• Ravi Ebû Hüreyre (395) Şöyle dediği rivâyet olunmuştur:

    Hayber fetholunduğu zaman Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`e (Hâris kızı Zeyneb tarafından) içi zehirli (kızartılmış) bir koyun hediye edilmişti. (Bunun zehirli olduğunu vahy ile bilen) Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem (Ashâb`a):
    - Hayber`de ne kadar Yahûdî varsa onları bana toplayınız! buyurdu. Ashab da toplayıp getirdiler. Resûlullah bunlara hitâb ederek:
    - Size bir şey soracağım; bana doğru cevap verir misiniz? buyurdu. Yahûdîler:
    - Evet, doğrusunu söyleriz! dediler. Bunun üzerine Resûlullah Yahûdîlere: - Sizin (ulu) babanız kimdir? diye sordu. Onlar da: - Falandır! diye cevap verdiler. Resûlullah onlara:
    - Yalan söylediniz, (büyük) babanız falandır, diye yalanladı. Yahûdîler: - Doğru söyledin, diye Resûlullah`ı tasdîk ettiler. Şimdi Resûlullah Yahûdîlere: - Size bir şey daha soracağım. Bana doğrusunu söyler misiniz? diye sordu. - Evet, yâ Ebe`l-Kasim söyleriz. Hem biz yalan söylersek bile bizim yalanımızı bilirsin. Nasıl ki, bizim babamızı bilmiştin! dediler. Bunun üzerine Resûlullah onlara: - Cehennemlik kimlerdir? diye sordu. Yahûdîler: - Biz, az bir zaman Cehennem`de bulunacağız, sonra orada siz bize halef olacaksınız! diye cevap verdiler. Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem de: - Haydi buradan yıkılın! Vallahi Cehennem`de biz size asla halef olamayız! diye onları reddeti.

    Sonra Resûlullah: - Şimdi (asıl mühim) bir şey soracağım. Buna olsun doğru cevap verir misiniz? diye sordu. Yahûdîler: - Evet, yâ Ebe`l-Kasim! diye cevap verdiler. Resûlullah: - Şu koyu (n kızartması) na zehir koydunuz mu? diye sordu. Yahûdîler: - Evet, koyduk! dediler. Resûlullah: - Bu cinâyete sizi ne sevk etti? demişti. Yahûdîler de: - Biz şöyle düşündük: Eğer sen yalancı (Peygamber) isen (koyunu yer ölürsün) biz de müsterih oluruz. Eğer hakîkî bir Peygamber isen sana bir zarar irişmez! diye cevap verdiler.
    Hadis No 1310
  • Kitap, yazarın türlü türlü alanlarda görev yapmış/yor olan kişilerle(psikolog, çocuk psikiyatristi, çocuk şube müdürlüğü, öğretim üyeleri, avukat, psikolojik danışman ve rehber) görüşmelerinden/röportajlardan derlenmiş, çoğunlukla soru cevap şeklindeki konuşmalardan ve yaşanmış olaylardan oluşmaktadır. Kitabın ana teması "ensest"tir. Kitabın içeriğine hakim olabilmek için "ensest" kavramının anlamı tam olarak bilinmelidir. Ensestin aynı kapıya çıkmış olduğu birçok tanımı vardır. Genel anlamda ensest, birinci dereceden akrabalar(baba,anne,teyze,dayı,hala,amca)tarafından yapılan taciz-tecavüz olaylarının toplu ismidir.
    Ensest bir hastalık mıdır? Sorusu kafa karıştıran sorulardan biridir. Hayır, ensest bir hastalık değildir. Zihniyet, cinsel/kişilik bozukluğu ve suçtur diyebiliriz. Bir şeyi hastalık olarak nitelendirdiğimiz de kişiyi hastaneye yatırır durumun olabilirliğini ve normalliğini varsayarız. Hâliyle bunun hukuki bir cezası olmaz. Fakat ensest bir hastalık değil suçtur,tedavisi de yoktur ve bu yüzden hukuki anlamda ensesti yapan kişi ceza alır. Çocuklara yapılan taciz-tecavüz olaylarının hastalık boyutundaki asıl ismine "pedofil" denilmekte. Pedofilin ensestten farkı çok küçük yaşlardaki bütün çocuklara yönelik bir eylem olmasıdır yani ensest gibi aile içindeki çocuklarla sınırlı değildir. Pedofillik bir suç değil hastalıktır ve bunun tedavisi de bulunmaktadır.

