• Gökten üç elma düştü. Sadece biri organikti.

    En son ne zaman meyvenizden kurt çıktı? Gençler belki de hiç meyve kurdu görmedi. Eskiden kurtlu gibi görünen meyveleri almazdık. Şimdi doğal ürünler pazarından en kurtlu gibi görünenleri seçip iki misli para ödüyoruz. Diğerlerini de başkaları yiyor biliyoruz, ama bilmezden geliyoruz.
    Zehirli atıklarımız uzaklara gidiyor, termik santrallar başka köylerde kuruluyor, çöp dağlarımızı hiç görmüyoruz. Temiz hava, temiz su, temiz gıda istiyoruz.

    Dünya bugün bunlara ulaşma gücü olanlarla, bunlara ulaşamayanlar, bu çöp dağlarını yaratanlarla bu çöp dağlarından geçinenler, ekmek yiyenlerle et yiyenler olarak bölünmüş durumda.

    Üretilen gıdanın yaklaşık 1/3’ü sofraya ulaşamadan çöpe atılıyor!

    UNICEF’in Gıda Tarım Organizasyonu verilerine göre her sene dünyada üretilen toplam gıdanın üçte biri israf ediliyor. Bu da yaklaşık 1.3 milyar ton ediyor (FAO). İstatistikler gıda üretiminin yeterli olduğunu ancak dağıtım ve paylaşımın dengesiz olduğunu gösteriyor. Yerel tarım bittiği için, tarladan tüketiciye giden uzun yolda, fiyatlar katlandığı gibi israf da artıyor.

    Hızlı şehirleşme, doğal afetler ve iklim değişiklikleri nedeni ile ürün kuşaklarında kaymalar, gıda konusundaki korkuların boş olmadığını gösteriyor. Tarım ürünleri ve hele de ekmeğimiz büyük şirketlerin elinde. Gıda bilimi, ürünün raf ömrünü uzatmaya, nitelikten çok niceliği artırmaya yönelik araştırmalarla meşgul. Kaynaklar, paketleme, uzak mesafelere dağıtım, dayanıklılık konusuna ayrılıyor. Dünyada üretilen gıdanın 1/3’ü sofraya ulaşamadan çöpe atılıyor. Üreticiye verilen paranın kat kat fazlası; işlenip, paketlenip, süslenip, uzun yollar kat etmesi için harcandığından, birçok ürün bu masrafı yapıp sunulmaya değmez bulunup çöpe atılıyor. Çocuklarımız, onların çocukları bugün bizim tarlada gördüğümüz besinlerin çoğunu belki de hiç bilmeyecekler.

    Laboratuvar ürünü, dayanıklılığı artırılmış, aslı neydi unutulmuş gıdalarla beslenecekler.

    Ekmekten vazgeçebilir miyiz? Ekmek kokusu, anne kokusu gibidir, eve gelmek gibidir. Evde ekmek varsa hayat devam ediyordur, güvendeyizdir. Havamız, suyumuz temiz; yağmur yağıyor, toprak besleniyor, tarlalar ürün veriyor. Değirmenler, fırınlar çalışıyor, sokaklar güvenli. Tek eksiğimiz var, bunun ne kadar önemli olduğunun farkında değiliz.

    İnsanlığın ilk çağlarından beri bereket tanrıları hep buğday başağı ile sembolize edilir. Dini söylencelerde hayat, üreme, çoğalma başakla, buğdayla başlar. Buğday, dünyada en geniş ekim alanına sahip en önemli tarım ürünü. Henüz yerini alacak başka ürün bulunamadı. Ancak, tarım sektörü ‘verimlilik’, ‘kalkınma’ ve ‘kâr’ uğruna yaptığı genetik oynamalarla, buğdayı bir sağlık sorunu haline getirdi. Doktorlardan en çok duyulan söz ekmeği azaltın, ekmek yemeyin olmaya başladı. Glüten ve ekmek yeni düşmanımız. Etle beslenme gücü olanlar, sadece ekmekle beslenebilenlerin ekmeği ile oynadı. Ekmeğimiz ve şekerimiz, tadımız, tuzumuz kalmadı.

    Nüfus artış hızımıza göre, gıda ihtiyacı 2030 yılında yüzde 50, 2050 yılında yüzde 70 artacak. Hangi toprakta, hangi suyla tarım yapılacak? Alışveriş merkezlerinin bahçeleri yeniden buğday tarlaları, meyve bahçeleri mi olacak? TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası’nın açıklamalarına göre, ülkemiz de tarım alanları kaybında oldukça başarılı, son on altı yıl içinde yüzde 8,3 daha azalmış durumda.

