Aykut Günaydın

Aykut Günaydın
@Melodrama
Amatörler oturur ve yazmak için ilham beklerler biz sadece çalışırız. -Stephen King
Yazar
Türk Dili ve Edebiyatı
İstanbul
14 Mayıs 1995
321 kütüphaneci puanı
670 okur puanı
Ocak 2017 tarihinde katıldı
10/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2026 22:41
Amiyane bir tabir vardır; "Delilik ile dahilik arasında ince bir çizgi vardır." Caligula'ya bir deli diyebiliriz çünkü fikirleri deli saçması fakat dahiyane yanı çok korkunç. :) O kadar korkunç ki, çok tanıdık simalar görmek mümkün... Dünyada savaş başlatan ya da bir ülkeyi b noktasından c noktasına götürmesi gerekirken a noktasına geri gidebilen, ancak geri gidebilen bir karakter. :) Güç zehirlenmesi yaşıyor desek az olur, doğrudan zehirin kendisi... Peki dahiliği nereden geliyor, esasen kurnazlık ve zeka kavramını birbirine karıştırıyor olmamızdan bence... Tıbbın ya da psikiyatrinin erişilmez ya da yetersiz olduğu nokta da teşhişi davranışlarımız koyar. Bana göre suça gerçek anlamda karışmış her birey esasen psikiyatrik birer hastadır. Bunun ortaya çıkışı bazen bir kayıpla bazen de yönetilemeyen bir öfkeyle ortaya çıkar. Caligula da hayatında sevdiği bir insanı kaybetmesi sonucu, içindeki kötülüğü dışa vuran bir karakter. Camus tarafından ilmek ilmek işlenmiş, sığ fikirlerin dile gelişinde vücut bulması sağlanmış... Kitap kötülüğün ya da faşizmin güzellemesi değil, farkedilmesi meselesi. Yani karanlık tarafları evet var ama zaten aydınlık ne kaldı ki ya da karanlığı aydın bir tespitle anlatıyorum diyen bir tarafı da var. Ve ben bunu çok sevdim. Kesinlikle en direkt ve samimi... Varoluş felsefesiyle ilgilendiğim dönemde Camus'un birçok kitabını okumuştum fakat bu eseri gözümden kaçmış, kesinlikle tavsiye ederim.
CaligulaAlbert Camus · Can Yayınları · 20181,452 okunma
Reklam
10/10
·48 syf.··
2019 24. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 20 Nisan 2019 19:09
''Bir çocuğun nefes aldığı sürece sadece kaçmayı hayal etmesi babasının başarısıdır.'' Bu söz, kitap içerisinde bulunan belki bir sitemin, belki bir öfkenin, belki de yalnız bir iç döküşün ifadeye geliş biçimi... Fakat söylemeliyim ki, o duygu durumlarının bütününden yalnızca birisi. Bazı kitapları daha fazla içselleştirir ve orada yazanları üzerime alınırım. Örneğin; Anne Baba Biz Suçluyuz Babaya Mektup Şu an inceleme yazdığım eserde bu sınıfa giriyor. Çünkü örnekteki eserlerde, bu eserde olduğu gibi bir insanın haykırışlarını duyuyoruz adeta. Burada yazanlarda, kelimeden ibaret değil, haykırıştan ibarettir bana kalırsa. En azından okurken ben bunu sık sık hissettim. Böyle kitapların benim için ayrı bir yere sahip olmasının ilk nedeni, bir gün ''Baba'' sıfatını taşıyacak olursam, evladıma bu sözleri söyletmeyecek şekilde davranmak... Beni bu düşüncelere sevk etmesi, bunları düşündürmüş ve hissettirmiş olması, şüphesiz eserin başarısındandır. Bu başarıyı oluşturan şeyleri de kendimce anlatmaya ve tespit etmeye çalışayım; Öncelikle kitap iki bölümden oluşuyor, Babaya ve Mektuplarım... Babaya kısmında belirttiğim gibi sitem, öfke, özlem birçok duygunun