• 5,6,7. sınıf öğrencileri için keyifli bir roman. Dili, roman karakterlerinin özellikleri ve sayısı, örgüsü çocukları yormayacak. Kullanılan semboller ve metaforlar yetişkinlerin de ilgisini çekebilir.

    "Zaman Nasil Birsey ..?
    Var olduğu kesin.
    Ama ona dokunamayız.
    Tutamayız da onu.
    Sanki koku gibi bir şey.
    Ama durmadan ilerleyen bir şey.
    O halde geldiği bir yer olmalı!
    Belki de, rüzgâr gibi bir şeydir! Ama yok, hayır! Şimdi buldum!
    Belki, hep var olduğu için duyulmayan bir müzik gibidir."

    "Hayattaki en tehlikeli şey gerçekleşmiş hayallerdir."

    "-Sana bu adı kim taktı ?
    -Ben kendim. dedi Momo.
    -Sen kendin mi taktın ?
    -Evet.
    -Ne zaman doğdun ?
    Momo biraz düşündü ve sonra dedi ki : Hatırladığım kadarıyla ben hep vardım."

    "Annem, babam beni çok severler.
    Vakitleri olmuyorsa ne yapsınlar."
  • Babam Türk, annem Ermeni. Kıyımın tam ortalık yerinde, el ele tutuşabildilerse, nefreti reddetmede birleştikleri içindi. Bu husus, bana da miras kaldı. Benim vatanım işte bu. Nazizmden, Fransa'yı işgal ettiği gün değil, Almanya'yı işgal ettiği gün nefret ettim. Fransa'da ya da Rusya'da ya da kendi ülkemde doğmuş olsaydı, aynı derecede nefret ederdim.
    Amin Maalouf
    Sayfa 58 - YKY. 66. Baskı
  • Beni sevdiğini söyledi... Bir insan tarafından sevilmek bu kadar fena mı? Beni şimdiye kadar kim sevdi? Annem, babam...
  • "Kederim için hiçbir sebep yokken çok kederliyim." "Yalnız olmaya katla­namıyorum, ama neden böyle olduğunu bilmiyorum." "Şişman olduğumda kendimden nefret ediyorum, zayıf olmam gerekiyor, ama yine bunun sebebini bilmiyorum." "Bu öğrenciyi sevdim, ama bunun akıllıca bir eşleşme olduğuna inanmıyorum. Babam ve annem onun benim için uygun adam olmadığını hissediyor­lardı."
    "Kendimden, savunmasızca her dakika bana doğru gelen duygularımdan korkuyorum". Bu duyguların bazılarının gerçekten çok korkutucu olduğu­nu keşfedecekti. Bağımsız bir insan olma riskini ve heyecanını keşfetme ve yaşama, bu korkulu öğelerden biridir.


    Güvenli bir ilişkide kendini bütün ve kabul görmüş hisset­mekle ne kastettiğimin bir örneği bu. Ellen da benzer biçimde kendisinin bu gizli yüzlerini yaşasaydı, kendisinin değiştiğini görecekti. Bu kez değişen benlik onun organizmasının tepkilerine, içinde yaşadıklarına dayalı ola­caktı, başkalarının değerlerine ve beklentilerine değil. Doğasına, duygularına karşı savaşmasının gerekmediğini gö­recekti. Daha ziyade, bütün hislerine -hem kendi içinde yaşa­dıklarına hem de başkalarının taleplerine ve tutumlarına ilişkin hislerine- açık olabildiği zaman, ona göre yaşayabileceği bir da­yanağı olacaktı. Hislerine açık olabilseydi ve anlamlarını duyarlı bir biçimde dinleyebilseydi, yaşantısının davranışı ve hayatı için yapıcı bir kılavuz sağlayacağını keşfedecekti. Bu, süreç pürüzsüz ve rahat olacak anlamına gelmiyor. İn­san olmak için -kimi zaman ebeveynlerine karşı gelen, toplumun baskısına karşı duran, sonuçtan emin olmasa da harekete geç­meyi seçen bir insan olmak- acıtıcı, bedelli, hatta kimi zaman dehşet verici olabilir. Ancak çok kıymetli olacaktır, kendin olmak yüksek bir bedel ödemeye değer.
  • Resulullah süper bir insandı, ben o kadar değilim.
    Resulullah yolda Ebu Bekir’i görse "Es Selamu Aleyküm Ya Sıddık" derdi,
    Ben yolda Ebu Bekir’i görsem tanımam.
    Resulullah asla yalan söylemezdi; ben annem ölürken hiç ağlamadım.
    Ben annem ölürken çok ağladım çünkü annem
    Gırtlağından hırıltılar çıkarırken nasıl terliyordu, görmeliydiniz.

