• "Kafası koparılmış ve can havliyle sağa sola koşturan bir tavuktan farkımız yok diyorsun yani."

    "Aynen öyle. İçinde bulunduğumuz durumu bundan daha iyi anlatabilecek bir şey bulamazdım doğrusu."
  • Yaz ortalarında, dikende, önce mavi damarlar peyda olur. Sonra yavaş yavaş dikenin dalları, gövdesi mavileşir. Açıkça bir mavidir bu... Sonra mavi gittikçe koyulaşır. Bu en güzel bir mavidir. Bir tarla, uçsuz bucaksız bir ova tüm maviye keser. Gün batarken eğer bir yel eserse mavi dalgalanır, hışırdar, aynen deniz gibi. Gün batarken sular nasıl kızarır, çakırdikeni tarlası da öyle kızarır.
  • Karayılan Hikayesi (Antep Destanı)

    BİRİNCİ BAP

    YIL 1918-1919

    Ateşi ve ihaneti gördük

    ve yanan gözlerimizle durduk

    bu dünyanın üzerinde.

    İstanbul 918 Teşrinlerinde,

    İzmir 919 Mayısında

    ve Manisa, Menemen, Aydın, Akhisar;

    Mayıs ortalarından

    Haziran ortalarına kadar

    yani tütün kırma mevsimi,

    yani, arpalar biçilip

    buğdaya başlanırken

    yuvarlandılar.

    Adana,

    Antep,

    Urfa,

    Maraş:

    düşmüş dövüşüyordu...

    Ateşi ve ihaneti gördük,

    Ve kanlı bankerler pazarında

    Memleketi Alman’a satanlar,

    Yan gelip ölülerin üzerinde yatanlar

    düştüler can kaygusuna

    ve kurtarmak için başlarını halkın gazabından

    karanlığa karışarak basıp gittiler.

    Yaralıydı, yorgundu, fakirdi millet,

    en azılı __________düvellerle dövüşüyordu fakat,

    dövüşüyordu, köle olmamak için iki kat,

    iki kat soyulmamak için.

    Ateşi ve ihaneti gördük,

    Murat nehri, Canik dağları ve Fırat,

    Yeşilırmak, Kızılırmak,

    Gültepe, Tilbeşar ovası,

    gördü uzun dişli İngiliz’i.

    Ve Aksu’yla Köpsu,

    Karagöl’le Söğüt gölü

    ve gümüş basamaklı türbesinde yatan

    büyük, aşık ölü,

    şapkası horoz tüylü İtalyan’ı gördü.

    Ve Çukurova,

    Kıyasıya düzlük,

    uçurumlar, yamaçlar, dağlar kıyasıya

    ve Seyhan ve Ceyhan

    ve kara gözlü Yürük kızı,

    gördü mavi üniformalı Fransız’ı.

    Ve devam ettik ateşi ve ihaneti görmekte.

    Eşraf ve ayan ve mütehayyizanın çoğu

    ve ağalar:

    Bağdasar ağadan

    Kellesi Büyük Mehmet Ağaya kadar,

    düşmanla birlik oldular.

    Ve inekleri, koyunları, keçileri sürüp, götürüp,

    gelinlerin ırzına geçip,

    çocukları öldürüp

    ve istiklali yakıp yıktıkça düşman,

    dağa çıktı mavzerini, nacağını, çiftesini kapan

    ve çığ gibi çoğaldı çeteler

    ve köylülerden paşalar görüldü,

    kara donlu köylülerden.

    Ve bizim tarafa geçenler oldu

    Tunuslu ve Hindli kölelerden.

    Ve Türkistanlı Hacı Ahmet,

    kısık gözleri,

    seyrek sakalı,

    hafif makineli tüfeğiyle

    dağlarda bir başına dolaştı.

    Ve sabahleyin ve öğle sıcağında ve akşam üstü

    Ve ayışığında ve yıldız alacasında geceleyin,

    ne zaman sıkışsa bizimkiler,

    peyda oluverdi, yerden biter gibi o

    ve ateş etti

    ve düşmanı dağıttı

    ve kayboldu dağlarda yine.

    Ateşi ve ihaneti gördük,

    Dayandık,

    dayandık her yanda,

    dayandık İzmir’de Aydın’da,

    Adana’da dayandık,

    dayandık Urfa’da, Maraş’ta, Antep’te.

    Antep’liler silahşor olur,

    uçan turnayı gözünden

    kaçan tavşanı art ayağından vururlar

    ve Arap kısrağının üstünde

    taze yeşil selvi gibi ince uzun dururlar.

    Antep sıcak,

    Antep çetin yerdir.

    Antep’liler silahşor olur,

    Antep’liler yiğit kişilerdir.

    Karayılan

    Karayılan olmazdan önce

    Antep köylüklerinde ırgattı,

    Belki rahatsızdı, belki rahattı,

    bunu düşünmeye vakit bırakmıyordular,

    yaşıyordu bir tarla sıçanı gibi

    ve korkaktı bir tarla sıçanı kadar.

    Yiğitlik atla, silahla olur,

    Onun atı, silahı, toprağı yoktu.

    Boynu yine böyle çöp gibi ince

    Ve böyle kocaman kafalıydı

    Karayılan

    Karayılan olmazdan önce.

