• Philip K. Dick Toplu Öyküleri Cilt 2: Kader Ajanları

    5 ciltlik Toplu Öyküler serisinin 2. cildi olan Kader Ajanları, dilimize ilk kez Alfa’nın bir alt markası hüviyetindeki Büyülü Fener Yayınları tarafından 2014 yılında çevrildi. Orijinal adı The Collected Stories of Philip K. Dick, Volume 2: Second Variety olan eser, daha sonra yenilenmiş haliyle Alfa Yayınları tarafından 2018 yılında tekrar basıldı. Çevirisini Berna Kılınçer’in üstlendiği kitapta PKD’nin 3’ü hariç 24 bilimkurgu öyküsü bulunuyor. Tamamı 1952 ve 1955 yılları arasında yazılan bu hikayeler zamanda yolculuk, robotlar, yabancı türler, gerçekliği sorgulamak ve askeri bilimkurgu temaları etrafında toplanıyor.

    Philip K. Dick’in gençlik yıllarında kaleme aldığı öyküler yer yer basit anlatımlarıyla dikkat çekse de Dick’in usta yazarlık kariyerine attığı sağlam adımlar niteliğinde. Zira bazı öyküleri etkileyici olmasa bile, vermek istediği mesajları sade anlatımıyla zihinlerimize işliyor. Norman Spinrad’ın önsözüyle başlayan kitap, PKD’nin 1974’te paranoya hakkında kısacık bir röportajına da yer vermektedir. Norman Spinrad’ın 1986’daki önsüzünde, Dick’in yazdığı öykülerin yazarın iç dünyasına bakmamızı sağlayan birer pencere olduğu önemle anlatılıyor. Ayrıca PKD’nin kısa bir röportajının yanı sıra kitabın sonuna eklenen notlar bölümüyle de öyküler hakkında bilgi bulunuyor.

    Kurabiye Hanım

    Hansel ve Grater masalını anımsatan Ray Bradbury tarzındaki bu fantastik kısa öykü, ona kurabiye pişiren, nazik ve yaşlı hanımı ziyaret eden “Bubber” adlı tombul bir genç çocuğu anlatıyor. Ama Bubber’in bilmediği şey, kurabiye hanımının göründüğü kadar nazik olmadığı.

    Kapının Arkasında

    Larry, karısı Doris’e eski bir guguk saati hediye eder. Bu guguk saatinin evlerine girmesiyle hali hazırda bozuk olan birliktelikleri daha da kötüye gider. Doris, kocasının kıskançlığı ve kendisine gösterdiği sert tavırları nedeniyle vaktinin tümünü guguk saatiyle geçirir. Kıskançlık, kötü ilişkiler ve guguk kuşuna duyulan sevgi beklenmedik bir cinayetle kapının ardındaki katili gözler önüne serer.

    Öyküye Ait Kısa Film

    İkinci Tür

    Sovyetler Birliği ile Batı arasındaki nükleer savaş, dünyanın büyük bir kısmını çorak araziye çevirir. Ancak savaş, insanlığın dağınık kalıntıları arasında devam ederken Batılı güçler, kendi taraflarında savaşmak için özerk ve kendi kendini kopyalayan robotlar olan “pençeleri” geliştirirler. Pençeler kendilerine tanınan bu özerklikleri ile zamanla geliştirerek farklı türlere ayrılır. Bu gelişmeden haberi olmayan Binbaşı Hendricks, Sovyetlerin müzakere isteğini kabul ederek Sovyet Komuta Merkezine gider. Öykü, Binbaşı Hendricks ve 3 Sovyet yanlısı askerin geriye kalan 2. Tür adlı robotu bulma çabalarını ürpertici ve kasvetli bir atmosferde ele alıyor.

    →İncelemesini Oku

    Jon’un Dünyası

    Jon’un Dünyası bir önceki hikâyenin devamıdır ve daha ileri bir gelecekte geçmektedir. Kastner ve Caleb Ryan, yakın zamanda tamamlanmış bir zaman makinesi ile Pençeleri tasarlayan bilim adamı Schonerman’ın zamanına giderek belgeleri ele geçirmeye çalışırlar. Bu görev sırasında istedikleri belgeleri ele geçirirler fakat bilim adamını da yanlışlıkla öldürürler. Geçmişi değiştiren Kastner ve Caleb Ryan, şimdiki zamanlarına dönerken kendilerini nasıl bir dünyanın bekledikleri üzerinde düşünmeye çoktan başlamışlardır bile.

    Kozmik Avcılar

    İlk kez 1953’de yayımlanan ‘Kozmik Avcılar’ Sirius sisteminde gezegenler arası Polis timinin komutanı olan Shure’nin, şüpheli bir şekilde Terran topraklarında seyahat eden Adharan adlı böcek türünü takip etmesini ve bu şüpheli yolculuğun arkasındaki gizli planları öğrenmesini anlatır.

    Oğullar

    Öykü, hükümet tarafından zorunlu olarak uygulanan çocuk yetiştirme programlarının, aileleri nasıl dağıttığını çarpıcı ve öngörülür bir şekilde anlatıyor. Zira çocukların gelişimi ve eğitiminin yanı sıra hangi mesleğe sahip olacakları da 9 yıllığına tamamen robotların elindedir. Dick, robotların himayesinde büyüyen çocuğun bakış açısından bizleri robotların nasıl gördüğünü ortaya çıkarıyor.

    Bazı Hayatlar

    Sürekli patlak veren savaşlar sonucunda Bob Clarke ordu tarafından çağrılır. Bob’un gidişinden sonra oğlu ve karısı da savaş için hazırlanırken Bayan Clarke ‘Peki geriye kim kalacak?’ sorusuyla zihinleri meşgul ediyor. Bazı Hayatlar adlı bu öykü, tüketici bir toplumun, ülkeyi savaşa nasıl zorunlu hale getirdiğini acımasız ve anti-militarist bir yaklaşımla anlatır.

    Marslılar Geliyor

    Sıradan bir Amerika kasabasında geçen bu öykü, kendi gezegenlerinde gerçekleşen ekolojik tehlikeler nedeniyle yok olmak üzere olan Marslıların, bulutlarla birlikte her iki yılda bir kasabaya inmelerini ve kasaba sakinlerinin Marslıları hiç düşünmeden öldürme arzularını anlatmaktadır.

    Yolcu

    Tren İstasyonu Yöneticisi olan Bob Paine, Crichet adındaki küçük bir adamın, olmayan bir yer için bilet almak istediğini ve gerçeği öğrendiğinde ise birden yok olduğunu iş arkadaşlarından öğrenir. Öykü, bu gizemli olayı araştırmaya karar veren ve araştırmaları sonucu banliyöyü bulan Crichet’in macerasını anlatır.

    İstediği Dünya

    Alternatif dünyalar teorisinin mükemmel bir örneği olan İstediği Dünya adlı bu öykü, Larry Brewster’ın bu Dünyanın kendisi için var olduğunu ve kendisine hizmet ettiğini söyleyen bir kadınla tanışmasını anlatır. Olağanüstü şansı ile Bay Larry’i şaşırtan kadın aslında yanlıyor olabilir miydi?

    Yüzey Baskını

    Uzun süren savaşlar sonrası yeraltında yaşayan Teknokratlar yüzeye çıkarak baskınlar düzenler ve ‘sap’ ismini verdikleri insanları köle olarak kullanmak için kaçırırlar. Genç bir Teknokrat olan Harl, ‘sapların’ kendi ataları olduğunu öğrenince yüzeye yaptıkları bir baskında dişi bir ‘sap’ ile yakın ilişki kurunca her şey değişir.

    Proje: Dünya

    Üç küçük çocuk, gizli bir proje hakkında harika bir kitap derleyen yaşlı Edwards Billings’i gizlice araştırırlar. Aralarında en meraklısı olan Tommy, yakaladığı ilk fırsatta Billings’in evini inceler. Öykü, Tommy’nin, arka bahçede parmak kadar olan 9 insanı bulmasıyla daha da ilginçleşir.

    Kürelerin Derdi

    Robotların tüm işleri yaptığı bir gelecekte insanlar, uyumak, beslenmek ve eğlenmek dışında başka bir şeyle uğraşmazlar. Bu sıkıcılığı değiştiren şey ise Packman adında bir gencin tasarladığı küreleri piyasaya sürmesiyle son bulur, zira bu küreler ile insanlar kendi dünyalarını ve ırklarını yaratarak birbirleriyle yarışırlar.

    Alacakaranlıkta Kahvaltı

    Kendilerini bir nükleer savaşın ortasında bulan McLeans ailesi, duruma el koyan polis Douglas’ın yardımlarıyla 7 yıl geleceğe geldiklerini öğrenirler. Öykü, Mcleans ailesinin kendi zamanlarına dönüp dönmeme kararında hemfikir olmaya çalışırlarken maruz kaldıkları bombardıman sonucunda yaşadıklarını anlatır.

    Pat’in Hediyesi

    Ganymede’ye iş gezisine giden Eric, karısına uzaylı bir Tanrı satın alır. Karısı ve arkadaşını Tanrı ile tanıştıran Eric, olayların ne denli değişeceğinin farkında bile değildir. Tanrı ve ev sakinleri arasında gerçekleşen sohbet, Tanrı’ya yöneltilen hakaretler sonucu Pat’in taş kesilmesi ve Eric’in arkadaşının kurbağaya dönüşmesiyle içinden çıkılmaz bir soruna neden olur.

    Başlıkçı

    Telepatların etkin rol oynadığı bir toplumda vatandaşlar, yönetimden hiçbir şey saklayamaz durumdadır. Bunun bir sorun olduğunu düşünen mucit Cutter zamanla bir başlık tasarlayarak insanların zihinlerinin okunmasına engel olmaya çalışır.

    Kurumuş Elmalar

    Genç bir kız, yaşlı ve ölmek üzere olan bir elma ağacını günlerce ziyaret etmektedir. Son ziyaretinde ağaç tarafından kendisine sunulan elmayı eve dönerken yiyen kız gece vakti ölür. Kızın ölümünden sonra mezarı ziyarete gelen aile, mezarın yanı başındaki elma ağacını gördüklerinde Lori’nin ziyaret ettiği elma ağacını akıllarına getirirler.

    Yayınlanmış Sesli Öykü

    İnsan Dediğin

    Kocası Lester’ın Rexoria adlı gezegeni ziyaretinden sonra çok değiştiğinin farkına varan Jill, gerçeği kocasının iş arkadaşları tarafından öğrenir. Lester’ın arkadaşlarına göre, ölmek üzere olan bir Rexorialı Lester’ın bedenine girerek O’nun yerini almıştır.

    Kader Ajanları

    Sıradan bir hayatı olan emlakçı Ed, bir sabah işine geç kalır. Ed’in geç kalması, yanlışlıkla bir gerçeklik değiştirici yapılması planlanan T137 sektörüne girmesine sebep olur. Görmemesi gereken bir olaya tanıklık eden Ed’in hayatı bu olayla tamamen değişir.

    Öykünün Filmi

    Olmayan Gezegen

    Çok yaşlı ve zengin bir kadın efsane olarak anılan insanların yaşadığı Dünya gezegenini görmek ister. Bunu fırsat bilen kaptan Lawrence, Bayan Gordon’u tek uydusu ve bulunduğu sistemde 3. Gezegen olarak adlandırılan bir gezegene götürür.

    Sahtekâr

    Dışuzaylılar olarak bilinen istilacı yabancılara karşı silah tasarlayan ekibin bir üyesi olan Olham, Binbaşı Peters tarafından sabotaj düzenleyen bir robot olmakla suçlanır ve tutuklanarak öldürülmesi istenir. Olham’ın kendine yönelik bu suçlamaları çürütmesinin tek yolu ise asıl robotu bulmaktır.

    James P. Crow

    İnsanların robotlara hizmet ettiği bir gelecekte James P. Crow, 20 sınıfın bulunduğu insanlar ve robotların toplumunda en üst sıraya geçmek için sınavlara girer. İnsanların 20. Sınıfta olduğu ve hiçbirinin 19. Sınıfa bile geçemediği bu sınava karşı James P. Crow’ın, robotların dahi bilmediği bir silahı vardır.

