• “La terre est une orange bleue”
    “Dünya mavi bir portakaldır.”
    Melih Cevdet Anday:
    “Mavi bir portakal olduğunu Eluard’dan duyduğum günden beri dünyamızı daha güzel buluyorum, daha seviyorum. Ama Aragon bakın ne yazdı da bu sevinci yarıda bıraktı. “Bu bir doğru sözdür” dedi. Çünkü portakal da yuvarlakmış, dünyamız da; sonra portakal hamken mavi olurmuş… Anlaşılmaz bir yanı yok diyordu Aragon bu dize için. Oysa bu dizenin doğru olup olmadığını araştırmak aklımın ucundan geçmemişti benim. Portakalın hamken mavi olduğunu bilmeden, düşünmeden de sevmiştim onu.”
    Anday, sonra bir yanlışlık yaptığından söz ediyor: Eluard’ın dizesi de çevirisi de farklıymış. Çevirinin doğrusu:
    “Yeryüzü mavidir portakal gibi.”
    Ben de bu çeviriyi biliyordum, ve bu bana daha şiirsel gelmişti -portakalın hamken mavi olduğunu bilmeden.
    Dünya mavi bir portakaldır, demek, şeklen portakala benzeyen, ama mavi renkte olan bir şeyi tasvir ediyordu ve bu da çok özel durmuyordu.
    Halbuki “Yeryüzü mavidir portakal gibi.” dendiğinde kafam alkol almışım sevişmişim çıplak yatıyormuşum ve bu ne yahu diye düşünüyormuşumdaki gibi oluyordu ve Eluard’ın -yani şair olarak kabul edilen birisinin- söylediği bir cümle olarak da kabul ettiğimden daha özel geliyordu bana.
    Portakalın hamken mavi olduğunu da Anday’ı okurken öğrendiğimde, güzelliğin biraz yana çekilmiş, başka bir özelliği davet etmiş olduğunu düşünüyordum: Anlam...
    Olmamıştır daha dünya, diyordu şair.
    Güzel diyordu; doğruyu da kapsayan gerçek güzelden söz ediyorum.
    Yani aslında Aragon’a katılıyordum, bu bir doğru sözdür diyen. Bazı şeylerin açıklanmasını sevmeyen şairlerin ve yazarların “kadınsılıklarını” düşünerek ve bunun da onların özelliği olduğunu unutmadan.
    Deniz kabuğunu kulağımıza dayadığımızda duyduğumuz dalga seslerinin bedenimizdeki kan dolaşımının sesi olduğunu öğrendiğimde, dalgaları duyma mucizesinden birkaç kat daha müthiş bir mucizeyle karşılaştığımı düşündüğümü de asla unutamam. (Bedenimizin de doğa olduğunu ne çok unuturuz!)
    Mantık, duyguların yokluğu değildir. Ne yazık ki bu ikisinin -mantığın ve duyguların- bir arada bulunmasına mucize olarak bakmaya “geriliyoruz” çoğu kez. Dünya mavi gerçekten de portakal gibi.
  • ''Bazen, başka rüyalarda, senin bir müzedeki bronz bir heykelden farksız olduğunu görmüştüm.Belki üşümen bu yüzdendir.''
  • Mesela ilk günden beri kırmızı dediğim rengi bir başka arkadaşım benim mavi rengi gördüğüm gibi görüyorsa ve ona "kırmızı" demeyi öğrenmişse? Bunu nasıl bilebilirim? Bu basit sorunun sinirbilimsel olarak cevapsız olması sizi şaşırtabilir fakat gerçekten de bilinemez. İçsel algı durumu anlamına gelen "qualia" kelimesi, bu öznel algı biçimini tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Hepimiz kendi algı dünyamızda yaşarız ama bir şekilde diğer insanlarla ortak bir dil üzerinden anlaşmayı da başarabiliriz.
  • 140 syf.
    ·5 günde·Puan vermedi
    “Kötü biri olmayı hiç beceremedim, bırakın bunu, herhangi biri olmayı da beceremedim. Ne aksi bir adamım ne de uysal biriyim! Ne alçak ne de namuslu. Ne onurlu biri ne de bir kahraman. Şimdi hiçbir şey yapmadan köşemde pinekliyorum,” diyen Yanlız bir adamın hikayesidir Yeraltından Notlar. Eser 19.yy aydınının zihinsel trajedisini anlatıyor
    Dostoyevski, yeraltında geçen yıllarını, bu yılların içinde açtığı yaraları, sözde aydınlarla, kendisiyle olan kavgalarını ve bu kavgalarının altında yatan gerçek nedenleri tüm çıplaklığıyla paylaşıyor.
    Her ne kadar ‘’ kitabın arkasında bütün bunlar hayelden başka bir şey değildir’’ yazsada, Kitabın yazıldığı yıllarda Dostoyevski’nin buhranlı bir dönemden geçtiği, maddi anlamda bunaldığı ve sara kizleri yaşadığı dönemlerde yazdığı için kendi iç dünyasının sesi olduğunu düşünüyorum . Kendisi gibi çocukluğunda öksüz ve yanlız bir adam var karşımızda! Takıntılı , sudan sebeb olayları 2 yıl 3 yıl ve hatta hayatı boyunca kafasına takarak, kendini tepeden tırnağa yiyen bir psikoloji içinde kendini yer altında diğerlerini yer üstünde gören yanlız bir adam.. Yaşasın Yeraltı!!