    Özellikle açıklama kısmına geniş yer vermek istedim çünkü ensest kavramının anlamı toplum/birey tarafından yeterince bilinmemektedir. Ve bu yüzden gereken tepki verilmemekte, ne yapılması üzerinde durulmamaktadır. Insanlar bu konuda neredeyse hiçbir şey bilmiyor. Bilmedikleri ve bilinçlendirilmedikleri için bunun önüne geçemiyorlar. Onca çocuğun hayatı bir anda kayıyor..Kimler yüzünden? Baba,abi dayı ve amca dedikleri kişiler yüzünden..Çok garip değil mi çocuğun ailesi, çocuğun kendisini en güvende hissetmesi gereken yer olması gerekiyorken en tehlikeli yer konumunda.
    Tabi annelerin bilinçsizliği hiç göz ardı edilmemeli ..Çocuğu doğurmak, yedirip içirip, okula göndermekle vazifelerini yerine getirdiklerini düşünüyorlar..Ama sadece düşünüyorlar . Annenin en büyük görevi çocuğunu koruyup kollamak ve ona güven vermektir. Bu kitap bana birçok konuda farkındalık kazandırdı. Aslında çoğu defa kitaptaki yaşanmış ensest olaylarını okurken dayanamayıp bir daha okumayacağım diye kitabı kapattım. Ama sonra okumam ve gerçeklerle yüzleşmem gerektiğini düşündüm. Ki hepimizin yüzleşip görmesi ve her ne kadar baba ve abi olmuş olsada susulmaması gerektiği bilincine varılmalı. Ne yazık ki bu konu ülkemizde bir magazin haberi veya siyasi-politik haber kadar önem görmemektedir. Küçük kız çocukları babaları, abileri tarafından taciz-tecavüza maruz kalmakta ki bunların geneli şiddet boyutunda ama biz ülkece susuyoruz.. Ya küçük kız çocuğu 12-15 yaşında iken kendi kardeşini doğuruyor ve biz yine ülkece susuyoruz! Hep susuyoruz..Her şeye sustuğumuz gibi.Tabi lafa gelince herkes namus bekçiliği yapar ya icraat?
    •Çocuğun babası kız çocuğuna cinsel istismarda bulunuyor, anne bunu görmesine rağmen susuyor ve kızını da susturuyor .Neden mi? Aman kızım evimizin dirlik beraberliği bozulmasın, baban hapse görmesin..
    Eveeet kızın hayatı mahvolsun, psikolojisi bozulsun bunları da geçtim 9 yaşındaki küçük çocuk "kadın" oluyor ama baba ceza almasın çok iyi (!)
    •Yine bir kız çocuğu babası tarafından ensest görüyor, anne bilip görüyor fakat kocasını değil küçücük çocuğu suçluyor neymiş kızı kocasını baştan çıkarmış çünkü kızını kendine rakip görüyor.
    •Kız çocuğu abisi tarafından istismara uğruyor, anne "dayan kızım bir şey olmaz abindir" deyip olayın üstünü örtüyor. Çünkü o erkek çocuk daha kıymetli ve her şeyi yapabilir..Güç iktidar onda. Aslında ataerkil toplumun oluşumunda bi o kadar anne ve babanın da payı fazla ..
    •Çocuk anneye babası (dedesi, abisi ) tarafından enseste uğradığını söylüyor ama anne inanmıyor ve kızını yalan söylüyor diye susturuyor. Niye ? Çünkü babanın böyle bir şey yapacağına inanmıyor, inanmak istemiyor. Aslında anne inansa ve kızına destekçi olsa belki bir şeyler için hâlen geç olmamış olacak.
    •Kızına ensest uygulayan baba mahkemede diyor ki "Hâkim bey bahçenize diktiğiniz ağacın ilk meyvesini başkasına verir misiniz?(s:31)" yani utanmadan evet benim kızım, benim malım ben istediğim gibi kullanırım.
    ....
    Işte zihniyet bu zihniyet..içler acısı değil mi?
    Tabi enseste maruz kalan erkek çocuklar da yok değil fakat sayı olarak kız çocuğu daha fazla istismar edilmekte çünkü kız çocuğunu korkutmak ve susturmak daha kolay..o zayıf o güçsüz.
    Bu konuda özellikle en fazla paya sahip olan taraf "anneler". Bilinçli anne şart!
    Anneler, çocukları ile yakından ilgilenmeli, özel bölgelerini anlatmalı, vücuduna kendi izni olmadan kimsenin dokunamayacağıni, öpemeyeceğini öğretmeli, çocuklarının cinsellik konusundaki merakını bastırmamalı ayıp diye susturmamalı aksine merakını giderecek uygun cevaplar vermeli ve çocuklarının rehber öğretmeni ile sürekli irtibat halinde olmalı.
    Annenin bilinçli olması ve çocuğunun arkasında olması çok önemli.
    Ve lütfen şuan ki anne ve babalar veyahut geleceğin anne ve babaları olarak bizler susmayalım ve çocuklarımızı susturmayalım şayet varsa bir suç herkes bedelini ödemeli ister baba olsun ister abi.
    Annenin yanı sıra kamu görevlilerine de sorumluluk düşmektedir. Kamu görevlileri istismarı bilip yetkili makamlara(Çocuk polisi vb.) bildirmezler ise hukuki anlamda ceza almaktadırlar.