    Resulullah Azrail’i yolda görse tanırdı.
    Ben Azrail’i annemin yanında görseydim ona bir çift lafım olurdu.
    Derdim ki: "Şimdi yani af edersin ama o sıktığın annemin gırtlağı."

    Resulullah olsa ona bunları söylesem o bana gülümserdi;
    O bana gülümserdi, ben ona derdim ki:
    "Anam babam yoluna feda olsun ey Allah’ın Resulü;
    Fakat şu koca melek, annemin gırtlağını sıkıyor, bir şeyler yapamaz mıyız?.."

    Resulullah orada olsaydı annemin elini tutardı derdi ki:
    "Kızım ha gayret!";
    Ben orada olsaydım annemin elini tutardım ve derdim ki: "Anneciğim ölmesen…"

    Ben oradaydım annemin elini tuttum ve dedim ki:
    "Anneciğim seni ben…"
    Annem döndü bana bir baktı o bakışı görmeliydiniz.

    Resulullah o bakışı görseydi merhametten ağlardı;
    Ben o bakışı gördüm, haşyetten bayılacaktım ama annem elimden tuttu.

    Ne tuhaf, anneler ölürken bile çocuklarının

    Anneler ölürken bile çocuklarının ellerini bırakmıyor ne tuhaf…

    Resulullah çok şanslı bir insan
    Annesi öldüğünde o küçücüktü;
    Benim annem öldüğünde ben küçücük değildim,
    Zaten şanslı birisi de değilimdir, filmlerim iş yapmaz.

    Annem daha yeni öldü fazla uzaklaşmış olamaz!

    Olamaz dedim annem son nefesini alıp da vermeyince
    Verse de ben alsam onu, içim ferahlasa, siz de görseniz
    Resulullah tutsa annemin elinden birlikte geçseler çölü
    Nasıl olsa Resulullah da ölü annem de ölü. ..
  • "BİRAZ DA SEN AĞLA"

    Her şeyden önce, savaşlarla ilgili kitapların kıymetini daha iyi anlamama vesile olan Ebru Ince ablaya bir selam.

    Bugün 10 Kasım, ömrünün büyük kısmı vatan müdafaası için cephelerde geçmiş Atatürk ve milletimizin gazi ve şehitlerini rahmet ve minnetle anıyorum. Klasik bir cümle ama bizim ihtiyacımız hiç bitmeyecek klasik olana..

    Savaş.. Soğuk bir kelime.. İnsanlar her savaşta biraz daha acımasızlaştı. Şolohov, 2. Dünya Savaşından kesitleri hikayeleştirmiş bu kitabında, çok sevdim yazarı ve anlatım tarzını. 5 kısa hikaye var kitapta, biraz anı, biraz kurmaca diye düşünüyorum, yaşanmış veya yaşanmış olması muhtemel gerçekçi insan hikayeleri..

    Kitaba ismini veren , Yaşam Bu Mu hikayesini ağlaya ağlaya okudum ve utanmıyorum bunun için. Ağlayamazsak halimiz nice olur bilmiyorum..

    Bu kanlı ve zalim savaşın kurbanlarından sadece bir tanesi olan genç bir adamın hikayesi, bir Rus gencinin. Çoluk çocuğunu evde bırakıp mecburen cepheye giden, sonra Almanlara esir düşen, bir şekilde kurtulan ama artık hayatını ruhen kaybetmiş bir adam..

    Alıntılar paylaşmak istiyorum.