    Kitap nasıl gitti diye sorarsanız ;
    ilk bölümünde olaylar arasında ki geçişlere zorlandım ve yazarın hitap şeklini biraz yabancıladım, ‘’siz ne derseniz deyin bu benim düşüncelerim’’ der gibi yazılmış geldi hatta çeviriden mi kaynaklı bilmiyorum okuyucularına baylar diye seslenmiş! ( mavi çatı yayınları)

    2. bölüm Sulu Sepken; hikayeleri ve yaşadığı olaylardan bahsettiği için daha akıcı gitti. Bir çok okuyucuda aynı durumu yaşamış okuduğum kadarıyla.
    Sonuç olarak, Okunması gereken bir klasik olduğunu düşünüyorm. Sevgiler,
  • Sisli mavi bir ufka yolculuğum.
    Yüzümde tebessüm...
    Gözlerim yıldızda.
    Yürüyorum.

    Gecenin siyahı gölge değil.
    Manzara mehtap, ışıl ışıl.
    Som yeşili bir su
    Ayağımın altında.

    Yürüyorum,
    Kimsesiz, bir başıma.
    Tek yol bu, kördüğüm.
    Geçmişten bir güzellik;
    Sol yanımda.

    Gittikçe eriyor,
    Dilim dilim yorgunluğum.
    Sanki tüm fenalıktan azade...
    Masal ülkesinden geçmekte yolum.

    Etrafta seher sesleri...
    Cırcır böceğinin türküsü...
    Semadan ince bir ney iniltisi...
    Gaipten ezanlar...
    Yankı yankı,
    Duyuyorum.

    Dur yok, durak yok;
    Vuslat yok, visal yok...
    Yol mu var ey dost,
    Aşktan başka?
    Sonu yok.
    Biliyorum.

    15.01.2019/Osman Okumuş
  • 2018'DE OKUDUĞUM KİTAPLAR VE PUANLAMALARIM

    OCAK -13 kitap-
    1.Unutulan Kraliçe- Vanora Bennet (3/5)
    2.4N 1K "on ikiden sonra"- Büşra Yılmaz(3/5)
    3.Kan ve Yıldız Işığı Günleri- Laini Taylor (5/5)
    4.Olağanüstü Bir Gece- Stefan Zweig (5/5)
    5.Piyon- Aimee Carter (3/5)
    6.Vezir- Aimee Carter (5/5)
    7.Uzak Yıldızlar- Marissa Meyer (5/5)
    8. Mucize- R. J. Palacio (5/5)
    9.Hiçliğin Kıyısında- J. A. Redmerski (2/5)
    10. Seçme Şiirler- Nazım Hikmet (5/5)
    11.Vadideki Zambak- Balzac (4/5)
    12.Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu- Stefan Zweig (5/5)
    13.Başka Dilde Aşk- Mia Sheridan (4/5)

    ŞUBAT -6 kitap-
    1.AEDEN- Azra Kohen (5/5)
    2.Yaprak Dökümü- Reşat Nuri Güntekin (4/5)
    3.Fareler ve İnsanlar- John Steinbeck (5/5)
    4. Kan Sözü- Richelle Mead (4/5)
    5.Aklından Bir Sayı Tut- John Verdon (3/5)
    6.Hayvan Çiftliği- George Orwell (5/5)