edebi estetikle buluştuğunu gördüm. Mektuplarım kısmında ise, Değerli hocam https://1000kitap.com/umitdagci ' nın ruh ve düşünce dünyasına girdim. Bu dünyada beni en etkileyen şey, sözünü ettiğim haykırıştır. O haykırışın içinde ki samimiyet, ifade biçimi ve içtenliktir. Edebi yanını ele alacak olursak da kitabın sunduğu atmosferi ve akıcılığı es geçmek olmaz. Eser isim itibariyle Kafka'nın eserini andırıyor malum. Ben de bu yüzden Ümit hocamın alıntısı ile başladığım incelemeyi bir Kafka sözü ile bitireyim, fakat belirtmeliyim ki Kafka'nın özellikle
Edebiyat
Babaya ve MektuplarımÜmit Dağcı · Vaveyla Yayıncılık · 201918 okunma
Puan vermedi
‘’Bir gök gürültüsüyle gelişi duyurulan efendi ortaya çıktı. Her zamankinden farklı giyinmişti, belki de göğün yeni emperyal modasıydı bu: Başının üzerinde üçlü bir taç; elinde cop sallar gibi kavradığı asası.’’ Flash TV oyunculuğu geldi aklıma. Jose Saramago bu satırlarla yapmış Tanrı tasvirini. Karikatürize etmiş dahası dalga geçmiş aslında. Ama insanların inançlarıyla edebiyat kisvesi altında da olsa dalga geçmek, alay etmek, bana kalırsa ciddi bir psikolojik sorunun göstergesidir. Öncesinde başka bir şeyden bahsetmek istiyorum; Salman Rushdie’nin ‘’Şeytan Ayetleri’’ romanı vardı, çevirisini yapmak isteyen Aziz Nesin (ki çok sevdiğim, saygı duyduğum bir insan, yazar, aydındır kendisi) birçok problem yaşamıştı. Hatta 1993 yılında Madımak olayı malum. Tabii ki sadece bu romanı yüzünden o olayın olduğunu söylemek yanlış olur. Çünkü o yıl incelendiğinde ki ‘’Türkiye’nin Karanlık Yılı’’ olarak geçer. Birçok olayın olduğunu görürsünüz örneğin; 24 Ocak sabahı Uğur Mumcu'nun aracına bomba yerleştirilerek öldürülmesi, 5 Şubatta Maliye Bakanı Adnan Kahveci’nin şüpheli bir trafik kazasında hayatını kaybetmesi, 17 Şubatta Orgeneral Eşref Bitlis’in uçağının düşmesi ve şehit olması, 17 Nisan günü Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın şüpheli ölümü, 25 Mayısta 33 er’in kurşuna dizilmesi, Başbağlar katliamı, Tuğgeneral Bahtiyar Aydın ve Binbaşı Cem Ersever’in şehit olması, Mardin Milletvekili Mehmet Sincar’ın ölümü ve sözünü ettiğim Madımak olayı. Böyle bir ortamda tesadüften söz etmek mantıksız, yalnızca olayı Aziz Nesin’in çevirdiği kitap olarak görmek saflık olur. ‘’Şeytan Ayetleri’’ kitabının çevirisini neden yapmak istediğini şöyle anlatmıştı Aziz Nesin; ‘’ Bu romanı yayımlamaktaki amacım, anayasasında laik olduğu saptanmış bulunan Türkiye Cumhuriyeti’nde, İslam Ülkeleri
KabilJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınevi · 201814,3bin okunma
10/10
·463 syf.··
Beğendi
·
2018 74. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Kasım 2018 19:07