    Yazar ve şair Suna Aras' ın etkisinden çıkamadığı bir ensest vakası(babanın kızına uyguladığı) üzerine yazdığı şiiri paylaşıp incelemeye son vereceğim.incelemeyi sabırla okuduğunuz için teşekkür ederim.


    Tanıklık yapar mı şimdi o yatak
    Ne bileyim perde işte, halı, yastık, karyola
    Sır verir mi evlerin karanlık köşeleri
    Konuşur mu duvarlar, ahır içleri
    Bir tanık istiyorsan iyi bak gözlerime ...

    "sus" diyordu "sus"
    Üstümde ağır gövde, çırpınan iki bacak
    Öyle cılız, öyle güçsüz, öyle zavallı
    Tükenmiş nefes nefes, "sus" diyordu "sus"
    "Yol olanın yolcuları çok olur."

    Ne bayramlar sevincimin sabahı
    Ne bir hayal yarınlara hevesli
    Ne ilk aşk hatırası kalbimin bir yerinde
    Ne çocuk oldum, ne genç kız
    Hiçbir şeydim hiçbir şeyin içinde
    Bir babanın altında bir cekettim bay hâkim
    Bir tanık istiyorsan iyi bak gözlerime...
    (Suna Aras)
  • Adı ve konusu açlık olan bir kitabı karnı tok sırtı pek okuduktan sonra nasıl inceleme yazılır ya da  düşünceler ne kadar duygu yüklü ifade edilir bilemiyorum.

    Bütün kitap boyunca sürekli empati kurmam gerektiğini düşünerek ilerledim, çünkü belli bir olay, daha doğrusu yoğun bir olay anlatımı olmadığı için ara ara bir kopukluk yaşayarak bitirdim kitabı.
     
    Şöööyleee üstün körü bir şekilde ifade edecek olursam; yazarın gerçek hayatında yaşadığı zorlukları, sıkıntıları ve açlıkla mücadele ediyorken bir yandan da yazarak para kazanmaya çalışmasını ve tüm bu zorluklara rağmen karakterinden, kişiliğinden asla ödün vermeyişini anlatmış diyebilirim. Ki beni en çok etkileyen de bu kısmı oldu sanırım.
    Çünkü onca sıkıntıya rağmen hem yardıma muhtaç olmasını bahane ederek dilenmeyişi, üstüne üstlük başkasına da yardım etmekten vazgeçmeyişi gerçekten etkileyiciydi. (Hatta bu tarz kısımlara denk geldikçe de "içimden helal olsun be" falan derken buldum kendimi)
     
    Bir de sayfalar ilerledikçe ister istemez şahit olduğum şeylerle kıyaslama yaptığımı fark ettim. Mesela onca sıkıntıya rağmen değil sokaklar da dilenmek, karnım aç diyerek bedava yemek talebinde bile bulunmadı hiç. Ve evet... bu halde bile sıkıntı da olan birini görünce yardım etti.

    Ben de her seferinde film izlerken dayanamayıp karaktere seslenen teyze modunda "istesene bir şey, bak kaç gündür bir lokma yemek yemedin" diye yazarı fırçalayarak çevirdim sayfaları.

