşmalarla geçiyor.
    300 sayfa benzer duyguları farklı farklı cümlelerle yazmak gerçekten takdir edilesiydi. Ağır gitti.Sürükleyici değildi ve bazı bölümlerinde sıkılmadım da değil.
    O dönemin halleri, sözleri, çekingenliği, kadının söz söyleme, karar verme haklarının bulunmayışı vs vs bizim dönemimizle kıyaslamak için güzel bir örnek teşkil ediyordu.
    Bu eserin yazılışından (1900) 20 yıl sonra nasıl çağ atladığımızı düşünmeye dalarken buldum kendimi. Bu farkları görmek ve kıyaslamak için okunmaya değerdi. Okuma amacına ulaştı diye düşünüyorum.