    Ziyaretçiler

    Nükleer savaştan yüzyıllar sonra insanlar, saklandıkları sığınaklardan çıkarak hayatta kalan diğer insanları aramaya başlarlar. Yaptıkları aramalar sonucunda birçok türde canlıya rastlayan arama ekipleri, sığınakta kaldıkları süre boyunca Dünya’nın, mutantlara ve canavarlara ev sahipliği yaptığını öğrenirler.

    Küçük Kasaba

    Kasabadaki diğer tüm insanlar tarafından ezilen ve hor görülen Haskel, işi bırakarak hayatının çoğu zamanını çocukluğundan beri tutkusu olan minyatür kasabasıyla geçirir. Karısının kendisini aldatması ve hayattan tamamen sıkılması sonunda minyatür kasabasını kendi istediği bir düzene sokan Haskel, sonunda minyatür kasaba ile ortadan kaybolur.

    Hediyelik Eşya

    Uzun zamandır kayıp olan koloni, zamanla efsaneleşen Dünya gezegeninde Galaktik Hükümet tarafından bulunur. Keşfedilen koloninin eski kültürlere dayalı bir hayat yaşadığını öğrenen hükümet koloniye bir sözleşme teklif eder. Kendilerine sunulan sözleşmeyi reddeden koloni, yüksek teknolojiye sahip Galaktik Hümümeti ile savaş hazırlıklarına başlar.

    İnceleme Ekibi

    Nükleer savaş sonrası gezegenlerini yaşanamaz hale getiren insanlar, Güneş Sistemindeki tüm gezegenlerde inceleme yaparlar. Mars dışındaki tüm gezegenleri eleyen yetkililer, Mars’a bir ekip gönderirler. Mars’a giden inceleme ekibi buradaki araştırmalarını sürdürürken gezegenin tüm kaynaklarının tükenmiş olduğunu ve kim tarafından tüketildiğini de acı bir şekilde öğrenirler.

    Meşhur Yazar

    Hikâye, Ellis’in yeni bir ulaşım aracı olan gezdirgeç için test görevlisi olarak seçilmesiyle başlar. Gezdirgeçi işyerine gidip gelirken kullanan Ellis, bir gün tüneldeki bir yarıktan küçücük insanları görmesi sonucunda hiç ummadığı bir üne kavuşur.

    KAYNAK: http://www.bilimkurgukulubu.com/...lt-2-kader-ajanlari/
  • "- Beğendiğiniz yerli artist kimdir?
    - Dümbüllü.
    - Hayattaki hedefiniz nedir?
    - Musalla taşı.
    - Hayatınızda kaç kadın sevdiniz?
    - Bir kişi.
    - Ömrünüzden 24 saat kaldığını bilseniz ne yaparsınız?
    - Saati durdururum."

    (Türk Film Yıldızları, 1953, Sayı: 2.)
  • Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu kitabının bende bıraktığı büyük etkilerden sonra okumaya karar verdim Zweigin diğer kitaplarını ve yine ben de büyük etkiler bıraktı. 20 yıl önce yaşadığı hic kimselere anlatamayıp hep içinde tuttuğu 24 saati anlatıyor bir kadın daha önce hiç tanımadığı bir kadına. Zweig kitaplarında öyle güzel betimlemeler, tasvirler yapıyor ki kendimizi kitabın içinde bulmamız kaçınılmaz oluyor. Ancak bence bazı benzetmeleri çok uzatmış bu da ben de ne zaman bitecek hissi uyandırdı, hikaye olarak güzel ancak bence diğer kitaplarına göre bir miktar daha başarısız
  • Hey dostum. Birinin bana iyi olduğumu söylemesine ihtiyacım var. Lütfen ne kadar iyi göründüğümü söyler misin?
    -------------------
    Orijinal adı “Papillon” olan 1973 yapımı “Kelebek” filminin iki sahnesinde geçen şu replik, filmin ana temasını ortaya koymaya yetiyor aslında:

    – “Hey! Sizi pislikler! Ben hala buradayım!”…

    Bu meydan okumayı yapan Kelebek, birebir gerçek hayattan alınmış bir karakter. Zira filmde yaşanılan her şey, Henri Charriere adlı bir Fransız vatandaşının kendi hayatını kaleme aldığı “Papillon” adlı otobiyografi kitabından beyaz perdeye aktarılıyor.

    Henri Charriere, yani Kelebek’in bu kitabı yazma hikayesi de hayatı gibi enteresan. Cezaevinden kurtulduktan soma bir kitapçının çok satanlar reyonunda, bir mahkumun cezaevi hatıralarım kaleme aldığı bir kitap görür ve şaşırır. ‘Benim cezaevi hayatım bundan daha enteresan. Bunun daha iyisini yazarım ben. Bu ne ki?’ diye düşünüp kitabım yazmaya başlar. Profesyonel bir yazar olmamasına rağmen, kitabı sade ve içten bir uslupla yazması enteresan hayat hikayesiyle birleşince, “Papillon” umduğundan daha fazla ilgi görür. Kısa sürede 2 milyon satış rakamına ulaşır bu gerçek hayat hikayesi.
    Bu otobiyografik eser öyle imkansız ve heyecan dozu yüksek hadiselerle kuşatılmıştır ki, neredeyse insanın kitapta yazılanlara inanası gelmez ilk başta.

    Öyle ki bir kitab eleştirmeni, “Papillon” için şu sözleri sarf eder: “Eğer Henri Charriere kitabında yaşadığını iddia ettiği olayları gerçekten yaşadıysa ona helal olsun. Yok eğer yaşamadıysa da hayal gücüne helal olsun”…

    Peki kimdir Henri Charriere? Yahud, nam-ı diğer “Kelebek”? Charriere, Marsilya’da kendi yağında kavrulan bir tüccardır. Yani işinde gücünde bir Fransız vatandaşıdır.

    Charrierre’nin enteresan hayat hikayesi, muhitinde bir kadın satıcısının öldürülmesiyle başlar. Zira, öldürülen kadın satıcısını, ahlakî değerlere önem veren bir insan olduğu için Kelebek’in öldürdüğünü düşünür Fransız polisi. Kelebek, yakalanıp mahkeme huzuruna çıkardır. Bu cinayeti kendisinin işlemediğini söylese de mahkeme heyetini ikna edemez ve Fransız Guyanası’nda müebbete mahkum edilir.

    Kelebek’in bu cezayı aldıktan sonraki yaşadıklarım anlatmaya başlar Yönetmen Franklin J. Schaffner sinema filminde. Fakat, filmin başarısı için sadece Kelebek’in enteresan hayat hikayesine güvenmez yönetmen Schaffner. Bu filmi iki müthiş karakter oyuncusuyla domine eder. Biri, filmde Kelebek’e hayat verecek olan Steve McQueen, diğeri O’nun en yakın cezaevi arkadaşını oynayacak olan Dustin Hoffman.

    Film, Fransa anakarasından Fransız Guyanası’na gitmek üzere bir meydanda çırılçıplak toplanan mahkumlara konuşma yapan Vali’nin kadraja girmesiyle başlar. Vali konuşmasının sonunda şunu söyler orada derdest haldeki mahkumlara:

    – “Fransa’yı unutun ve elbiselerinizi giyin”..

    Bu söz, mahkumların bir daha anavatana geri dönemeyeceğinin işaretidir aslında. Zira Fransız Guyanası’ndaki adaya sadece müebbetlik mahkumlar yollanmaktadır. Ve oraya giden mahkumlar affedilse bile orasının malı olarak kalmaktadır. Orası için şu efsaneyi söylerler:

    “Buraya mahkum olarak girip de şimdiye kadar çıkan olmadı. Buradan sadece tek şekilde çıkılır. O da ölü olarak!”.

    İşte o Guyana’ya giden mahkumlar içinde kahramanımız Kelebek de (Steve McQueen) vardır. Mahkumlar gemiye bindirilmek üzere sokakların arasından götürülürken, pencerelere, balkonlara ve kapıların ağzına doluşmuş insan seli, bir tiyatro izler gibi bu sevkiyatı izlemektedir.

    O kalabalığın arasında Kelebek’in sevgilisi de vardır. Kadın o kalabalığı yararak bir adım ileriye atılır ve “Kelebek! Kelebek! Geri döneceksin Kelebek. Merak etme, geri döneceksin!” diye ağlamaklı bir sesle de olsa umut vermek ister kahramanımıza. Fakat, Kelebek’in hemen yanındaki tecrübeli bir mahkum, şu cümlesiyle daha başlamadan bitirir o umudu:

    “Hayır dönmeyeceksin!”..

    Lakin, Kelebek bir cümleyle umudu yerleyeksan olan insanlardan değildir. Öyle kolay teslim olmaya niyeti yoktur. Daha gemideyken firar etme planları yapmaya başlar.

    Kelebek, gemide uzun yıllar kendisine yol arkadaşlığı yapacak başka bir mahkum Louis Dega (Dustin Hofman) ile tanışır. Dega, devlet tahvillerinde sahtekarlık yapmış uluslararası bir kalpazandır.

    Kelebek ve Dega birbirine tamamen zıt karakterde iki insandır aslında.

    Zira Dega; teslimiyetçi, paranın satın alma gücüne boyun eğmiş, realist, şehirli bir zengindir. Yani amiyane tabirle kapitalist bir insandır.

    Kelebek ise, Dega’nın aksine, itaatsiz, paranın gücüne boyun eğmeyen, romantik ve köylü bir insandır.

    İçinde bulundukları zorlu ortam, birbirine zıt karakterdeki bu iki insanı bir araya getirir. Zira gidecekleri Guyana’da ayakta kalmaları için Dega’nın nüfuzu ve parasına, Kelebek’in bileği ve zekasına ihtiyaçları vardı. İlk başlarda sanki ticarî birlikteliği andıran bu arkadaşlık, gün geçtikçe yıllar sürecek sarsılmaz bir dostluğa dönüşecektir.

    Götürüldükleri Guyana’daki cezaevi müdürünün, yeni gelen mahkumlara hitap etmek için söylediği şu sözler, oradaki cehennem günlerinin bir fragmanı niteliğindedir adeta:

    – “Biz sizi rahipler gibi konuşarak tedavi etmeyiz. Burada tehlikeli insanları zararsız insanlara çeviriyoruz. Bunu da sizi kırarak yapıyoruz. Beyninizi kırarak… Size sunduklarımızla yetinin ve tükettiğinizden daha az acı çekin!”..

    Fakat kahramanımız Kelebek’in ona sunulanlarla yetinmeye hiç niyeti yoktur. Ve ilk kaçışım sahneye koyar. Aslında planlanmış bir firar teşebbüsü değildir bu. Spontan bir şekilde gelişir her şey. Cezaevi dışında timsahların olduğu bir nehirde çok tehlikeli şartlarda çalıştırılmakta-dırlar. O zoraki mesai günlerinden birinde, Kelebek’in dostu Dega’nın ayağı takılır ve nehre düşer. Bunu gören gardiyanlardan biri, ‘Niye düştün (!)’ diye Dega’yı dövmeye başlar. Dostunun dövülmesine yüreği el-vermeyen Kelebek, o gardiyana saldırır ve yere serer. Akabinde ortalık karışır ve o hengamenin kendine sunduğu firar fırsatım değerlendirerek oradan firar eder.

    Kaçmadan günler önce oradaki bir mahkumdan aldığı bilgiyle bir tüccarın yanma gider. Fakat, bu paragöz tüccar onu ele verir. Kelebek’i, para karşılığında cezaevinden kaçanların peşine düşen insan avcılarına teslim eder. Ve bu spontan olarak gelişen ilk firar tecrübesi başlamadan sona erer.

