Nûbihar gula bihar Hêşîn dibin çêre dar Tü ewqas şîrînî jî Çima ev gel li te sar
temen di biharê de xweş e, evîn di biharê de...
Reklam
Eşqa Welat
Bihar hat şin bûn giya Û li ber kirin xemilîn çiya Geştan bikin ser kaniya Ji xeyri di çit şibhê ziya Beraq, pak û safıya Eşqa welat! Eşqa welat! Te cerg û meylakê me pat. Carekî din min diba xwezî Konê di reş kiribit bi zî Tu mast li ser avê tazî Zeryet wekî sirmê kezi Li bêriyê li pey bizinan dibezî E şqa welat! Eşqa welat! Te cerg û meylakê me pat Bo çi ji te em bûn cûde Me terk kirin lezet sefa Şahan goçe dana geda Hatin li bin xaniyî me da Eşqa welat! Eşqa welat! Te cerg û meylakê me pat. Kanî! Welatê serhedan Sotim ewan ateş gedan Lewra go ger bûne şivan Dengê bilûran naliyan Dengê hawaran gaziyan Eşqa welat! Eşqa welat!
Sayfa 69 - aram yayınları·Kitabı okudu
Kurdî
Siddhartha Gautama
Gautama'nın hayatına dair birçok anlatı vardır. Bununla birlikte tartışmalı olmayan şey, MÖ altıncı veya beşinci yüzyılda Kuzey Hindistan'ın Bihar bölgesinde doğduğu ve yaklaşık seksen yaşına kadar yaşadığıdır. Nispeten müreffeh bir ailede doğdu, kendisinden babasının yolundan giderek topluluğunun lideri olması bekleniyordu. Oysa bir din talebesi olarak, korunaklı yaşam tarzından pek tatmin olmadı ve özellikle dünyadaki ızdırabın yaygınlığı karşısında kahroldu. Ayrıcalıklı hayatından vazgeçip, karısını ve ailesini terk ederek art arda çetin çileci talimlerle buna tepki gösterdi. Bunlar da onu tatmin etmedi. Bir incir ağacının (Bodhi ağacı, "uyanış ağacı") altında tefekkür hâlinde otururken dinî ve felsefi düşüncesinin temelini oluşturan içgörüye ulaştı. Altı yıllık meditasyondan sonra aydınlanma durumuna ulaştığına inanıyordu. Hayatının geri kalanını gezici bir eğitmen olarak geçirdi, fikirlerine adanmış bir manastır düzeni kurdu.
Sayfa 132·Kitabı okuyor
Fatiha 1.Bölüm
EUZUBİLLAHİMİNEŞŞEYTANİRRACİM BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM Elhamdulillahi rabbil âlemin esselatu vesselamu aleyke ya seyyidel evveline vel ahirin ve ila cemiil enbiyayi vel murselin ve ila cemiil evliyayi vel hamdulillahi rabbil âlemin. Kovulmuş, taşlanmış şeytandan rahman ve rahim olan Allah’a sığınırız. Daha önce rabbimizi isimlerinden tanıyalım, sevilmeye neden layık olduğunu bilelim ve onu, onun muamelesini sevelim diye sohbetlerimizi yapmıştık. Şimdi de hep beraber Fatiha Suresi’ni Kur’an’ın özü olarak nasıl anlayabileceğimizi, Fatiha’yı anlamasak olur mu, Fatiha’nın bize ne kazandıracağını, Fatiha’nın kulluğumuzdaki yerinin ne olduğunu öğrenmeye, anlamaya çalışacağız inşallah. Biri; “bismillahirrahmanirrahim” dediğinde; “benim rabbim rahman ve rahimdir, bana karşı merhamet sahibidir. Bana yaptığı muameleler rahmetinin eseridir, rahmetinin sonucudur. Beni yaratan, seven, rahmetiyle bana muamele eden