    'Kalkınma treni'ni yakalama yarışından en çok gelişmekte olan ülkeler zarar görüyor. Borç para ile treni yakalamak mümkün olmadığı gibi, ülke içinde de treni bir ucundan yakalayanla, kalkınmanın hiçbir nimetini görmeyecek olanlar arasındaki uçurum büyüyor. Refah dağılımı ibresi artık hiç dönmeyecek şekilde zarar görüyor. Doğal kaynaklar elden gidiyor, kalkınma adına yapılan hızlı ve plansız büyüme gene en çok yoksulları vuruyor. Çok zengin olmak için bir yerlerde birilerinin fakir kalması gerekiyor.

    “...60 yıl önce Britanyalı bir gazetecinin 'Hindistan’ın Britanya ile aynı yaşam standartlarına sahip olmasını ister misiniz?' diye sorduğu Mahatma Gandhi bunun farkındadır ve şöyle cevap vermiştir: 'Britanya gibi minik bir ülkenin bu yaşam standardına ulaşması için dünyanın yarısını sömürmesi gerekti. Hindistan’ın aynı yaşam standardına ulaşmak için kaç tane yerküreyi sömürmesi gerekecek?' (Shiva, Mies; 2018)

    Ve sadece bir tane yer küremiz var.

    ‘Artıkçılar' ve ‘Parazit’ler çok beğeni topladılar!

    Fransız sinemasının usta yönetmeni Agnes Varda “Les Glaneurs et la Glaneuse/Artıkçılar ve Ben” (2000) isimli belgesel filminde, tarlalarda toplanmayıp bırakılan, ya da pazar yerlerindeki atıkları toplayarak hayatta kalma mücadelesi veren insanları konu alır. Fransa kırsalında ve Paris’te çekilen filmde, elma, buğday, patates tarlalarında, pazar yerlerinde “artık” larla yaşayanlar anlatılıyor. Varda, filmi hakkında bir söyleşide (2004), “Bizim arkamızda bıraktıklarımızla”, “Bıraktığımızın bile farkında olmadıklarımızla yaşayan insanlar var ve ben bu insanların filmini yaptım, insanlar alkışladığında filmi değil, aslında bu insanları alkışlıyorlar” diyor. Çok büyük, küçük ya da bereli olup süpermarket rafları standardına uymayan ürünler, hasat zamanı toplanmayıp tarlada bırakılıyor. Daha sonra, bırakılanların toplanması için tarla “artıkçı”lara bırakılıyor. Sistemin dışarıda bıraktığı ürün ve insan bir şekilde buluşuyor. Varda, bir gün televizyonda bir hasat makinasının tanıtımını görüyor. Anlatıcı, makinanın tek bir buğday tanesi ya da başağını bırakmadan topladığını anlatıyor. Varda hemen “...onlara hiç kalmayacak! Onlar ne toplayacak?” diye artıkçıları düşünüyor.

    Bu yıl da, 92'nci Oscar ödüllerinde pek çok dalda aday gösterilen bol ödüllü Parazit (2019) filmi çok beğenildi, hakkında çok konuşuldu. Şehrin varoşlarında bir bodrum katında yaşayan fakir bir ailenin, yayılmacı bir şekilde girdikleri bir zengin evinde çalışmaya başlaması, daha sonra daha da yer altından beterin de beteri var şeklinde bir ortak çıkması. Şehrin ‘artıkçıları’. Parazitin paraziti olma savaşı ve beslendikleri dev, köklü ve zengin parazite duydukları öfkenin bir gün patlaması.

    Arkada bırakılanlar, bir yerlerde bir arada yaşamaya çalışıyor. Arkamızda bıraktıklarımız artık yetişemiyor. Boş can yelekleri sahillere vuruyor. Öfkelenecek halleri bile kalmadı.

    ‘Arkada kalanlar’, ‘bırakılanlar’ artık öndekilerden daha ‘çok’.

    İlle de ‘zenginlik’ dışında yeni hayaller kurmak gerekiyor. Kendini ‘idame’ ettiremeyen sürdürülebilir olmayan her şey bir gün bitiyor. Eyy büyüklerim, alternatif politikalar, nicelik değil nitelik ağırlıklı kaygılarla, tabandan yukarı doğru bir kalkınma planı zamanı çoktan geldi de geçiyor.