    Daha başlamadan biten bu firar teşebbüsü ona pahalıya mal olur. Zira oradan ilk firar teşebbüsünün cezası, en ağır şartlarda 2 yıl aralıksız hücre cezasıdır. Kelebek, girenlerin çoğunun bir daha gün yüzü görmeden ölüp gittiği “sessiz ölüm” hücrelerine atılır. O hücrelerin en büyük özelliği, izole edilmiş sessizlik halidir. Kelebek, bu durum için şu ifadeleri kullanır:

    – “Çinliler, işkence için mahkumun başına düşen su damlalarım keşfetmişler. Fransızlar ise sessizliği!”..

    Hücreye girer girmez ileri geri adım atar Kelebek. Topu topu 5 adımdır hücrenin genişliği. 5 adım ileri 5 adım geri volta atmaya başlar. Volta atarken şunları haykırır yüreğinden:

    – “Bir iki üç dört beş dönüş. Bir iki üç dört beş dönüş: Yürüyorum, durmak yorulmak bilmeden hırsla yürüyorum. Genellikle gevşek olan bacaklarım bugün gergin. Başıma gelenlerden soma sanki bir şey ezmek ister gibiyim. Ayaklarımla neyi ezebilirim ki? Altımda betondan başka şey yok. Hayır böyle yürümekle pek çok şeyi ezebiliyorum. Yönetime hoş görünmek için bu kadar alçalabilen doktorun ödlekliğini eziyorum. Başka bir sınıfın acı ve sıkıntılarına kayıtsız kalan bir sınıf insanın kayıtsızlığım eziyorum. Fransız halkının cehaletini, iki yılda bir Saint Martin de R6’den yola çıkan insan yükünün nereye gittiğim ve nasıl olduğunu düşünmeyecek kadar ilgi ve meraktan yoksunluğunu eziyorum. Belirli bir ceza işlediği gerekçesiyle bir adam hakkında patırtılı yazılar yazan polis muhabirlerinin birkaç ay sonra aynı adamın varlığını bile unutabilmelerini eziyorum.

    Günah çıkaranları dinleyen, kürek cehenneminde olup bitenleri bildikleri halde susan Katolik papazlarım eziyorum. Suçlayanla kendini savunan arasında bir ‘hitabet oyunu’ halini alan ceza muhakemeleri usulünü eziyorum. ‘Durdurun kuru giyotininizi, yönetime bağlı memurların kollektif sadizmine bir son verin!’ demek için sesini yükseltmeyen ‘İnsan hakları Kuruluşu’nu çiğniyorum. Hiçbir örgüt yahut kuruluşun, bu yöntemin sorumlularını sorguya çekip, çürüme yolunda iki yılda bir neden mahkumların yüzde sekseninin yok olduğunu sormayışını çiğniyorum. İntihar, düşkünlük, devamlı açlık, skorbüt, verem, delilik ve erken bunama teşhisleriyle imzalanmış resmî ölüm raporlarım çiğniyorum. Kim bilir daha neler eziyorum ayaklarımın altında? Ama bütün bu olup bitenlerden sonra, herhalde eskisi gibi yürümüyor, her adımda bir şeyler çiğniyorum.

    Bir iki üç dört beş… Ve saatler… ağır ağır akıp geçerken yorgunluk sessiz isyanımı bastırıyor.”

    Bu hücrede mahkumlara doyacakları kadar değil, ancak ölmeyecekleri kadar yemek verilmektedir. Hasta olsalar dahi hücrenin kapısı hiç açılmaz. Oraya giren mahkum, ta ki 2 yıllık hücre cezası bitene kadar o hücrenin 4 duvarından başka bir şey göremez.

    Orada sayım, mahkumların her sabah kelleleri girecek kadar delikten kafalarını dışarıya çıkarmaları suretiyle yapılmaktadır. O sayımlardan birinde, Kelebek’in yan hücresinde kalan bir mahkum, kendini motive etmek için Kelebek’e seslenerek

    “Hey dostum. Birinin bana iyi olduğumu söylemesine ihtiyacım var. Lütfen ne kadar iyi göründüğümü söyler inisin?” diye yalvarması, oradaki mahkumların nasıl bir ruh halinde olduğunu göstermesi açısından ipucu verir.

    Kelebek, o mahkuma “Dostum çok iyi görünüyorsun!” diye moral verse de, bu moral o mah-kumu uzun süre hücrede yaşatmaya yetmez ve bir süre sonra o mahkum hayatım kaybeder.

    Dega, dostu Kelebek’i hücrede sahipsiz bırakmaz ve gardiyanlara rüşvet vererek, ayakta kalabilmesi için ona Hindistan cevizi gibi direnç verici meyvalar yollar. Kelebek, ilk zamanlar bu meyvaları yiyerek ayakta kalır. Orada kendini bırakmaz. Kah spor yapar, kah beynini çalıştıracak matematik hesapları yapar kafasından. Dış dünyaya dair hiçbir emarenin olmadığı o daracık hücrede, 24 saati dolu dolu yaşar adeta. Hatta öyle ki, mahkumları gözetlemek için tepelerinden açılan ızgaralı bölmeye doğru haykırarak idareye meydan okur bir gün:

    – “Hey! Sizi pislikler! Ben hala buradayım!”…

    Fakat bu meydan okuma günleri çok fazla sürmez. Zira, cezaevi yönetimi ona dışarıdan yiyecek yardımı yapıldığını fark eder ve bu yardımı kimin yaptığım ondan öğrenmek ister. Kahramanımız tüm işkencelere rağmen dostu Dega’yı satmaz. Bunun üzerine Müdür, verilen az miktardaki günlük tayının daha da azaltılarak yarıya düşürülmesini emreder.

    Bu aslında Kelebek’in zamana yayılmış ölüm ilamıdır. Zira, oraya giren mahkumların neredeyse yarısı 2 senelik cezalarım dolduramadan gıdasızlıktan ölüp gitmektedir zaten. Bunun üstüne bir de tayınının yarıya düşürülmesi, artık onun çok kısa sürede hayata veda etmesi demek olacaktır.

    Artık çok zor günler beklemektedir Kelebek’i. Gün geçtikçe vücudu zayıflamakta, vücudu zayıfladıkça da direnci kırılmaktadır. Kınlan direnci ruhî durumuna da sirayet eder. Öyle ki, artık akıl sağlığım yitirme sınırında gezmektedir. Bu durumu, gördüğü rüyalarına da tesir eder. Enteresan rüyalar görmeye başlar. Şuuraltına yolculuk yapmaya başlar bazı geceler. Geçmişine gidip, bazı hadiselerle yüzleştirdiğini görür.

    O rüyalardan birinde, kendini kızgın çöller ortasında mahkeme heyetinin karşısında bulur. Mahkeme heyetinin reisi, ondan son savunmasını yapmasını ister. Tam o esnada, şu diyalog geçer aralarında:

    – “Kelebek: Ben masumum. O pezevengi ben öldürmedim.

    Hakim: Bu doğru. Ama senin suçunun onun ölümüyle ilgisi yok. Kelebek: Nedir peki benim suçum?

    Hakim: Senin suçun daha büyük. Seni harcanmış, boşa geçen bir ömürden dolayı suçluyorum.”

    Hücrede haftalar aylar geçer. Müdür’ün her gün kendisini sıkıştırıp, şartlarım iyileştirmesi teklifine rağmen, dostu Dega’yı ele vermez. Gitgide erimeye başlar hücrede. Öyle ki, dişleri bile dökülmeye başlar vitaminsizlikten. Artık yapacak bir şey yoktur. Son çare olarak böcek yemeye karar verir. Yakaladığı böcekleri, su dolu tasının içine katarak böcek çorbası yapar ve onunla beslenmeye çalışır. Dostunu satmamak için, adeta kendi hayatım ortaya koyar.

    Daha birkaç ay önce tanıştığı bir insan için kendini feda etmekten geri durmaz.
    Müthiş bir insanlık dersi verir bize Kelebek. Kendisine pahalıya mal olacak bir insanlık dersi hem de. Daha bırakın tehlikeyi, boşboğazlığından en yakın dostunu bile satmaya teşne olan bizlere, akademik mikyasta bir insanlık konferansı verir adeta bu hücrede.

    Bir gün hücresinin kapısı açılır. Kelebek cansız bir şekilde hücrenin ortasında yatmaktadır. Gözlerinin feri yoktur, o yüzden gelenlerin kim olduğunu göremez. Gelen, cezaevi müdürüdür. Zira, Kelebek’in 2 yıllık hücre cezası sona ermiştir. Gardiyanlar onu omuzlarından tutarak hüc-reden çıkarır ve revire götürürler. Kelebek bu ölüm odasından sağ salim çıkmayı başarmıştır.

    Dostu Dega, Kelebek’i görünce sevinçten ağlamaya başlar. Fakat sevinci ona kavuşmasından ziyade, dostunun kendi hayatim ortaya koyarak onu idareye satmamasınadır. Bu insanlık ifadesi, onu derinden etkilemiştir. Zira, şimdiye kadar en yakınları da dahil olmak üzere, hiç kimse Dega için kendini riske atmamıştır.

    Kısa sürede kendini toparlayan Kelebek, tekrar firar planlan yapmaya başlar. Dostu Dega, parasının gücüyle dışında bir tekne ayarlar Kelebek ve bir diğer arkadaşı için. Fakat kendisi kaçmayı düşünmez. Zira risk almadan yaşamayı seçen bir insandır Dega. Yakalanıp öldürülmekten korkmaktadır. Dışarıda yakalanıp öldürülme tehlikesiyle yaşamaktansa, içeride risksiz bir şekilde ömrünün sonuna kadar yaşamayı yeğler. Oysa Kelebek öyle değildir. Kendisine takılan Kelebek lakabının neden konulduğunu gösterircesine yaşar. Kelebekler kısa yaşar ama hür ölür. O, uzun ve esaret altında yaşamaktansa, kısa fakat özgür olarak yaşamayı tercih eder.

    Dega’yı kaçmaya ikna etmek için “Beni öldürebilirler, ama sana sahipler!” der Kelebek. Fakat yine de Dega’nın fikri değişmez ve firar planlarına dahil olmaz.

    Ancak, işler Dega’nın düşündüğü gibi cereyan etmez. Hayat hesaba gelmez. Zira, firar gecesi Kelebek’e yardım eden Dega’yı gardiyanlardan biri görür ve o da onu etkisiz hale getirmek zorunda kalır. Kendisi de geri dönüşü olmayan bir yola girmiştir artık. Orada kalırsa her halu-karda ceza alacağım düşünerek, istemeden de olsa bu firara dahil olur.

    Kelebek, Dega ve diğer mahkum, sağ salim cezaevi dışına kaçmayı başarırlar. Ne var ki, kendilerini o adadan uzaklaştıracak tekneye vardıklarında sükutu hayale uğrarlar. Zira, tekne hareket edemeyecek kadar harap haldedir. Onunla oradan kaçmaları imkansızdır. Kaçmaları için tonlarca para verdikleri adam kazık atmıştır onlara.

    Yaya olarak günlerce kıyı şeridi boyunca yürüdükten soma, Cüzzamlılar Adası’na denk gelirler. Çaresiz olarak, sadece cüzzamlılarm yaşadığı bu adada yaşamaya başlarlar. O adanın Reis’inin kalbini kazanırlar. Onlara değerli elmaslar verir Reis. Onlar da o elmaslarla güzel bir tekne alıp Venezuela’ya kaçarlar.

    Fakat burada Kelebek’in dostu Dega ve diğer mahkum yakayı ele verir. Kelebek artık tek başına firar etmek zorundadır. Guajiro Kızılderililerinin yaşadığı bir köye kendini atan Kelebek, burada çok uzun bir süre yaşar. Yakalanmadan uzun zaman kendini orada muhafaza eden kahramanımız, oradan da ayrılarak bir manastıra sığınır.

    Fakat bu uzun süreli kaçışın son durağı olur o manastır. Zira, başrahibe onu ihbar ederek Fransız polisine yakalatır. Ve tekrar Fransız Guyana’sındaki kaldığı hapishaneye geri götürülür.

    Artık işi çok daha zordur Kelebek’in. Zira ikinci firar teşebbüsünü yaptığı için hücre cezası katlanır. 5 yıl “sessiz ölüm hücresi” cezasına mahkum edilir.

    Ne var ki, ilk hücre cezasındaki tecrübelerinin yardımıyla, 5 yıllık tecrit cezasını tamamlar ve iyice yaşlanmış olarak o hücreden de çıkar. O hücreye girdiğinde simsiyah olan saçları, kar beyazına boyanmıştır. Yürümekte güçlük çekmektedir. Tüm bunlara rağmen, orada ölmeye niyeti yoktur. Daha hücreden çıkar çıkmaz firar planları yapmaya başlamıştır.

    Cezaevi idaresi, onu ömrünün sonuna kadar geçireceği “Şeytan Adası”na yollar. Orası dört tarafı okyanusla çevrili küçük bir sürgün adaşıdır. Cezaevinde uzun yıllar yatıp yaşlananları oraya yollamaktadır Guyana idarecileri. Orada her mahkumun tek göz kulübesi vardır. Gündüz bahçe işiyle uğraşan mahkumlar, gece o kulübelerde kalmak tadır. Yani bir çeşit açık cezaevi gibidir orası. Guyana’da kalan birçok mahkum oraya gitmek için can atmakta, müdüre rüşvet olarak bir ton para vermektedir.

    Fakat kahramanımız için, onların gözetimi altında olan her yer cezaevidir. Esaret esarettir. Ne kadar iyi şartlarda olursa olsun, yine de oradan kaçmayı kafasına koyar daha yolda giderken.

    Kelebek, adaya gider gitmez, henüz kalacağı kulübeyi bile görmeden, sağı solu kolaçan etmeye başlar. Oradan nasıl firar edebileceğini hesabım yapmaya başlar. İlk günden başlamıştır firar mesaisine.

    Lakin buradan firar etmek imkansızdır. Zira adarım dört bir yanı kayalıklarla çevrili uçurumlarla doludur. Uçurumların denize yüksekliği en az 100 metredir.

    Tam o esnada dostu Dega’yı görür. Fakat dostu Dega hiç iyi görünmüyordur. Zira akıl sağlığını yitirmiş gibidir. İki eski dost kucaklaşırlar. Dega’nın, yıllar sonra karşılaştığı Kelebek’e, tuhaf şekilde, “Elimde fazla domates tohumları var. Belki sen de kendi bahçeni kurmak istersin” demesi, teslimiyeti çoktan kabul ettiğini gösterir. Fakat Kelebek’in ne tohum ekmeye ne bahçe kurmaya niyeti vardır. Dega’nın bu teslimiyetçi haline kızsa da, ona acıdığından dolayı sesini çıkarmaz ve çaresizce kayalıkların önüne giderek, elindeki Hindistan cevizini yemeye başlar. Meyvanın içi bitince de kabuğunu okyanusa atar.

    Fakat tam o anda tesadüfen bir şey keşfeder. Okyanusa fırlattığı Hindistan cevizinin, dalgaların yardımıyla önce kıyıya vurduğunu, ardından okyanusun ortasına doğru açıldığını görür. Bunun üzerine, hesap yapmak için, bir Hindistan cevizi daha atar okyanusa. Ve o Hindistan cevizi de aynı şekilde uzaklaşır kıyıdan. Kıyıdan uzaklaştıran dalga 7. frekanstır. Yani her 6 dalga kıyıya vurduktan soma, 7. dalga okyanusa doğru atıp savurmaktadır. Söz konusu 7. dalgayı hesap ederek kayalıklardan aşağı atlarsalar, oradan kaçıp kurtulacaklardır.

    Hemen dostu Dega’yla birlikte 2 tane torba sal yapar. Yani bir çuvalın içine denize batmayacak ağırlıkta Hindistan cevizlerini doldurarak, ilkel bir sal imal ederler.

    Kelebek ve Dega okyanusa atlamadan önce birbirlerine sarılırlar. İki dostun, ömürlerinin sonuna kadar son görüştükleri andır bu. Bir daha birbirlerini göremeyeceklerdir. Zira, Dega’nın okyanusa atlamaya niyeti yoktur. O okyanustan sağ salim kaçıp kurtulan olmamıştır. Kelebek, onun peşinden Dega’nın atlamayacağını biliyordur aslmda. Ama sanki sözleşmiş gibi, ikisi de birbirine bu durumu hissettirmez.

    Ve Kelebek, tam 7. frekansın kıyıya yaklaştığı esnada, ilkel salıyla birlikte okyanusa atlar. Dega, beklendiği üzere, atlamaya cesaret edemez ve geri kalan ömrünü Şeytan Adası’nda tamamlamaya devam eder.

    Kelebek, kendisini oradan kurtaran ilkel salının üzerinde, Şeytan Adası’na doğru son bir kez bakar ve onlara şöyle haykırır:

    – “Hey! Sizi pislikler! Ben hala buradayım!”…

    Kelebek, Şeytan Adası’ndan kaçmamıştır sadece. Teslimiyetten kaçıp kurtarmıştır kendini. Teslim olmamıştır beşerî sistemlerin insanlara zorla dayattığı zorba kanunlara. Hukuk koyucuların kendi hukuklarına bile riayet etmediği adalet sistemine boyun eğmemiştir.
    Zira, firar etmek, sadece kaçmak değil, mücadele etmenin başka bir yoldan devam edişidir!..

    Not: Bu inceleme için wordpress com'dan alıntı yaptım.
  • Yıllar önce, ölen kocasını yâd etmek için Monte Carlo'ya, ölen kocası ile birlikte gittiği kumarhaneye giden soylu bir kadın; kumarda tüm parasını kaybetmiş, ölümün eşiğindeki bir gence yardım etmek ister. Kendisinden yaşça oldukça küçük olan genç adamla karşılaşmaları ve daha sonra yaşanılan olaylar hepi topu 24 saat sürmüş, fakat kadın bunu bir ömür boyu vicdanında bir yük olarak taşımıştır.
    ...
    Yıllar sonra kaldığı bir otelde, içindeki yükü hafifletmek amacıyla yaşadığı bu 24 saati bir yabancıya anlatır. (Bu yönüyle Amok Koşucusu'nu anımsattı.)
    ...
    1920'ler Avrupa'sının -ben bu deyişi çok sevdim- "ikiyüzlü ahlâk anlayışı" na değinilmiştir. Biraz kaba bir tabir olacak ama günümüzün "namuslu namussuz" larını bu anlayış içerisine dahil edebiliriz.
    ...
    Şunu da eklemeliyim ki; ahlâk ince bir çizgi ve insan çoğu zaman bu çizgiyi aştığını belki de fark bile edemiyor.
    ...
    Keyifli okumalar.
  • 1. yabancı albert camus , can yayınları 
    2. küçük prens –mavi bulut ,antonie de saint-exupery,mavibulut yayınları 
    3. otostopçunun galaksi rehberi -5 cilt takım , douglas adams, kabalcı yayınevi
    4. yüzyıllık yalnızlık, gabriel garcia marquez, can yayınları
    5. bin dokuz yüz seksen dört, george orwell, can yayınları
    6. bütün hikayeleri - tek cilt, edgar allan poe, ithaki yayınları
    7. satranç, stefan zweig, can yayınlarıss
    8. çavdar tarlasında çocuklar, j. d. salinger, yapı kredi yayınları
    9. hayvan çiftliği, george orwell, can yayınları
    10. siddhartha, hermann hesse, can yayınları
    11. cesur yeni dünya, aldous huxley, ithaki yayınları
    12. ölümsüz aile, natalie babbitt, iş bankası kültür yayınları
    13. bulantı, jean-paul sartre, can yayınları
    14. yolda, jack kerouac, ayrıntı yayınları
    15. büyücü, john fowles, ayrıntı yayınları
    16. suç ve ceza - hasan ali yücel klasikleri, fyodor mihailoviç dostoyevski, iş bankası kültür yayınları
    17. dava, franz kafka, can yayınları
    18. görünmez kentler, ıtalo calvino, yapı kredi yayınları
    19. koku, patrick süskind, can yayınları
    20. açlık, knut hamsun, varlık yayınları
    21. veba, albert camus, can yayınları
    22. bozkırkurdu, hermann hesse, yapı kredi yayınları
    23. ulysses, james joyce, yapı kredi yayınları
    24. ince memed 1, yaşar kemal, yapı kredi yayınları
    25. venedik'te ölüm, thomas mann, can yayınları
    26. 🗽 üçlemesi, paul auster, can yayınları
    27. varolmanın dayanılmaz hafifliği, milan kundera, iletişim yayınevi
    28. zorba, nikos kazancakis, can yayınları
    29. kolera günlerinde aşk, gabriel garcia marquez, can yayınları
    30. yüzüklerin efendisi - tek cilt özel basım, j.r.r. tolkien, metis yayıncılık
    31. huzursuzluğun kitabı, j.r.r. tolkien, metis yayıncılık
    32. huzursuzluğun kitabı, fernando pessoa, can yayınları
    33. günlerin köpüğü , boris vian, e yayınları
    34. foucault sarkacı, umberto eco, can yayınları
    35. gülün adı, umberto eco, can yayınları
    36. gecenin sonuna yolculuk, louis ferdinand celine, yapı kredi yayınları
    37. kör baykuş, 😔ık hidayet, yapı kredi yayınları
    38. biz, yevgeni zamyatin, versus kitap yayınları
    39. hobbit, j.r.r. tolkien, ithaki yayınları
    40. yaşlı adam ve deniz, ernest hemingway, bilgi yayınevi
    41. fransız teğmenin kadını, john fowles, ayrıntı yayınları
    42. yeraltından notlar, fyodor mihailoviç dostoyevski, iletişim yayınevi
    43. oblomov-hasan ali yücel klasikleri, ivan gonçatov, iş bankası kültür yayınları
    44. kayboluş, georges perec, ayrıntı yayınları
    45. her şey aydınlandı, jonathan safran foer, siren yayınları
    46. başkaldıran insan, albert camus, can yayınları
    47. amok koşucusu, stefan zweig, can yayınları
    48. körleşme, elias canetti, payel yayınevi
    49. dünyanın merkezine seyahat-ithaki, jules verne, ithaki yayınları
    50. franny ve zooey, jerome david salinger, yapı kredi yayınları
    51. güvercin, patrick süskind, can yayınları
    52. bir kış gecesi eğer bir yolcu, ıtalo calvino, yapı kredi yayınları
    53. dorian gray'in portresi, oscar wilde, can yayınları
    54. genç werther'in acıları, goethe , can yayınları
    55. ay sarayı, paul auster, can yayınları
    56. çiçek açmış genç kızların gölgesinde - kayıp zamanın izinde (ikinci kitap), marcel proust, yapı kredi yayınları
    57. çanlar kimin için çalıyor, ernest hemingway, bilgi yayınevi
    58. albaya mektup yazan kimse yok, gabriel garcia marquez, can yayınları
    59. bülbülü öldürmek, harper lee, altın kitaplar
    60. iskenderiye dörtlüsü 1-justine, lawrence durrell, can yayınları
    61. suç ve ceza, fyodor mihailoviç dostoyevski, iletişim yayınevi
    62. mrs. dalloway, virginia woolf, iletişim yayınevi
    63. lolita , vladimir nabokov, iletişim yayınevi
    64. swann’ ların tarafı - kayıp zamanın izinde (birinci kitap), marcel proust, yapı kredi yayınları
    65. tatar çölü, dino buzzati, iletişim yayınevi
    66. savaş ve barış (2 cilt birlikte), lev nikolayeviç tolstoy, iletişim yayınevi
    67. drina köprüsü, ivo andriç, iletişim yayınevi
    68. gülüşün ve unutuşun kitabı, milan kundera, can yayınları
    69. gazap üzümleri, john steinbeck, remzi kitabevi
    70. trainspotting, ırvine welsh, siren yayınları
    71. anna karenina, lev nikolayeviç tolstoy, iletişim yayınevi
    72. doğal yaşam ve başkaldırı, henry david thoreau, kaknüs yayınları
    73. yüzüklerin efendisi - ııı - kralın dönüşü, j.r.r. tolkıen, metis yayıncılık
    74. boncuk oyunu, hermann hesse, yapı kredi yayınları
    75. yüzüklerin efendisi - ıı - iki kule, j.r.r. tolkien, metis yayıncılık
    76. madame bovary - hasan ali yücel klasikleri, gustave flaubert, iş bankası kültür yayınları
    77. yüzüklerin efendisi - ı - yüzük kardeşliği, j.r.r. tolkien, metis yayıncılık
    78. büyülü dağ (2 cilt takım), thomas mann, can yayınları
    79. usta ile margarita, mihail bulgakov, can yayınları
    80. otostopçunun galaksi rehberi, mihail bulgakov, can yayınları
    81. budala, fyodor mihailoviç dostoyevski, iletişim yayınevi
    82. deliliğin dağlarında, h.p. lovecraft, ithaki yayınları
    83. yakalanan zaman - kayıp zamanın izinde, marcel proust, yapı kredi yayınları
    84. binbir gece masalları 1/1, alim şerif onaran, yapı kredi yayınları
    85. sodom , marquis de sade, chiviyazıları yayınevi 
    86. yengeç dönencesi, henry miller, siren yayınları
    87. şato, franz kafka, cem yayınevi
    88. gurur ve önyargı-hasan ali yücel klasikleri, jane austen, iş bankası kültür yayınları
    89. sodom ve gomorra - kayıp zamanın izinde (dördüncü kitap), marcel proust, yapı kredi yayınları
    90. mahpus - kayıp zamanın izinde (beşinci kitap), marcel proust, yapı kredi yayınları
    91. tiffany'de kahvaltı, truman capote, sel yayıncılık
    92. murphy, samuel beckett, ayrıntı yayınları
    93. deniz feneri, virginia woolf, iletişim yayınevi
    94. soğukkanlılıkla, truman capote, sel yayıncılık
    95. albertine kayıp, marcel proust, yapı kredi yayınları
    96. barbarları beklerken, j. m. coetzee, can yayınları
    97. niteliksiz adam 1, robert musil, yapı kredi yayınları
    98. tristram shandy beyefendi'nin hayatı, laurence sterne, yapı kredi yayınları
    99. malte laurids brigge'nin notları, rainer maria rilke, can yayınları
    💯. madde 22, joseph heller, ithaki yayınları
    101. şans müziği, paul auster, can yayınları
    102. acı çikolata, laura esquivel, can yayınları
    103. moby dick, herman melville, yapı kredi yayınları
    104. garp cephesinde yeni birşey yok, erich maria remarque, engin yayıncılık
    105. alice harikalar diyarında, lewis carroll, can çocuk yayınları
    106. aspidistra, george orwell, can yayınları
    107. zeno'nun bilinci, ıtalo svevo, can yayınları
    108. altın defter, doris lessing, can yayınları
    109. ivan ilyiçin ölümü-can, lev nikolayeviç tolstoy, can yayınları
    110. guarmantes tarafı - kayıp zamanın izinde (üçüncü kitap), marcel proust, yapı kredi yayınları
    111. buddenbrooklar - bir ailenin çöküşü, thomas mann, can yayınları
    112. bir öykü yazalım mı?, cemil kavukçu, can çocuk yayınları
    113. sıkı kontrol edilen trenler, bohumil hrabal, everest yayınları
    114. ince memed seti - özel baskı (kutulu 4 cilt), yaşar kemal, yapı kredi yayınları
    115. flaubert'in papağanı, julian barnes, ayrıntı yayınları
    116. akıl ve tutku - hasan ali yücel klasikleri, jane austen, iş bankası kültür yayınları
    117. binbir gece masalları ½, alim şerif onaran, yapı kredi yayınları
    118. ruhlar evi, ısabel allende, can yayınları
    119. guguk kuşu, ken kesey, turkuvaz kitap
    120. justine, marquis de sade, 
    chiviyazıları yayınevi 
    121. karanlığın yüreği, joseph conrad, iletişim yayınevi
    122. dava, franz kafka, iletişim yayınevi
    123. sevgili, marguerite duras, can yayınları
    124. solaris, stanislaw lem, iletişim yayınevi
    125. baba, mario puzoe yayınları
    126. roger ackroyd cinayeti, agatha christie, altın kitaplar
    127. şeyler, george perec, metis yayıncılık
    128. emma, jane austen, can yayınları
    129. otuz dokuz basamak, john buchan, bilge kültür sanat
    130. budala - dostoyevski-can yay., fyodor mihailoviç dostoyevski, can yayınları
    131. katharina blum'un çiğnenen onuru, heinrich böll, can yayınları
    132. dalgalar, virginia woolf, iletişim yayınevi
    133. kalpazanlar, andre gide, can yayınları
    134. duygusal eğitim , gustave flaubert, iletişim yayınevi
    135. binbir gece masalları 2/2, alim şerif onaran, yapı kredi yayınları
    136. mansfield parkı, jane austen, can yayınları
    137. örümceklerin yuvalandığı patika, ıtalo calvino, yapı kredi yayınları
    138. türkü söylüyor otlar, doris lessing, can yayınları
    139. bir uzay efsanesi :(2001-2010-2061-3001:son efsane), arthur c. clarke, ithaki yayınları
    140. şato, franz kafka, ithaki yayınları
    141. binbir gece masalları 2/1, alim şerif onaran, yapı kredi yayınları
    142. büyük umutlar, charles dickens, can yayınları
    143. başkan babamızın sonbaharı, gabriel garcia marquez, can yayınları
    144. ada ya da arzu, vladimir nabokov, iletişim yayınevi
    145. homo faber, max frisch, can yayınları
    146. lady chatterley'in sevgilisi, d.h.lawrence , yapı kredi yayınları
    147. artemio cruz'un ölümü, carlos fuentes, can yayınları
    148. portnoy'un feryadı, philip roth, ayrıntı yayınları
    149. üçleme, samuel beckett, ayrıntı yayınları
    150. tehlikeli ilişkiler, charles de laclos, oğlak yayıncılık
    151. biçem alıştırmaları, raymond queneau, sel yayıncılık
    152. binbir gece masalları 4/2, alim şerif onaran, yapı kredi yayınları
    153. sanatçının bir genç adam olarak portresi, james joyce, iletişim yayınevi
    154. kasap çırağı, patrick mccabe, ithaki yayınları
    155. kedi beşiği, kurt vonnegut, dost kitabevi yayınları
    156. goriot baba-can, honore de balzac, can yayınları
    157. madame bovary, gustave flaubert, can yayınları
    158. burun, palto, neva bulvarı, delinin defteri, nikolay vasilyeviç gogol, sosyal yayınları
    159. örümcek kadının öpücüğü, manuel puig, can yayınları,
    160. parma manastırı, stendhal , can yayınları
    161. sıfır noktasındaki kadın, neval el seddavi, metis yayıncılık
    162. ay ve şenlik ateşleri, cesare pavese, can yayınları
    163. amerika, franz kafka, can yayınları
    164. tarçın kokulu kız, jorge amado, can yayınları
    165. ricardo reis'in öldüğü yıl, jose saramago, can yayınları
    166. babalar ve oğullar, ıvan turgenyev, iletişim yayınevi
    167. günaha son çağrı, nikos kazancakis, can yayınları
    168. binbir gece masalları 3/1, anonim yapı kredi yayınları
    169. dracula, bram stoker, ithaki yayınları
    170. şeffaf mavi, ryu murakami, doğan kitap
    171. binbir gece masalları 4/1, anonim , yapı kredi yayınları
    172. aslan asker şvayk, jaroslav hasek, can yayınları
    173. senin köylerin, cesare pavese, can yayınları
    174. utanç, salman rushdie, metis yayıncılık
    175. yağmur akşamları, selim ileri, everest yayınları
    176. oblomov-hasan ali yücel klasikleri, ivan gonçatov, iş bankası kültür yayınları
    177. vampirle görüşme, anne 🍚, turkuvaz kitap
    178. ölü canlar, nikolay vasilyeviç gogol, iletişim yayınevi
    179. yaban diyarlardaki yabancı, robert a. heinlein, artemis yayınları
    180. candide ya da iyimserlik, voltaire, adam yayıncılık
    181. kızıl ile kara, stendhal , can yayınları
    182. medyum, stephen 👑, altın kitaplar
    183. yanardağın altında, malcolm lowry, can yayınları
    184. güliver'in gezileri - hasan ali yücel klasikleri, jonathan swift, iş bankası kültür yayınları
    185. aynanın içinden, levis carrol, can çocuk yayınları,
    186. frankenstein, mary shelley, ithaki yayınları
    187. başkalaşımlar, apuleius, kabalcı yayınevi
    188. bunlar da mı insan, primo levi, can yayınları
    189. eugenie grandet-can yay., honore de balzac, can yayınları
    190. dorian gray'in portresi, oscar wilde, engin yayıncılık
    191. wittgenstein'ın yeğeni, thomas bernhard, metis yayıncılık
    192. solak kadın, peter handke, metis yayıncılık
    193. oliver twist, charles dickens, can yayınları
    194. güneş imparatorluğu, j. g. ballard, ayrıntı yayınları
    195. biri hiçbiri binlercesi, luigi pirandello, telos yayıncılık
    196. önemsiz bir adamın günlüğü, weedon grossmith, iletişim yayınevi
    197. bilirbilmezler, gustave flaubert, can yayınları
    198. ölüm hükmü, maurice blanchot, kabalcı yayınevi
    199. kızıl damga, nathaniel hawthorne, bilge kültür sanat
    200. michael kohlhaas, heinrich von kleist, can yayınları
    201. pnin, vladimir nabokov, iletişim yayınevi
    202. jane eyre, charlotte bronte, can yayınları
    203. michael k : yaşamı ve yaşadığı dönem, j.m. coetzee, can yayınları
    204. ramea'nun yeğeni, denıs dıderot, engin yayıncılık
    205. vathek - babil kitaplığı-3, william beckford, dost kitabevi yayınları
    206. rahip c., georges bataille, kabalcı yayınevi
    207. dünya nimetleri ve yeni nimetler, andre gide, can yayınları
    208. adsız sansız bir jude, thomas hardy, letişim yayınevi
    209. w ya da bir çocukluk hatırası, georges perecmetis yayıncılık
    210. dr. moreau'nun adası, h.g. wells, ithaki yayınları
    211. taşıdıkları şeyler, tim o'brien, 
    212. insanlık durumu, andre malraux, iletişim yayınevi
    213. alice harikalar diyarında (ciltli), lewis carrollsinan ezber, iş bankası kültür yayınları
    214. define adası, r. l. stevenson, iş bankası kültür yayınları
    215. bir kadının portresi, henry james, yapı kredi yayınları
    216. nostromo, joseph conrad, iletişim yayınevi
    217. dr. jekyll ve bay hyde, robert louis stevenson, iletişim yayınevi
    218. kent ve köpekler, mario vargas llosa, can yayınları
    219. effie briest, theodor fontane, turkuvaz kitap
    220. çağımızın bir kahramanı, mihail yuryeviç lermontov, cem yayınevi
    221. fotoğrafta kadın da vardı, heinrich böll, can yayınları
    222. yok etme, thomas bernhard, yapı kredi yayınları
    223. ecinniler 1-2 takım, fyodor mihailoviç dostoyevski, engin yayıncılık
    224. bahar karları, yukio mişima, can yayınları
    225. amerika, franz kafka, ithaki yayınları
    226. therese raquin, emile zola, varlık yayınları