    "Bazı geceler uyku uyumadığın ve gözlerini karanlıkta açıp hiçbir şey görmeden baktığın zamanlarda kendi kendine sorarsın: Niçin hayat beni bu kadar yıktı,hangi suçum için beni cezalandırıyor, bu soruma hiçbir zaman bir cevap bulamadım. Ne karanlıkta, ne gün ışığında, zaten bir cevap da beklediğim yok ya ! "
    "Memlekette kalan babam,annem,küçük kız kardeşim açlıktan öldüler, yalnız ben kaldım. Ailemden birini bulmak için bütün dünyayı dolaşabilirdim.Hiç kimsem kalmamıştı, bir kendim bile yoktu."
    "Üstlerimiz trene binmek komutunu verdiler,birdenbire göğsüme düştü,boynuma asıldı,sonra yıkılan bir ağaç gibi titremeye başladı Çocuklar ona anlatmaya çabaladılar, ben de öyle, fakat hiçbir şey fayda etmiyordu. Başka kadınlar kocaları ile, oğullarıyla konuşuyorlardı, benimki bana yapışmıştı, tıpkı dalda bir yaprak gibi ve sadece titriyordu, bir söz söylemiyordu."

    "İki kere yaralandım. İkisinde de hafif yaralar almıştım. Birincisinde kolumdan ikincisinde bacağımdan. Birincisi uçaktan atılmış bir kurşunla, ikincisi de bir obüs parçasıyla olmuştu. Kamyonumu kalbur gibi delik deşik etmişlerdi, ama ağabey,ben her zaman kurtuluyordum. Günün birinde o kadar iyi kurtuldum ki nihayet iflahımı kestiler, yani beni esir aldılar."

    "Kendi kendime 'işte ölümüm yaklaşıyor' dedim, doğrulup oturdum. Sonra kalktım, yattığım yerde ölmek hoşuma gitmiyordu. Birkaç adım yaklaşınca içlerinden biri omuzundaki kayışını indirdi otomatik silahını eline aldı. Bak ağabey,insan ne tuhaftır, içimde ne korku ne panik kaldı, hangi tarafımı kalbura çevirmesinin bence çok önemi varmış gibi yalnız kendi kendime 'şimdi kısa bir yaylım yapacak,ama acaba başıma mı nişan alacak yoksa göğsüme mi?' diye sordum."

    Kahramanımızı ve yanındaki birkaç askeri yakalayıp esir alırlar, bir kiliseye kapatırlar. İçlerinden birinin beni okurken mahfeden çaresizliğini aktarıyorum,

    "Yapamam. Allahın evini kirletemem. Ben insanım, iyi bir Hristiyanım, arkadaşlar söyleyin ben ne yapayım? Askerleri bilirsin, içlerinden biri gülüyor,diğerleri onu azarlıyor,başkaları da derdinden kurtulması için ona çeşitli öğütler veriyordu. O gece bu manyakla çok alay ettik, fakat işin sonu güzel olmadı, zavallı kendini tutamadı, kapıya vurmaya tekmelemeye başladı,çıkmak istiyordu. Çok ısrar ettiği için cevabını da aldı. Bir faşist kapının öte tarafından yaylım ateşi açtı, dini bütün çocuk hemen öldü. Onunla birlikte üç kişi daha. Bir kişi de ağır yaralandı, sabaha karşı o da öldü."

    Asker olmadan önce , muhtemelen her pazar gittiğine benzer bir kilisede, en insani tuvalet ihtiyacını karşılayamadığı için ölüme giden bir adam. Şehitlik diye bir şey varsa bu olsa gerek, bunun dini, dili, ırkı olur mu?

    Biraz daha alıntı,

    "Yahudi misin diye soruyor, sen istediğin kadar hayır demekte inat et, dinleyen kim? İnsana, 'çık sıradan' diyorlar ve işini bitiriyorlar."

    "Esirken çektiklerimi anlatmak, bana onları hatırlatmaktan daha acı geliyor. Orada çektiğin orada tahammül ettiğin tabiat dışı acıları ve bu kamplarda ölünceye kadar işkence çekmiş arkadaşlarını tekrar düşündüğün zaman yüreğin göğüs kafesinden gelip boğazına tıkanıyor ve orada çırpınıyor. Nefes almakta güçlük çekiyorsun."

    "Beni neden istediğini sormaya lüzum yoktu. Canıma okumak içindi. Bunun ne demek olduğunu anlayan arkadaşlarıma veda ettim, içimi çektim ve yürüdüm. Avludan geçtim, yıldızlara baktım,onlara da veda ettim."