    “Kendini idame etmeyi hedefleyerek yaşamak, artık çevrenin ya da yabancı halkların sömürüsü üzerinden geçinmemek demektir. Bu, insan yaşamı için, konuşmak ve vermek, kendimiz ve diğer insanlar, bizim halkımız ve diğer halklar, bizim türümüz ve doğadaki diğer türler arasında yeni bir denge anlamına gelir...”(Shiva, Mies;2018)
  • 282 syf.
    ·51 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Öncelikle girişte şunu söylemeliyim ki, en sevdiğim romanlar içerisinde çok başlarda olan bu kitaba masa başına geçip inceleme yazabilme cesaretini ancak ikinci okumamda gösterebildim. Eğer bu satırları okuyorsanız bitirecek kadar cesaret de göstermişim demektir, bu beni mutlu eder.
‘Çocukluğum’ bir otobiyografi. Dolayısıyla sizi nostalji istilasına uğratabilecek bir yapıda. Fakat Gorki bu konuda fazla yetenekli. Öyle ki aktif üslubu ile sizi çok eskilere götürürken o nostaljinin içinde kaybolmamanın yolunu da bulduruyor. Benim için ise bu kitabı önemli kılan iki unsur var. Birincisi öznel bir sebep olan, yaşam örüntüsünde kendi örüntümle kurduğum bağlar ve bu örüntünün daha önce hiç bu kadar saf, duru ve içtenlikle aktarılmasına şahit olmamış olmam –kendimde bile- . Dolayısıyla her okuduğumda sanki o değil de ben ninemin herkesten gizli o dostane tanrısını görmüş, sanki yıllar geri akmış da ninemle bir cam kenarında dışarıyı izlemek için oturup babamı dinlemiş oldum. Sanki ninem üstümü bir kere daha örtebildi bu kitabı okudukça. Bu öznel sebebin verdiği huzuru değil bir kitap, başka hiçbir şeyde bulamamak bu kitabı daha çok okuyacağımın en büyük göstergesi benim için. Dolayısıyla örüntüsü tanıdık gelenler için bir bağ yaratma tehlikesi taşıdığını en başından belirtmek isterim. İkinci unsur ise başlı başına Gorki. Kitaplardaki üslubunun yanında insanı meraka sevk eden bir bilgisi ve donanımı var Gorki’nin ki bunu diğer kitaplarında daha rahat yansıtmış olsa da bu otobiyografide de görmemiz mümkün. Feodaliteden hala tam kopulamamış bir dönemde doğan Gorki, bir bey soyundan olmadan yaşamanın nasıl getirileri olduğunu bu kitapta çok saf bir şekilde gösteriyor. Bu yüzden benim için dönemsel, dönemini yansıtan bir kitap olma mahiyetini de içinde barındırmış oldu. Daha fazlası için ise bu kitabı okumanız gerekiyor çünkü galiba bu sefer anlatılarak değil yalnızca okunarak anlaşılması mümkün olan bir kitapla karşı karşıyayız, dolayısıyla herkeste yaratacağı his de farklı olacaktır.. O hisleri bulmak ve hissetmek için çok doğru bir kitap. Benim gibi birincisinde takılı kalıp defalarca okumak gibi bir durumla baş başa kalmazsanız devamı olan “Ekmeğimi Kazanırken” ve “Benim Üniversitelerim” kitaplarına da geçmek bu üçlemeyi tamamlayıp taşları yerine oturtmanızı sağlayacaktır. Tüm bunlar doğrultusunda hepinize iyi okumalar bana da ileri adımlar diliyorum :))
  • 208 syf.
    ·2 günde·8/10
    Affetmek nedir? Aslında içimizde hep var olan çocuk bize neler söylüyor, hayatımızda belli sırayla olan ve biten her şey bizi nasıl bu hale getiriyor ve daha fazlası. Eğer siz de geçmişinizi bağışlayamıyorsanız, kendinizi henüz sevemediyseniz veya tam olarak sevemiyorsanız kusur aslında neden olan şeyde veya kişide değil sizdedir. Kitabı okumaya başladığınız anda gerçekten bir şeylerin değişmesi gerektiğini fark ediyor ve olumlu bir değişim içine girdiğinizi hissediyorsunuz. Başına gelen her türlü olumsuzlukların ve hastalıkların aslında kendi kendine ürettiği olumsuz düşüncelerden kaynaklandığını söylüyor bu kitap. Tavsiyedir.