    MART -7 kitap-
    1.Melekler ve Şeytanlar- Dan Brown (4/5)
    2.Genç Werther'in Acıları- Goethe (4/5)
    3.Dönüşüm- Franz kafka (5/5)
    4.Çizgili Pijamalı Çocuk- John Boyne (5/5)
    5.Piraye-Canan Tan (3/5)
    6.Ruh Bağı- Richelle Mead (4/5)
    7.Not: Seni Hâlâ Seviyorum- Henny Han (4/5)

    NİSAN -11 kitap-
    1. Son Fedakarlık- Richelle Mead (4/5)
    2. Biz, ölümlüler- Patrick Ness (2/5)
    3.Alice Hakkındaki Gerçek- Jennifer Mathiew (4/5)
    4.Şafak Vakti- Stephenie Meyer (2/5)
    5.Yaban- Yakup Kadri Karaosmanoğlu (5/5)
    6. Olasılıksız- Adam Fawer (4/5)
    7.Babaya Mektup- Franz Kafka (3/5)
    8.Şah- Aimee Carter (3/5)
    9. Mecburiyet- Stefan Zweig (4/5)
    10. Death Note (cilt #1) (4/5)
    11. Bir Sır Saklı İçimde- Julie Berry (5/5)

    MAYIS -8 kitap-
    1.Kırmızı Saçlı Kadın- Orhan Pamuk (2/5)
    2. Amok Koşucusu- Stefan Zweig (4/5)
    3.Yalancılar- E. Lockhart (4/5)
    4.Seni Ben Uydurdum- Francesca Zappia (5/5)
    5.Clarissa- Stefan Zweig (5/5)
    6.Arayışlar- Lou Andreas Salome (5/5)
    7.Lider- R. Gaye Önel (1/5)
    8.Uyanış- Scott Sigler (3/5)

    HAZİRAN -14 kitap-
    1.Yağmurla Gelen Mutluluk- Amber L. Johnson (2/5)
    2.Kumarbaz- Dostoyevski (5/5)
    3.Birimiz Yalan Söylüyor- Karen M. McManus (4/5)
    4.Beyaz Geceler- Dostoyevski (5/5)
    5.Kırmızı Pazartesi- Gabriel Garcia Marquez (2/5)
    6.Feniçka- Lou Andreas Salome (5/5)
    7.Kötülük Tohumları- J. A. Redmerski (5/5)
    8.Grapon Kağıtları- Didem Madak (4/5)
    9.Asla Asla- Collen Hoover ve Tarryn Fisher (4/5)
    10.Genç Elitler- Marie Lu (3/5)
    11.Kemik Torbası- Stephen King (2/5)
    12.Tepki- Stephen King (4/5)
    13.Tehlikeli Yalanlar- Becca Fitzpatrick (4/5)
    14.Veronika Ölmek Istiyor- Paulo Coelho (5/5)

    TEMMUZ -13 kitap-
    1.Düzenleyiciler- Stephen King (1/5)
    2.Anna Karenina- Tolstoy (5/5)
    3.Kara Kurt- J. A. Redmerski (5/5)
    4.Victor- J. A. Redmerski (3/5)
    5.99 Gün- Katie Cotugno (3/5)
    6.Gölün Dibindeki Ev- Josh Malerman (3/5)
    7.Serseri- Rachel Vincent (2/5)
    8. EREBOS- U. Poznanski (5/5)
    9.Geçmişin Kırıkları- Brittainy C. Cherry (2/5)
    10.Eksik Parça- Michelle Hodkin (5/5)
    11.Albaya Mektup Yok- Gabriel Garcia Marquez (4/5)
    12.Rengâhenk- Can Yücel (3/5)
    13.Yaşamın Ucuna Yolculuk- Tezer Özlü (4/5)