    Düşman Antep’e girince

    Antepliler onu

    Korkusunu saklayan

    Bir fıstık ağacından

    alıp indirdiler.

    Altına bir at çekip

    eline bir mavzer

    verdiler.

    Antep çetin yerdir.

    Kırmızı kayalarda

    Yeşil kertenkeleler.

    sıcak bulutlar dolaşır havada

    İleri geri.

    Düşman tutmuştu tepeleri,

    düşmanın topu vardı.

    Antepliler düz ovada

    sıkışmışlardı

    Düşman şarapnel döküyordu,

    toprağı kökünden söküyordu.

    Düşman tutmuştu tepeleri.

    Akan: Antep’in kanıydı.

    Düz ovada bir gül fidanıydı

    Karayılan’ın

    Karayılan olmazdan önceki siperi..

    Bu fidan öyle küçük,

    Korkusu ve kafası öyle büyüktü ki onun,

    namluya tek fişek sürmeden

    yatıyordu yüzükoyun.

    Antep sıcak,

    Antep çetin yerdir.

    Antep’liler silahşor olur.

    Antepliler yiğit kişilerdir.

    Fakat düşmanın topu vardı.

    Ve ne çare, kader

    düz ovayı Antepliler

    düşmana bırakacaklardı.

    “Karayılan” olmazdan önce

    umrunda değildi Karayılan’ın

    kıyamete dek düşmana verseler Antep’i

    Çünkü onu düşünmeğe alıştırmadılar.

    Yaşadı toprakta bir tarla sıçanı gibi,

    korkaktı da bir tarla sıçanı kadar.

    Siperi bir gül fidanıydı onun,

    gül fidanı dibinde yatıyordu ki yüzü koyun

    ak bir taşın ardından

    kara bir yılan

    çıkardı kafasını.

    Derisi ışıl ışıl,

    gözleri ateşten al,

    dili çataldı.

    Birden bir kurşun gelip

    kafasını aldı.

    Hayvan devrildi kaldı.

    Karayılan

    Karayılan olmazdan önce

    kara yılanın encamını görünce

    haykırdı avaz avaz

    ömrünün ilk düşüncesini:

    -İbret al deli gönlüm,

    demir sandıkta saklansan bulur seni,

    ak taş ardında kara yılanı bulan ölüm.”

    Ve bir tarla sıçanı gibi yaşayıp

    Bir tarla sıçanı kadar korkak olan,

    fırlayıp atlayınca ileri

    bir dehşet aldı Anteplileri,

    seğirttiler peşince,

    Düşmanı tepelerde yediler.

    Ve bir tarla sıçanı gibi yaşayıp

    Bir tarla sıçanı kadar korkak olana:

    KARAYILAN dediler.

    “Karayılan der ki: Harbe oturak,

    Kilis yollarından kelle getirek,

    nerde düşman varsa orda bitirek,

    vurun ha yiğitler namus günüdür...”

    Ve biz bunu böylece duyduk

    ve çetesinin başında yıllarca namı yürüyen

    Karayılan’ı

    ve Anteplileri

    ve Antep’i

    aynen duyup işittiğimiz gibi

    destanımızın birinci babına koyduk.
  • Boş bir masa bulup oturdum. Cep telefonumu karıştırırken Facebook sayfamın Messenger'ındaki isimlere baktım. Hepsiyle muhabbetim olmuştu ama bu isimler de bana yabancıydı. ''Merhabâ'' ile başlayan, ''Nasılsın?'' diye devâm eden ve ''Görüşelim'' diye sonlandığı hâlde hiçbir zamân görüşmediğim insânların yazdığı bir dolu mesaj...
    Yüzeysel konuşmalar...

    Sezen Cumhur Önal'ın bir yazısı geldi aklıma. Telefonumdan aratıp buldum hemen.
    ''Boyalı süslü insâncıklar, bir nefeslik aşklar... Şimdi şarkılar, aşklardan daha uzun.
    Aşkın adını biliyorlar, tadını değil.
    Göbek attıkları, karınlarını doyurdukları veyâ içtikleri kadar mutlu... Varsın olsunlar, onlar milenyum insânları... Hepsi bize yabancı... Bunlar bizim şarkılarımız değil.
    İnternet varmış, dünyâ küçülmüş, okyanuslar, kıt'âlar da... Çet yaparmışsın...
    Kimin umrunda?
    Sana ulaşmak bu kadar kolay mı?''
    Erhan Altunay
    Sayfa 121 - DESTEK YAYINLARI
  • Unutma; İnsanları tanıman için en uygun zaman ayrılmalarına en yakın zamandır. Çünkü o zaman sahte yüzler açığa çıkmıştır!

    Anton Çehov
  • Hırs nedir?
    Hırs insanın uçak yapmasıdır.
    Peki ya kibir nedir?
    Kibir parası olanların Busıness class uçmasıdır.
    Yani insanlığın kötü huyları, hava yoluyla alakalı diyorsun.
    Aynen öyle
    Ayakları yere basan kişide hırs ve kibir olmaz...


    OT Dergi - Sayı 80
  • Dışardaydım.
    Çarşambaydı ama “küçük cumartesi” diyorlar ya aynen öyle mekanlar falan kalabalıktı.
    Hakan Kurtaş
    Sayfa 69 - Doğan Yayınları 1.Basım Eylül 2019