• Ey hemşehriler! Niçin uyanıp bu sefalet tozundan silkinmeye uğraşmıyorsunuz ? Kabahat herkesten çok kendinizde... Siz, sizi bu cehalet ve geriliğe bağlayan fikirlere destek ve taraftarsınız. Cidden fikirlerinizi aydınlatmaya uğraşanlara sövüp onların iyi, yeni, besleyici, güzel telkinlerini adeta cinayet sayıyorsunuz. Onlar, sizin cahilce kınamalarınızdan korkmasalar , lanetlemelerinizden çekinmeseler, kaç zamandır artık kangrene dönmüş, çürüyüp kokmaya başlamış bu derin gerilik yarasının kaynağını size pek büyük bir açıklıkla gösterecekler... Duyduğunuz her yeni fikre kızmayınız. Onları güzelce kabul için anlama kabiliyeti edinmeye uğraşınız.
    Hüseyin Rahmi Gürpınar
    Sayfa 20 - Türkiye İş Bankası Yayınları
  • “Hizmet edilen olmaktan çok daha güzel. Bunun daha güzel olması mümkün değil. Hizmet edilmek daha iyi. Yoksa Tanrı’nın durumunun insanlardan daha kötü olması gerekirdi.”
  • "Çocuklar hiçbir zaman özel olarak ilgimi çekmedi, ama beni daha da az ilgilendiren bir şey varsa o da çocukların resimleridir. Çocuk-ressam resminin kötü olduğunu biliyordur, çocuk eleştirmen de bunu biliyordur. Ondan sonra resmin kötü olduğunu bildiğini bilen çocuk ressam-eleştirmen için geriye bir tek yol kalır: Resmin çok iyi olduğunu söylemek.
  • 144 syf.
    ·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Yazarı karşımızda muhatap olarak bulduğumuz bu etkinliğe ilk başta katılmaya çekinmiştim. Çünkü aynı ortamda bulunmanın etkisi ile kitap hakkında ne düşünüyorsam onu söyleyememe korkusu oluyor ister istemez. Beğenirsem ne ala, beğenmezsem nasıl yorumlarım derdindeydim ancak inci hocamın çağrısına kayıtsız kalamadım daha fazla. Korkularım da yersiz çıktı:)

    Bir kaç karaktere değinmek istiyorum müsaadenizle.. Yer yer öfkemi, nefretimi kusmuş, hakarette level atlamış olabilirim bazılarına ama pişman değilim!

    Ah be Merve! Saf kız!! Herkesi olduğu gibi mi görünür sandın? Bilmez misin ki erkeklerin çoğu elde edene kadar dünyayı önüne sererler, beyefendi tavırlar sergilerler; elde edince ne beyliği ne efendiliği kalır, serdikleri dünyayı başına yıkarlar!!

    Musa ya inat bir sigara yakasım geldi... Her halt var kendisinde bir sigaradan iğreniyormuşmuş.. Cenabet herif!
    Mamak apaçisi! Evrimi bilemem ama ters evrimin kanıtı bu tipler! İnsan doğmuş ama hayvanat dünyasına değil başka bir aleme giden döl israfı!

    https://youtu.be/Y-taZt3er-s

    Ben o Musa ve türevlerine neler neler sayarım da hem ortamı değil hem elitliğime zeval gelsin istemem:)

    Abdullah Sami var bir de.. Olmaz olaydı o ve onun gibiler... Tipik sözde müslüman dediğimiz, çoğalma hızları ile en yaman bakterilere parmak ıssırtan tek hücreli zihniyet. Tam bir din simsarı! Lafa geldi mi herkesin inandığına karışan, karşısındakini kolayca "kafir" diye yaftalamaya meraklı ancak camiye adımını çıkarı olmadan atmayanlardan.. Topluluk içinde 'Allah, Muhammed' deyip gösteriş yapacak kimse olmadığında işlemediği günah, bulaşmadığı haram kalmaz. Allah seni görüyor, o yetmez mi diyeceğim de o bilinç olsa zaten bütün bunları yapamaz.. Sadece güce, paraya tapan nesli tükenesice mahluk işte!

    Aida, Aida'lar... Yaşadıklarını okumak bile zorken, aynı şeyin kendi başına geldiğini düşünmek... Gerçekten güçlü kadın örneği Aida ve onunla aynı zulmü yaşamış nicesi... Maalesef bu yaşananlar gerçek, okurken kanım donar, ürperirim, gözüm yaşarır, kalbim ağrır, nefret, öfke ve isyan duyguları ile dolarım ben de herkes gibi.. Ama kitabı kapattıktan sonra etkisi azalarak kaybolur, tamamen unuturum.. O katliamı, o işkenceyi yaşayıp halen anılarında yaşayanlar var, onlar unutamaz en acısı da bu.. Bosna ile ilgili bir şey izlemeye, okumaya, duymaya katlanamıyoruz, oysa yaşayanların gerçeği bu... Kitapta Lejla isminde bir kızın adının geçmesiyle yıllar önce okuduğum Leyla-Bir Bosnalı Kız romanını anımsattı bana. Sanki ortak acı, ortak yaşanmışlık var ve bu iki farklı kitap bir noktada kesişmiş gibi hissettim. Bu Leyla o Leyla olmasa da, Leyla lar, Aida lar, Ceylan lar yaşadı bunu.. İsimler farklı ama yaşananlar aynı...