    227. boğulanlar, kurtulanlar, primo levi, can yayınları
    228. hayvanlaşan insanemile zolaithaki yayınları
    229. şeytanın kurbanları, somerset maugham, kastaş yayınları
    230. kırmızı ve siyah, stendhal , remzi kitabevi
    231. geniş geniş bir deniz, jean rhys, can yayınları
    232. ateş, henri barbusse, evrensel basım yayın
    233. gönül yakınlıkları, johann wolfgang von goethemustafa özdemir, akçağ
    234. amerikan sapığı, bret easton ellis, ithaki yayınları
    235. nişanlılar, alessandro manzoni, literatür yayıncılık
    236. germinal, emile zola, oğlak yayıncılık
    237. tom amcanın kulübesi, harriet beecher stowe, can yayınları
    238. orlando - toplu eserleri 3, virginia woolf, iletişim yayınevi
    239. fay kırığı - 3: rojin, mehmet eroğlu, iletişim yayınevi
    240. toprak yeşerince, knut hamsun, kastaş yayınları
    241. aşktan ve gölgeden, ısabel allende, can yayınları
    242. gökkuşağı - oğlak y., david herbert lawrence, oğlak yayıncılık
    243. dr. jekyll ve mr. hyde, robert louis stevenson, oğlak yayıncılık
    244. oyunun kuralı, leonardo sciascia, can yayınları
    245. meyhane, emile zola, sosyal yayınları
    246. masumiyet çağı, edith wharton, altın bilek yayınları
    247. manzaralı bir oda, e. m. forster, iletişim yayınevi
    248. kapanda üç kaplan, guillermo cabrera ınfante, ayrıntı yayınları
    249. leopar, giuseppe tomasi di lamped, can yayınları
    250. hindistan'a bir geçit, e. m. forster, iletişim yayınevi
    251. aşk eğitimi, gustave flaubert, ithaki yayınları
    252. rüzgarın yüzyılı-ateş anıları 3, eduardo galeano, can yayınları
    253. kızılağaçlar kralı, michel tournier, ayrıntı yayınları
    254. kaçak atlar, yukio mişima, can yayınları
    255. altın kollu adam, nelson algren, versus kitap yayınları
    256. gizli ajan, joseph conrad, imge kitabevi yayınları
    257. yıldızın saati, clarice lispector, imge kitabevi yayınları
    258. aşık kadınlar, lawrence , metin celâl, engin yayıncılık
    259. beyazlı kadın, wilkie collinsnihal yeğinobalı, engin yayıncılık
    260. ağ, ıris murdoch, ayrıntı yayınları
    261. şafak tapınağı, yukio mişima, can yayınları
    262. babalar ve oğulları, turgenyev , inkılap kitapevi, 
    263. uyanış, kate chopin, adam yayıncılık,
    264. ragazzipier paolo pasolini, remzi kitabevi
    265. aytaşı, wilkie collins, bilge kültür sanat
    266. goriot baba-oğlak, honore de balzac, oğlak yayıncılık
    267. david copperfield, charles dickens, alfa yayıncılık
    268. profesör unrat, heinrich mann, ithaki yayınları,
    269. tais, anatole france,pencere yayınları
    270. sicilya konuşmaları, elio vittorini, adam yayıncılık
    271. silas marner, george eliot, altın bilek yayınları
    272. günaydın geceyarısı, jean rhys, can yayınları
    273. dokuz buçukta bilardo, heinrich böllcan yayınları
    274. ağla sevgili yurdum, alan paton, bilgi yayınevi
    275. goriot baba,honore de balzac (honoré de balzac), cem yayınevi
    276. goriot baba, honore de balzac (honoré de balzac), sosyal yayınları
    277. hazreti süleyman'ın hazineleri, h. r. haggard, remzi kitabevi
    278. jane eyre, charlotte bronte, inkılap kitapevi
    279. rehber, r.k. narayan, remzi kitabevi
    280. drenai masalları 1.bölüm-efsane, david gemmell, artemis yayınları
    281. konsolos yardımcısı, marguerite duras, can yayınları
    282. artamonov ailesi, maksim gorki, payel yayınevi
    283. binbir gece masalları, mustafa delioğlu, sennur sezer, büyülü fener yayınları
    284. sirte kıyısı, julien gracq, yapı kredi yayınları
    285. gurur dünyası, william makepeace thackeray, imge kitabevi yayınları
    286. don quijote, miguel de cervantes saavedra, alfa yayıncılık
    287. u.s.a. ııı büyük para, john dos passos, adam yayıncılık
    288. eugenie grandet, honore de balzac (honoré de balzac), cem yayınevi
    289. fantoma 2 boş tabut, marcel allain, pierre souvestre, güncel yayıncılık
    290. siyah dalya los angeles dörtlemesi bir, james ellroy, nisan yayınları
    291. fareler ve insanlar, john steinbeck, remzi kitabevi
    292. don quijote (2 cilt takım), cervantes, yapı kredi yayınları
    293. fedailerin kalesi alamut, wladimir bartol, yurt kitap yayın
    294. berci kristin çöp masallarılatife tekin, everest yayınları
    295. körleşme, elias canetti, payel yayınevi,
    296. beyaz kale, orhan pamukiletişim yayınevi
    297. zaman makinası, h. g. wells, ithaki yayınları
    298. orlando, virginia woolf, ayrıntı yayınları
    299. binbir gece masalları (2 cilt takım), alim şerif onaran, yapı kredi yayınları
    300. sırça fanus, sylvia plath, can yayınları
    301. geceyarısı çocukları, salman rushdiemetis yayıncılık
    302. kesişen yazgılar şatosu, italo calvino, yapı kredi yayınları
    303. gargantua-hasan ali yücel klasikleri, françois rabelais, iş bankası kültür yayınları
    304. vakıf kurulurken - vakıf serisi 1.kitap, ısaac asimov, ithaki yayınları
    305. duygu yolculuğu, laurence sterne, ayrıntı yayınları
    306. çılgın kalabalıktan uzak, thomas hardy, can yayınları
    307. otranto şatosu, horace walpole, altıkırkbeş yayınları
    308. myra, gore vidal, ayrıntı yayınları
    309. alıklar birliği, john kennedy toole, turkuvaz kitap
    310. sevilen, toni morrison, can yayınları
    311. yalancı jakob, jurek becker, ayrıntı yayınları
    312. mezbaha no:5,kurt vonnegut, dost kitabevi yayınları
    313. gelecekten anılar, william moris, ayrıntı yayınları
    314. çıplak şölen, william s. burroughs, versus kitap yayınları
    315. 2001:bir uzay efsanesi, arthur c. clarke, ithaki yayınları
    316. çarpışma, j.g.ballard , ayrıntı yayınları
    317. doktor jivago, boris pasternak, cem yayınevi
    318. solgun ateş, vladimir nabokov, yaba yayınları
    319. willard ve onun 🎳 kupaları, richard brautigan, altıkırkbeş yayınları
    320. soğuktan gelen casus, john le carre, bilgi yayınevi
    321. kapan, vüsat o bener, yapı kredi yayınları
    322. sefiller 1.-2.cilt takım, victor hugo, oğlak yayıncılık
    323. ivan ilyiç'in ölümü, lev nikolayeviç tolstoy, iletişim yayınevi
    324. alice b. toklas'ın özyaşamöyküsü, kolektif, punto özel fiyat
    325. 80 günde dünya gezisi, jules verne, iş bankası kültür yayınları
    326. kesik bir baş, ıris murdoch, ayrıntı yayınları
    327. hayatın ve aşkın yasaları, connie palmen, ayrıntı yayınları
    328. ve tutku - ciltli - hasan ali yücel klasikleri, jane austen, iş bankası kültür yayınları
    329. kasvetli ev, charles dickens, yapı kredi yayınları
    330. gurur ve önyargı (ciltli), jane austen, iş bankası kültür yayınları
    331. gormenghastgormenghast 2, dost körpe, om yayınevi
    332. tavşan kaçjohn updike, alef yayınevi
    333. kadersizlik, ımre kertesz (ımre kertész), can yayınları
    334. pippi uzunçorap 1.kitap, astrid lindgren, ithaki yayınları
    335. en mavi göz, toni morrison, can yayınları
    336. nadja, andre breton, dost kitabevi yayınları
    337. boşlukta sallanan adam saul bellowokuyan us yayınları
    338. teneke trampet, günter grass gendaş kültür
    339. nana, emile zola, can yayınları
    340. beyaz gürültü, don delillodost kitabevi yayınları
    341. ivan denisoviç'in bir günü , aleksandr isayeviç soljenitsin, cem yayınevi
    342. gözün hikayesi, georges bataille, roland barthes, susan sontag, chiviyazıları yayınevi 
    343. maldoror'un şarkıları (ciltli), comte de lautreamont, kırmızı yayınları
    344. matrix avcısı, william gibson, punto özel fiyat
    345. çıplak şölen, william s. burroughs, altıkırkbeş yayınları
    346. dünyaların savaşı, h. g. wells, ithaki yayınları,
    347. sıddhartha - 25.yıla özel, hermann hesse, can yayınları
    348. tess, thomas hardy, inkılap kitapevi
    349. çalgılı bahçe, simon vestdijk, versus kitap yayınları
    350. ferdydurke, witold gombrowicz, ayrıntı yayınları
    351. obabakoak, joseba ırazu garmendia (bernardo atxaga), dost kitabevi yayınları
    352. mutfak, 🍌 yoshimoto, arion yayınevi
    353. ruhum yeniden doğacak, chinua achebe, sosyalist yayınlar
    354. sessizlik zamanı, luis martin, yapı kredi yayınları
    355. monte cristo kontu, alexandre dumas, ithaki yayınları
    356. yengeç dönencesi, henry miller, parantez yayınları
    357. habeşistan prensi rasseas'ın hikayesi, samuel johnson, ayraç yayınları kelepir kitaplar,
    358. herzog, saul bellow, iletişim yayınevi
    359. hayat bir kervansaray iki kapısı var, birinden girdim, birinden çıktım, emine sevgi özdamar, varlık yayınları
    360. yaban kuğuları, jung chang, inkılap kitapevi
    361. ölümün karanlık yüzü, henning mankell, punto özel fiyat
    362. rahibe, denis diderot, engin yayıncılık
    363. nehrin dönemeci, v. s. naipaul, turkuvaz kitap
    364. bin beyaz turna, kavabata yasunari, doğan kitap
    365. zor tercih, graham greene, oğlak yayıncılık,
    366. itiraflar, j.j. rousseau, doruk yayınları, bağışlanmış bir günahkarın özel anıları ve itirafları, james hogg, altıkırkbeş yayınları
    367. 😂 v. stein'ın kendinden geçişi, marguerite duras, iletişim yayınevi
    368. uzun bir mektupafrika'da dul bir kadının hayat hikayesi, betül biliktü, kaknüs yayınları
    369. stiller, max frisch, yapı kredi yayınları
    370. yevgeni onegin, aleksandr sergeyeviç puşkin, yapı kredi yayınları
    371. yargıç ve celladı, friedrich dürrenmatt, iş bankası kültür yayınları,
    372. giovanni'nin odası, james baldwin, yapı kredi yayınları
    373. huckleberry finn'in maceraları mark twain, alfa yayıncılık
    374. kedi ve fare, günter grass, gendaş kültür
    375. sessiz amerikalı, graham greene, everest yayınları
    376. yalnızlık dolambacı, octavio paz, can yayınları
    377. o'nun hikayesi, pauline reage, chiviyazıları yayınevi 
    378. yaşam kullanma kılavuzu, georges perec, yapı kredi yayınları
    379. yaratılış - ateş anıları 1, eduardo galeano, can yayınları
    380. yüzler ve maskeler-ateş anıları 2, erduardo galeano, can yayınları
    381. vahşetin çağrısı, jack london, can yayınları
    382. robinson crusoe, daniel defoe, yapı kredi yayınları
    383. baltasar ve blımunda, jose saramago, gendaş kültür
    384. fanny hill-bir zevk kadınının anıları, john cleland, istiklal kitabevi
    385. hadrianus'un anıları, marguerite yourcenar, adam yayıncılık
    386. uğultulu tepeler, emily bronte, alfa yayıncılık
    387. senilita, ıtalo svevo, can yayınları
    388. krom sarısı, aldous huxley, ithaki yayınları
    389. talihli jim, kingsley amis, punto özel fiyat
    390. parma manastırı, stendhal , engin yayıncılık
    391. caz dönemi (ragtime), e.l.doctorow , arşiv
    392. piyanist, elfriede jelinek, everest yayınları
    393. meleğin çürüyüşü, yukio mişima, can yayınları
    394. büyük uyku, raymond chandler, arşiv
    395. baden baden'de yaz, leonid tsıpkin, yapı kredi yayınları
    396. üç silahşörler - oğlak y., alexandre dumas, oğlak yayıncılık
    397. raşamon, akutagava , bilgi yayınevi
    398. james bond royale kumarhanesi, ıan fleming, oğlak yayıncılık,
    399. hoşçakal berlin, christopher ısherwood, punto özel fiyat
    400. ödeşmeler, tomris uyar, arşiv
    401. tanrıya bakıyorlardı, zora neale hurston, phoenix yayınevi,
    402. rüzgar gibi geçti 2 cilt takım, margaret mitchell, toker yayınları,
    403. berlin - aleksander meydanı, alfred döblin, sel yayıncılık
    404. lanetli göl, george sand, şule yayınları,
    405. oğullar ve sevgililer - oğlak y., d.h.lawrence , oğlak yayıncılık,
    406. simon ve meşe ağaçları, marianne fredriksson, punto özel fiyat,
    407. suç ve ceza 2 cilt takım, fyodor mihailoviç dostoyevski, cem yayınevi,
    408. gülün adı - 25.yıla özel, umberto eco, can yayınları,
    409. güliver'in gezileri - hasan ali yücel klasikleri, jonathan swift, iş bankası kültür yayınları,
    410. gargantua-hasan ali yücel klasikleri, françois rabelais, iş bankası kültür yayınları,
    411. dilsizin kızı, pavlos matesis, everest yayınları,
    412. geceyi anlat bana, djuna barnes, ayrıntı yayınları,
    413. atları da vururlar, horace mccoy, yeniyaz yayınları, 
    414. platero ile ben - bir endülüs ağıtı, juan ramon jimenez, yapı kredi yayınları,
    415. ahlaksız, andre gide, imge kitabevi yayınları,
    416. hawksmoor, peter ackroyd, yapı kredi yayınları
    417. baskervillelerin köpeği, sir arthur conan doyle, iş bankası kültür yayınları,
    418. lizbon kuşatmasının tarihi, jose saramago, iş bankası kültür yayınları
    419. küçük kadınlar, louisa may alcott, artemis yayınları,
    420. gurur dünyası, william makepeace thackeray, remzi kitabevi,
    421. kül ve elmas, jerzy andrzejewski, versus kitap yayınları
    422. korkusuz şövalye ıvanhoe, sir walter scott, arşiv
    423. tersine, j.k huysmans, yapı kredi yayınları
    424. yüzyıllık yanlızlık - 25.yıla özel, gabriel garcia marquez, arşiv
    425. anna karenina 2 cilt takım, lev nikolayeviç tolstoy, sosyal yayınları
    426. notre dame de paris, victor hugo, sosyal yayınları
    427. kızgın ova, juan rulfo, yapı kredi yayınları,
    428. eşekarısı fabrikası, ıain banks, ayrıntı yayınları,
    429. moll flanders, daniel defoe, iletişim yayınevi,
    430. son dünya, christoph ransmayr, dost kitabevi yayınları,
    431. genç törless, robert musil, iletişim yayınevi,
    432. sirk geceleri, angela carter, arşiv
    433. uzak tepeler, kazura işiguro, arşiv,
    434. fantoma 1 suç dehası, marcel allain, pierre souvestre, güncel yayıncılık,
    435. vişnenin cinsiyeti, jeanette winterson, iletişim yayınevi,
    436. u.s.a. ı42. enlem, kolektif, adam yayıncılık,
    437. quo vadis?, henryk sienkiewicz, timaş yayınları,
    438. dumas kulübü ya da richelieu'nün gölgesi, arturo perez reverte, iletişim yayınevi
    439. bilge kan, flannery o'connor, arşiv,
    440. silahlara veda - bütün eserleri 4, ernest hemingway, arşiv,
    441. don quijote 2 cilt takım, miguel de cervantes saavedra, sosyal yayınları,
    442. ingiliz casus, michael ondaatje, can yayınları,
    443. ana, maksim gorki, sosyal yayınları,
    444. doktor faustus, irfan şahinbaş, öteki yayınevi,
    445. içimizdeki şeytan, raymond radiguet, arşiv
    446. mao 2, don delillogülden şen, simavi yayınları,
    447. berci kristin çöp masalları, latife tekin, arşiv,
    448. yürek yangını, sandor marai, gendaş kültür kelepir kitaplar,
    449. g, john berger, arşiv,
    450. boncuk oyunu, kolektif, afa yayınları,
    451. kasvetli ev2 cilt takım (ciltli), charles dickens, yapı kredi yayınları,
    452. u.s.a. ıı1919, kolektif, adam yayıncılık, 
    453. tanrının eseri, john ırving, arşiv
    454. kreutzer sonat, lev nikolayeviç tolstoy, öteki yayıncılık,
    455. transit, anna seghers, evrensel basım yayın,
    456. travnik günlüğü, ivo andriç, iletişim yayınevi
    457. en acıklı öykü iyi asker, ford madox ford, kabalcı yayınevi,
    458. mucizeler dükkanı, jorge amado, gendaş kültür
    459. holmes dizisini alana (8 kitap)´cave canem´ kitabı hediye, arthur conan doyle, güncel yayıncılık
    460. dalgaların sesi, yukio mişima, varlık yayınları,
    461. lazarillo hayatı öğreniyor ispanyol halk klasiği, özlem kumrular, gendaş kültür
    462. göç mevsimi, tayeb salah, adam yayıncılık
    463. şimdi değilse ne zaman?, primo levi, iletişim yayınevi
    464. binbir gece masalları, anonim , elips kitapları,
    465. her kadın gibi, sigrid undset, elips kitapları
  • Tom Daniel Hamilton 1: #32524345