    "Son iki sene içinde insan gibi muamele görmeyi unutmuştum. Bak ağabey, sana söyleyeyim ondan çok daha sonra hatta bugün bile ne zaman bir üst karşısına çıksam sanki beni dövecekmiş gibi, omuzlarımı kaldırır,başımı arasında saklamak isterim.Alışkanlık meselesi. Onlar faşist kamplarında bizi böyle alıştırmışlardı."

    Sonra bütün bunlarla kalmaz bir de mektup alır memleketinden,

    " Bir mektup aldım komşumuzdan.Almanların uçak fabrikasını bombaladıklarını, bu sırada bir bombanın doğrudan doğruya bizim evin üstüne düştüğünü, bomba düştüğü gün,İrina ve çocukların o sırada evde bulunduklarını ve sonra onlardan ufak bir parça bile bulunmadığını yazıyordu. Bu mektubu sonuna kadar okuyamadım. Bu haber bana taş gibi çarpmıştı, gözlerim karardı, kalbim göğsümün içinde büzüldü sıkıştı top gibi bir şey oldu ve bir daha da açılmadı."

    "Bütün sevdiklerimi her gece rüyamda görüyorum.Her zaman şöyle görüyorum : Ben tel örgüler arkasındayım, onlar öte tarafta, İrina ile çocuklarla şundan bundan konuşuyorum fakat tel örgüleri biraz açıp onların yanına gitmek istediğim zaman kayboluyorlar. Tuhaf olan şurası ki gündüzleri her şeye iyi tahammül ediyorum, ne iç çekiyorum ne ah ediyorum ama gece uyandığım zamanlar yastığımın gözyaşından sırsıklam olduğunu görüyorum."

    Sonra, kendisi gibi bütün yakınlarını kaybetmiş bir çocuğa rastlar bu adam, yanına alır ve evladı sayar onu. Ne acılar çekilmiş ve neler yaşanmış neler..

    Diğer 4 öykü de, Yabancı Kan, Aile Babası, Mişka ve Bostan Bekçisi. Hepsi de yine savaş odaklı.

    Yazarın herhangi bir kitabını okumanızı tavsiye ederim, ihmal edilmiş ve çok az okunmuş, ben okumaya devam edeceğim savaşları anlatan kitapları. İnsan olduğumuzu hatırlamak için ihtiyacımız var çünkü bu kitapları okumaya..
  • Duyduğum, dokunduğum, gördüğüm, tattığım, kokladığım için var bu dünya..Farkında olduğum için.. Kendim yazdım, kendim oynadım
    en başından beri..
    O yüzden ki bir dünya yarattım, roller verdim sahnedekilere..
    Sevdim; sevgilim, paylaştım;
    dostum dedim..
    En derinimde hissettim; annem, kızdım da kıyamadım; babam dedim..
    Geçer dediklerimi geçirdim..
    Biter dediklerimi bitirdim..
    Nefret ettiklerimi sildim, geçtim..
    Gün oldu; silkindim, yeter dedim..
    Geride bıraktıklarım hesap sormaya kalkmasın o yüzden bana..
    Farkında olduğum için var oldunuz, vazgeçtiğim için bugün yoksunuz..
    Bu nasıl bir cüret ki; bir başka hayata müdahil olma, umarsızca sorgulama, pervasızca yargılama hakkını
    bulur insan kendinde..
    Haddinizi aşmayın ey faniler..
    Ben yok olmayı kabullenirken, kar taneleri mütemadiyen ayak izlerimi kapatmaktayken, güneş bile her gün batarken, sizdeki ne arsızlıktır; silinmeyi dahi kabul edemiyorsunuz bir başka faninin zihninden.. Mezarlıklar, kendini vazgeçilmez sananlarla doluyken, yerin üstündeki bu şatafat da
    neyin nesi oluyor acep?
    Uğraştırmayın da dağılın hadi..
    Dağılın ve gidin, ama bilin..
    Kör cehalet çirkefleştirir insanları!
    Suskunluğum asaletimdendir...
    Her lafa verecek bir cevabım var...
    Lakin bir lafa bakarım lafmı diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye...