Mithat Bülent Özmen

Mithat Bülent Özmen
@Mithat_Bulent_Ozmen
Mithat Bülent Özmen. Kitap okur..
19 okur puanı
Ocak 2019 tarihinde katıldı
RASKOLNİKOV NE YAPMALI?
Puan vermedi
Binlerce kurgu kahramanla tanıştım, onlarla heyecanlandım, sevindim, üzüldüm. Ama Kafka’nın Gregor Samsa’sı dışında, biri hariç hiçbirinin ismi ilk anda aklıma gelmiyor. O “biri hariç” ise Dostoyevski’nin Raskolnikov’u. Rodion Romanoviç Raskolnikov. Suç ve Ceza’nın esas oğlanı. Suç ve Ceza’yı elinize aldığınız andan itibaren yedi yüz küsür sayfa boyunca bu gururlu ama kibirli, iyi kalpli ama taammüden ve mecburen cinayet-ler işlemiş genç idealistin zihin kıvrımlarında adrenalini yüksek bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Henüz yirmi üç yaşında olan Raskolnikov (başında kavak yelleri eser durur deli deli), eski bir hukuk öğrencisidir. Onu eski ve dolayısıyla eksik yapansa yaşadığı şiddetli yoksulluktur. Oysa onun gibi seçilmiş birinin bu hayata ve bu sosyeteye katacakları vardır. Tıpkı Napolyon Bonapart gibi. Seçilmişlerin dışında bir de bitler (asalaklar) vardır toplumda. Kan emerler. Tıpkı Alyona İvanovna gibi. Öyleyse kan emenlerin kanını akıtmak iyi bir amaç uğruna yapılıyorsa meşrudur (Rousseau’nun Toplum Sözleşmesi’nin dibine dinamitin yerleştiği an!). Raskolnikov’un kan dökmeden önce kaleme de döktüğü bu “teorisi” artık onun yazgısıdır. Ve her insan yazgısını yaşar. O halde Raskolnikov da, bütün Avrupa’yı tirtir titreten ama öldüğünde (öldürüldüğünde?) arkasından tüm kıta boyunca göz yaşı döktüren Napolyon gibi kendi 18 Brumaire’sini yapacak; hakkı olan hukuk öğreniminin önündeki engelleri -cebirse cebir- kullanarak ortadan kaldıracaktır. Raskolnikov’un sarsılmaz bir şiddetle ve Ortodoks bir katılıkla tutunduğu teorisine olan inancı, kitabın son iki sayfasına kadar hiç değişmez. Aşılmaz kibiri çokça da bundandır. Ama teorisine olmasa da kendisine, seçilmiş olduğuna dair inancı, teoriyi pratiğe döktüğü o “eylem” anından itibaren sarsılmaya başlar. Bütün o
1000Kitap
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
BİZİ KÖR KUYULARDA BIRAKAN YAZAR
Puan vermedi
Okuduğum kitapları bir zaman sonra kıyısından köşesinden ya da tastamam tekrar okuma huyum var. Ama Hasan Ali Toptaş’ın Beni Kör Kuyularda romanı öyle bir roman değil. Bir hafta sonunun sabahı elime aldım kitabı, akşam son satırı okuyup kapattım kapağını. Metaforların ve dahi betimlemelerin efendisi Toptaş “anne sütünden yapılmışa benzeyen sıcacık bir sesle” diyerek sizi bir kıyıdan alıp; “ağlayınca da gözlerinden yaş yerine yaş büyüklüğünde taşlar döküldü, ıslak ıslak ortalığa saçıldılar” diyerek bir başka kıyıya bırakıyor, huyu olduğu üzere. Ama yine de tekrar okuyabileceğim bir kitap değil bu. Çünkü ayna tutuyor Toptaş. Ama ayna tutarken de öfkelendiriyor, içinizi daraltıyor, nefessiz bırakıyor. Çünkü o aynada gördüklerinizi tekrar görmeye içiniz elvermiyor. Çünkü kötü adamlar değişse de kötülükler değişmiyor, aksine katmerleşiyor. Kötülükler karşısında kör ve dilsiz olmaktan da öte, kötünün ezip ufaladığı düşkünün düşkünlüğünden arsızca seyirlik keyif alan kitleler de değişmiyor. Oysa o kitleler ki riyadan ve korkudan bir an için dahi sıyrılsa, ah sıyrılsa, kötüler de kötülükleri de yerle yeksan olacak. İyilerse az. Az oldukları için de nefesleri