    (Bu yazdığım hikâye, diğer hikâyenin devamı niteliğinde olup, bir nevi bir ara hikâyedir. Yani, A'dan B'ye geçişin evresini anlatmış gibi oldum. Eleştirilerinizi bekliyorum, sevgiler.)

    Tom Daniel Hamilton 2

    Zilzurna sarhoştu. Issız sokakta sendeleye sendeleye yürüyor, 25 metre sonraki markete doğru ağır adımlarla ilerliyordu. Karavanı geride kalmıştı. Yürümek ve serin hava ona iyi gelir diye, karavanından ayrılıp kalan yolu yürüyerek gitmeye karar vermişti. Ağaçların örttüğü ırmaktan gelen serin hava, Hamilton'un yüzünü yalıyor, her rüzgar esişinde büyük bir rahatlama duyuyordu.

    Kuzey Dağları'nda gece yarısını geçirmiş, ardından  New Hampshire'daki küçük kasabasındaki  evine doğru yola koyulmuştu. Otoyol üzerindeki bir benzinciden aldığı biralarla, dağın zirvesinde kendini gökyüzüne teslim etmiş, dönüş yolculuğunda da, bira içmeye devam etmişti. Yol boş olduğundan, rahat bir şekilde yolculuğunu sürdürüyordu.

    I-95 otoyoluna geldiği vakit, birası bitmiş, hem dinlenmek için hem de yeni bira almak için markete doğru yola koyulmuştu. Şu anda, boş sokaklarda ağır ağır ilerliyordu.

     Nihayet markete varıp da, giriş kapısından içeri girdiğinde, içeride çalışan klima yüzünden soğuk olan hava, düşmesine neden oldu. El yordamıyla kalktı ve kasaya doğru yürüdü. Market küçük olduğundan, sadece 1 çalışan vardı.

    "Tuborg Special lütfen..."
    Kasiyer, ona birayı uzattı, Hamilton da parayı ödedi, iyi geceler dileyip, karavanına doğru yola koyuldu.

    Şoför koltuğunda yığıldı kaldı; bir yandan birasını içiyor, bir yandan da dışarıyı seyrediyordu. Hava rüzgârlı olduğundan, yapraklar hışırdıyor, insanı ürküten sesler çıkarıyordu.

    Hamilton o gece orada sızmış kalmıştı. Güneş dağların arasından çıkmış, zifiri karanlıkta yakılan fener gibi, gökyüzünü aydınlatıyordu.

    "Lanet olsun...ancak öğlene doğru hastaneye varabilirim... o koca yağ torbası yine söylenip duracak... pislik herif..."
    Hamilton, artık tek tük arabayla dolmuş olan yolda, sağ şeritten yavaş yavaş ilerliyor, ve aniden önüne çıkan araçları kornayla uyarıyordu. Korna sesi, karavanın yarı açık olan penceresinden süzülüp, göğe karışıyordu.

    Birden başı zonklamaya başladı. En yakın yerde sağa çekti, kontağı çevirdi, ve karavanın ağır ağır susan motorunun sesini dinledi. Akşamdan kalmaydı. Albert amcası böyle derdi. Albert Ullman, Hamilton, teyzesiyle yaşarken ara ara evlerine gelen adamdı; kim olduğunu bilmiyordu. O odasında ders çalışırken, bir keresinde kulak misafiri olmuştu konuşulanlara. Albert amcası, eliyle başını ovalayarak "yine akşamdan kalmalık..." diye söylenip duruyordu. Lise çağında olmasına rağmen, o zamanlar bunun ne anlama geldiğini bilmiyordu. Sonraları, teyzesine sormuş, o da "akşam içip sızmanın ertesi güne etkisi..." demişti.

    Nihayet, New Hampshire'a 30 kilometre kala kendine gelebilmişti. New Hampshire'dan Kuzey Dağları 150 kilometre uzaktaydı. Artık güneş yavaş yavaş tepelerinde dikilmeye başlamış, kavurucu yaz sıcağı başlamıştı. Torpidoya uzanıp telefonunu aldı, ve saatin 09.30 olduğunu gördü. Hiç durmadan yoluna devam etse, 10.20'a kadar eve varırdı, eve gidince bir duş alır, ağrı kesici atar, 1-2 saat dinlenip, ardından hastaneye giderdi. Onun bölümünün şefi olan Dick Stuart'a ne hesap vereceğini düşündü. Hayır, hesap vermeyecekti. Düpedüz, "o gün işe gelmek istemedim," diyecekti; ve muhtemelen bugünkü gecikmeden dolayı,  gece vardiyasına kalacaktı, dün gelmediği için de maaşından kesilecekti.
    "Amaaan..." dedi, "şimdi onu düşünecek değilim..."

    **
    Nihayet evine ulaştı. Karavanı evin önüne park edip, evin giriş kapısına doğru yürümeye başladı. Saatine baktı: 10.17 umduğundan erken gelmişti. Anahtarı kilide soktu, çevirdi, ve evin kendine has havasıyla karşılaştı. Spor ayakkabısını ayakkabılığa kaldırdı, ardından kapıyı kapatıp duşa doğru yöneldi.

    Ding dong... ding dong... irkilerek uyandı. Bir güzel duş almış, sonra birkaç şey atıştırıp uyumuştu.

    Uyku mahmuruyla saate baktı: 14.35
    "Aman Tanrım..."
    El yordamıyla ayaklarına terliği geçirip, kapıya doğru yöneldi. Hiç yakın arkadaşı yoktu, sosyal bir insan da değildi. Kim gelmişti ki?
    Kapıyı açtığında, karşısında koyu gür saçlı, atletik yapılı, uzun boylu meslektaşı Marc duruyordu. Aslen Fransızdı.
    "Hey, ahbap nerelerdeydin? Şef sana bakmamı söyledi... başına bir şey gelmiş olduğundan korktuk..."
    Kesin öyledir, diye düşündü ama bunu belli etmemeye çalıştı, gözlerini ovaladı, ve mutlu bir gülümseme takındı.
    "Kendime 24 saat ayırmak istedim. Öğlene doğru hastanede olmayı planlıyordum ama uyuyup kalmışım..."
    "Şef senin hemen hastaneye gelmeni söyledi... bilirsin... şef... neyse, işte, fazla oyalanmadan hastanede ol..."
    Kapıyı kapattı, ve birkaç dakika kapıya dayanıp bekledi. Ne pislik adamdı şu şef... resmen kapitalist düzenin bir kölesiydi... soot oltodo horkos borodo olocok, olmoyonon mooşono kosorom...