  • Böyle bir hamlenin ne işe yarayacağını hiç kimse doğru dürüst anlayamamıştır; çünkü vezir şimdi sahanın tam kenarında durmaktadır, ne tehdit ettiği bir taş vardır ne de koruduğu, orada anlamsızca durmaktadır; ama çok güzel durmaktadır orada, öyle inanılmaz bir güzellikle durmaktadır ki şimdiye kadar hiçbir vezir böylesine güzel durmamıştır;
    rakibinin taşlarının ortasında tek başına, gururla dikilmektedir... Ürkütücü rakibinin bu hamleyle neyi amaçladığını, kendisini nasıl bir tuzağa çekmek istediğini Jean da kavrayamamıştır; ancak uzun uzadıya düşünüp taşındıktan sonra, içi rahat etmese de bir kez daha korunmasız bir piyonu yemeye karar verir. Bu durumda, seyircilerin de saydığı gibi, rakibinden tam üç piyon fazlası vardır. Ama bunun fazla bir önemi yoktur ki! Ancak stratejik düşündüğü, gözünde sayıların değil de konumların, ilerlemenin, ansızın, yıldırım hızıyla indirilen darbenin önemli olduğu belli olan bir rakip karşısında bu sayısal üstünlüğün ne değeri vardır ki! Kendini koru Jean! Sen piyonları kovalarken şahını kaybedeceksin!
  • - Geleneksel din anlayışı en çok kadınlarla ilgili konularda dine ilaveler yapmıştır dersek abartmış olmayız. Kadını köleden beter yapan, kadının erkek egemen toplumda sadece ev işinde ve cinsellikte kullanılmasını, hiçbir alanda kadına hak tanınmamasını savunan izahlar; toplum nezdinde kabul görsünler diye uydurma hadislere ve mezhep izahlarına dayandırılmış ve bu bakış açısı geniş bir kesime “din” diye yutturulmuştur. Saf dindar kadınların birçoğu, Kuran’ın anlattığı İslam ile bu uydurmaları ayırt edemedikleri için Allah’ın rızasını umarak bu uydurmalara göre yaşamaya çalışmış ve kendilerini mezhepçi-gelenekçi erkeklerin sınırlarını çizdiği kapkara bir dünyada bulmuşlardır. Mezhepçi-gelenekçi zihniyeti benimseyenler, “Peygamberimiz cennetin annelerin ayaklarının altında olduğunu söylemiş, kadınlar annemizdir, bacımızdır...” gibi laflar ederek, kadınlara çok değer verdiklerini göstermek istemektedirler. Oysa birazdan kadınlarla ilgili mezhepçi kaynaklardaki izahları incelediğimizde, gerçekte kadına ne kadar değer verdiklerini iyice anlayacağız
    Bu uydurmaların yapılışındaki en temel hedef, kadının erkeğine kayıtsız ve şartsız itaatini sağlamak olmuştur. Hadis kitaplarının ve mezhep kurucularının hepsinin erkek olmasının da elbette ortaya çıkan bu manzarayla ilgisi vardır. Uydurma hadislerle, kadının erkeğe itaati bir ibadet gibi sunulmuştur:
    Eğer bir kimsenin bir kimseye secde etmesini emretseydim, erkeklerin kadınlar üzerinde olan haklarından dolayı kadınların erkeklere secde etmelerini emrederdim.
    Tirmizi, Rada; Ebu Davud, Nikâh; Ahmed b. Hanbel, Müsned; İbn Mace, Nikâh
    Kocanın vücudu irin ile kaplı dahi olsa ve karısı onu yalayarak temizlese, yine de kocasının hakkını ödemiş olmaz.
    İbni Hacer El Heytemi; Ahmed b. Hanbel, Müsned
    Ey kadınlar! Eğer kocalarınızın size olan haklarını bilseydiniz, ayaklarının tozunu yüzlerinizle silerdiniz. Hafız Zehebi, Büyük Günahlar
