• 324 syf.
    ·7 günde·8/10
    Kitaptaki ana olay Jouja’da gerçekleşir ve tarihsel bir tabana dayanır. 1958’de And Dağlarının eteklerinde bir köyde mevcut hükümeti devirmek amacıyla başlayan silahlı bir isyan hareketi bastırılır. Bu isyan hareketinde daha çok liseli öğrenciler katılmıştır ve isyan genç bir idealist ve yaşlı bir Trotsky yanlısı tarafından planlanır. Ancak bu isyan hareketi son derece kötü tasarlandığı ve yürütüldüğü için başarıya ulaşmamıştır. Kitap çıktıktan kısa bir süre sonra Peru’da bir dergide Vargas’ın Mayta karakterini dayandırdığı, Jocinto Renteria, bir kişi hakkında bir makale yayımlanır. Jouja’daki bu isyanda o makaleye göre Renteria, Trotsky yanlısı o yaşlı adamdır.

    “Mayta’nın Öyküsü” ne bir biyografi ne bir otobiyografidir; ne bir tarihi doküman ne bir romandır. Tüm bunlar arasında gidip gelen bir romandır aslında. 10 bölümden oluşan bu romanda Mayta dışında ana karakter olarak yazarın kendisi de vardır ama yazarın ismi hiçbir zaman geçmez. Yazar kendini bir karakter olarak kitaba dâhil eder. Peru’daki mevcut durumu anlatmaya ve Mayta’nın hikâyesini tekrar kurgulama amacı güder. Bu amacı Mayta’yı çeşitli şartlar altında tanımış insanlara başvurup onların ifadelerini alarak yürütür. Her bölümde Mayta’nın hayatında iz bırakmış birinin onun hakkında verdiği ifadeyi dinleriz. Bunun için yazar, eski kız arkadaşı, solcu bir Perulu senatör, tanınmış Marksist bir profesör, Mayta’nın eşi ve halası, pek çok siyasi şahsiyetle görüşür. Yazar burada aslında Mayta’nın gerçek hikayesinin peşinde değildir, hikayeyi tüm bilgiler ve ifadeler ışığında tekrar kurgulamaktır asıl gaye. Zaten yazarın yazdığı roman da başlı başına bir yalan, bir kurgu olacaktır. Ve böylece farklı kişilerden toplanan yalan yanlış, doğru gerçek tüm hikayelerden oluşan bir roman okuyacağız. Mayta hakkında söylenen pek çok şey, öne atılan pek çok iddia haliyle birbirlerinden farklı olacaktır. Bazıları onu devrimci ve ideolojik biri olarak tanımlarken, bazıları ise siyasi bir duruş benimseyemeyen genç bir adam olarak tanımlar. Kimisi onun bir hain olduğunu iddia ederken kimisi de CIA ile işbirliği içinde olduğunu öne sürer. Bazıları onun Jouja’daki felaketin örgütleyicisi olarak görürken, bazıları da onun bu isyanda marjinal bir rolü olduğuna inanır. Eski kız arkadaşı onun homoseksüel olduğunu bile iddia eder. Son bölümde ise bir sürpriz bizi bekler ve yazar Mayta’nın kendisiyle görüşür. Zaten bu son görüşmede Mayta’nın anlattıkları ile onu tanıyanların ağzından dinlediğimiz ifadeler, ya da gözümüzde canlandırdığımız ve yücelttiğimiz Mayta… cümlenin devamı okura göre değişiklik göstereceğinden sanırım eksik bırakmak daha iyi.

    Yazar Mayta’nın yaşamını kurgulamaya çalışırken bir yandan da Peru hakkındaki görüş ve düşüncelerini dile getirir. Peru’daki fakirliğe dem vurarak ülkenin mutlak bir kaosa doğru sürüklendiğine inanır. Politik ve sosyal bozulmanın uç noktalarına gelindiğini, çöküşün eşiğinde olduklarını düşünür. Roman Lima’nın kenar mahallelerindeki bir çöplükte başlar ve yine orada son bulur. Çevresel olsun, toplumsal olsun, ekonomik olsun, siyasi olsun Peru’nun yüz yüze kaldığı pek çok sorunlara değmeden geçmiyor yazar.

    Önceki romanlarında alışageldiğimiz derinlik ve genişlikten yoksun olsa da bence yazarı sevenlerin keyifle okuyacağı bir roman.
  • 484 syf.
    Ölü Canlar kitabını başka yayından okumuştum yalnız 1000Kitap'ta okuduğum yayın mevcut olmadığından dolayı bu yayınları okudum olarak kaydetmek durumunda kaldım. Kitapta verilen mesaj aslında :"kimse göründüğü gibi değildir ." İnsanların nezaketli oluşu, bakımlı, telaffuzunun -konuşmasının düzgün oluşu , herkesle iyi geçinebilmesi onun yanlış yapamayacağı anlamına veya asıl kişiliğini, karakterini gizlemediği anlamına gelmediğini belirtiyor bize. Herkese bir şüpheyle yaklaşmak elbette doğru değildir, lakin herkese aldanmamak gerekir..
  • İttihadçıların yönetime geldiği dönemde dünya hızla savaşa doğru ilerliyordu. Savaşın asıl sebeplerinden birisi Ortadoğu ve Hindistan'a kimin hakim olacağı meselesiydi.
  • 1224 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Merhaba :) Bu kitabı ve tarih ilmini çok önemsiyorum seviyorum etrafta bilen çok insan var aslında ama okunma sayısı çok değil malesef keşke daha fazla okunsa "coğrafya kaderdir"üzerinden bilinmese bu güzel eser ahhh keşke...

    Baktigimiz da kitabül iber ve divanül mübtedei vel haber fi eyyamil arab vel acem vel berber ve men aserehüm min zevissultanil ekber" çalışmasının sadece birinci cildininden müteşekkil aslında ayrı 7 cilt var bu eser sadece önsöz kısmını içeriyor o şekilde .İşte böylesine özgün bir yapıya sahip ilk cilt, dönemsel tarih, coğrafya ve güncel politika konularını ele alıyor.

    ibni haldun`un mukaddime kitabını okuduğumuzda onu ümran ilmini kurmaya götüren yegane sebebin tarih ilmi ile ilgili bazı sorun ve kaygıları olduğunu görebiliriz.çünkü o yeni bir tarih kaleme almanın gerekli olduğunu savunmuştur.

    Kitap konusunda Dergâh yayınevine teşekkür ediyorum eseri oldukça iyi çevirmişler üstelik türkçede çevirisi çok fazla yok ve yorumlar katılarak yapılan özgün çeviriler az. Okuduğumda oldukça anlaşılır buldum bir solukta okumadım tabi sindirerek okumaya çalıştım üzerinde çok not aldığım düşündüğüm kısımlar oldu.Büyük islam alimi Ibni Haldunun ruhuna rahmet diliyorum bu güzel eseri Yazdiklari icin..

    İbni Haldun’un tasarısının kapsamı daha okuyucuların dikkatine sunduğu ilk satırlarıyla kendini gösterir. ,Eser eksiksiz bir Evrensel Tarih’tir. Olayların nedenlerini verir. Tarihin felsefesini bir bütün olarak içinde taşır. Olayların nedenlerinden ve aynı zamanda bizzat olgulardan çıkarılacak dersleri açıkça ortaya koyar. Onun içindir ki yapıta, Arapların, Perslerin ve Berberilerin tutumları ve onların zamanlarının egemen olduğu görülür.


    Söze kitabin önsöz kısmında Ibni Haldunun Eseri yazma sebebini ele almasiyla geçen kısımdan bahsederek başlamak istiyorum;

    Bu eserde umranın ve medenileşmenin hallerini, zatî arazlardan olmak üzere insan topluluklarına arız olan hususları açıkladım. Bu açıklamalar, olan şeylerin illet ve sebeplerini anlama konusunda sana faydalı olacak, devlet sahiplerinin ve hükümdarların, devlete açılan kapıdan nasıl girdiklerini sana tarif edecektir. Hatta bu sayede taklitten el çekecek, senden önceki ve sonraki nesillerin, hâdiselerin durumlarına vâkıf olacaksın.
    Mukaddime..

    İbn Haldun’un muhteşem eseri Mukaddime belki de en güzel tavsîfini Cemil Meriç’te bulur düşününce : “Bazen revak saraydan daha muhteşem. İbn Haldun'un Mukaddimesi gibi” Günümüzde değerlendirmeye tutulduğunda içerisinde pek çok ilimle alakalı mevzu içeren, pek çok ilmî disiplinin sahasına giren Mukaddime her şeyden önce şüphesiz tarihte bir usûl koyma iddiasını taşır daha çok.

    İbn Haldun’a göre sıradan, hatta gaflet içerisindeki kişilerin bile öğrenmek için heveslendikleri tarih ilmi aslında hiç de basit bir ilim değildir, anlaşılması derin bir vukûfiyet ister. Öyle ki bu ilmin sahip olduğu değer kendisinin hikemî ilimlerden sayılmasını da zorunlu kılar.

    Kendi dönemine kadar gelen tarihçilik literatür müktesebâtına vâkıf olduğu anlaşılan İbn Haldun, bu tarihçileri tenkîd etmekten de geri kalmaz. İslam tarihinde büyük tarihçilerin varlığını inkar etmemekle birlikte özellikle bu büyük tarihçilerden sonra gelen ve bunları asalak tarihçiler olarak tavsîf eden İbn Haldun, belli bir tarih usûlüne sahip olmadıkları için gelen haberlerin yalan yanlış pek çok rivayetler harmanlandığını ifade eder.İbn Haldun’a göre İslam tarihçiliğinde asıl problemler de işte burada başlar. Sonra gelen kimi tarihçilerin öncekilerin mukallidi olduğunu söyleyen İbn Haldun onlar hakkında “budala” ve “ahmak” kelimelerini kullanmaktan da çekinmez.

    Eserde dikkatimi en çok çeken kısım şu oldu ;

    ibni haldun konusunda islam coğrafyası, yaşadığı dönem, yaptığı görevler dikkate alındığında en dikkat çekici tarafı burda devlet düzeninin dinsel kurallara dayanmak zorunda olmadığı iddiasıdır.

    toplumu öne aldığı konulardan bahsederken ; peygamberlik kurumunu insanlığın yaşamı için zorunlu görmediğini, dinin, kabile gücüyle gerçekleştirilebildiğini kabile gücü olmasaydı peygamberin başarılı olamayacağını, bu güç olmasaydı hiç bir peygamberin başarılı olamayacağını dile getiresi oldu Peygamberimiz dönemini de sav düşündüm.

    Haldun’a göre tarihçinin vazifelerinden biri de kendi döneminin şahitliğini yapmaktır. Daha öncekiler bunu yapmış olmalarına rağmen sonra gelen bu tarihçiler işin içinden çıkamadıkları için kendi dönemleriyle alakalı bir birikim ortaya koymamış, bunun yerine kendilerinden önceki tarihçilerin naklettikleri bilgileri nakledegelmekten başka bir şey yapmamışlardır.Ayrıca eserlerini doğru olmayan hakimlerle dolduranlar için  İlk problem budur.
    Suan günümüze baktığımızda bu durumu görüyoruz zaten.Kitapta dediği gibi Ibni Haldun
    (Hakîkatin kudretine mukâvemet edilemez .)

    Kesinlikle youtube üzerinden Ihsan Fazlıoğlu hocadan dinleyin seri olarak üstelik tavsiye ederim.

    https://youtu.be/aRrz00tnuIw

    KİTABI OKUYUN OKUTUN EFENDIM..
    iyi okumalar:)
  • 124 syf.
    ·4 günde·Beğendi·9/10
    • Doppler. Okurken cesaretine, asi ruhuna, umursamaz tavrına ve en önemlisi kendine olan güvenine hayran olduğum bir karakter kendisi. Doppler medeniyetten sıkılmış kendini bir şekilde medeni hayatın bataklığından kurtarmaya çalışan, her yönüyle klasik-benimsenmiş- düzeni reddeden bir kişilik. Artık bu hayatı yaşamak istemediğine karar verip ormana yerleşiyor, geride bıraktığı karısı ve iki çocuğuna rağmen... Ormanda bisikletiyle turlarken bir kaza geçiriyor ve bu kaza o andan itibaren onun için asıl yuvanın orman olduğunun, her şeyi geride bırakıp kendini ormana adamanın daha doğru olacağının idrakine olanak sağlıyor. Zaten biz Doppler’in hikayesini bu kazadan sonra okumaya başlıyoruz. Loe’nun üslubu çok akıcı ve kitabı elinize alır almaz bir solukta bitiyor. Kitabın ince olmasından kaynaklı bir durum da olabilir tabii bu.
    • Okurken genel olarak düşündüğüm şey şu oldu; aslında hiçbirimiz tam olarak kendimiz için yaşamıyoruz. Hepimizin bu hayatta bir rolü var. Kimimiz babayız kimimiz anne. Bir kişi aynı anda hem anne hem teyze, hala, evlat, yeğen vs. Olabiliyor. Birbirimize çeşitli roller biçtiğimiz bu hayatta her şey olabiliyoruz ama kendimize dost olamıyoruz. Buna cesaretimiz yok çünkü. İşte Doppler’in bu noktadaki başarısını kendime ders edindim. Reel bir ormana ihtiyacımız yok. Doppler’in ormanı vardır, bizim kendimize ayıracak birkaç saatimiz. Kitaptaki betimlemeler sayesinde kendimi oradaymış gibi hissettiğimden kendime ayırdığım vakte sonuna kadar değdiğini düşünüyorum. Doppler ormandaydı ve ben onun misafiriydim..
    • Kitabın sonunda devamı geleceği söyleniyor. Umarım bu güzel romanın devam kitabını uzun süre beklemeyiz. Sabırsızlıkla bekliyorum Loe. Sabırsızlıkla bekliyorum Doppler. Sevgiyle...
  • ... asıl zor olan hataları değil, bir zamanlar doğru yaptığımızı düşündüğümüz şeyleri gözden geçirmek olacak.