    AĞUSTOS -12 kitap-
    1.Bin Öpücük- Tillie Cole (2/5)
    2.Ejderhanın Gözleri- Stephen King (3/5)
    3.Mürebbiye- Stefan Zweig (4/5)
    4.Gül Cemiyeti- Marie Lu (3/5)
    5.Uğultulu Tepeler- Emily Bronte (5/5)
    6. Kusursuz Elmas- Camilla Monk (1/5)
    7.Uyanış- Lisa Mcmann (4/5)
    8.İki Kız Kardeş- Edith Wharton (5/5)
    9.Umutsuz- Colleen Hoover (3/5)
    10.Mezarla Randevu- Jeaniene Frost (2/5)
    11.Bir Kadının Hayatından 24 Saat- Stefan Zweig (4/5)
    12. Yeraltından Notlar- Dostoyevski (5/5)

    EYLÜL -14 kitap-
    1.Hayatın Kıyısında- Jennifer Niven (4/5)
    2.Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku- İlhami Algör (?)
    3.Bıçak Sırtı- Michelle Hodkin (5/5)
    4.Aşk ve Dondurma- Jenna Evans Welch (2/5)
    5.Yabancı- Albert Camus (4/5)
    6.Siyah Damar- Tarryn Fisher (4/5)
    7.Yüzyılın Fırtınası- Stephen King (4/5)
    8.Kırık Kanatlar- Halil Cibran (4/5)
    9.Ateşböceği Yolu- Kristin Hannah (2/5)
    10.22/11/63- Stephen King (5/5)
    11.Her Şey İçin Teşekkürler- Tommy Wallach (3/5)
    12.Ürperti- Maggie Stiefvater (3/5)
    13.Mavi Saçlı Kız- Burçak Çerezcioğlu (5/5)
    14. Anne Frank'in Hatıra Defteri (5/5)

    EKİM -9 kitap-
    1.Tanrı ve Canavarların Düşleri- Laini Taylor (5/5)
    2.Ölü Ozanlar Derneği- N. H. Kleinbaum (5/5)
    3.Adımı Söyle- James Dawson (4/5)
    4.İlk Aşk- John Green (2/5)
    5.Death Note (cilt #2) (4/5)
    6. Death Note (cilt #3) (5/5)
    7.Genç Bir Doktorun anıları- Mihail Bulgakov (4/5)
    8. Değirmen- Sabahattin Ali (5/5)
    9. Death Note (cilt #4) (4/5)

    KASIM -4 kitap-
    1.Bronz Atlı- Paullina Simons (5/5)
    2.Death Note (cilt #5) (4/5)
    3. Akıl Çıkmazı- Michelle Hodkin (5/5)
    4. Düşüş- Lauren Kate (2/5)

    ARALIK -6 kitap-
    1.Kuyrukluyıldız Altında Bir Izdivaç- Hüseyyin Rahmi Gürpınar (5/5)
    2.Warcross- Marie Lu (5/5)
    3.Her Gün- David Levithan (3/5)
    4.Hayaletli Yolda 13 Saat- Thomas Brezina (3/5)
    5.Tatyana ve Alexander- Paullina Simons (4/5)
    6.Son Ada- Zülfü Livaneli (5/5)

    Toplam= 117
  • 84 syf.
    ·3 günde
    ŞeffaflıkToplumu ile yeniden karşınızdayım uzun zaman oldu herhalde ilgimi çeken konular üzerinde bir şeyler karalamayalı. :) Kısmet bu kitabaymış. Kitaba kabataslak baktığımızda 84 sayfa gözükmesine rağmen yayınevi reklamı, kitap reklamı ve notları falan çıkarınca okunacak 61 sayfa kalıyor. Yazar 61 sayfada kendi öngördüğü toplum çeşitlerine göre fikirlerini dile getiriyor.

    Yazarın öngördüğü toplum çeşitleri
    a) Olumluluk Toplumu
    b) Teşhircilik Toplumu
    c) Apaçıklık Toplumu
    d) Porno Toplumu
    e) İvme Toplumu
    f) Teklifsizlik Toplumu
    g) Enformasyon Toplumu
    h) İfşa Toplumu
    i) Kontrol Toplumu