    En titiz hadis çalışmalarında alıntıladığımız hadisleri görmemiz “Kuran, yalnız ve yalnız Kuran” diye niye defalarca tekrar ettiğimizin anlaşılmasını bir kez daha sağlayacaktır. Yukarıdaki uydurmaları Peygamberimiz’e atfedenler, ne yazık ki bu uydurmaların reddi olan Kuran’ın anlattığı İslam’a uymayı “Peygamber düşmanlığı”, bu uydurmaların kabulü olan hadislerin, mezheplerin, geleneklerin İslam’ını ise “Peygamber’i sevme göstergesi” ilan ediyorlar. Böylece kadınları eksik akıllı ve eksik dinli ilan edenler, hem Peygamberimiz’e iftiralar atmakta hem de dine büyük zarar vermekteler. Bir de Peygamberimiz’e atfedilen şu uydurmaları inceleyelim:
    Kadınların dinleri ve akılları eksiktir.
    Buhari
    Çok lanet ediyor ve kocalarınıza karşı nankörlük ediyorsunuz. Aklı başında bir erkeğin aklını sizin kadar çelebilen, aklı ve dini eksik başka bir varlık görmedim.
    Müslim, İman; İbn Mace, Fiten
    Kadınları erkeğin kölesi yapan zihniyet, bununla yetinmeyip kadınların çoğunu cehennemlik, dinen eksik ilan edip, Kuran’da olmayan din anlayışları sunmuşlardır: Kadınlar arasında iyi kadın, yüz tane karga arasında alaca bir karga gibidir.
    Buhari
    Ey kadınlar topluluğu! Sadaka veriniz ve çok istiğfar ediniz. Çünkü ben, Cehennem halkının çoğunun sizler olduğunu gördüm.
    Müslim, İman; İbn Mace, Fiten
    Kadınların çoğunun cehennemlik olduğunu iddia eden hadislerin yanında, kadının cennete gidişi için kocasının kendisinden memnuniyetini şart olarak gösteren hadisler de uydurulmuştur.
    Bir kadın, kocası kendisinden razı olduğu halde ölürse cennete girer.
    Riyazus Salihin
    Müslim de, Buhari de, Tirmizi de, Muvatta da, Şii kaynaklar da Emevi ve Abbasi döneminde uydurulmuş, bazı kişilerin kadına kendi bakış açılarını dinselleştirmeye çalışmalarının ürünü olan bu tip uydurmalarla doludurlar. Oysa Kuran’ın hiçbir yerinde, biraz önce örneklediğimiz tipteki hadislerde olduğu gibi kadınların çoğunun kötü, cehennemlik, dinen eksik olduğu geçmez. Kuran’ın kendi çağının üstünde bir anlayışla yazıldığının sayısız göstergelerinden birisi budur; eğer Kuran kendi kültürü- nün etkisi altındaki bir insan tarafından yazılmış olsaydı, Kuran’da da döneminin hakim anlayışının yansımaları olması kaçınılmazdı. Kuran, üstünlüğü erkek veya kadın olmaya değil, Allah’a yakın olmaya, Allah’ın dininde titizliğe bağlar.
    Ey insanlar! Biz sizi bir erkek, bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler kıldık. Şüphesiz Allah katında en üstün olanınız takvaca en ileride olanınızdır.
    Hucurat Suresi 13
    Ayetten de anlayacağımız gibi Kuran, üstünlüğü bir ırka, bir kabileye veya erkek, kadın gibi bir cinsiyetten olmaya değil, Allah’ın dinine titizlik ve Allah için hatalardan sakınma tipi manalara gelen “takva”ya bağlamıştır. Oysa buraya kadar gördüğümüz hadislere göre kadın olmak daha baştan cehennemlik olma ihtimalini arttıran bir unsurdur. Bu zihniyet, eksik ve cehennemlik ilan ettiği kadını, ezik karakterli bir varlığa dönüştürüp, kayıtsız şartsız erkeğin kumandasına verir ve bu anlayışı da “din” diye insanlara dayatır. Kuran’ın anlattığı İslam’ın bu uydurulmuş dinden neden ayrılması gerektiğini daha da iyi anlamak için “en itibarlı” uydurma kaynakları incelemeye devam edelim: Namazı bozan şeyler kara köpek, eşek, domuz ve kadındır.
    Müslim, Salat; Tirmizi Salat; Ebu Davud, Salat
    Uğursuzluk üç şeyde vardır: Kadında, evde ve atta.
    Ebu Davud, Tıb; Müslim, Selam; Buhari, Nikâh
    Aşağıda kadını uğursuz ve namazı bozucu ilan eden anlayışın çok itibar ettiği İmam Şarani ve İmam Gazali gibi düşünürlerin kadının neden evde tutulması gerektiği ile ilgili açıklamalarını, ayrıca kadınların süslenmesini haramlaştıran bazı hadisleri okuyacaksınız:
    İçinizden biri yaşı ileri, ağzındaki dişleri dökülmüş, görünüş itibarıyla da çok çirkin olabileceği gibi aksine karısı da genç ve güzel olabilir. Bu genç ve güzel kadın, çarşıya çıktıktan veya davet edildiği düğün ve ziyafetten evine döndükten sonra dışarıda gördüğü yakışıklı erkeklerle yaşlı ve dişleri dökülmüş kocasını kıyas ederek kocasının yüzüne dahi bakmak istemez. Belki kocasının kendisini öpmesini ve cinsel ilişkide bulunmasını dahi istemez. İşte genç kadının erkeklerin çokça bulunduğu çarşı, pazar, şenlik ve toplantı yeri gibi mekânlara gitmesinin kadın üzerinde yapacağı etki en azından budur.
    İmam Şarani, Uhudül Kübra
    Dövme yapan ve yaptırana, yüzündeki tüyleri aldıran ve estetik için dişlerini seyrelttiren kadınlara Allah lanet etsin.
    Buhari
    Takma saç takan ve taktıran, kaşları incelten ve incelttiren, dövme yapan ve yaptıran lanetlenmiştir. Ebu Davud Eğer bir kadın peruk takarsa, eğer kol ve yüzüne dövme ya da ben yaparsa, yüzünden ve kaşlarından cımbızla kıl aldırırsa, yüzüne güzellik vermek için şekil değiştirirse lanetlenmiştir.
    İmam Şarani, Uhudül Kubra
    Bir hadise göre ashabı kiram, eşlerinin, pencere ve kapı aralıklarından dışarıyı seyretmelerini ve erkek görmelerini önlemek üzere evlerinin pencerelerini sıkı sıkıya kapatırlar ve dışarıya bakanlara dayak atarlardı.
    İmam Gazali, İhyayı Ulumuddin
    Kadınları zarar vermeyecek miktarda aç, aşırı gitmeyecek kadar da kıyafetsiz bırakınız. Çünkü kadınlar iyice doyar, güzelce giyinirlerse onlar için dışarı çıkıp gezmekten daha sevimli bir şey yoktur. Fakat onlar biraz aç, biraz da çıplak kalırlarsa onlar için evde oturmaktan hayırlı bir şey yoktur.
    İbnül Cevzi, Mevzuat; Suyuti, Lealil Masnua; İbn Arrak, Tenzihüş Şeria
    Kadınlarınıza evlerinin kapısında oturmamaları için yeni elbise yaptırmayın çünkü elbiseleri güzel ve yeni olursa kalplerine dışarı çıkmak arzusu gelir.
    İmam Gazali, Kimyayı Saadet; İbn Ebi Şeybe, Musannaf
    Dışarı çıkması kesin gereken kadın ise kocasından izin aldıktan sonra dışarı çıkacak ve şu kurallara kesin uyacaktır: 1- Sıkı sıkıya örtünüp kötü giysilere bürüne, 2- Hiç çıkmamış gibi davrana, 3- Başını öne eğip kimsenin yüzüne bakmaya, 4- Kalabalığa karışmaya, 5- Erkeklerin bulunduğu yerlere yanaşmaya, 6- Herkesin dolaştığı sokaklardan uzak dura, 7- İşini bir an önce bitirip evine döne.
    İmam Gazali, İhyayı Ulumuddin
    Bu uydurma izahlarla, kendi görüşünü, kadınlara olan aşırı kıskançlıklarını dini bir buyruğa çevirip, topluma dini bu şekilde sunanlar, kadınlara “din” maskesi altında yapılan zulümlere zemin oluşturmuşlar, dinsizlerin dinimize saldırısı için ortam hazırlamışlar ve birçok kimsenin dinimize olan inancının sarsılmasına sebep olmuşlardır. Halkımızın bir kısmı ise bu izahları kullanarak dinimize saldıranlara kızmakta fakat bu izahları yapanları, örneğin İmam Şarani’yi bu konuda eleştirmekten kaçınmaktadırlar. Biz Kuran’ı tek kaynak kabul edip, Şarani’nin ve Gazali’nin bu tarz izahlarını din adına eleştirmedikçe, dinsizlik adına bu izahları kullananlara kızmaya ne kadar hakkımız olabilir?