yetmiyor, sesleri çıksa da ya boğuyorlar o sesi ya da duyan olmuyor. Her satırda şimdi bir yerden çıkıp gelecekmiş hissi verse de, bu zorbalığa dur diyecek, bu distopyayı elbet ters döndürecek o kahraman da bir türlü gelmiyor. Önce belki Güldiyar’ın (gül-diyar: canım-memleket, sen, ben, biz?) başına gelen felaketi ya da Hüseyin’in (beklenen ama gelmeyen kurtarıcı) ne zaman ortaya çıkacağını merak edecek; Cevher’den felaha dair bir hareket, Halil’den bir keramet bekleyeceksiniz ama bunların hiçbiri olmayacak. Ve muhtemeldir, Bahar’ın apansız gidişini anlamlandırmaya çalışacak; zulmün en acımasızına mahkum bir diğer
1000Kitap
Beni Kör KuyulardaHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 202011,4bin okunma
ANA, TROMPET OLMAK İSTİYORUM
Puan vermedi
Hasan Ali Toptaş’ı ilk Heba’yla tanıdım. Aslında çok da tanıdım denemez. Çünkü hala tam tekmil okuyamadım romanı. Yıllar evvel elime aldığım ama belki on defa başlayıp her defasında bir yerlerde yarım bıraktığım üç kitaptan biri Heba. Diğer ikisi Orhan Pamuk’un Kara Kitap’ı ve Jack Kerouac’ın On the Road’u. James Joyce’un Ulysses’inin dahi üstesinden geldim ama bu üç kitap nedense kütüphanede öyle boynu bükük kaldılar. Bu durum belki biraz yazarların dili tarzıyla ilgili diyeceğim ama değil. Çünkü diğer iki yazarın külliyatlarını epey hatmetmişliğim var. Biraz da buna güvenerek Hasan Ali Toptaş’ın Sonsuzluğa Nokta kitabı elime geçince, ki epey benden epey genç de olsa eski bir kitap, yazarla yeni bir hasbihal fırsatı dedim kendi kendime. Bu defa tanışmalı, yazarın imrendiren bir ustalıkla kurduğu ama içine girilmesine emek harcanmadıkça izin vermeyen -Heba’da olduğu gibi- uzun betimlemelerle örülü olaylar örgüsünü bu defa gerçekten yaşamalı, zora gelince kaçmamalı. Çünkü bu uzun, çok uzun, ama gerçekten çok uzun ve ama hayranlık uyandıracak güzellikte cümleleri; kullanılması halinde sosyal medya kullanıcılarına epey “like” kazandıracak mataforlar ve aforizmalarla dolu güçlü ifadeleri hemen sindirmeniz mümkün olmayabiliyor. Dağılabiliyor, ilginizi kaybedebiliyorsunuz. Oysa yazarın gücü tam da burada. Aşklarımızı, dostluklarımızı, sevmelerimizi, küsmelerimizi, yiyip içtiklerimizi, giyip çıkardıklarımızı, işimizi ve gücümüzü ve aslında kendimizi hızla tüketmeye ve yeniden tüketmeye bu kadar alışmışken; emek harcanmış ifadeleri sindirmek için emek harcamak gerektiğini -böyle bir amacı olmasa da- anlatıyor bize Toptaş. Ama beri taraftan, sabretmeniz halinde sarsıcı güzellikte ve derinlikte, çoğu zaman demir leblebi kıvamında ifadelerle sizi yavaş yavaş ele geçiren
1000Kitap
Sonsuzluğa NoktaHasan Ali Toptaş · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20021,945 okunma
ANA, TROMPET OLMAK İSTİYORUM
Puan vermedi
Hasan Ali Toptaş’ı ilk Heba’yla tanıdım. Aslında çok da tanıdım denemez. Çünkü hala tam tekmil okuyamadım romanı. Yıllar evvel elime aldığım ama belki on defa başlayıp her defasında bir yerlerde yarım bıraktığım üç kitaptan biri Heba. Diğer ikisi Orhan Pamuk’un Kara Kitap’ı ve Jack Kerouac’ın On the Road’u. James Joyce’un Ulysses’inin dahi üstesinden geldim ama bu üç kitap nedense kütüphanede öyle boynu bükük kaldılar. Bu durum belki biraz yazarların dili tarzıyla ilgili diyeceğim ama değil. Çünkü diğer iki yazarın külliyatlarını epey hatmetmişliğim var. Biraz da buna güvenerek Hasan Ali Toptaş’ın Sonsuzluğa Nokta kitabı elime geçince, ki benden epey genç de olsa eski bir kitap, yazarla yeni bir hasbihal fırsatı dedim kendi kendime. Bu defa tanışmalı, yazarın imrendiren bir ustalıkla kurduğu ama içine girilmesine emek harcanmadıkça izin vermeyen -Heba’da olduğu gibi- uzun betimlemelerle örülü olaylar örgüsünü bu defa gerçekten yaşamalı, zora gelince kaçmamalı. Çünkü bu uzun, çok uzun, ama gerçekten çok uzun ve ama hayranlık uyandıracak güzellikte cümleleri; kullanılması halinde sosyal medya kullanıcılarına epey “like” kazandıracak mataforlar ve aforizmalarla dolu güçlü ifadeleri hemen sindirmeniz mümkün olmayabiliyor. Dağılabiliyor, ilginizi kaybedebiliyorsunuz. Oysa yazarın gücü tam da burada. Aşklarımızı, dostluklarımızı, sevmelerimizi, küsmelerimizi, yiyip içtiklerimizi, giyip çıkardıklarımızı, işimizi ve gücümüzü ve aslında kendimizi hızla tüketmeye ve yeniden tüketmeye bu kadar alışmışken; emek harcanmış ifadeleri sindirmek için emek harcamak gerektiğini -böyle bir amacı olmasa da- anlatıyor bize Toptaş. Ama beri taraftan, sabretmeniz halinde sarsıcı güzellikte ve derinlikte, çoğu zaman demir leblebi kıvamında ifadelerle sizi yavaş yavaş ele geçiren yazarın;
1000Kitap
Sonsuzluğa NoktaHasan Ali Toptaş · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20021,945 okunma
POLİKUŞKA: TALİHSİZLER MANZUMESİ
Puan vermedi
Uşaklar için yapılmış ve her biri taş çatlasa on arşınlık taş odalar.. Odalardan birinde Polikuşka ya da tam adıyla Polikey İlyiç ve ailesi: Akıllı, becerikli ama talihsiz karısı Akulina ile çocukları Anyutka, Nikita, Maşka, Mişka ve bebek Smoyka. Bir de tavuklar ve bir dana. Kuzeyin ayazına karşı büyüklerin çalışarak, küçüklerin koşarak ısındığı küçük, yoksul, nasırlı hayatlar. Tolstoy bu uzun öyküsünde Polikuşka’nın kadersizliğini anlatırken, çok ustaca Rusya’daki sosyal katmanları da (yukarıdan aşağı: “Hanımefendi”, kahya Yegor, hizmetçi Dunyaşa, köylü Dutlov ve diğerleri), olanca gerçekliğiyle ve alabildiğince çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Bunu da çok basit kurguyla ve çok yalın bir dille anlatarak yapıyor. Ustalık da burada zaten. Hikayeye adını veren Polikuşka dışında gizli ya da değil çok kahramanımız var aslında. Kenarda gibi dursa da felaketi ana kahramanınkinden belki daha da ağır olan Polikuşka’nın karısı Akulina öyle mesela. Hikayeyi okuduktan çok sonra düşündüğünüzde, Polikuşka’dan da çok ona hüzünlendiğinizi farkedebilirsiniz hatta. Belki de sadece bir kere geçtiği için olsa gerek, ismi daha öykü okurken unutulsa da, kadersizliğinin şiddeti masum melekliğinde saklı bebek Smoyka da öyle. Ama üç yüz rubleciğe kıyamadığı için, taze evli yeğeninin askere gitmesine (ölüme gitmekle eş) “bağrına taş basarak” göz yuman Dutlov’a pek ısınamıyor mesela insan. Fakat bu Dutlov’un çok gerçek bir karakter olmasına engel değil elbette. Hatta onu gerçek yapan da bu zaafı. Çünkü o içimizden biri. Şimdi şu an sokaklarda, caddelerde, evlerde, köylerde ve şehirlerde, okumuşu, okuyamamışı, güzeli ve az güzel olanı, eli nasırlı ya da teni elli faktör korumalı milyonlarca Dutlov var. Yine de Dutlov öyle kötü biri değil elbette. Günün sonunda yeğenini ve gelinini mutlu
1000Kitap
PolikuşkaLev Tolstoy · Can Yayınları · 20193,552 okunma