    Dedim ya tok karnına okuyunca o sıkıntıyı anlaması da empati kurması da kolay olmuyor tabi.
    Yeterince etkilenmediğimi düşündüğüm için kendime kızarak sayfalar da ilerlerken öyle bir bölüme denk geldim ki "heh dedim sanırım şimdi öküz oturdu içime"

    Şöyle ki; artık açlığa daha fazla dayanamayacağını düşünerek bir kasaba girdi ve
    " köpeğim için bir parça kemik verir misiniz? Üzerinde et olmasa da olur" dediği kısımda resmen yutkundum. Aldığı kemik parçasını da günlerdir yemek yemediği için midesi kabul etmediğinden dolayı kustuğunu, şiddetle midesi bulanıyorken sırf karnı aç ve karnında bir parça yemek kalmış olsun diye kusmamaya çalıştığı kısımları okurken içimden bir şeylerin koptuğunu hissettim.

    Neyse ki dedim kenar da köşede empati anlayışından ve vicdandan bir parça kırıntılar kalmış da etkilenebiliyorum.
    Halbuki vicdan yoksunu bir insan da değilim. Hatta kendim diye söylemiyorum ama çok merhametliyimdir (:

    Şaka bir yana, kitap bittikten sonra asıl sorguladığım şey benim bu kitaptan yeterince, hani şöyle derinden sarsıldım diyecek kadar etkilenmemiş olmamdı.

    Kendimce bir cevap da buldum elbet.
    Düşünsenize bunca açlığa sıkıntıya rağmen yine de kimseye minnet etmeyip dilenmeden yaşamaya çalışanda var (yazarın yaptığı gibi) bir de sırf kolay diye hatta belki de hiç ihtiyacı olmamasına rağmen dilenen de.
    Yani iyiye, güzele ve belkide merhamete, empatiye dair şeyleri içimizden ufak ufak kopartan biraz da bu kötülükler değil mi? Şahit olduklarımız yani. Önceden dilenen birisini gördüğüm de asla boş geçmemeye çalışırken şimdi eskisi kadar üzülmeden geçebildiğimi fark ettim mesela... Elbette bir yer de kötü hissettiriyor ama para verdiklerimin de "abla bu az biraz daha ver" demeleri, haberler de gördüğümüz servet sahibi dilenciler de uzaklaştırmıyor mu bizden böyle şeyleri ?

    Bayaaa dağınık ve karışık bir incelememsi bişi oldu farkındayım. Uzun süre yazmayınca böyle oldu tabi.
    Kitabın içeriğinden çok kafam da oluşan düşünceleri ve hissettirdiklerini yazdım (yazmaya çalıştım)  Neresinden tutayım neyden bahsedeyim derken hiçbirini beceremeyip bodoslama daldım. Artık hangi duygu hangi kısma denk gelirse, hangi cümleler de kime ne ifade ederse... diyip noktalıyorum saçmalamayı.
    Sözün özü düzgün karakter mühim mesele vesselam.

    İlle de okuyalım mı diyen olursa, okuyun efenim. Okuyun ki benim gibi saçmalamayıp daha güzel bilgilendirici incelemeler yazın sonra da okuyanların sayısını çoğaltın ^_^

    Vee son olaaraakk okumama sebep olan can içim Matelda' ya sonsuz teşekkür <3
  • polonyalı piyanist ve devlet adamı. hakkında şöyle muhteşem bir olay ve örgü anlatılır:

    bir gün başbakan olarak fransa gezisi sırasında paris üniversitesi müzik bölümünde okuyan bir genç yanına gelip;
    "siz o ünlü piyanist jan paderewski değil misiniz? diye sorar. paderewski;
    "evet o benim" diye yanıtlar.
    "fakat şimdi?"
    "şimdi polonya'nın başbakanıyım işte" deyince genç;
    "yaa öyle mi, ne büyük bir düşüş"
    diyerek, kinayeli bir cevap verir.

    paderewski gencin bu sözünü hayatı boyunca kendine dert eder. bir gün halka konuşurken şunları söyler:

    "piyanonun tuşlarına hükmetmek devlete hükmetmekten zormuş meğer.. başbakan iken ırmak geçmeyen yere köprü vaadederseniz herkes inanır. halkı kandırarak devlete hükmedebilirsiniz, ama 7 oktavlı bir piyanoda, fa sesine basıp do diye yutturamazsınız. notalar sizi gerçeğe, yalnızca gerçeğe, matematiksel ölçüye, tartıya, armoniye, melodiye doğru sesi vermek için doğru tuşa basmaya mecbur eder. müzik sizi yalandan, sahtelikten kurtarır."