Mur@t, bir alıntı ekledi.
15 May 21:46

Bilge kişi ölmeden hemen önce halkını geniş bir meydanda toplar. Gerçekleri son bir kez hepsinin huzurunda dile getirir. Halkla arasında nefis bir diyalog kurulur.
Halktan biri öne çıkarak “bize” der “sevgiden söz et”
Bilge anlatır, anlatır, anlatır…
Bir diğeri “bize aşktan, evlilikten söz et” der, anlatır…
Bunu “alışveriş hakkında ne dersin?” diyen biri izler, anlatır…
“Çocuklardan bahset” derler, anlatır…
“Eğitimden bahset” derler, anlatır…
“Çiftçilikten bahset” derler, anlatır…
“Alınterinden, emekten ve adaletten” bahset derler, anlatır…
Ve daha günlük hayatın türlü sorunlarından söz etmesi istenir. Bilge hepsi hakkında hikmetli sözler söyler, anlatır, anlatır, anlatır…
Konuşmasının sonuna doğru birisi “Bize ‘din’den bahset” deyince Bilge şöyle cevap verir;
“Bahsettim ya, dinlemedin mi?”
Ve devam eder: “Siz zamanınızı, bunlar Allah’ın saatleridir, bunlar bizim saatlerimizdir diye ayırabilir misiniz? Öyleyse din, yaşadığımız hayat ve tüm davranışlarımızdır. Her an Allah huzurunda olduğunun bilincinde, öylesine titiz, doğruyu gözeterek temiz bir hayat yaşamaktan daha güzel bir din olur mu?”

Bana Dinden Bahset, Recep İhsan Eliaçık (Sayfa 14)Bana Dinden Bahset, Recep İhsan Eliaçık (Sayfa 14)
Cebrail Gözen, bir alıntı ekledi.
09 May 08:55 · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

Yıl 1974, Kıbrıs Barış Harekâtı… Hava Kuvvetleri’nin bir keşif uçağı Kıbrıs’a doğru
giden savaş gemilerini görür. Hava Kuvvetleri karargâhına haber verir. Hava Kuvvetleri,
Deniz Kuvvetleri’ne sorar: “Bölgede geminiz var mı?”. Bir süre sonra cevap gelir:
“Hayır”.
Bombalama emri çıkar; filo havalanır ve uçaklar gemilere saldırmaya başlar. Oysa gemiler
Türk gemileridir. Deniz Kuvvetleri’ne bağlı savaş gemileridir. Gemi personeli elindeki
Türk bayraklarıyla güverteye çıkar, telsiz astsubayları devamlı olarak uçaklara “Türk gem-
isiyiz yapmayın, ateşi durdurun” diye yalvarır. Filo komutanı Rumların numara yaptığını
düşünür. Telsizin başında da Türkçe eğitimi almış bir Rum’un olabileceğini tahmin eder.
Bombalama ne zaman durur, bilir misiniz? Telsiz astsubayı çok sinirlenir ve küfretmeye
başlar, öyle küfürler eder ki filo komutanı diğer uçaklara “Arkadaşlar durun, hiçbir Rum
böyle küfredemez” der. Kocatepe

Moks, Ahmet Şerif İzgörenMoks, Ahmet Şerif İzgören

İbrahim Edhem Hz :
– Esselamü aleyküm. Külhancı:

– Aleyküm selam ve Rahmetullah.. İbrahim Ethem Hz.:

- Şurda bir kenarda sabahlamama izin verir misiniz? Külhancı bir müddet cevap vermez. Daha sonra:

– Şöyle oturup ısının, ıslanmışsınız. Sırtınızdakileri çıkartın. Size bir şeyler getireyim. Rengin de sararmış, ateşine bakayım. Sen hastasın galiba! İbrahim Ethem Hz.:

– Bir şeyim yok, şimdi geçer. Külhancı:

– Niye bu kadar ıslandın? Sığınacak bir yer bulamadın mı? İbrahim Ethem Hz.:

– Geçici sığınaklarda gözüm yok. Ebedi kalacak yerin hazırlığında -

yım. El attıkça kayıp kayıp gidenlerden sıyrılmak sevdasındayım. Külhancı:

– Bu hikmet dolu sözler, hazırlanıp söylenen cinsten değil. Siz önden yürüyenlerden, velilerdensiniz. İbrahim Ethem Hz.:

– Bazıları veli, bazıları da deli derler. Yıllardır söylenenlere alıştım. Külhancı:

– Yönel Allah'a, seni habersiz sansınlar. Ne güzel hâldir ki, o hâl.. Sen akıllı ol, seni deli sansınlar. Sizden nasihat istiyorum. "Yok" deme sakın, mü'minlerin birbirleri üzerindeki hakları vardır.

Slh TRHL, Hz. Muhammed'i inceledi.
 08 Mar 00:44 · 7/10 puan

Es-Selam..
Kitabı okudum ve özellikle hadis bölümüne geldiğimde en büyük eksikliğin sahih olup olmama noktasında ''Tahrîc'' yapılması gereğini hissettim.
İncelemelere baktığımda da arkadaşlarımız teknik bakımından gerekli bilgileri vermişler, bu yüzden içeriğe hiç dokunmadım.
Şu şekilde bir yöntem izledim;
Önce hadisleri klasik kaynaklarda tarama yapıp sahih olup olmadığına baktım,
varsa değişik varyansları kaynaklarda olduğu gibi aldım,
hadis zannı ile yazılan ayetlerin metinlerini yazdım,
açıklama bölümünde mümkün mertebe bilgi vermeye çalıştım,
ve çalışmayı 'usul olmadan esas olmaz' prensibi doğrultusunda usul-ü hadis ilkeleri kapsamında değerlendirdim.
Dil sürçer, Kalem de , göz de bakış açısı da...
İnsan gibi.
Var ise bir hatamız affola.

Keyifli okumalar...

-"Hurma ağacının altında uyumuş olan Hz. Muhammed uyanınca, elinde bir kılıçla habersizce başucunda dikildi ve; "Ey Muhammed, seni benden kim kurtaracak?" dedi. Hz. Muhammed: "Allah!" diye cevap verdi. Dü'sûr'un kılıcı yere düştü. Onu Rasülullah aldı ve; "Asıl şimdi seni benden kim kurtaracak?" dedi. Dü'sûr, "Hiç kimse!" dedi. Rasülullah onu serbest bıraktı ve "Kalk işine git" dedi. Dü'sûr giderken, "Sen benden daha hayırlısın" dedi. Resul-i Ekrem: "Ben buna senden daha hak sahibiyim" dedi. Dü'sûr: "Ben de Allah'tan başka ilâh olmadığına ve senin Allah'ın Resulü olduğuna şahadet ediyorum" diyerek Müslüman oldu. Hz. Muhammed'in de en sadık arkadaşlarından biri oldu."(l).( Ahmet Davutoğlu, Sahih-i Müslim tercüme ve şehri. )
AÇIKLAMA: Bu rivayet Asım KÖKSAL ın İslam Tarihi isimli meşhur eserinde de geçmesine rağmen hadis literatüründe böyle bir hadise şerife rastlamadım.
Bu yüzden sahih bir kaynaktır diyemiyoruz.

-Allah'ım! Sana olan sevgimi, bana bağışla. Sevdiklerinin sevgisini de kalbime koy. Öyle yap ki, ben senin layık Tolstoy bildiğin, sevdiğin işlerin uygulayıcısı olayım. Öyle yap ki, senin sevgini benim için, bana, aileme ve servetime olan sevgimden üstün eyle." "Allah'ım! Senden sevgini ve seni sevenlerin sevgisini ve senin sevgine beni ulaştıracak ameli istiyorum. Allah'ım! Senin sevgini nefsimden, ailemden, malımdan, soğuk sudan daha sevgili kıl."(2). Tirmizi, Davut 74. -SAHİH-
-"Hakikat insanlar için ne kadar acı olsa da, hakikati söyleyin!"(3). Tirmizi, Fiten 26. -SAHİH-
-"Din kardeşin zalim de mazlum da olsa ona yardım et." Bir adam: "Ya Rasülallah! Kardeşim mazlumsa ona yardım edeyim. Ama zalimse nasıl yardım edeyim, söyler misiniz?" dedi. Resul-i Ekrem: "Onu zulümden alıkoyar, zulmüne engel olursun. Şüphesiz ki bu ona yardım etmektir" buyurdu.(4) Buhari, Mezalim 4 –SAHİH-
- "Kim bir hayır işlerse, ona onun on misli vardır veya daha da artırırım. Kim bir kötülük işlerse, ona da onun misli vardır. Ya da tamamen affederim. Kim bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir arşın yaklaşırım; kim bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak varırım. Kim bana hiçbir şeyi ortak koşmamak şartıyla dünya dolusu günahla gelirse, ben kendisini o kadar mağfiretle karşılarım." (5). Müslim, Zikir 22 –SAHİH -
- "Bir insanın gerçek zenginliği , onun bu dünyada yaptığı iyiliklerdir.."(6). Kütüb-i Sitte.
AÇIKLAMA:
Hadis Literatüründe Kütüb-ü Sitte diye bir kaynak muteber değildir.

- "İhtiyaç içinde bir mümine darlıkta olmasına rağmen ve gönülden yardım eden bir mümin Allah’ın rızasını umabilir."(7). Tergib ve Terhib Tercümesi
Tergib ( İyiliklere teşvik ) –Terhib ( kötülüklerden sakındırma ) hadis kitabı Münziri’nindir ve bu eserde maalesef zayıf rivayetler de mevcuttur. Bu bağlamda hadisin de sahih olduğuna dair delil mevcut değildir.
- "Allah rızası için incitici ve alaycı söz duyup ve buna sabreden bir kişi Allah katında en sevimlisidir.."(8). Kaynağı bulunamadı.
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.
- "Sizden biriniz, kendisi için arzu edip istediği şeyi, din kardeşi için de arzu edip istemedikçe, gerçek anlamda iman etmiş olmaz."(9).Buhari İman 7, Müslim İman 71-72 –SAHİH-
- "Cehennem, nefse hoş gelen şeylerle kuşatılmış; cennet ise, nefsin istemediği şeylerle çepeçevre sarılmışhr."(10).Buhari Rikak 28 –SAHİH -
- Allah Teâlâ buyurmuştur ki: "Ey insan! Yalnız benim kanunlarıma uysan, bana uyar ve benzersin. ‘’Ol dersin o da olur..."(11) kaynağı bulunamadı.
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.