    Kitapta Ömer karakteri ve onun gözünden yakın tarihte savaş, katliam, vahşet yaşamış insanların -aslında kadınların- anlattıkları neredeyse kitabın yarısında yer etmiş. Buna rağmen açık bir şekilde söyleyebilirim ki gereksiz bulduğum bir karakter (gölge), 'şurası olmasaydı daha iyi okuyabilirdim' dediğim tek bir yeri yok.. Kitap kendini okutuyor, akıcılık yönünden sıkıntım da olmadı yalnızca karakterlere kızıp (adı lazım değil Musa) veya anlatılan ve gerçekte yaşanmış acıları çok okumaya dayanamayıp yavaş okudum.

    Yazılan incelemelerde okuyan arkadaşlar belirtmiş, anlatırken zaman ve şahıs yönünden geçişler ani geldi bana da. Anlatımda birden fazla bakış açısına karşı değilim ama ardarda gelen cümlelerde gözüme çok battı. İtiraf edeyim kitabın başında bu kadar gözüme batan şeyi, anlatılanlara kendimi kaptırınca unuttuğumu farkettim, inceleme yazan arkadaşlar hatırlatmış oldu:)) Eleştirmiş olmak için de eleştirmek istemiyorum aslında, başlık kullanımı bende biraz kafa karışıklığı yarattı. Bu şekilde daha kolay okunuyor onu inkar edemem.. Bazı başlıklar karakterin hikayesinin devamı niteliğinde iken bazıları bir başka karaktere ve onun hikayesine geçiş olmuş. Yeni bölümleri okumaya başlarken "Şimdi bu önceki bölümün devamı mı yoksa başka karaktere mi geçtik" düşüncesine kapıldım. Tabii bütün bunlar beğenmeme engel değil, öyle olsa inceleme yazmazdım.

    Ömer'in kısaca bahsi geçti yukarıda, ona özellikle değinmek isterim. Kendisinde ne hikayeler var bir gazeteci olarak tahmin edebiliyorum. Yazarımız da ileride başka kitabında veya kitaplarında Ömer karakterini bir yerlerden karşımıza çıkarır diye umut ediyorum. Ömer'i tekrar görmek isteriz, görmeliyiz, göreceğiz!!

    (Yazarlığa Giriş Ders 202-Yazarlığın Kötü Yanları: 1- Faşizan Okurlarla Karşılaşmak. Örnek: üsttedir)

    Şaka bir yana, Ömer'i çok benimsedim ondan bu tutumum.. Daha onun mürüvvetini göreceğiz Mehmet hocam, lütfen:/

    Etkinliği düzenleyen inci hocama teşekkür ediyorum. Mehmet Y. hocamın da yazma serüveni hiç bitmesin, nice kitaplarını okumak nasip olsun bize. Böyle bir gözlemciden, kitabı okurken bana yansıdığı üzere düşüncelerini de takdir ettiğim bir insanın kitaplarından mahrum kalmayalım.. Yolunuz açık olsun.
  • Aslında; duygularınız
    genellikle, hayatınızda olanlardan çok nasıl düşündüğünüz ile ilgilidir.
  • Hepimiz, dünyanın iyi bir yer, kendimizin de kusursuz insanlar olduğuna candan inanmıştık ve çok mutluyduk.
  • İbrahim aleyhisselam bir gün, vahy ile bir dağa çıkar. Orada bir mezar görür. Üzerindeki yazıdan, mezarın Ad kavminin reisi Şeddad bin Ad'a ait olduğunu anlar. İçeride bir cenaze ve ölünün üzerinde de yetmiş tane ipekli örtü vardır. Ölünün baş tarafında da şu yazılar bulunan bir levha görür:

    ''Ben, Şeddad bin Ad'ım. Bin sene ömür sürdüm. Bin orduyu yendim. Bin kızla evlendim. Bin tane evladım oldu. Ad ve İrem Kavmine reislik yaptım. Ölümüm yaklaştığında, doktorları başıma topladığım halde ölümden kurtulamadım. Benden ibret alıp dünyaya aldanmayın. Eğer ölümden kaçış olsaydı, ben kaçabilirdim. Ben kaçamadığıma göre siz hiç kaçamazsınız. Çünkü benden daha fazla dünya imkanlarına sahip olamazsınız. Benden daha çok da ömür süremezsiniz. Benden daha çok mal edinemezsiniz. Benden daha çok çocuk sahibi olamazsınız. Şunu iyi biliniz ki, dünya çok aldatıcıdır. Sizinle oynar durur"