    Aslında hepimizin aşina olduğu konular mevcut lakin sistemli birşekilde biraraya getirilmiş hali diyebiliriz bu kitap. Tabiki bazı konularda bildiğimiz yanlış veya yazarın doğrusuyla bizim doğrumuzun kesişmediği yerler mevcut. “ Şeffalık ” kavramıyla başlamamızın doğru olacağını düşünüyorum ne de olsa kitabada ismini vermiş. Birçoğumuz şeffaflığın aslında bir özgürlük olduğu ve hatta özgürlük ve şeffalık kavramını eş tutanlarımızda mevcuttur. Lakin postmodern toplum modern toplumun ( devletin) ideoloji aygıtlarına bilgisayar ve akıllı telefonuda eklemesiyle bence insanları baskılayıcı bir şekilde gözlemeyi örtük bir şekle çevirmiş ve hatta insanların gönüllü olarak kendini teşhir etmesini sağlamıştır. Gerek yer bildirimi gerek fotoğraf bildirimi gerek video bildirimiyle…7/24 gönüllü olarak toplum kendini evini devlete açmıştır. Yazar bunu önsözünde “ Şeffaflık toplumu bir güven toplumu değil kontrol toplumudur.” diyerek ifade etmektedir.

    Bir diğer şeffalığın yararına(!) baktığımızda ise farklılıkları tek tipleştirmektedir. Bunun nasıl olduğunu herhâlde çoğumuz idrak edebilmektedir. Son zamanlarda epey toplumu rahatsız eden konulardan biri ünlü sanatçılar,biliminsanlarının…giydiği tek tip kıyafetler. Ne de olsa paraları olmasına rağmen bu insanlar neden hep tek tip kıyafetler giyiyorlar diye soruyorlar kendilerine. Hatta pazarladıkları şeylerden kendileri uzak durmaya çalışıyor bu adamların kafaları hiç çalışmıyor herhalde. :):) Kim bu deliler eski ABD başkanı Barack Obama hep lacivert ve gri takım elbise, New York’un ünlü sanat direktörü Mathilda Kahl hep aynı kıyafetleri, Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg aynı tişörtü, ünlü yönetmen Christopher Nolan siyah pantolon ve mavi gömlek, ünlü fizikçi Albert Einstein gri takım, Apple mucidi Steve Jobs aynı kıyafeti…giyiyormuş. Peki niye giydiklerine baktığımızda bu insanlar zamanlarını ne giyeceklerini düşünüp zamanı harcamamak için ve ayrıca giydikleri şeyin onları stres altına sokup verecekleri kararlara etki etmemesini sağlamak için bu yolu seçmişler. Herhalde bizde olsa cevabı bunlar cimri, para harcamamak için tek tip giyiniyorlar olurdu. Buda bizim ne kadar teknoloji ile iç içe geçtiğimizi güzel gösteriyordur. Yazarımız bu konuda “ Şeffaf iletişimin her şeyi düzgünleştirici, hizaya getirici bir etkisi vardır. Eşzamanlılığa ve bir örnekliğe yol açar. Ötekiliği ortadan kaldırır. Uyum sağlama zorlaması şeffaflıktan kaynaklanır. Böylelikle şeffaflık egemen sistemi sabitleştirir.” diyor. Şunun unutulmaması gerekir burada bir zorlamadan çok gönüllü bir kölelik mevcuttur. Hani biz kendi özgür irademizle karar alıyoruz söylemi vardır ya. Oysa size sunulan seçenekler arasından seçim yapmak özgür bir iradenin kısmi seçeneklere hapsolmasıdır. Bir nevi simülasyondan tercihlerde bulunmaktır.

    Günümüzde “ Özlem duymak “ kavramı tozlu raflara kaldırılmıştır. Çünkü insanlar arasındaki mesafeler maalesef şeffaflığın ikiyüzlülüğüne feda edilmiştir. Asla iletişimin özgürleştirici yanını yadsımıyorum. Lakin insanlar artık olduklarından çok ideal bir ben çizmektedirler sosyal ağlarda ve bu şekilde karşı tarafı aldatmaktadırlar. İlişkilerde bir boşluk olması gerekir, mekânsal veya zamansal çerçevede. Eğer bu boşluk bulunmazsa bu tarz ilişkilerin kısa süreli veya bir amaç üzerine kurulduğuna emin olabilirsiniz. Misal bir çift birbiri hakkında her türlü bilgiye sahipse bu ilişkinin süresi kısalmış ve ölme yoluna girmiştir. Boşluk olarak nitelediğimiz gizem ilişkileri ayakta tutmaktadır. Günümüzde şeffaflık ilişkilerde çekicilik ve canlılıktan yoksun bırakmaktadır tarafları. Şeffaflık kavramını burada doğru söylemekle bir tutmuyorum asla bu anlaşılmasın tabiki ilişkilerde doğru söylenmelidir lakin arada gizem bırakılması bu ilişkinin ayakta kalmasını sağlayacaktır. Bu konuda yazara kulak kabarttığımızda ise “ Almancada ‘mutluluk’ ( Glück ) kelimesi ‘ boşluk ‘tan ( Lücke ) gelir. Bu kelime Ortaçağ Almancasında ‘Gelücke ‘ şeklindeydi. Yani boşluğun olumsuzluğuna yer vermeyen bir toplum mutluluk içermeyen bir toplum olacaktır. Görme alanında boşluk bırakmayan aşk pornografidir. Bilgide boşluk bırakmayan düşünme ise bozularak hesaplamaya dönüşür.” diyor.