-Yani aşırı yemek yiyerek ve içerek kendi nefislerinizi öldürmeyin."(12). Tergib ve Terhib Tercümesi.
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.
- "Allah arzı yarattığı zaman, arz sallanmaya (tıpkı bir hurma ağacı gibi sağa sola) yalpalar yapmaya başladı, bunun üzerine dağlarla onu sabitleştirdi ve böylece arz istikrarını bvıldu. Melekler dağların şiddetine hayrette kaldılar. "Ey Rabbimiz, dediler, dağlardan daha şiddetli bir mahlûk yarattın mı?" "Evet, buyurdu. Demiri yarattım." "Demirden daha şiddetli bir şey yarattın mı?" dediler. Hak Teâlâ: "Evet! Dedi. Ateşi yarattım." "Ateşten daha ağır bir şey yarattın mı?" diye yine sordular. Hak Teâlâ: "Evet, dedi, suyu yarattım!" "Sudan daha şiddetli bir şey yarattın mı?" dediler. Hak Teâlâ tekrar cevap verdi: "Evet, rüzgârı yarattım." "Rüzgârdan daha şiddetli bir şey yarattın mı?" diye yine sordular. Hak Teâlâ: "Evet insanoğlunu yarattım" dedi ve devam etti: "Eğer o, sağ eliyle sadaka verir, sol eli görmeyecek kadar gizlerse (daha şiddetlidir)."(13). Tirmizi, Tefsir, Muavvizateyn 2
AÇIKLAMA:
Böyle bir rivayete rastlamadım bu yüzden soru işareti ?

-Allah Teâlâ buyurur: "Ben, gizli bir hazine idim. Bilinmek istedim ve insanı yarattım."(14)El-Acluni, Keşfül-Hafa 132.
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.
- "Kimseyi kırma. Biri seni kırar ve ayıplarını, kötülüklerini açığa vurursa, sen de onun kötülüklerini açıklayıp yayma."(15) Kaynağı bulunamadı.
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.

- Hz. Muhammed "Allah Teâlâ bazı şeyleri farz kıldı, onları ihmal etmeyin. Bazı günahlara yaklaşılmaması için sınırlar koydu, o sınırları aşmayın. Bazı şeyleri haram kıldı, o haramları çiğnemeyin. Bazı şeyleri de unuttuğu için değil size olan merhameti sebebiyle dile getirmedi, onları da araştırıp kurcalamayın."(16).Darekutnı, Es-Sünen 184.
AÇIKLAMA: Delil yeterli değildir.Darekutni de de zayıf rivayetler mevcuttur.
- "Kim Allah'ın yarattıklarına karşı merhametli olursa, Allah da ona merhametli olur. İnsanların iyilik ve kötülüklerine bakmayarak onlara iyilik et. Başkalarına iyilik yap ki kö- tülüklerine engel olasın" (17). Tirmizi, Birr 16 -SAHİH- tir.
- "Hz. Muhammed'den sordular ki: "Dinin esası ne üzerine kurulmuştur?" O da şöyle cevap verdi: "Kendiniz için istediğinizi başkaları için de isteyin; kendiniz için istemediklerinizi başkaları için de istemeyin." (18). Buhari İman 6, Müslim İman 71 -SAHİH- tir.
-"Bir Müslüman'ın samimiyetinin ölçüsü, onun gücünün yetmediği şeylerde çaresiz kalmasıdır." (19) Kaynağı bulunamadı. SAHİH değildir.
- "Allah Teâlâ, her iki tarafına duvarlar yapılmış birtakım yollar yapmış, duvarların üzerlerinde perdeler asılmış, açık kapılar kurulmuş, bir yol yapmıştır. Bu yolun başlangıcında durmuş bir bekçi, kapılara doğru gidenlere şöyle diyor: "Doğruca gidin ve hiçbir tarafa sapmayın." Sonra yukarıda duran bekçi: "Şu kapıdan içeri girmeyin, yoksa içine dü- şersiniz." Bu yol, hayat yoludur. Açık kapılar Allah Teâlâ tarafının tehlikeli görülmüş amellerdir. Kapıları kapatan perdeler Allah'ın koyduğu sınırlardır. Birinci bekçi Allah'ın kelâmıdır. İkinci bekçi ise, her insanın kalbindeki Allah korkusudur." Tolstoy (Ç.n.: Tolstoy'un derlemesine koyduğu bu hadiste tercü- me ve nakil hatası ile ilaveler var. Hadisin kaynağından yaptığımız tercümesi şöyledir.) Bir adam; "Sırat-ı müstakim (doğru yol) nedir?" diye sordu. Hz. Peygamber ona şu cevabı verdi: "Hz. Muhammed, bizi sırat-ı müstakimin bir başında bı- raktı. Bunun öbür ucu ise cennete ulaşmaktır. Bu ana yolun sağında ve solunda başka tali yollar da var. Bunlardan her birinin başında bir kısım insanlar durmuş oradan geçenleri kendilerine çağırıyorlar. Kim bu dış yollardan birine saparsa, yol onu ateşe götürecektir. Kim de sırat-ı müstakime (dosdoğru yola) giderse, o da cennete ulaşacaktır." İbnu Mes'ud bu açıklamayı yaptıktan sonra şu âyeti okudu: "İşte bu benim sırat-ı müstakimimdir, buna uyun. Başka yollara sapmayın, sonra onlar sizi Allah'ın yolundan ayırırlar..."(20). En’am, 6: 152
AÇIKLAMA: Delil yetersiz olup İsrailiyattan olma ihtimali mümkündür.
- "Her Müslüman'ın sadaka vermesi gerekir" buyurdu. Kendisine: "Ya bulamayan olursa?" diye soruldu. "Eliyle çalışır, hem şahsı için harcar, hem de sadaka verir" cevabını verdi. "Ya çalışacak gücü yoksa?" diye soruldu. "Bu durumda, sıkışmış bir ihtiyaç sahibine yardım eder" dedi. "Buna da gücü yetmezse?" dendi. "İyiliği veya hayrı emreder" dedi. "Bunu da yapmazsa?" diye tekrar sorulunca: "Kendini başkasına kötülük yapmaktan alıkoyar. Zira bu da bir sadakadır" buyurdu.(21) .Buhari, zekat 30, Edep 33 -SAHİH -tir.
- "Şehvetle bakmak zinadır. Erkek olan meclise bir kadı- nın kendini göstermek için süslenip gitmesi ve ihtirasla bakması da zinadır."(22).Müslim Kader 20, Ebu Davut, Nikah 44 -SAHİH- tir.

- Hz. Muhammed Vâbisa İbni Ma'bed diyor ki, Resul-i Erkem'in huzuruna varmıştım. Bana: "İyiliğin ne olduğunu sormaya mı geldin?" dedi. "Evet" dedim. O zaman şunları söyledi: "Kalbine danış." "İyilik, kalbin uygun gördüğü ve yapılmasını onayladığı şeydir. Günah ise içini tırmalayan ve başkaları sana yap diye nice nice fetvalar verse bile içinde şüphe ve tereddüt uyandı- ran şeydir."(23). Ahmet B. Hanbel,Müsned 227-228- SAHİH- tir.
-"İman etmedikçe cennete giremezsiniz ve Allah rızası için birbirnizi sevmedikçe kamil imana ulaşamazsınız." (24). Tirmizi, Kıyamet 46. Müslim, Cennet 63 -SAHİH -tir.
- "Alçakgönüllülük ve tevazu imandandır, boş sözler ve boş ameller riyakarlıktandır." (25) Tirmizi, Kıyamet 64, Tirmizi ,Birr 77 -SAHİH- tir.
-"Zalimlerle birlikte olmaktansa, kendi başına, yalnız kalmak daha iyidir. Kendi kendine olmaktansa hayırlı insanlarla birlikte olmak daha iyidir. İlim öğrenmek isteyene ilim öğretmek susmaktan iyidir. Boş konuşmaktansa susmak iyidir." (26). Tergib ve Terhi Tercümesi, 431-446.
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.
- "Öfkelendiği zaman öfkesini yenenleri Allahu Teala mükâfatlandırır." (27). Taberani, Mücemü’s Sağir Tercüme ve Şehri 289.
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.
- "Herkesin ameli, onun davranışlarındaki niyetine göre değerlendirilir. (Ameller niyetlere göredir)" (28).İman 41,Nikah 5, Eyman 23, Talak 24, Eyman 19 –SAHİH- tir.
-"Allah Teâlâ, kendi kazancıyla geçinenleri sever."(29).Mürşid, 3.0, Hadis no:7212
AÇIKLAMA.SAHİH değildir.
- "Zorluklarda ve hastalıklarda sabreden ve küsmeyen kimse kamil imana erişen kimsedir. (30). Kaynağı bulunamadı. SAHİH değildir.
-"Gerçek tevazu, bütün iyiliklerin başıdır." (31). Tirmizi, Birr 77 -SAHİH- tir.
-"Tevazu ve anlayış olmadan iman olmaz." (32). Kaynağı bulunamadı. SAHİH değildir.
-"İyilikleri paylaşma konusunda ısrarlı olun." (33). Kaynağı bulunamadı.SAHİH değildir.
- "Nura ulaşmak isteyen nurun içindedi. (34). Kaynağı bulunamadı. SAHİH değildir.
- "En hayırlınız odur ki, iyilik bulunca Allah'a şükreder, kötülüğe maruz kalınca sabreder. O daima Allah tarafından mükâfatlandırılır." (35). Müslim, Zühd 64. SAHİH tir.
-"Hidayeti bulanlar tartışmalardan uzak dursunlar." (36). Tirmizi, Tefsir, Zuhruf, İbnu Mace. SAHİH tir.
- "Allah'ın en büyük düşmanları, mü'min oldukları halde fitne çıkaran ve insanların kanını akıtan kimselerdir. (37). Kaynağı bulunamadı. SAHİH değildir.
- "Kabir, sonsuzluğa ilk basamaktır.( 38) Tirmizi, Zühd 5. SAHİH tir.
-"En büyük cihad, (nefse) karşı yapılan cihattır. (39) Fedaiıu’l- Cihad 2. SAHİH tir.
- Allah rızası için geçirilen bir saat, boş geçirilen bir yıldan daha değerlidir. (40). Kaynağı bulunamadı.
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.