odur. Allah bana nasıl bir muamelede bulunursa bulunsun, onun muamelesi güzeldir, ben onun muamelesini beğeniyor, kabul ediyorum; çünkü o benim rabbimdir” demiş olur. El hamdu lillâhi rabbil âlemîn:(Fatiha /1) “Hamd, övme ve övülme âlemlerin rabbi olan Allah içindir.” Bu ayeti namazda Allah’a söyler, dua olarak okuruz. Namazda bu ayeti okuduğumuzda; “ya rabbi! Hamd, övme ve övülme senin içindir, sana layıktır. Övgüye layık olan sensin, ben de seni övüyorum ya rabbi! Sen bana nasıl bir muamelede bulunursan bulun, ben seni överim; çünkü senin her işin övgüye layıktır. Bütün kâinatta ve varlıkta her ne varsa hepsini kâmil olarak, eksiksiz ve noksansız olarak yaratmışsın, bana da kâmil insan olayım diye dünya sahnesinde bir hayat tanımışsın. Sen bana nasıl bir muamelede bulunursan bulun, senin o muamelen hamda, övülmeye layıktır; yani güzeldir, benim kazanabilmem için en
Sayfa 155·Kitabı okuyor
İki türlü bakmak ve anlamak vardır; biri, Allah’a göre bakmak, diğeri de kendimize, aklımıza, nefsimize veya başkalarına göre bakmak ve anlamaktır. Allah’a göre dünya hayatı imtihan yeri, ebedi hayatı kazanma yeridir; yani dünyadayken sürekli ahirete bir şeyler göndermemiz gerekir ki ahireti kabul etmiş olabilelim. Aksi takdirde ahiret için çabamızın, gayretimizin, derdimizin olmayışı ahirete iman etmediğimizi, ahiret gününe karşı emin olmadığımızı gösterir. Resulullah (s.a.v.) Efendimiz; “Fatiha, Kur’an’ın anasıdır, özüdür”(Darekutni, Salat, Babu Vucubi Kıraati Bismillah, Buhârî, Tefsîrü'l-Kur'ân, 1; Fezâilu'l-Kur'ân, 9) buyurmuştur. Kur’an, Fatiha’yı tefsir eder. Kur’an’ı baştan sona okuduğumuzda öz itibarı ile anlattığım Fatiha’yı tefsir ettiğini hep beraber görürüz. Öyleyse Fatiha’yı bilen biri; “ben Kur’an’ı bilmiyorum” diyemez. Aynı şekilde Allah ayet-i kerimede Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’e hitaben; “(Kıyamet günü) Seni ve sana iman edenleri bu kitaptan sorumlu tutacağım”(Zuhrûf /44) buyurur. Allah seni kitabından sorumlu tutar. Eğer Fatiha’yı biliyorsan “Kur’an’ı bilmiyorum” diyemezsin; çünkü Fatiha, Kur’an’ın özüdür, özetidir. Bu yüzden anlattığım gibi Kur’an’ı özet olarak bilirsin. Allah, Fatiha Suresi’ni sana günde yirmi sefer, kırk sefer boşuna tekrarlatmıyor! Namaz kılanlar günde sadece farz namazlarında yirmi veya sünnetlerle kırk sefer Fatiha’yı okur; yani Kur’an’ı okur. Eğer günde yirmi veya kırk sefer Fatiha’yı okuyorsan o halde Kur’an’a uyman gerekir. Hem namaz kılıp Fatiha’yı okuyacaksın; yani Kur’an’ın özetini okuyacaksın hem de tersini yapacaksın! Böyle yaparsan Kur’an sana lanet eder. Bu nedenle Resulullah (s.a.v.) Efendimiz; “bu Kur’an Kıyamet günü ya şefaatçidir ya da davacıdır”(Müslim, Müsâfirîn 252. Ayrıca Bkz. Ahmed İbni Hanbel, Müsned
Sayfa 176·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam