• Tillo Işık Hadisesi

    ​Dünyada benzeri olmayan ışık hadisesinin geçmişi 1734 yılına dayanıyor. İbrahim Hakkı Hazretleri, hocası İsmail Fakirullah’ın vefatı üzerine “Hocamın başucuna doğmayan güneşi neyleyim?” diyerek astronomi ve mimari açıdan büyük bir bilim harikasına imza atıyor. Hocasının defnedildiği türbenin yanı sıra 8 köşeli ve 10 mt. yüksekliğinde bir kule yapan İbrahim Hakkı Hazretleri, türbenin doğusuna harçsız taşlarla bir duvar inşa ediyor. Gece ve gündüzün eşit olduğu ekinoks günlerinde (21 Mart ve 23 Eylül) kalenin arkasındaki vadiden yükselen güneş bu duvara çarpıyor. Kaleden geçemediği için Tillo şehrine ışık gitmiyor. Işık sadece duvarda bulunan pencereden geçiyor. İlerde bulunan bir tepeden kırılıyor. Arkasından da türbenin penceresinden içeri girerek, İsmail Fakirullah Hazretleri’nin mezarının başını aydınlatıyor.


    https://youtu.be/KKf4d1RNkik


    Teşekkür ederim bilgi için: 😊Galip
  • Kitapta o kadar olay,o kadar kişi var ki bu kadar dolu dolu bir kitabı anlatmaya kelimeler yetmez.Bu kitaptan 3-4 kitap bir film çıkardı kesin.Karakterlerin küçüklüğünden büyüdüklerine yaşadıkları yer olan yazarın hayali kurduğu Körburun da geçiyor olaylar.Hepsi ayrı ayrı işlenmiş çok iyi birbirine bağlanmış olayların.Çok doyurucu çok etkileyici bir kitaptı.Kitabı okumadım sanki yaşadım.6-7Eylül olayları 12 Eylül darbesi insanlar üzerindeki etkisini o kadar tarafsız anlatmış ve romana yedirmiş ki hayran kalıyorsunuz.Bu kadar beklettiğime üzüldüm okumak isteyen varsa hemen başlasın
  • Kitap İnceleme Yazısı
    Kitap Adı: Bilgelik Hikâyeleri

    Yazarı : Prof.Dr. Cevdet Kılıç (1971-….)

    Yayınevi : İnsan Kitap

    Baskısı : 100.Baskı / Ocak 2018/231 Sayfa



    “Bakmakla öğrenilseydi, kedi kasap olurdu” diye bir söz vardır.

    Tamam doğru da bakmadan da olmuyor ki ama. Görüp, gözlemlemek, test etmek, tartmak için önce

    bakmamız gerekiyor.

    Araç sürmeyi öğreneceksek; önce aracı tanımak, kuralları, yolu bilmek/öğrenmek zorunluluğu var.

    Devamında öğretici bir usta eşliğinde araca binip ancak stajyer sürücü olabiliyoruz.

    Yüzme öğrenmeye niyetliysek, suyun kaldırma kuvvetini öğrenip, ona güveniyoruz önce.

    Suyu, ırmağı, denizi, mevsim şartlarını, güvenlik önemleri hakkında bilgi ediniyoruz peşinden.

    Önce 50 cm. suda hareketler yaparak öğrendiklerimizi test ediyoruz. Devamında 100 cm. derken boyumuzu aşabilen sularda yüzmeyi öğrenebiliyoruz. Bisiklet sürmek de böylesi bir deneyim.

    İşte bu kitap da bizi; hakikat, hakkaniyet, zarafet, mutluluk, anlam ve gerçeklik, güzergâh arayışlarımızda, madde ve mânânın her halinden geçiriyor.

    Felsefeden hikmete, edebiyattan maneviyata, bilgelik hikayeleri, vasiyetler, öğütler, kıssalar, beyitler,

    Filozoflardan hazır cevaplar…

    Yüzlerce kitapta, bir kısmı daha önce karşıma çıkan bu güzel ifade sanatları, birbiriyle ilişkili olarak çok güzel harmanlanmış.

    Düşünce ufkumuzu, bilgi dağarcığımızı, idrak yeteneğimizi, gözlem/analiz/tahlil/sentez kabiliyetimizi, hepsinden önemlisi sevgi atmosferimizi büyülten bir yazılı eser.

    Ailece, sesli olarak bir hafta boyunca okunmasını öneriyorum.

    Böyle bir başlangıç; bireylere ve topluma okuma isteği ve ilgisini aşılayacaktır.

    “oku, anla, anlat, yaşa, yaşat” toplumsal değişim/gelişim ve kalkınma sloganımız bu olmalı.

    Ha gayret, siz yoksanız bir eksiğiz. Ben yoksam, siz yalnız kalacaksınız. Milletin bütünlük ruhu budur.

    Birbirine güvenen, yaslanabilen, sevebilen, azim ve cesaretle yürüyebilen bir toplum, bu tezgâhtan geçiyor.

    Hele 203. Sayfada tarihsel bir anlatım var ki, tüm duygu ve düşünce dünyamı derinden sarstı.

    Yıl 1785, yana daha 233 yıl önce Atlantik’de dolaşan bir ABD gemisi, Osmanlı donanmasınca ele geçirilir. Süregelen zaman içince 11 ABD gemisi daha ele geçirilir. Gerekçesini ve gerekliliğini tartışacak konumda değilim fakat deniz ve savunma gücümüzü tasvir için güzel bir örnek.

    Buna karşın ABD donanması daha güçlenmek için hamleler yapar. 5 eylül 1795’de Osmanlı ile hem de Türkçe anlaşma yaparak, vergi ödemeyi kabul eder. ABD tarihinde, kendi dillerinde olmayan ve vergi ödemeyi kabul ettikleri tek anlaşmadır bu.

    Nerden nereye, nasıl ve niye geldiğimizi, çöküş, dağılma ve yıkılma dönemlerimizi gözlemlemek için çok güzel bir örnektir bu.

    Büyük ülke olmak için; çok büyük toprak parçası ve çok kalabalık nüfus gerekmiyor aslında.

    Nitelik, yerindelik ve mantık süzgecinden geçen; araştırma, planlama, uygulama, üretim süreçlerimizin bilimsel gerçeklerden beslenmesi gerekiyordu.

    Bin adet bir liranın toplamı bin liradır. On adet yüz liranın toplamı da bin liradır.

    10 bin tankın yapacağı savunmayı, uzak menzilli 5 nükleer füzeyle yapabiliyorsunuzdur.

    Biz de süper güçler liginde oynamak istiyorsak; ne yapmamız gerektiğini ve ne yapmamamız gerektiğini çok iyi biliyoruz aslında. Fakat konuşmak daha kolay geliyor insanlara.

    Konuştuğumuz kadar dinlemeyi, dinlediğimiz kadar da okumayı başardık mı, inanınız siz de kendinizi tanıyamayacaksınız. İyi okumalar.

    27.10.2018

    Ali Rıza Malkoç

    #armozdeyis
  • Kitaplar arasında

    İbrahim TENEKECİ

    20 EKİM cumartesi (Köşe yazısı)
    Bu sene yayın dünyası için hayli meşakkatli geçiyor. Nedeni malum. Yine de kıymetli kitaplar birbiri ardına yayınlanıyor. Zahmet ile rahmet daima birdir, beraberdir.

    Masamın üstünde ve hemen yan rafta biriken eserler, emekler. Kimi okundu, kimi sırasını bekliyor. Ahmet Murat ne kadar haklı: Okunmayı bekleyen kitaplara bakıp heyecanlanan kişi gençtir, kederlenen ise artık değil.

    Okunan kitapların bir kısmını paylaşmak isterim.

    1977 doğumlu Ercan Yıldırım, külliyat oluşturma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Şimdiden on kitaba ulaştı bile. Son eseri Türkiye’nin Yeni Kültürü. (Pınar Yayınları, Eylül 2018) Kitap, büyük ölçüde kültürel iktidar meselesini işliyor. Yıldırım’ın ileriyi gören yazıları bize hep aynı kelimeyi hatırlatıyor: Basiret.

    Hüsrev Hatemi Hocamız seksen yaşında. Bütün şiirleri yeniden tek kitap haline geldi. (Ağustos Melâli, Dergâh Yayınları, Mayıs 2018) Melal, keder ve hüzün anlamına geliyor. Uygun bir kitap ismi olmuş. Hüsrev Hatemi, kültürümüzün tapu sicil muhafızı ve edebiyatımızın hafızasıdır. Ülkemizin yetmiş yıllık sosyal tarihini onun şiirleri üzerinden okumak mümkündür.

    Hasan Bozdaş, şiirlerini özenle takip ettiğim bir şair. İnşallah yürüyüşü uzun soluklu olur. Böyle bir yetenekten mahrum kalmak istemeyiz. İlk şiir kitabı güzel bir ayda Hece Yayınları’ndan çıktı: Adil Bir Akşam, Nisan 2018. Altını çizdiğimiz dizelerden iki tanesini buraya alalım: “Tanrılar büyüdü, gökdelen oldu.” (Sayfa 27) “Babam fıkıh okur, ben avukatlık yaparım.” (54)

    Ben Orda Yoktum, yılın ilk şiir kitaplarından biriydi. (Ebabil Yayınları, Ocak 2018.) Enes Talha Tüfekçi, yazdıklarının neye karşılık geldiğini bilen bir isim. Yetenekli ve bilgili. Tavır sahibi: “Hangi ara kabul ettik bu kadar sessizliği / Susmaktan taş olmuş bir kalbimiz var.”

    Ebabil Yayınları’nın edebiyat editörü Osman Özbahçe. Eray Sarıçam’ın aynı yayınevinden çıkan şiir kitabını da anmak isterim: Yüzüm Şimdi Cumhuriyet. Sadece bu dize bile yeter: “Korkmadım, dünya beni kabul etmez diye.” (Sayfa 29)

    Serap Kadıoğlu, Şiar dergisini yayına hazırlıyor. Eylül Biraz, onun ilk şiir kitabı. (Profil Kitap, Eylül 2018.) Kadıoğlu, modern insanın yalnızlığını yazıyor sanki. “Bilmiyorum selamdan niye ürker komşular.” (Sayfa 20) “Sokaklar dolusu yalnızlık bugün.” (24) “Her insan yalnız biraz.” (51) Galiba şehir hayatının en dokunaklı tarafı: Hep birlikte yalnızız.

    Zafer Acar, yazacaklarını merakla beklediğim şairlerden. Altıncı şiir kitabı Falan Filan, bu yılın birinci ayında çıkmıştı. (Usta Çırak Yayınları.) Şairimiz edebiyat yolculuğuna kendi imkânlarıyla devam ediyor. Şöyle: “Dobrayım ya hep tek başıma / Ama olsun anlamlı kaldım.” Zafer Acar, bu kitabında birçok yenilik deniyor. Bana kalanlardan birkaç örnek: “İnsanın kendi sıcaklığı gibisi yok.” (Sayfa 9) “Yaşlanıyorum galiba, boyum kısalıyor.” (10) “Eşyanın garantisi var da insanın yok.” (88)

    Özlem Albayrak, ilk yazılarından itibaren dikkatle takip ettiğim bir yazar. On yıllık gazete yazıları bir bütünlük oluşturacak şekilde seçilmiş. (Toplum Yazıları, Görüş, 2018.) Böylece zorlu şahitlik, değerli çaba ve esaslı duruş, iki kapak arasında toplanmış. Toplum Yazıları, ülkemizin on yıllık sosyal dönüşümüne yakından ve içerden bakıyor.

    Bu senenin kazanımlarından biri de Ketebe Kitap oldu. Kısa sürede doksan kitaplık bir toplama ulaştılar. Aykut Ertuğrul, Cemal Şakar, Elif Genç, Hasan Harmancı, İbrahim Karagül, İsmail Kılıçarslan, M. Fatih Andı, Mustafa Armağan, Özkan Gözel ve Süleyman Unutmaz, ilk aklıma gelen isimler. Editörlüğünü Bilal Kemikli’nin yaptığı Türkçeyi Kuranlar serisini de unutmamak gerekir.

    Duyuru mahiyetinde bile olsa, yazmamız gereken başka kitaplar da bulunuyor. Onları da ikinci yazıya ayıralım.

    Fethi Naci, “insan tükenmez” demişti. Şartlar ne kadar zorlu olursa olsun, insan varsa, edebiyat ve fikriyat da vardır.
  • Olay karı koca ve aşık üçgeninde ve adından anlaşılacağı üzere hazan mevsiminde geçiyor.Eylül’de işlenen tema ise tek kelimeyle anlatılmak istenirse; yasak aşk demek yeterlidir. İki gencin bir birlerine olan sonsuz sevgisi yalnızca gözlerinde ve ruhlarında kalmıştır. Onlar her şeye rağmen aşklarını yaşamış ve en nihayetinde birlikte bitirmişlerdir.kitap yer yer Necip'in iç sesleriyle can sıksa dahi deruni bir bakış açısıyla baktığınızda asıl anlatılmak istenen o saf aşkı görebilirsiniz. Suat'ın sadakati ve aşkı arasında kalması,Süreyya'nın iyi niyeti ve güveni,Necip'in iki dünya arasında sıkışıp kalması sizi derinden sarsacaktır
  • Ben korkmuyorum karanlıktan, ben korkmaktan korkuyorum...
    Turan Dursun

    Abit Dursun'un babası Turan Dursun'u anlattığı bir bakıma anı, bir bakıma da biyografi kitabı....

    Tarih 04 Eylül 1990... Evinin önünde kurşunlanarak öldürüldü Turan Dursun... Atatürkçü müftü ya da komünist müftü olarak anılıyor yaşarken ve hayatı yoksulluklarla, sürgünlerle geçiyor. Öğrendiklerini saklamak yerine halka anlatma yolunu seçtiği için... Düşünceleri netleştiğinde iki yüzlü davranmayarak müftülükten istifa ediyor ve yalana dolana değmeden başı dik savunuyor bildiklerini.

    Gittiği her yerden onlarca kitapla dönen bir okuma aşığı, aydınlanma mücadelesinin savaşçısı Turan Dursun. 1989 yılında 2000'e Doğru dergisine yazmaya başladıktan sonra da gericilerin en önemli hedefi haline geliyor, cemaatlerle ters düşüyor çokça.Ölüme giden süreç de bu noktada hızlanıyor zaten.

    Oğluna asla ders vermeyen ''Doğruyu ve güzeli sen kendin bul'' diyecek kadar özgürlükçü bir insanın yaşadıkları tüm detaylarıyla, o oğulun babasına duyduğu hislerle harmanlanarak anlatılmış kitapta. Son bölümde çeşitli yazarların Turan Dursun hakkında yazdığı yazılara da yer verilmiş. Her fikrin okuması ve üzerinde düşünmesi gereken kitaplara Kulleteyn'den sonra bu kitabı da ekliyorum kendi adıma...

    Ölürsem,
    O zaman anlarsın.
    Ölünce biri,
    Pazar, kışın,
    İki yüz olur hemen yüzler, hemen!
    Dersin, neymiş meğer!
    Ben de ölürsem eğer
    Ey aydın cemaat!
    Lütfen öldürme beni,
    Lütfen!

    Turan Dursun
  • Mevsimler gelip geçiyor, tıpkı ömrümüz gibi…
    İlkbahar, yaz derken işte sonbahar da geldi, hatta Eylül tıpkı sararan yapraklar gibi rüzgarların peşine takılmış gidiyor bile.

    Sonbahar; bir başka deyişle hazan yani hüzün mevsimi.
    Kısalan günler, sararan yapraklar, yağan yağmurlar ve esen serin rüzgarlar hangimize hüzün vermez ki?

    N. Bengi Aksoy