Efendimiz (sav); "Kendinizin, evlatlarınızın veya mallarınızın aleyhine beddua etmeyin! Zira duaların kabul olacağı bir saate rastlarsanız bedduanız sizi tutar" buyurur..
Başkalarının acısı üzerine yapılan hayır, hayır sayılmazdı Ümüş Hatun’a göre. Kadını kocasından, evladı babasından ayırma amaçlı edilen duaların beddua yerine geçeceğine, bedduanın ise sahibine geri döneceğine inanırdı. Bu doğrultuda adanan adaklar da nafileydi onun gözünde.
Çerkesler birisine çok kızdıkları zaman şöyle gösteriyorlardı tepkilerini : "Ta ham hitug oy vieh!"
Merak ettiniz mi Türkçesini: "Allah seni o batan adaya sürsün "
Niye mi inanmamıştım kulaklarıma?
Çünkü Kafkasya sahillerinde hiç ada yoktu ve bu söz çok ama çok eski bir deyişti .Dahası dağ köyleri de denizden yüzlerce kilometre uzaktaydılar ve bu beddua hayatlarında hiç mi hiç deniz görmemiş insanlar arasında kullanılmaktaydı.
Ne yapar Tanrı bunca beddua ve laneti
Meleklerine doğru yükselen hemen her gün?
Uyur tatlı sesinde o korkunç küfrümüzün,
Karnı et ve şarapla şişmiş bir tiran gibi.
Zulüm çeken, işkence görenlerin çığlığı,
Bir senfonidir elbet kişiyi sarhoş eden,
Hazlarının bedeli bu kadar kana rağmen,
Tanrılar öç almaktan hiçbir zaman bıkmadı!
Semüre bin Cündeb'den (r.a.) rivayet edildiğine; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu, demiştir: "Kim kölesini öldürürse biz de o kimseyi öldürürüz ve kim kölesinin burnunu keserse biz (de) o kimsenin burnunu keseriz."