Kitap incelemesinden ziyade yazarın hayatına dair bilgi içeren bir yazı yazmak istedim. Fikirleriyle, hayatıyla beni etkilemiş bir insandır kendisi. İncelemede yazdığım bilgilerin kaynağı; Kızı Ümit Meriç’in yazdığı: Babam Cemil Meriç Dücane Cündioğlu’nun yazdığı: Bir Mabed Bekçisi TRT'de yayınlanan Türkiye’nin Ruhu Belgeseli ve İstanbul Valiliğinin Cemil Meriç’in hakkında yayınladığı yazılardan benim not ettiğim, altını çizdiğim yerlerin bir kısmı. Muhtemelen uzun bir inceleme olacak olsa da, konu Cemil Meriç olduğu için kısa bir özet olarak görülebilir. Fikir işçisi, Türkiye’nin ruhu, Aydın gibi sıfatları fazlasıyla hak eden Türkiye’nin yetiştirdiği ender insanlardandır kendisi. Çocukluğundan başlayacak olursak yakınlarının tasvirine göre; ‘’Kısa pantolonlu, gözlüklü, yalnız ve farklı.’’ Çocukluğu boyunca hayatının diğer dönemlerinde de olacağı gibi yalnız. Yaşıtları oyunlar oynarken o sütten kesildiği yaşta, dört yaşında okumayı öğreniyor. Mehmet Emin Yurdakul’un Türk sazı dergisini o yıllarda elinden düşürmüyor. Dört yaşında, dört numara miyop. Ailesini ve kendisini şöyle anlatıyor; ‘’Babam çeşitli nikbetler yüzünden hayata küsmüş eski bir yargıç. Az konuşan, çatık kaşlı hareketlerine akıl erdiremediğim bir insan. Annem bu yabani dünyada aşinası olmayan, hasta bir kadıncağız. Silik, mızmız. 12 Aralıkta doğan ben, hep itilip kakılmışım, düşman bir dünyada dostsuz büyüdüm. Daima başka, daima yabancı. Düşman bir çevrede ister istemez kitaplara kaçtım.’’ İlkokulu bitirip Antakya Sultaniyesine başlıyor, bu okul tam ona göre. Öğretmenlerinin bazıları iki doktora yapmış, mutasarrıflık, profesörlük ünvanı almış kişiler. Aynı zamanda farklı milliyetlerden öğretmenleri de var bu okulda. Fikir hayatına
Edebiyat
Kırk Ambar 1: Rümuz-ül EdebCemil Meriç · İletişim Yayıncılık · 2006725 okunma
10/10
·264 syf.··
Beğendi
·
2018 58. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 30 Ekim 2018 17:55
''Abartıyorum çünkü anlaşılmak istiyorum.'' diyen Franz Kafkaya selamlarımı göndererek başlamak istiyorum incelemeye. :) Kitabı bitirip diğer incelemelere göz attığımda karakterin genel ruh haline ve yalnızlığına üzülenler olduğunu gördüm. Bu durum benim için aynı değil, hatta tam tersi bundan zevk aldığımı, böyle olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü karakterin şikayet ettiği yalnızlığı anlatmaktan derin bir haz aldığını hissettim. Ki bu kitabın Sartre'nin felsefesinin özeti niteliğinde olduğu söylenir. Tutarlı bir felsefeye sahip olduğunu düşünüyorum ve bu kitaptan önce okuduğum ''Edebiyat Nedir?'' eserinde de anlatmanın, yazmanın, aktarmanın derin bir haz olduğunu, insanı özgürleştirdiğini sık sık belirtiyor. Yalnızlıktan bahsederken betimlemelere bu kadar sık başvurması ve ayrıntıları didik didik ederek yeni ayrıntılar sunması bence bu yüzden. Karakteri özümsemem ve onun ruh halini yaşamam benim için çok zor olmadı açıkçası. O anlatırken ben de benzer duygular içinde buldum kendimi ve sorgulamalar yapmaya başladım. Bir süre sonra karakter Sartre'nin yazıya dökülmüş haline dönüşünce bu kez onun felsefenin derinliğini ve hazzını yaşamaya başladım. Eksiklerini arayarak kitabın bazı sayfalarına notlar aldım, araştırmak için. Kurgudan yoksun bir kitap olmasına rağmen içindekini açmak için yazıya, yazarak özgürleşmeye çalışan bir adama şahit oluyoruz kitapta. Çok sevdiğim ve altını çizdiğim yerleri zaman zaman tekrar okuyacağım bir kitap oldu.
Edebiyat
BulantıJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 202128bin okunma
Reklam