- "İbadet, dua eden mü'minin ruhunun yükselmesi ile Allah'a kavuşmasıdır." (41) Tirmizi, Daavat 112.SAHİH tir.
- "Ölüm bir köprüdür, dostu dosta kavuşturur." (42). Süyuti, Kabir Alemi Tercümesi S.39.
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.
-"Allah bütün işlerde yumuşaklığı sever." (43) Kütüb-i Sitte.
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.
-"Mü'min, Allah ‘a tevekkül ederek ve bağışlanacağını umarak ölür. " (44)Kaynağı bulunamadı
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.
- "Gözlerin zinası bakmaktır, dilin zinası konuşmaktır. Nefis de temenni eder ve iştah duyar. Uzuvlar da bunu doğrular veya yalanlar."(45)Buhari, İsti’zan 12,kader 9, Müslüm, kader 20. SAHİH tir.
-"Zina yapan kadın ve erkekler Allah’a ibadet etmekten kaçınanlar, Allah’ın sevmediği kimselerdir." (46)Buhari, tefsir, nun ve’l- kalem2. –SAHİH- tir.
- "Allah Teâlâ, kendi kazancıyla geçinenlere merhamet eder, dilenerek geçinenlere değil." (47).Kaynağı bulunamadı.
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.
-"Kim daha çok sıkıntı içindeyse, onun mükâfata da bir o kadar büyük olur. Kim daha fazla belâlara maruz kalmışsa onun mükâfatı daha fazladır. Gerçekten Allah Teâlâ, kimi daha çok severse onu daha fazla belâlara uğratır." (48) Muvatta,kelam 8, Tirmizi. SAHİH tir.
- Hz. Muhammed namazını kılınca arkasından âdeti olarak şöyle dua ederdi: "Allah'ım! Sana imanımın sağlamlığı için dua ediyorum. Doğru yolla gideceğime hazır olduğum için dua ediyorum. Senin merhametine ve yardımına güvenerek sana secde ediyorum. Sana dua ediyorum ki, beni hatalarımdan temizleyip, temiz bir kalp, doğruyu konuşan bir dil verdin. Sana dua ediyorum ki, bana iyilik yapmayı tavsiye edip kötülükten ve hatalardan koruyorsun. Senden gizli ve açık yaptığım günahlarımı bağışlamanı istiyorum." (49). Buhari, Teheccüt 1, Daavat 10 Tevhid 8, 24,35.SAHİH tir.
- İmana zarar veren kimseleri size bildireyim mi? Ayetleri yanlış tefsir edenler, yalan sözler söyleyen münafıklar ve dalalete düşen yöneticiler."(50). Benzer bir hadise rastlanmadı.
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.
- "Kadın helal olan erkeğin ikinci parçasıdır."(51). Kaynağı bulunamadı.
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.
-"İlim, unutulursa kaybolur, liyakatsizlerin elinde yok olur. Gerçek âlim odur ki, bilgisini hayata tatbik eder." (52) Buhari, ilim 34, İ’tisam 7, ilm 13. SAHİH tir.

- "Bir kulun sırf Allah rızasını talep etmek için yuttuğu bir öfke yudumundan Allah katında sevap bakımından daha büyük bir yudum yoktur." (53). Mace, cilt 10 Syf.462.
AÇIKLAMA: Delil yetersizdir ve kaynak teşkil etmez.
- "Öyle günler gelecek ki, kendi dininizin adından başka bir şey kalmayacak. Kur'an'dan, onun görüntüsünden başka bir şey kalmayacak. O zaman camilerde artık ilim ve din öğrenilmeyecek, Allah'a kulluk yapılmayacaktır. Din adamları, ilim adamları, insanların en kötüsüne dönecek, münakaşa ve münazaralar onlardan çıkacak ve insanlar dinden çıkıp geri dönecekler." (54). Kaynağı bulunamadı.
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.
- "İlim öğrenmek her Müslüman'a farzdır. İlmi, ehil olmayana öğretmek, domuzların boyunlarına cevher, inci ve altın takmaya benzer." (55). İbnu Mace ve Diğerleri, Tergib ve Terhi Tercümesi.
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.
-"Üç çeşit nasihat vardır: Şüphesiz hakikat içeren nasihatlarıdr. Bunlara kulak ver. Doğru yoldan saptıran nasihatlardır.Bunlardan uzak dur.Belirsiz nasihatlardır.Bunların açıklanmasını Allah’tan iste’’ (56). Kaynağı bulunamadı
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.
-"Hiçbir beşer ölmez. Ölümden sonra ahirette ebedi olarak yaşamaya devam eder." (57). Kaynağı bulunamadı.
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.
- ". ..Peygamber (SAV) bana: "Ya Hakim! Şüphesiz bu mal yeşildir, tatlıdır. Her kim bu malı nefis güzelliği ile hırssız olarak alırsa, o mal kendisi için bereketli, meymenetli kılınır. Kim de bunu nefis düşkünlüğü ile, hırsla alırsa, mal alan için bereketli kılınmaz. O ihtiraslı kişi yiyip de hiç doymayan (köpek açlığı hastalığına tutulmuş) kimse gibi olur. Yüksek el, alçak elden hayırlıdır!" buyurdu. " (58). Sahih-i Buhari, Cilt 14 Syf. 6376.
AÇIKLAMA:Her ne kadar kaynak olarak Sahih-i Buhari gösterilse de usul-ü hadiste SAHİH lik için geçerlilik şartlarını taşımıyor,bu yüzden soru işaretini ( ? ) uygun gördük.
- "Allah'a tevekkül et (güven), ancak deveni sağlam kazığa bağlamayı da ihmal etme." (59). Tirmizi, Kıyamet 61. SAHİH tir.
-"Dünya ve dünyanın bütün nimetleri değerlidir. Ancak onun nimetleri içinde en değerlisi, Saliha (iyi) kadınlardır." (60). Müslim, Rada 64. SAHİH tir.
- "Biliyorum ki, 'Allah'tan başka her şey fanidir.' Sözünü 'Lebid'den başka kimse söylememiştir." (61). Kaynağı bulunamadı.
AÇIKLAMA: Böyle bir hadis olmayıp orijinali şu şekildedir;
Sahih hadis kitaplarında nakledildiğine göre Arapların söylediği en doğru söz, şair Lebîd’in;
Elâ küllü şey’in mâ hala’llâhu bâtıl.
“Biliniz ki Allah’tan başka her şey boş ve batıldır.
Ayrıca;
Lebîd, hem cahiliye devrini hem de İslâmiyet’i idrak etmiş, uzun ömürlü bir Arap şairidir; muallâka sahibidir. Bu mısranın devamı şöyledir: "Ve küllü na’îmin lâ mehâlete zâ’il” (Her nimet ve saadet de hiç şüphesiz fâni ve yok olucudur).
Bk. Buhârî, “Edeb”, 90; Müslim, “Şi’r”, 2-6; Tirmizî, “Edeb”, 70, hadis no: 2849; Ahmed b. Hanbel, II, 248, 391, hadis no: 7377, 9072.

- "Her zaman hakikatten yana ol, yalandan kaç!" (62). Tirmizi, Kıyamet 61. SAHİH tir.
-"Mü’min olan kimse başkasının gıybetini yapmasın, başkasını lanetlemesin,boş söz söylemesin." (63) Tirmizi, Tefsir, Hucurat, Ebu Davud, Edeb 71. SAHİH tir.
- "İnsanların kusurlarını, özellikle böyle kusurlar kendinde varsa, onların yüzüne vurmaktan sakın!" (64). Buhari, Edeb 57-58, Müslim, Birr28-34.SAHİH tir.
"-Ya doğruları söyle ya da sus." (65). Kaynağı bulunamadı.
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.
-Altı şeye dikkat edin: "Konuşunca doğru söyleyin; söz verince yerine getirin; borçlarınızı ödeyin; kendi fikir ve işlerinizde sapıklığa düş meyin; ellerinizi israftan ve kötü şeylerden koruyun." (66).Buhari , İman 24, Mezalim 17.SAHİH tir.
- "Allah Teâlâ, tevekkülü,saygılı,gururdan uzak ,başkalarını ezmeyen kulu sever." (67).Buhari, İstitabe 4, edeb 35; Müslim , Birr 48. SAHİH tir.
- "Kötülük yapan ,zalimlerden yana olan,küfür adına ölen kimse bizden değildir." (68).Müsli, İman ,164. Tirmizi , Büyü 74.SAHİH tir.
-"Boş söze dalmak, insanı sevdiğine karşı sağır ve dilsiz yapar." (69).Ebu Davud, Edeb 125.SAHİH tir.
- Allah katında en sevimliniz dostluk kuran ve kendisiyle dostluk kurulanlarınızdır.Allah nezdinde en sevimsiziniz arkadaşların arasını açanlardır"(70). İhya’u Ulum’id-Din Huccetü’l-İslam, İmam Gazali.
AÇIKLAMA:
İmam Gazali her ne kadar Huccetü’l İslam olsa da en zirve eseri olan İhya da zayıf rivayetler mevcuttur..
İlgili hadisi şerif için SAHİH bir kaynağa rastlanılmamıştır.


- "Boş sözden men etmeyen , temiz kalpli ve güzel sözlü olmayan kimse iman etmiş olamaz."(71). Kaynağı bulunamadı.
AÇIKLAMA:SAHİH değildir.
- "Çirkin söz eden birisinin ibadetleri kabul edilmez.72).Tirmizi , Birr 85.SAHİH tir.
-"Allah kardeşler arasını düzelten kimseyi sever. Bu tutum, namaz kılmak, oruç tutmak gibi ibadetten sayılır."(73).Tirmizi Salat266. Müslim Birr 36. SAHİH tir.
-"Allah Teâlâ, akıl ve zekâdan daha güzel, daha iyi bir şey yaratmamıştır. İnsanlara verdiği nimetleri de onların hatırına veriyor. Allah'ı anlamak da akıldan doğar."(74).Kaynağı bulunamadı.
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.
- "Allah Teâlâ, halimdir, halim olanı sever,ona bol ecir verir. Gaddar kimseyi de mükafatlandırmaz ." (75). Buhari, İstitabe 4, Müslim, birr 48. SAHİH tir.
- "Güçlü olan,insanları yenen değil,öfkelendiği zaman öfkesini yenendir."(76).Buhari, Edeb 76, Müslim, Birr 107. SAHİH tir.
-"Kim bir işe girişmek ister de o hususta Müslüman biri ile istişare ederse ALLAH onu işlerin en doğrusunda muvaffak kılar."(77) Kütüb-ü Sitte 16. Cilt.
AÇIKLAMA:
En muteber hadis kitabı dahi olsa bu şekilde genel bir kaynak geçersizdir.

-Kim dünyada bir müminin ayıbını örterse , kıyamet günü Allah da onun ayıbını örter.."(78) Ebu Davud, Edeb,39. SAHİH tir.
- "Kendinizden fazla zengin ve güzel insanları seyrederken, kendinizden aşağıda olanları da unutmayın." (79).Tirmizi Kıyamet 59. SAHİH tir.
- "Allah için mütevazi olanı Allah yüceltir.Böbürleneni Allah alçaltır.Allah’ı çok ananı Allah sever" (80).İmam Gazali, cilt.4,s.655.
AÇIKLAMA:
İmam Gazali her ne kadar Huccetü’l İslam olsa da en zirve eseri olan İhya da zayıf rivayetler mevcuttur..
İlgili hadisi şerif için SAHİH bir kaynağa rastlanılmamıştır.

- "Allah sizin ne dış görünüşünüze ne de mallarınıza bakar.Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar. (81) Müslim. Birr 33 SAHİH tir.
-"İnsanın her bir eklemi için her Allah'ın günü bir sadaka vermesi gerekir: Hz. Muhammed İki kişinin arasını bulman, (haklarında adaletle hükmetmen) bir sadakadır. Bir kimseye bineğine binerken yardımcı olman veya yükünü hayvanına yüklemesine yardım etmen bir sadakadır. Güzel bir söz söylemek sadakadır. Namaza giderken attığın her adıma bir sadaka sevabı vardır. Gelip geçenleri rahatsız eden bir şeyi yoldan alıp atman bir sadakadır."(82) (Buhârî, Sulh 11, Cihâd 72, 128; Müslim, Zekât 56) SAHİH .tir.
-Beni seveni kulağından işitirim, gözlerinden görürüm,kolunu hareket ettiririm,ayaklarını yürütürüm.." (83). (Buhârî, Sulh 11, Cihâd 72, 128; Müslim, Zekât 56)SAHİH tir.
- "Yerin sürtünme kuvvetiyle demiri temizlediği gibi, Allah Teâlâ'yı bilip iman etmek de insanın kalbini temizler." (84)
AÇIKLAMA: SAHİH değildir.
- "Her bir maruf (iyilik) sadakadır." Başka bir rivayette: "Kardeşini güler yüzle karşılaman, kendi kovandan kardeşinin kabına su vermen de birer maruftur (iyiliktir)." Şeklindedir. (85).Müslim, Zekat 52, Buhari, Edeb 68. –SAHİH- tir.
- "(Bir keresinde) Rasülullah'a (ayrı düştüğü) çocuğuna duyduğu özlemden dolayı rastladığı her çocuğu kucaklayan, göğsüne bastırıp emziren bir kadının da aralarında bulunduğu bir esir grubunu getirdiler. Resul-i Ekrem çevresindekilere (o kadını işaretle): "Bu kadının çocuğunu ateşe atacağına ihtimal verir misiniz?"diye sordu. "Asla, atmaz!" dedik. Bunun üzerine Hz. Peygamber: "İşte Allah Teâlâ kullarına, bu kadının yavrusuna olan şefkatinden daha merhametlidir" buyurdu. (86).Buhari, Edeb 18.-SAHİH- tir.
- "Başkalarının malllarını yiyen kimse günahkar ve fasıktır." (87). Buhari, İstikraz2 , Buhari, Hums 7. -SAHİH- tir.
- "İşçinin hakkını alnının teri kurumadan (yorgunluğu geçmeden) veriniz."(88). Tergib ve Terhib Tercümesi.
AÇIKLAMA: Kaynak yanlış verilmiş olup doğrusu İBN MACE/ 2-817 olup SAHİH tir.
-"İnsanlara nezaketli ol, kabalık etme. Onlarla iyi geçin, onlardan nefret etme. Sana Yahudiler ve Hıristiyanlar rast gelip cennetin anahtarını sorsalar, onlara anlat ki, cennetin anahtarı, 'Allah'ın varlığına ve birliğine, şahadet etmektir' de." (89) Kaynağı bulunamadı.
AÇIKLAMA:SAHİH değildir.
- "Kardeşine karşı göstereceğin tebessümün bir sadakadır. İyiliği emredip kötülükten sakındırman sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yolu gösterivermen sadakadır; gözü sakat kimse için görüvermen sadakadır; yoldan taş, diken, kemik (gibi şeyleri) kaldırıp atman sadakadır; kovandan kardeşinin kovasına su boşaltman sadakadır."(90)Tirmizi,Birr 36.-SAHİH- tir.
- Allahı seviyorsanız, müminleri de sevin!" (91). Kaynağı bulunamadı.
AÇIKLAMA:Böyle bir rivayet SAHİH olmayıp Al-i imran 31.ayet mevcuttur.
‘’De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin’’

-"Kalbini yumuşamasını sever misin? Yetime merhamet et, başını okşa,ona yediğinden yedir.Kalbin yumuşar." (92).Abdülaziz Bekkine, cilt 1, 11-9.
AÇIKLAMA: Net SAHİH bir rivayete rastlamadım kaynaklar ravi ile sınırlı kalmış.
- "Allah katında en sevimliniz size kötülük yapanı bağışlayan kimsedir. (93). Kaynağı bulunamadı.
AÇIKLAMA: Böyle bir rivayet olmayıp bu konu babında ilgili ayet şu şekildedir;
"İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir. Buna da, sabredenlerden başkası kavuşturulamaz. Ve buna, büyük bir pay sahibi olanlardan başkası da kavuşturulamaz." (Fussilet, 41/34-35)

Anna Karenina...1800'lerin Rusya'sini yansıtan ,ahlaki değerlerin nasıl carcur edildiği ,ahlaki ve dini emirlere karşı çıkan ,sadakat sınavının verildiği, uçuruma dogru sürüklenen hazin bir aşkın hikayesi ...


Anna Karenina klasik olmayı fazlasıyla hak eden kült bir eser.Tolstoy'un daha önce "Diriliş" kitabında da aynı şeyi hissetmiştim .Tolstoy sadece Rus'larin değil insanlığın acılarını işlemiştir kitaplarında.Anna da ise genel manada bir kadının hikayesi ele alınıyor .Ismi fark etmez.Ister Anna ,ister Ayşe ,ister Zeynep olsun.Kadının hikayesi ,tercihleri ve yanlisliklariyla günümüz penceresinden perdeleri araliyor bizler için .

Yazar Anna ile Vronsky aşkına paralel olarak Levin ile Kiti'nin aşkını ve evliliklerini gözler önüne seriyor .Okurlara ahlaki değerlerden yoksun sevgi ile saf ve ideal olan sevginin hayat standartlarindaki kalite kontrolünü ve kiyasini yaptırıyor .

Evlilik eşit kollu terazi gibidir .Sadece "ben" üzerine kurulan evlilikler eninde sonunda yükün ve beklentinin altında kalır ,ağırlığının altında ezilmeye mahkum olur ."Biz " üzerine kurulan evlilikler de ise sevinci,
üzüntüyü,sıkıntıyı birlikte boluserek mutlugun her daim dengede tutulması sağlanabilir.Sadece güzellik ,mal mülk,makam vs.gibi özellikler baz alınarak yapılan evlilik seçimlerde, bedensel (tensel ) aşkın ön planda tutulması çoğu zaman hüsranla neticelenmistir .Universitedeyken
"Evlilikte Mutlu Olmanın Yolları "konulu katılmış olduğum bir seminerde yazar;seyahat birligi,sayfa birliği,sofra birliği gibi mutluluğun formülünü içeren "S" kuralını vermişti .Tüm bu "S"ler ailede bir araya gelince "Sevgi Birliğini " doguracaktir .Sevgi bir nevi kök hücre misali ,girdiği en metastaz durumları bile iyilestirebilecek kadar güçlü bir iksir .Anna'nin ilişkilerinde maalesef bu gözüme çarptı hemen .Sayfa birliği yok ,İlk eşinin kitap okuma saati olmazsa olmaz önemli ama odasında yalnız geçirmeyi tercih ediyor beyefendi .Sofra birliği çoğu zaman yok ,iş güç yoğunluğuna sığınıp ,yükselme hirsina yenik düşmüş bir ilişkiyle karsilasiyorsunuz.Seyahat birliği deseniz çoğu zaman "Ben " üzerine kurulu maalesef.Böylesine ayrı gayrı bir ilişkide sevginin olmasını ve ilişkinin uzun ömürlü olmasını bekler misiniz ?

Yalan üzerine bina edilmiş evlilik çoktan yikilmaya mahkumdur .Zemin sağlam değil bir kere .Üzerine istediğiniz kadar iyilik yapın ,iyi muamele edin,merhamet edin,istediğiniz kadar kat çıkın; temeli çatlak olduğu için elbet bir gün enkazin altında kalacaktır ilişki . Kitaptaki ilişkilerde dikkatimi çeken en önemli meselelerden birisi de ilişkiyi yaşayan karakterlerin burjuvazi ,yüksek aristokrasi hayatlarına rağmen kalbi ve ruhi hayat fakiri oluslari.

Anna ile Vronsky 'nin ilişkisinde
aşk şiddetli muhabbete ,bir başkasının hayatını kontrol boyutuna giren hastalık derecesinde kıskançlığa en açıklayıcı anlamıyla "iptila" ya askinlik ve taskinliga dönüşmüştür .Kıskançlık kişinin iç itminaniyla uyusamamasi ,mevcutla bir barisiklik problemi ,içsel bir yoksunluk görüntüsü ,kişinin kendisine yabancilasmasi ,kendisini onaylamamasi durumudur .Kıskançlık bir virüs ,nereye girerse oraya zarar verir. Hayatın her karesinde yeterince mutlu olamaz,kendi hayatlarını zehir eder bu hastalığa müptela insanlar .Ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi kendisini yer bitirir,ötekinin elindekilere bakmaktan kendi elindekileri göremez,ötekini fark etmekten kendisini fark edemez,kalbi ve ruhi zaafa uğrar,aklını işgal eder ,uykularını kaçırır .Acaba şimdi gitti ama orada bir kadına mi baktı ,neden bu kadar geç geldin,nereye gidiyorsun,beni seviyor musun gibi sürekli ,bitmek bilmeyen bir kontrol memuru
gibi;sevgiyi eriten ,sevgiyi yildiran ,aklın ve dengeli davranışların devreden çıktığı bir ilişki.Kitabın sonlarına doğru bu depresif hal beni bile bunalttı yani .


Ayrıca kitapta beni rahatsız eden oldukça önemli meselelerden birisi ,günümüzde de
hiç ama hiç yabancısı olmadığımız
"Elalem ne der " lafıyla hayatlarını adeta başkalarının yasamlarina ipotek etmiş
insanlar .En acılı zamanlarında bile
"elalem ne der " lafı kadar tesir edebilecek şifalı bir söz yok yani !!!

"Elalem ne der "sözü kadar duvarları yüksek bir hapishane var mı?’ diye soruyor bir düşünür. Evet, bu bir hapishanedir. Ancak bu hapishaneye insan kendi kendini mahkum ediyor.Nefessiz kalan ,başkasının umrunda olmayan sensin .Nedir bu başkalarına görünme ,bilinme çabalarımız ...Elalem ne der diye lüks,sasaali bir düğün yapıyorsunuz.
Kamera önünde alkislaniyorsunuz,kamera arkasında sizin o borçları ödemek için ne sıkıntılar cektiginizden elin alemin haberi yok maalesef !!! Bu örnekler cogaltilabilir .Ne isek o olmaya çalışalım ,şeffaf olalım .Nedir bu görünme ,yalandan gülümseme çabalarımız Allah aşkına ...
Bu durum Anna ile Aleksey Aleksandrovic ,Vronskiy,Kiti vs. ilişkilerinde oldukça bariz ve başarılı bir şekilde işlenmiştir.

Yazar gercekten karakterleri öyle güzel işlemiş ki ,çok sayıda karakter olmasına rağmen hepsiyle tanisikliginiz oluyor ,ayrı ayrı ozumsuyorsunuz .Kitapta "anne" olmamdan kaynaklanıyor olsa gerek hoşuma giden,taktir ettiğim karakterler arasında Doli ve Lvov
vardı .Ikisi de çocuklarına verilen değer ,eğitim ve yapmış oldukları fedakarliklarla biliniyor .Abdulhak Hamid'in "Kim demiş çocuk küçük bir şeydir ,belki de o en büyük şeydir " dediği gibi çocuğa yaşam kilavuzlugu yapacak , yemek ,içmek gibi behimi arzularinin yanında kalbine ve ruhuna da nüfuz edebilecek ,yaşamak sanatını ogretebilecek,ona gerçek değerini verebilecek ebeveynlere ne kadar da muhtacız.

Kitapta beni en çok üzen "çocuklar " meselesi oldu .Gerek yasak ilişkilerde gerekse bosanmalarda en çok üzülen ,en çok yara alan ,bedensel olarak bolunemeyen ama kalben bölük porcuk edilmiş,içinde fırtınalar kopan,hiçbir yere ait olamayan ,tutunamayan çocuklar her zaman uzmustur beni .Çevremde de örneklerini görüyorum .

Kitapta yeri geliyor Levin'in inanç arayislariyla ve ölümle var olusunuzu sorgulatiyor yazar size .Levin de karakterlerden beğendiklerim arasında .Dürüst ,fedakar ,ailesine eşine düşkün,çalışmayı seven bir karakter .Arada sendelemeleri oldu tabiki .
O kadar da olacak :))

Abisi Nikolay 'in ölümü sırasında her şeyin kaçınılmaz sonu olan ölüm üzerinde düşünmeye başlayarak inanç arayışına
giriyor .Hatta özetle söyle bir ifadesi
vardı :"Ölüm dosegindeki adamın sahip olduğu ,ancak kendisinin sahip olamadığı bilgiyi kıskanıyordu ".Katilmayanlar olacaktır tabiki bu sadece bir arayış .Levin 'in arayışı ...Yine Levin 'in eşinin şiddetli dogum sancilari çektiği sırada kalben olmasa da diliyle "Tanrı'dan merhamet dilemesi ,yardım istemesi " manidardi .Yine yaşamla ilgili sorulara "Hristiyanlığın verdiği yanıtları kabul etmiyorsam ,o zaman hangi yanıtları kabul edeceğim ? " gibi soruları ve felsefeye sığınıp cevap bulma arayislari hoşuma gitti .Peki çizgisini değiştirdi mi ,inancsizligina çözüm buldu mu ,hayır...

Av- avcılık ilişkileri ,Avrupa dillerine özenti,toprak mülkiyeti,Ruslarin ,köylülerin sosyal yaşamı,sınıf ayrimlari ,eğitimin önemsenmemesi ,burjuva yaşamı ,inancın değerlere etkisi gibi konular da işlenen konular arasında .Kitap oldukça akıcı.Nasıl bittiğini anlamayacaksiniz.Yeri geliyor sıkılıyorsunuz ; av vs .gibi konularda sıkıldım açıkçası .Ama kesinlikle okunmaya değer .Tüm bu anlattıklarım kitabın bende bıraktığı izler...

Son olarak ,maalesef günümüzde de aile muessesinde kendimizden ve degerlerimizden kaçış var.Biz ,bize ait değerleri "gelenek " diyerek partal bir eşya gibi köşeye attık .Gelenekten kastım tabiki manevi ve ahlaki değerlere ait büyüklere saygı ,akraba ziyareti vs. gibi ...Eskiden ahşap işlemeli sandıklar vardı annemlerin ceyizlerin konulduğu
-simdi cok daha gosterislileri var tabiki -
onun içine eskimiş ,modası geçmiş,o eskidendi diyerek koyup kaldırdık .Ondan sonra aile kavramında ciddi sıkıntılar baş göstermeye başladı .Yanlış anlaşılmasın günümüzde de gayet mutlu evlilikler yok mu ?Vardır muhakkak .Ama teknolojinin gelişmesiyle teknolojiye yakın olduk ,insana ve insani değerlere de bir o kadar uzaklaştık .

Keyifli okumalar ...

1İ / 1A
1İ (1 İFŞA)

Duyan herkesin genelde şaşırdığı bir bilgi vereceğim size. Artık her yeni kişi, bunu öğrendiğinde şaşırarak "Aaaa! Sen İmam Hatip mezunu musun?" diye sormasından sıkıldığım için toplu bir şaşırma etkinliği olması için bu iletiyi paylaşıyorum. Sanırım şaşkınlıklarına hak vermemek elde değil. Çünkü benim ne kadar dinden uzak bir kişilik olduğumu sanırım herkes biliyor. Şaşırmaları da bu sebepten sanırım. Evet, bu ifşa kendim hakkındadır ve evet ben İmam Hatip mezunuyum. :)



1A (1 ANI)

Bu anım, hayatımın en güzel anılarından biridir. Beni hayata bağlayan ender güzelliklerdendir...

2016 yazı... Okul bitmiş yaz tatiline girmişiz. Malum "Yaz Kur'an Kursları" da başlar yazın. Bizim camiinin hocasına yardımcı olurduk, çocuklara Kur'an okumayı öğretmede... Öğrenci olarak girdiğim Yaz Kur'an Kursu'nda hocalık yapmak da varmış kaderde. Daha önceki KPSS ve DHBT sınavlarına girmiştim. İkisini de geçmiştim. Evdekilerin en büyük isteklerinden biri de 'imam' olmamdı. Olmadım. Geriye bir mülakat kalmıştı. Katılmadım. Yoksa onu da geçerim diye korkmuştum. Çünkü imam olmayı istemiyordum. Rts okumak istiyordum. Bunun nedenini de Cengiz Aytmatov'un "İlk Öğretmenim" adlı kitabının incelemesine saklamak istiyorum. Neyse, devam edelim...

Hasan Hoca, diyanetin Yaz Kur'an Kursu için geçici öğretici alacağını, ilk sınavları daha önce verdiğim için sadece mülakata katılmamı ve "E zaten gelip burada bana yardımcı oluyorsun. Sen de öğrencisin. En azından cebine de üç beş bir şey girsin" diye beni ikna etmişti. İlk başlarda mırın kırın etmiş olsam da, şimdi iyi ki kabul etmişim diyorum. Neden mi? Biraz sabredin.

Bu anımda sanırım eğlenceli bulduğum mülakat sürecini anlatmadan geçmek ayıp olur. Mülakat günü geldiğinde il müftülüğüne gitmiştim. Sıranın bana gelmesini bekliyordum. Ufak bir sıkıntı yaşamıştım ama önemli değil burası. Her neyse, bekle bekle.. En sonunda sıra bana geldi ve içeri girdim. Karşımda müftü il yardımcısı, iki vaiz ve bir de hafizeden oluşan dört (belki de beşti ama beşincisini hatırlamıyorum) kişi vardı. Karşılarında bulunan sandalyeye oturttular. Klasik selamlaşma faslı vs derken müftü yardımcısı Kur'an'dan herhangi bir sayfa açtı (yanlış hatırlamıyorsam Bakara Suresiydi) ve şuradan okumaya başla dedi. Başladım okumaya iki üç ayet sonra "Sadakallahülaziym" diyerek okumayı bitirtti. Sonrasında geçen diyaloglar şu şekildeydi:

"Yasin Suresini ezberden okur musunuz hocam?"
"Hocam, uzun zamandır tekrar etmediğim için ezberimde yok."
"Tebareke (Mülk) Suresini okur musunuz hocam?"
"Maalesef onu da bilmiyorum."
"Amme(Nebe) Suresini okur musunuz hocam?"
"Hocam sadece Duha Suresi ve aşağısı ezberimde..." bunu dedim ya, daha lafımı bitiremeden 'Kesin Beyyine Suresini oku diyecek, ama ben onu da bilmiyorum' diye geçiriyordum ki....
"Beyyine Suresini okur musunuz hocam?"
"Hocam, yalnız ben Beyyine ve Alak Surelerini de bilmiyorum."

Müftü yardımcısı kızamadığından garibim biraz kızardı ve töbe estağfurullah der gibi kafasını sallayarak Hafıze Hanım'a dönüp "hocam siz sorun" dedi. Ben de o esnada, aha da hapı yuttuk, kesin kaldım modundayım. Ya ipleri elime almam lazım ya da ben bu mülakatta kaldım diyordum kendi kendime ki..

"Hocam inşallah Kadir Suresini biliyorsunuzdur" diye Hafıze Hanım'ın sesiyle kendime geldim.
"Evet. Biliyorum," dedim. Ortamda derin bir oh sesi yayıldı.

Okuduk ettik, derken Müftü Yardımcısı:
"Hocam, biliyorsunuz ki Kur'an Kursu mülakatlarında fıkıh sorusu sormuyoruz. Ama siz de takdir edersiniz ki bir karara varabilmemiz için size bir iki fıkıh sorusu sormamız lazım" dedi.
"Tabii hocam, buyurun sorun" dedim.
"Mezhebiniz Şafîî mi?"

"Evet," dedim. Oğlum Mehmet, ipleri eline almanın tam zamanı. Aldın aldın, yoksa elden gidiyor diye kendi kendime gazı verdikten sonra, "Ama ben mezheplere çok da takılmam," dedim. O esnada fark ettim ki Müftü yardımcısının da lafını ağzına tıkmışım. Terbiyesiz ben... İnsan söz alır da konuşur. Siz yapmayın e mi? Durdu.

"Nasıl yani hocam?"
"Şöyle söyleyeyim hocam, yani mezhep olarak sorulduğunda Şafii olduğumu söylerim ama İmam Şafîî'nin kurallarına da körü körüne bağlı değilim. Ortak bir kararın altında buluşulan hükmü kabul ederim."
"Örnek verir misiniz hocam?"
Durdum biraz düşündüm. Acaba ne örnek versem diye.

"Abdest," dedim. "Mesela abdest konusunda İmam Şafii kadına dokunulduğu zaman abdestin bozulduğunu iddia eder. Delil olarak da Maide Suresi'nde (3 veya 6. Ayet olmalı da bu iki ayeti hep karıştırıyorum yahu) abdest ile ilgili konuda 'ev lamestümünnisae' kelimesini alır ve lemese (dokunmak) dokunmaktır diyerekten alır. Yani altında başka anlam aramaz. İmam Ebu Hanife de bozar der, ama çıtayı öyle bir seviyeye koymuştur ki, bunu insanlara uzun uzun açıklamak yerine, bozmuyor demek daha mantıklıdır ki, ben de öyle diyorum. Bunun yanı sıra ise, İmam Ahmed ibn Hanbel ve İmam Enes ibn Malik bu dokunuştan kasıt, şehevi bir dokunuştur, derler. Yani bir alim bozulur der, diğeri bozulmaz der, diğer ikisi ise eğer dokunuş şehvetliyse bozulur şehvetsizse bozulmaz der. Bana da iki alimin söylediği daha kabul edilebilir geldiği için bu konuda İmam Şafîî'nin değil, Hanbeli ve Malîkî görüşünü kabul ederim." dedim.

Evet, müftü yardımcısının ilgisini çekmeyi başarmıştım. Masanın üzerine, öne doğru eğilerek:
"Peki dört mezhep alimi de farklı farklı hükümler verirse?"
"Vicdanıma en rahat hangi hüküm gelirse onu kabul ederim. Biliyorsunuz ki mezheplerin ortaya çıkışını, 'dini kolaylaştırmak' olarak niteliyorlar. Ayrıca peygamberiz de 'Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız' demiştir. Bunun için de bana en kolay gelen, yaşamıma en uygun görüş kiminse onu kabul ederim."

"Peki hocam, ya dört alimin de hüküm belirtmediği bir konu olursa?.."
"Ondan basit ne var. Kur'an önümde, oradan bir şey çıkarmaya çalışırım. Baktım ki olmadı, hadislere başvururum. Baktım ki o da olmadı, daha önce bu olaya benzer verilmiş bir hükümle kıyas yaparım."

"Yani içtihat yaparım diyorsunuz?"
"Tam olarak öyle demesek de, evet bir nevi içtihat yaparım."

"Peki hocam sizin evinizde kaç adet fıkıh kitabı var?" diye sordu müftü yardımcısı. Ben daha cevap vermeden, jüriler dönüp:
"Hocam, adam Kur'an'dan hüküm çıkarırım diyor, sen hala fıkıh kitabı diyorsun.." dediler.
"Yok, yani öyle merak etmiştim. Hani, bir ihtiyacın olursa, bulamadığın kitap falan olursa gelip alabilirsin diye.."
"Teşekkür ederim Hocam. Olursa mutlaka kapınızı çalarım."
"Hocam, sohbetiniz gerçekten de güzeldi. Gönül isterdi ki daha uzun konuşalım ama biliyorsunuz ki sırada bekleyenler var. Umarım daha uzun konuşuruz."
"İnşallah hocam. İyi günler" deyip çıkmıştım. Eyy şimdi ne olacak bilmiyorum. İçerideyken kendimi o kadar kastım ki, dışarı çıktığımda ise, 'Amaaaaann.. Olursa olur, olmazsa olmaz.. Dünyanın sonu değil ya' moduma geri dönmüştüm bile. (Ama sonuç itibariyle geçmiştim. :D)

Şimdi gelelim bu sıkıcı ve uzun lakırdıları neden ettiğime? Hayatımın en ama en (trilyon kere en) güzel hediyesini burada, bu zaman diliminde aldım. İki aylık Kur'an Kursu Öğreticiliği serüvenim başlamıştı işte. Kurs, üç kurdan oluşuyordu. Elif ba'dan başlayıp yeni öğrenenler birinci kuru, Kur'anı yeni okumaya başlayanlar ikinci kuru, Kur'anı okumayı öğrenmiş, tecvidli okumayı öğrenecekler de üçüncü kuru oluşturuyorlar. İşte benim öğrencilerim bunlardı: üçüncü kur. Geneli 10-15 yaşları arasında değişiyordu. Öğrencilerimi çok seviyordum. Onlar da beni seviyorlardı. Fotoğrafları hala bende durur. Bende dediysem de yanımda değil, evde.. Ne de olsa onlar benim ilk göz ağrım.. Canlarım benim hepsi.. İki aylık sürenin sonuna doğru geldiğimizde Mardin'de badem sezonu da başlamıştı. Bir gün öğrencilerimden biri yanıma geldi. Elini arkasında tutuyor, belli ki bir şey var elinde. "Hocam, sizce elimde ne var?" dedi. "Hımmmm.. Bilemem ki, her şey olabilir," dedim. "Ne varmış elinde?" yanındaki arkadaşına baktı. Biraz da utana sıkıla "Size bir şey vereceğim ama kimseye vermeyeceksiniz, tamam mı" dedi. "Aaa.. Olur mu öyle şey! Senin bana verdiğin şeyi ben niye başkasına vereyim," diye sordum. Elini arkasından çıkardı, avucunu açtı. Bunun ne olduğunu biliyor musunuz diye sordu. Baktım, elinde bir badem var, ama öyle sıradan bir badem değildi. Birbirine yapışık iki badem, minik bir kalp şeklini oluşturuyor. Evet, çift badem o. Yok hocam dedi. Bu badem değildir. Peki neymiş o? Size vereceğim bunu ama ne siz yiyeceksiniz ne de başkasına vereceksiniz. Eğer saklayacaksanız vereceğim, çünkü o benim kalbim, demesin mi? Allahım yarabbim. Ne yapacağımı şaşırdım o an.. Yirmi bir yıl sonra ilk defa biri bana hediye veriyordu. Minik bir kız çocuğu, kendi yüreğini bana hediye ediyordu. Hayatımda aldığım tek ve en güzel hediyedir o çift badem ve hala evde, eşyalarımın arasındaki yerini koruyor.

Bu da böyle bir anıydı işte... Tüm bu saçma yazıyı, sadece ömrümde aldığım tek ve en güzel hediyeyi söylemek içindi. Şu ana kadar, o çift bademden (minik yürekten) başka bir hediye almadım. Zaten o minik kızdan başka kimse de bana hediye vermek istemedi. Ama bu öyle bir hediye ki, bütün hayatım boyunca hiç kimseden hediye almasam bile bana yeterli olacaktır.

Sağlıcakla kalın dostlar...

Rigor mortis, bir alıntı ekledi.
 23 Şub 11:03 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Zihnimizde görmenin ibaresi.
Zihnimde canlandırdığıma göre, ince delikleri cama benzeyen göz gömlekleri, görsel ışınlar denilen bu ateş tozunu ortaya koyar ki o da herhangi bir opak madde tarafından kendi geldiği yere geri püskürtülür. İşte o zaman yolda onu geri iten nesnenin resmiyle karşılaşınca ve bu resim de, bakılan konudan sürekli eşit alanlar halinde ve sonsuz sayıda küçük maddeler olarak yayıldıklarından, bu resim ,görüntüyü gözümüze kadar iter. Bana , camın yoğun ve çok sıkı bir madde olduğunu söyleyip itiraz etmekten geri kalmayacaksınız, ama bununla beraber şu öteki küçük cisimleri geri kovmak yerine , onların kendisini delmelerine izin verir.
"Ayrıca size , camım gözeneklerinin onu kat eden ateş atomlarıyla aynı şekilde yontuldukları ve ayrıca bir has buğday kalburunun yulaf kalburmaya uygun olmadığını, bir yulaf kalburunu da buğday kalburmaya uygun olmadığını, hatta bir çam kutunun,ince tahtadan bile olsa,seslerin geçmesine izin verirken görüşe engel olduğunu ve kristal bir parçanı görüntünün geçmesini engellemezken, sesleri geçirmediği cevabını veririm."

-Kendimi,onu durdurmaktan engelleyemedim.
"Ama nasıl Beyfendi" dedim, "bir ayna önünde nasıl tarandığımızı bu ilkelerle açıklayabilecek misiniz?"

"Çok kolay " diye cevap verdi; "camı geçen ve arkada şeffaf olmayan bir tabakaya rastladıklarında oradan geri fırlatılan gözümüzün ateşleri, geldikleri yerden geri çıkarlar; bizlerden ayrılarak eşit yüzeylerle ayna üstüne yayılmış bu küçük cisimlerle karşılaştıklarında,onları bizim gözlerimize geri taşırlar. Ruhumuzun öteki becerilerinden daha sıcak olan hayal gücümüz, içlerinden en incelikli olanını çekerek olduğu yerde özet bir potre yapar.

Öteki Dünya : Ay Devletleri ve İmparatorluk, Cyrano de Bergerac (Sayfa 87 - YKY Yayınları)Öteki Dünya : Ay Devletleri ve İmparatorluk, Cyrano de Bergerac (Sayfa 87 - YKY Yayınları)

Şak Şak Şak
Nedir 1K? Kalkıp da sitede “Okur musun , yazar mısın? Okuduğunu anlatabilen , popüler olma derdinden ziyade paylaşımların ile bilgilendirici misin sen?” diye sorsam, bir çok üyenin “dalga mı geçiyorsun, tabi ki öyleyim.” diyeceğine adım gibi eminim. Peki, sıra geldi şimdi ikinci soruya: “sitede bulunma amacın nedir, açıklar mısın bana?”
- !?!?!?!?!?!?!?!?!?!?!?!
Uzun bir sessizlik de olabilir , kalıplaşmış bir iki söz, ya da hakikatten edebiyat severlik adına verilen samimi cevaplar. Eğri oturup doğru konuşalım şimdi, kaçımız tam anlamıyla doğru biliyoruz burada bulunmamızın anlamını? Böyle dedim diye sakın yanlış anlamayın beni. Elbette gerçekten bilenler vardır aramızda, saygım sonsuz onlara. Benim sözüm bilmeyen şaş şakçı olan diğer guruba.
Örneğin, önce benim açımdan bakalım olaya. Hani ne demiş büyüklerimiz: “İnsanoğlu, başkalarını eleştirme cesaretini göstermeden önce kendini eleştirmeli.” Ne kadar biliyorum okuyabilmeyi, okuduğunu izah edebilmeyi ? Ya da, ne okuyup ne okumamam gerekliliğini?
Şöyle bir geçmişe dönüş yaparsam ; bir kaç sene öncesine gideyim, ortalıkta oradan bulduğunu okuyan anlamayan anlatamayan (gerçi halen de anlatamıyorum ) kime sorarak tercih yapmam lazım diye etrafını soru yağmuru ile deli eden ben vardım. Hatta çoğu zaman da kendimi tatmin eden bir cevap alamıyordum. Çünkü açıklama beklediğim kişiler de zamanında ne yazık ki bu konuda istedikleri cevabı alamamış kişiler idi.

Ta ki kitap satın almak amacıyla internette gezinirken siteye rastlayana kadar. Sanırım dört yıl kadar önce idi üyelik başlangıcım . O kadar sevinmiştim ki sorularımın tüm cevaplarını buldum diye. Bir ara çok üzüldüğüm için kardeşim, dostum sırdaşım kendimi kendisinde bulduğum Nur-AL tekrar dönmem için ikna edene değin iki sene kadar da siteden uzak kaldım.
Neydi ayrı kalmamın sebebi? Belki o zamanlar şimdiki kadar bariz olmasa da ;

—Gruplaşmalar (İnanç, siyasi, kültür vs.)

—Rekabet derecesinde paylaşımlar

—Her şeyin en iyisini ben bilirim egoları

—Hor görüp alay etme derecesine varan yorumlar

—Popüler olma savaşları

— Aaaa en çok beğeni olan okur o demek ki burada tutunmanın yolu o okurdan geçiyor saçmalıkları
— Şakşakçılık.........
Daha da sayacağım bir çok madde olabilir ama şu an aklıma gelmiyor.
O kadar güçlü kalemi olan yazdıkları ile piyasada yazar olarak adlandırılan kimselerden çok daha da yazar olabilen okurlar var ki sitede. Ama bir türlü fark edilmiyor umursanmıyorlar.
Neden?

Çünkü; onlar hakikatten yazabildikleri için buradalar.
Çünkü ;yüreklere dokunabildikleri için buradalar.
Çünkü; reklam peşinde olmayıp, herhangi bir gruba dahil olmadan kendileri oldukları için buradalar.
Çünkü; din, milliyet bayrak vatan kelimelerini kullanarak ajitasyon yapmaya ihtiyaçları olmadığı için buradalar.

Sitede bu kavramı sömürmeye ve kendi taraflarına çekmek isteyen o kadar çok kendini bilmez kişi var ki…
Hayatımın hiç bir döneminde insanlar arasında ayrım yapmadığım gibi gruplara dahil olma hevesim de olmadı. Kim ne olmak isterse kendisinden sorumludur. Önemli olan kişinin karşısına verdiği zarar fayda mutluluk huzur ya da tedirginlik kadardır ilişki tercihim.

Evet, ayrıldığım dönemde çıkardığım sonuç böyleydi bana hak verir misiniz bilemem. Şimdi de değişen pek bir şey olmadığı gibi , temennim ise;
Lütfen ne olur, gruplaşmalar, sosyal medya hesabı kullanıcı hastalığı beğenilme zafiyeti, takipçi sendromu yaşamak yerine kaliteli sayfa kullanıcısı olalım.

《Mizgine_İslâm / ميزگينه اسلام》Ӝ̵, bir alıntı ekledi.
11 Şub 00:11 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Mahkeme İhtilafı (Seyyid Abdülkadir'in Yargılanması) :
Evrak ve raporların okunmasının ardından sorguya devam edildi:
-Seyyid Abdülkadir Efendi ayağa kalkın? İstanbul'da nerede ikamet ediyordun.
-Şimdi İstanbul’da Suadiye'de oturuyorum efendim.
-Bir maaşınız var mıdır?
-Ayan meclisi kaldırılalı beri maaşım yoktur.
-Siyasi hayatınız hakkında malumat verir misiniz?
-Sayın başkan ben hukukumu muhafaza edeceğim. Savcılık beni fena halde teşhir etti.
-Efendi, sorduklarıma cevap verin.
-Bendeniz İttihat ve Terakki Cemiyeti'nce Mısır'a yollanmıştım.
-Siyasi hayatınızı sormuştum. Evvela şunu söyleyin bakalım, İttihat ve Terakki kabinesinde görev aldınız mı?
-Evet, ayan azası oldum efendim.
-Pekâlâ ya Ferid Paşa kabinesinde?
-Evet Danıştay başkanı oldum.
-Ferid Paşa kabinesine neden girdin?
-Arzedeyim efendim, Mütarekeden sonra Şark vilayetlerinde bir Ermenistan yapmak istiyorlardı. Biz buna muhalefet ettik o zaman bir Kürt Teali Cemiyeti vardı. Ben Musul'dan gelmezden evvel teşekkül etmişti. Beni ona zorla reis yaptılar. Birinci reis vekili Mustafa Zihni Paşa, ikinci reis vekili de Bedirhani Emin Avni beydi. Maksadımız Ermenistan kurulmasına mani olmaktı. İzmir'in işgalinden sonra ben istifa ettim.

Adım Şeyh Said, İlhami Aras (Sayfa 53)Adım Şeyh Said, İlhami Aras (Sayfa 53)

Bitkiler, Hayvanlar Ve Canavarlar...
Af dilemek istediğim birkaç canlı türü var. Bunlar bitkiler, hayvanlar ve çocuklar. Ama sadece çocuklar.
Şimdi size hem kendimden utandığım, hemde iyi ki yaşamışım dediğim birkaç şeyden söz edeceğim. Öncelikle bitkilere verdiğim zarardan ne kadar utandığımı anlatacağım. Ancak aynı zamanda bunu iyi ki yaşamış olduğumu da söyleyeceğim. İşte tamda bu yüzden bunu burada yazmaya karar verdim. Bitkilere zarar vere vere zararın ne kadar korkunç bir şey olduğunu öğrendim. Bitkilere sonsuz özür borçluyum çünkü doğduğum günden bu zamana kadar o kadar çok bitkiye zarar verdim ki. En basiti küçükken pikniğe giderdik ve ben orada çiçekler toplardım. Kendime onlardan taç yapmaya çalışırdım ve genellikle beceremezdim. Sonra daha çok çiçek toplamak isterdim. Gidene kadar çiçek kopartırdım ve kötü bir şey yaptığımın farkında bile değildim. Ancak şimdi mayısta 21 yaşında olacağım ve ben artık çocuklara çiçek toplamayı değil, çiçek büyütmeyi öğretmek istiyorum. Çiçekleri koparmanın insanları katil edebileceğini söylemek istiyorum. Bunları düşünürken kendime şunu soruyorum; neden kimse bana çiçeklere zarar vermenin bir canlıya zarar vermek olduğunu ve bunun beni katil yapacağını öğretmedi? Neden bana çiçeklerden taç yapmayı öğrettiler ve bunu güzel bir şeymiş gibi zannetmemi sağladılar? Çocuklarınıza çiçeklerden taç yapmayı öğretmeyin, onlara çiçeklerin canlı olduğunu ve her koparılan çiçeğin biz kopardığımız için öldüğünü öğretin. Çocuklarınıza güzel şeylerin katili olmayı değil, güzel şeylerin yapıtı olmayı öğretin. Çocuklarınız elleriyle başka canlılara kötülük yapıp bunu iyi bir şey sanmasınlar. Ben büyürken karşıma geçip bunun ne kadar yanlış olduğunu bilinçli bir şekilde öğreten kimse yoktu. Doğaya ait söylenen tek şey ''doğamızı koruyalım'' sloganıydı. Ama kimse doğamızı nasıl koruyacağımızı öğretmiyordu. Ben büyürken bunu öğreten kimse yoktu ancak başkaları büyürken ben bunu başkalarına öğretebilmek ya da öğrenmelerine vesile olmak istiyorum. Hani hepimiz ''insanlar canavardır.'' diyoruz ya, aslında canavar değiliz, canavarlaştırılıyoruz. Oysa çocuklar o kadar masum ki, onları canavar yapan çevresindekiler. İşte bu yüzden bir çocuğa ne öğreteceğimize dikkat etmeliyiz. Bir canavarda yetiştirebilirsiniz, bir iyilik perisi de...
Bizim bu nankörlüğümüze rağmen yine de doğa iyiliğini kaybetmiyor ve bize yardımcı oluyor. Biz onları yok saydık, biz onları öldürdük, ancak o yine de iyilikten vazgeçmedi. Dünyanın en zehirli bitkisi bile bir çok insandan daha fazla iyilik barındırıyor içinde. Nasıl diyeceksiniz hemen anlatayım. Mesela zehirli bir bitki ancak sen elini ona atarsan ve onu gasp edersen seni zehirliyor değil mi? Sen hiç durup dururken birini zehirleyen bitki gördün mü? Ancak sen ona zarar vermeye çalışırsan ya da onu öldürmeye çalışırsan zarar verir. Şimdi diyeceksiniz ki bitkidir bu durduğu yerden kıpırdayamıyor ki zarar versin. Ancak bunun çokta açıklayıcı bir cevap olmadığını kısa bir araştırma ile fark edebilirsiniz. Tabiat öyle muazzam bir şey ki her ne kadar çoğu bitkinin yerinden kıpırdayamadığını düşünsek bile en ince detayına kadar düşünülmüş bir sistemi var. Yani yerinden kıpırdamayan bir bitki de size zarar verebilir. Bitkiler size zarar vermiyor çünkü neyi nereye akıtması gerektiğini biliyor ve kimseye kötülük yapmak istemiyor. Çok kısa bir araştırmayla ne demek istediğimi anlayacaksınız.
Gelelim hayvanlara. Size çok basit bir soru soracağım. Neden bütün masallarda, efsanelerde ve destanlarda canavarlar hayvan görünümlüdür? Cevap çok basit. Çünkü bütün bunları insanlar yazmıştır. Unutmadan söyleyeyim, bilirsiniz. Bazı destanlar ve efsaneler vardır ve o istisnaların canavar tanımı genellikle hayvan ve insan karışımı bir yaratıktır. Ve hiç fark ettiniz mi bilmiyorum ama o canavarın bütün iyi ve kahramanca özellikleri insani tarafları ile gerçekleştirilmiştir. Bütün kötü tarafları ise hayvansal özelliklerle. Bu benim hep dikkatimi çekmiştir. Bu yüzden hayvanların tümünden özür diliyorum. Onları bu kadar aşağıladığımız için özür diliyorum. Ve bitki için söylediğim sözü hayvan içinde söylemek istiyorum. ''Dünyanın en zehirli hayvanı bile çoğu insandan daha fazla iyilik barındırıyor içinde. ''
Nasıl yani diyeceksiniz. Hemen anlatayım. Bir çoğumuz küçüklükten beri bazı temel şeyler öğrendik. Mesela yılan görürsen kaç ya da öldür çünkü sana zarar verir. Kediler nankördür. Köpekler ısırır. Ağustos böceği tembeldir. Karga insanlara zarar verir. Başka ne vardı? Dur düşünüyorum. Başka... hah buldum. At tekmeler yanına yaklaşma. Boğa tehlikeli bir hayvandır ve sana boynuzlarını batırır gibi bir çok örnek sayabiliriz. Ancak bunların hiçbirisi tam anlamıyla doğru sayılmaz ve bilin bakalım bunları kim yazdı? İNSANLAR.
İnkar edilemez bir gerçektir ki evet yılan sokar, köpek ısırır, karga zarar verir, at tekmeler, boğa tehlikelidir ve boynuzlarını batırır. Ancak kediler nankör değildir ya da ağustos böceği tembel değildir. Gelelim şimdi bize zarar veren hayvanlara. Bu hayvanlar bize neden zarar veriyor? Bu sorunun cevabını söyler misiniz? Yılan sokuyor çünkü onun yaşam alanını işgal ediyorsunuz, onu korkutuyorsunuz, ona zarar vermeye çalışıyorsunuz ya da onu öldürmeye çalışıyorsunuz. Yılan yolda doğru düzgün sürünürken özellikle size gelip zarar vermiyor. Kendi yaşam alanlarını işgal ederseniz doğal olarak kendini korumak zorunda. Ayrıca yılan diye diye şeytandan beter ettiniz hayvanı. Hanginizin yaşam alanı yılanlar tarafından işgal edildi? Bazı evler yok değil yılan basan, ancak arkadaşım sen kalkıp hayvanın yaşadığı doğayı işgal edip oraya ev yaparsan yılan sen yaşayacaksın diye kendi yaşam alanını terk edecek değil. Sen neden kalkıp başka bir canlının yaşam alanına ev yapıp üstüne bir de o canlıdan şikayet ediyorsun ki? Yılan mı geldi? Hayır. Sen geldin yılanın evine. Geldin, işgal ettin ve her yere betonlar diktin. Her neyse, köpek ısırır kısmına gelelim. Köpek ısırır mı? Evet. Ama bu köpek neden ısırır? Köpek sizi ısırır ancak onun için tehlike arz ettiğiniz zaman ısırır. Siz köpeğin yaşam alanını işgal ederseniz, onu korkutursanız, ona zarar verirseniz, ona işkence ederseniz ve hatta onun canına kast ederseniz o köpek sizi ısırır. Köpek diye diye köpeği de şeytandan beter ettiniz. Lakin bilmelisiniz ki köpek durduk yere size saldıracak lanet bir hayvan değildir. Bir köpeğe lanet demeden önce kim kimin hayatını işgal ediyor düşünmek gerek değil mi? Siz köpeğe bu kadar zarar verirseniz doğal olarak o da sizi ısırır. Lafı fazla uzatmayacağım, bu gibi benzer tanımlar diğer hayvanlar içinde geçerli. Sözümü bitirmeden önce size son bir şey daha söylemek istiyorum.Çocuklarımıza ne kadar yanlış şeyler öğretiyoruz öyle değil mi? Ağustos böceği tembeldir, kedi nankördür falan. Hayır arkadaşlar kedi nankör değildir. Ve hayır arkadaşlar ağustos böceği tembel de değil çocuklarınıza La Fontaine'nin eserini okuturken gerçeği de açıklayın. Masalda anlatılmak istenen mesajın çok farklı bir şey olduğunu ve ağustos böceğinin tembel olmadığını öğretin. Çünkü gerçekten de ağustos böceği tembel bir hayvan değildir. Ağustos böceği kış için yiyecek biriktirmez çünkü bilimsel bir gerçektir ki ağustos böceği ağustos ayından sonra hayatta kalmaz. Doğal olarak bu yüzden yiyecekte biriktirmez. Ayrıca ağustos böcekleri ağaç kökleri ve öz suyu emerek beslenirler.17 sene toprak altında kalan Ağustos Böceği yeryüzüne çıktıktan sonra 4 haftalık ömre sahiptir. Bu dört haftayı eş arayarak geçiren Ağustos Böceği eşleştikten sonra ölür, kışın yaşamayacağı için yiyecek biriktirme endişesi olmaz. Tüm bitkiler ve hayvanlardan tüm insanlık adına özür dilerim. iyi günler.