    Elini yüzünü yıkamak üzere lavaboya gitti, üstüne iş üniformasını geçirip, hastaneye doğru yola çıktı.
    **
    Önce birkaç yüz metre ilerdeki araba kiralayacısına karavanı teslim etmiş, oradan da hastaneye doğru yürümeye başlamıştı. Nihayet hastaneye ulaşmış, şefin odasına doğru yola koyulmuştu.
    Yüzüne geniş halkla ilişkiler gülümsemesi takınmış, iş arkadaşlarına "Merhaba..." diye selam veriyordu.
    Üstünde "Bölüm Başkanı Dick Stuart" yazan kapıyı açıp, içeri girdi.
    Dick Stuart, sandalyesinde arkasına yaşlanmış, sandalye şefin ağırlığının altından gıcırdıyor ve o da bir parmağını ağzına götürmüş Hamilton'a otur işareti yapıyordu.
    Tom Hamilton denileni yaptı, ve koyu deri koltuğu oturdu.
    "Tom... neyin var senin? 1 haftadır iyi görünmüyordun... dün de gelmedin..."
    "Şef... sadece kendime biraz süre tanımak istedim... son bir haftadır neyim var bilmiyorum ama kendimi iyi hissetmiyordum ve ben de 1 günü kendime ayırayım dedim... aslında, öğlene doğru gelmeyi planlamıştım, ama uyuya kal-"
    "Tamam, tamam... bunları dinlemeye gerek yok... bu seferlik maaşından kesmeyeceğim, ama bu gece acil serviste kalıp, hastalarla ilgileneceksin... anlaştık mı?" Hamilton kafasını salladı. "Hadi şimdi işinin başına..."
    Hamilton denileni yaptı, ve aslında umduğu kadar da kötü geçmediğini düşünüyordu.

    Onun asistanı olan Sally, hastanın raporunu okuyor, Hamilton da bir yandan hastayla ilgileniyor, bir yandan da dinliyordu.
    "Durumu ağır... Geçen gece, oğlunu kurtarayım derken o da oğluyla birlikte balkondan atlamış, son dakika oğlunu tutmuş, oğlanın burnu bile kanamamışken, babanın kaburga kemikleri neredeyse tamamen kırılmış. Felç kalma ihtimali büyük. Akciğerde de büyük tahribat var." [1]
    Hamilton elleri önlüğünün cebinde, üzüntülü bir şekilde başını sallıyordu.
    "Baksana şu kadına...hâlâ babayı suçluyor... neymiş, oğlunun atlamasının sebebi oymuş... adam, oğlu için hayatını feda ediyor, kadın hâlâ adamı suçluyor..." Hastanın oğlu ve karısı odanın dışında olmasına rağmen, kısık sesle söylemişti bunları Sally.
    "Pekâlâ... hastanın eşini çağır..."
    Hastanın eşi, çekingen bir tavırla odaya girdi.
    "Bayan Touman... Eşiniz, oğlunuz için bir saniye bile tereddüt etmeden, arkasından atlıyor. Şimdi, sizin onu suçlamanız doğru mu? Hastanın durumu zaten kritik, hastanın sakinleşmesi gerekirken, siz onu paniğe sokuyorsun-"
    Bayan Touman, başını eşinin göğsüne gömerek, ağlamaklı bir sesle, "Ah... ben... sadece... çok özür dilerim... bir an kendimi kaybettim..." dedi.
    Hamilton ve Sally, "Geçmiş olsun," diyerekten, odadan çıkıp diğer hastanın yolunu tuttular. Güneş çoktan batmaya başlamış, akşam vardiyası başlamak üzereydi.
    **

    Hava çoktan kararmış, doktorlar ve diğer hastane görevlileri koridorlarda koşuşturup duruyordu; çünkü New Hampshire sınırında I-85 otoyolu üzerinde, zincirleme bir kaza olmuştu.

    Hamilton, Sally ve diğer hastane görevlileri giriş kapısından ambulansın gelmesini bekliyordu.
    Sonunda, ciyaklayarak gelen ambulans göründü, görevli sedyeyi çıkardı, ve sedyeyi acil servise götürürlerken, görevli hastanın durumunu rapor ediyordu:
    "52 yaşında... işten eve dönerken zincirleme kazaya karışmış. Karısı ve kızı onu evde bekliyorlarmış, ve az önce onlara haber verildi. Adı, Billy Freeman...
    İyi bir şirketin, pazarlama müdürü..."
    Hastayı birkaç saat süren ameliyata almışlar, kafatasındaki birkaç kırık onarılmış, karaciğerdeki tahribat da oldukça büyük olduğundan, organ nakli başvurusu verilmişti. Karısı ve kızından doku örnekleri almışlar, ama hiçbiri uyuşmamıştı. Hastanın diğer akrabalarına da haber verilmişti. Eğer uygun bir doku bulunamazsa, 1 haftaya kalmaz ölürdü hasta. Hastanın bilinci açıktı, gözleri ara sıra kapanıyor, konuşmakta güçlük çekiyor, ama Doktor Hamilton'un sorularına cevap verebiliyordu.
    "Daha iyi misiniz Bay Freeman?"
    "Ben... iyi değilim...muhtemelen uygun bir doku bulunamayacak... sezgilerim bunu söylüyor... sezgilerime güvenirim, zaten bu yüzden pazarlama müdürü olabildim..."  hafif bir öksürme, ardından devam etti:
    "Evlat... ben bu hayatı hep birilerinin kölesi olarak geçirdim...ve ölmeden önce tek isteğim, başkalarının böyle olmaması... eğer sen de benim söylediklerimi çocuklarına söylersen... onlar da çocuklarına söylerse... Dünya bir nebze yaşanılabilir bir yer olabilir... bu yüzden, anlatacaklarımı iyi dinle..."
    Birkaç dakika gözlerini kapatıp bekledi, ardından gücünü toplayıp konuşmaya başladı, Hamilton da pür dikkat dinliyordu.
    "Ben hep birilerinin kölesi oldum... kimin dersen... benim üstümde bulunan kişilerden... kapitalist sistemden... ama... kapitalist sistem bozulursa, Dünya'nın çarkları dönmez, isyanlar, savaş derken, Dünya iyice yaşanılamaz bir yer olur...o yüzden insanlık buna mâhkum, ama sen değil... senin çocukların da bu kapitalist sisteme köle olmaya-"
    Hamilton adamın sözünü kesti: Bir dakika... bütün bunları neden bana anlatıyorsun?"
    Yaşlı adam gülümsedi: "Senin gözlerinde bu lanet sistemden bıkışını, içinde az da olsa baş kaldırmaya meyilli bir şey olduğunu fark ettim. Sezgilerim güçlüdür demiştim sana... Muhtemelen, bu hastaneden çıkıp gitmek, kelimenin tam anlamıyla "özgürlüğüne" kavuşmak istiyorsun; ama bunu yapamıyorsun, çünkü korkuyorsun. Görüyorum ben... içinden bir şey, içinde bulunduğun sisteme baş kaldırmak istiyor... ama o çok küçük bir şey... bunu büyültebilmek, baş kaldırabilmek, yağ torbası patrona istifa belgesini yüzüne çarpıp, kapıyı ardından sertçe kapatabilmek, hayatın doyumuna ulaşabilmek, dilediğince kendine vakit ayırabilmek, ruhunu dinlendirmek... bunların hepsi senin elinde... bütün iradenle, buna inanırsan, yapabilirsin evlat..."
    Hamilton şaşkındı ama nedense bir zafer duygusu da duyuyordu. Adamın söylediklerine karşın, içinde bir şeyler... değişmişti... evet, değişmişti... ama, eğer bunu yaparsa...
    "Sen neden bahsediyorsun? Eğer bunu yaparsam, geçimimi nasıl sağlarım... para gökten yağmıyor ya..."
    Adam tekrar gülümsedi. "Birilerine köle olmayacağın, bağımsız olacağın bir sistem yarat kendine... hayatının merkezine her zaman kendini koy...ben sana çalışma demiyorum, ama hayatını o yağ fıçısı patronlar şekillendirmesin... ben bunu 1 hafta önce keşfettim... öyle huzurluydum ki... Hayata olan bakış açım tamamen değişti; meğer hepimiz at gözlükleri takıyormuşuz. Ben... daha fazla konuşamayacağım... unutma evlat, hayatını değiştirmen senin elinde..." Artık güçlükle konuşuyordu. Gözleri kapanıp açılıyor, ne dediği anlaşılmayan bir şeyler söyleyip duruyordu. Ardından Hamilton odadan çıktı.

    **
    Saat sabahın 5'i. Gece vardiyası bitmiş, öğlene kadar da izinliydi. Ama aklından bir türlü adamım söyledikleri çıkmıyordu... uyumaya çalıştı, ama uyuyamadı. Anlaşılan, adamın söylediklerini değerlendiresiye kadar da uyuyamacaktı.

    Ne demişti adam?
    Kendi sistemini kendin yarat... başkalarına köle olma... hayatının merkezine kendini koy...
    Birkaç gün önce yaptığını düşündü. Uçurumun eşiğine uzanmış, kendini gökyüzüne teslim etmişken, kendini inanılmaz huzurlu hissetmişti. Bu tüm hayatı boyunca sürse fena olmaz mıydı? İyi de... gününün çoğu hastanede geçiyordu... hastaneden ayrılsa geçimini nasıl sağlardı? Başka bir iş bulsa, yine başladığı yere dönmüş olacaktı.
    Adamla daha fazla konuşmak istemiş, ama adam derin bir uykuya dalmıştı; uygun doku bulunamazsa da bir haftaya kalmaz ölürdü.

    Ne olmuştu bu monoton düzene? Geçinip gidiyordu işte. Ama o muhteşem 24 saat de aklımdan çıkmıyordu. Ah be adam!

    Ne yapacaktı? Artık önünde iki seçenek vardı. Ya o yaşlı adamın söylediklerini kâle almayacak, hayatına devam edecekti; ya da hastaneden ayrılıp, artık nasıl olacaksa kendine bir düzen kuracaktı...
    İlk seçenek daha mantıklı geliyordu; ama hâlâ o 24 saati düşünüyor, ikinci seçeneği de görmezden gelemiyordu. Eğer ikinci seçeneği seçerse, yeni hayatına alışması zor olacaktı.
    Eğer ikinci seçenek olursa, hayatının nasıl olacağını düşündü.
    Gününün %70'ini geçirdiği hastaneden ayrılacaktı. Ama o zaman, okuduğu seneler çöpe mi gidecekti? Doğrusu, gidebilirdi, eğer her günü o 24 saat gibi olacaksa, bir yerlere bağlı olmayacaksa, gidebilirdi. Ama hâlâ aklından şu soru çıkmıyordu: "Çalışmazsam geçimimi nasıl sağlayacağım?"
    Bankada birikmiş parası vardı, ama hayat boyu geçinmesine yetmezdi elbette.
    Biraz daha çalışıp, bu evi satıp, kendine küçük bir çiftlik kursa mıydı? Hayır, olmazdı; bu sefer de, o yaşlı emeklilerden farkı kalmazdı. O, bir şeylerin değişmesini istiyordu.

    Evet, bu "monoton düzene" devam etmeyecekti; kendi hayatını kendi şekillendirecekti. Başkalarına bağlı olmadan yaşayacak, baş kaldıracaktı. Evet, baş kaldıracaktı. Kendisini ilgilendiren her şeye. "Nasıl"ını sonra düşünürdü. Artık bütün benliği baş kaldırmak istiyordu. O "küçücük şey" bir sarmaşık gibi büyümüş, bütün vücudunu ele geçirmişti. Yaşamın doruğuna ulaşacaktı. Diğerleri gibi, tasması başkalarının elinde olmayacaktı. Öfkeli bir gülümseme takındı. Evet, bunu yapacaktı. Buna da, ilk iş istifa etmekle başlayacaktı.

    [1]Arkadaşlar, tıp bilgim yok denecek kadar az, ama bunları yıllardır bir Doktorlar izleyicisi olarak söylüyorum. Hastanın durumu da oradan aklıma geldi zaten.

    ~Devam edecek~