    Hiç dikkatinizi çekti mi sosyal ağlarda genelde like/beğendim yargısı olmasına rağmen dislike/ beğenmedim yargısı ya hiç yoktur ya da çok çok azdır. Bunun sebebi her şeyi olumlu gösteren toplumun ilişkileri sekteye uğramasın düşüncesi olabilir mi? İletişimin olumsuzluğu sosyal ağları sekteye uğratıp üye sayısını düşürebilir mi? Bunların cevaplarını size bırakıyorum. Bu eleştiride 1000kitap kadrosu nerede? :):)

    Hatırlayanlarınız vardır hatta benden yaşça büyüklerim bunu daha iyi anlayıp daha iyide anlatacaklarını düşünüyorum : Fotoğraf. Fotoğraf 2008 yılına kadar herhalde hala o basılı olma halindeki anlamı çok yüksekti. Çünkü başkada bir örneği olmayan ve bir geçmişin karelenmesinden çok daha anlam yüklü olan anın ölümsüzleştirilmesi. Her fotoğraf karesi özellikle seçilir ve dikkat kesilirdi insanlar o karenin boşa harcanmaması için. Çünkü çok önemliydi o karenin yanmaması ve şahısların en ideal hallerini sergilemesi. Ne de olsa bir daha çek ben çirkin çıktım demek gibi bir şansınız yoktu. Herkes en güzel elbisesini giyer olmadı kendine bir çekidüzen verir, saçını düzeltir gülümsemesini veya o andaki hüznünü takınırdı. Sonra ne mi oldu fotoğraf makinesi olan akıllı telefonlar, çok fonksiyonlu fotoğraf makineleri…icat oldu hani tüfek icat oldu mertlik bozuldu denir ya aynı şey burda da geçerli o anlar o anlam başını alıp gitti. Şimdi onlarca fotoğraf karesine sığdırılamayan samimiyetsiz anlar, tek çekimlik tek paylaşımlık olan bir daha geri dönüp bakılmayan anılmayan fotoğraflar dolu telefonlar. Aslında basılı fotoğraflar bir maddeye basıldığından dolayı bir olma hali mevcuttu. Hadi Roland Barthes ve yazara kulak verelim “ Dijital fotoğrafçılıkta negatif yoktur. Ne karanlık oda ne de banyo gerekir. Öncesinde bir negatif bulunmaz. Pozitiften ibarettir. Olma, yaşlanma ve ölme. ( Fotoğraf ) sadece ( çürüyüp giden ) kağıdın kaderine ortak olmakla kalmaz, daha sert bir maddeye basıldığında da aynı derecede fanidir. Canlı organizma gibi filizlenen gümüş parçacıklarından doğar, bir an serpilir ve hemen sonra yaşlanmaya başlar. Işık ve nemin hücumuyla solar, zayıflar ve yok olur…” diyor. Aslında belkide biz abartıyoruz sonuçta her nesil nostalji özlemi duyar. :)

