3 yıl önce Elazığ depremiyle sallandığımızda bir yayın izlemiştim. Maraş depremi hakkında. O günden beri deprem zihnimin bir köşesindeydi ama bunu gerçekten yaşayacağımı bilemezdim.
Deprem gecesi uyandığımda önce küçük bir sallantı zannettim fakat bir iki saniye içinde sarsıntının büyüklüğünü anladım. Anlaşılmayacak gibi değildi ki. Telefonum ve gözlüğümle birlikte yatağımın yanına çöktüm. Biraz sonra biter dedim.
Annemin bağıran sesini duyunca daha fazla orada kalamadım ve yanlarına gitmeye karar verdim. Odalarımız arasındaki kısa mesafeyi alırken sürekli yalpaladım ve duvardan duvara savrulduğumu hissettim. Hayatım boyunca bu kadar farklı hiçbir şey görmedim. Ailemin yanına ulaşınca kardeşimin evden çıktığını duydum ancak evimiz yüksek kattaydı ve merdivenler çok tehlikeliydi. Onu yakalamak için gittim ancak düzgün yürüyemeyip dönmek zorunda kaldım. Ve o saniyeden sonra hiçbir şey yapamadan öylece dikildim. Ölmeyi bekledim. O an binamızın yıkılacağından emindim ama ne zaman yıkılacaktı? Ne zaman betonların arasında kalacaktık? Bitmiyordu. O kadar zaman geçmesine rağmen bir türlü bitmedi. Yavaşladı sandığımız anda tekrar şiddetlendi. Ve sonra bitti. Daha doğrusu bitti sandık. Kabanlarımızı alıp hızla aşağı indik. Bu sefer de arabamızı kardan çıkaramadık. Onunla uzunca bir zaman uğraştıktan ve çıkardıktan sonra boş bir araziye gitmek istedik. Derken önümüzdeki araç alev aldı. Her şey bir kabus gibiydi. Gerçek olamayacak kadar kötüydü. O geceyi arabada sürekli devam eden sarsıntılarla geçirdik. Ertesi gün eve çıkıp bir şeyler atıştırmak istediğimiz sırada 2. deprem meydana geldi. Ardından kalmak için bir köye gittik. Ve onun ardından da başka bir şehre.
Her şey çok korkunç ve zordu. Bölgede sarsıntılar hala devam ediyor. Psikolojilerimiz iyi değil ancak hayatta