    Kitap okuyan, sinemaya veya tiyatroya giden, ilgilendiğimiz konuya ilgi duyan birilerini görünce nedense sebepsiz bir mutluluk kaplar içimizi oysa olağan şeylerdir yoksa olağan değil mi? Belkide bize empoze edilmeye çalışılan şeylerden farklı bireyler gördüğümüz için mutlu oluyoruzdur. Hani ülkesinin istikbalini düşünüp ama müfredat var demeyen öğretmenleri görmektir mutluluk. Bize televizyonlarda veya diğer iletişim araçlarında örnek diye gösterilenlere hiç dikkat ettiniz mi? Misal konuşmalarına, el hareketlerine, mimiklerine … nedense ben çoğu zaman onların ne dediklerinden ( zaten pekte kayda değer bir şey anlatmıyorlar ) çok bu özelliklerine dikkat ederim. Çünkü ben insanların söylediklerinden çok ne yaptıklarına bakmayı tercih ediyorum. Çokta yanıldığımı söyleyemeyeceğim. Peki bu tipleri tasvir etmeye çalışsak herhalde çoğu şık giyinen, albenisi olan, diksiyonuna dikkat eden, belli sorulara hazırlanıp gelmiş, iki eylemi aynı anda organize edecek kabiliyeti olmayan…şahıslardır. İç birikimden yoksun dışa yatırımlık şahıslardır. Sonuçta iş yapan iç değil dış görüntü fikri mevcut toplumda da. Hatta içe yatırım yapılmaz dışa yatırım ise epey revaçta olan bir durum haline gelmiştir bu tarz toplumlarda. Misal estetik ameliyatlarında çığır açmaya başlar bu ülkeler. Ben de mi yaptırsam ne bildiğiniz gibi bende de kellik var neyse bu başka bir konu bunu bi ara konuşalım. Sonuçta görüntü önemliymiş öyle deniyor. :)

    Birazda şeffaflığa güç ve dini çerçeveden bakalım. Şeffaf olan bir şey kutsal olur mu? Hakkında her şeyi bildiğiniz bir şeyi kutsal atfedebilir misiniz? Galiba şeffaflıktan uzaklaşan bir şeyin kutsallaştırılması daha kolaydır diyebiliriz sonuçta bunu mitler ve mitoloji ile veya gizem ile desteklemek daha kolaydır diye düşünüyorum. Dinlere bakıldığı zaman Semavi dinler daha çok tarihsel öğelerle desteklenmektedir bir felsefi altyapıdan uzaktır Uzakdoğu dinlerine baktığımızda ise tarihsel arka plandan çok bir felsefi altyapıyla ayakta durmaktadırlar. Burada hangisi doğru demek hata olacaktır ben burada sadece durum analizinde bulunmaya çalışıyorum takdir sizindir bu konuda. Augustinus, Tanrı’nın arzu uyandırmak amacıyla metaforlar kullandığını ve Kutsal Metni kasıtlı olarak müphemleştirdiğini söyler: “ Bu şeylerin adeta mecazi bir giysiyle örtülmüş olmasının nedeni inanç içinde araştıran insanın zihnini çalıştırmak ve çıplak (nuda ) ve açık (prompta) olarak sunularak değersiz bir görünü kazanmalarını engellemektir… Mecazi esvap kelamı erotikleştirir, onu bir arzu nesnesi düzeyine yükseltir. Kelam mecazi olarak giydirilip kuşandırıldığında baştan çıkarıcı etkisi artar. Saklılığın olumsuzluğu yorumbilgisini erotik hale getirir. Keşfetme ve çözme , haz dolu bir ifşa halini alır. Enformasyonsa çıplaktır. Çıplaklığı Kelamın bütün cazibesini yok eder. Onu düzleştirir. Sırdaki kapalılık ( die Hermetik ) şeffaflık uğruna ne pahasına olursa olsun ortadan kaldırılması gereken bir şeytanlık ( Diabolik ) değil, bir simgecilik, hatta görünüşte bile olsa derinlik oluşturan özel bir kültür tekniğidir. “

    Bu konu üzerindeki düşüncelerime son verirken bi noktaya daha değinmek istiyorum. Kontrol toplumu, öznesi dış bir zorlama sonucu değil kendi ihtiyacı nedeniyle şeffaflığa soyunmaktadır. Bu da kurban ve faili aynı kişide toplamaktadır.

    Bugün gözetleme, genelde sanıldığı şekliyle özgürlüğe saldırı şeklinde gerçekleşmiyor. İnsanlar kendilerini daha ziyade gönüllü olarak teslim ediyor panoptik bakışa. Kendilerini soyarak ve teşhir ederek dijital panoptikonun oluşuna bilerek katkıda bulunuyorlar. Dijital panoptikondaki mahkum aynı zamanda hem kurban ve hem faildir. Özgürlüğün diyalektiği budur işte. ( syf. 72 )

    Kitapla kalın.