    Bakın Gazali, kadının kaç çeşit olduğunu nasıl açıklıyor ve halkı nasıl bilgilendiriyor:
    Kadının sıfatları şunlardır: 1- Giyim kuşam hevesinden maymun. 2- Fakir düşmeye razı olmadığından köpek. 3- Kocasına ve diğer insanlara kibrinden yılan. 4- Gece gündüz koğuculuk yaptığından akrep. 5- Evden eşya sattığından fare. 6- Erkeklere hile kurduğundan tilki. 7- Kocasına itaat ettiğinden dolayı koyundur.
    İmam Gazali, Nasihatül Mülk
    Bu maddelerin sonuncusunda “en makbul kadının koyun cinsi olduğu” açıklanır. Her türlü özgürlüğü elinden alınan kadının, Allah’ın farz kıldığı hacca bile tek başına gitme özgürlüğü yoktur. Kadının 90 km’den uzağa yanında mahrem biri olmadan (baba, amca, dayı, kardeş, koca gibi) gitmesi haram ilan edilir. Bu yüzden kadınlar, mahremlerinden birini ikna edemezse, bu farzı bile yapamaz konuma gelirler. Oysa Allah haccı erkek-kadın ayrımı yapmadan ve böyle bir şart belirtmeden farz kılmıştır. Kadının camiye gidip namaz kılması da, camiye gitmek için kadınların evden çıkması gerektiği için engellenmeye çalışılmış ve bununla ilgili de hadisler uydurulmuştur. Bu hadislere göre kadının evde namaz kılması camide kılmasından daha sevaptır, hatta evde bile yatak odasında kılması oturma odasında kılmasından daha sevaptır. Kadınları her alandan dışlamaya çalışan hadislere karşı Kuran’da şöyle geçmektedir:
    Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır.
    Tevbe Suresi 71
    Ayetten de anlayacağımız gibi Allah, iman eden erkek ve kadınların cins, mahrem, namahrem ayrımı yapmadan dost olmalarını istiyor. Peki, camiye gitmek için bile evden çıkması, hatta birazdan göreceğimiz izahlara göre erkeklerle konuşması bile engellenen kadın bu dostluğu ne zaman ve nasıl kuracaktır? Hayat sahnesinde yan yana faaliyetin, yardımlaşmanın ve beraber hizmetin insan neslinin yarısı olan kadının dışlanması ve diğer yarısı olan erkeklerle irtibat ve dayanışmasının kesilmesiyle sağlanması mümkün müdür? Aynı ayetin devamında bu dostluğu sağlayanların Allah’ın rahmetini kazanacağı söylenir. Eğer bugün Müslüman olduğunu iddia eden toplumlardan rahmet kesilmişse, kanaatimizce, birçok sebebinden biri de bu ayetin gereklerinin yerine getirilmemesidir. Oysa bazı hadis ve mezhep kaynaklı izahlara göre kadının sesinin bile duyulması sorunludur: Hanefilerden bazıları kadının sesinin de avret olduğu görüşündedirler. Fıkhus Siyre Bir hadis şöyledir:
    Ancak ve ancak mahremleriniz olan erkeklerle konuşacaksınız.
    İbni Kesir 4/355
    Bırakın kadın ve erkek Müslümanların birbirleriyle iletişim kurmalarını, haremlik selamlık gibi uygulamalarla kadınlar erkeklerden tamamen soyutlanmış ve kendi aralarında konuşan kadınların sesinin bile erkekler tarafından duyulmaması gerektiği söylenmiştir. Bu arada çok zaruret olursa, kadının ağzına çakıl taşı alıp sesi tanınmadan erkeklere -o da zaruret miktarınca- bir şeyler söyleyebileceği izahını yapanlar da olmuştur. Camiye gitmesi, tek başına hacca gitmesi, erkeklerle konuşması engellenen kadının, aybaşı olduğu zamanlarda namaz kılamayacağı, Kuran okuyamayacağı, oruç tutamayacağı izahlarıyla da bu ibadetleri engellenmiştir. Oysa Allah, Kuran’da, aybaşı olan kadınla sadece cinsel ilişkiye girilmemesini belirtmiştir. Eğer aybaşılı kadının namaz kılması, Kuran okuması ve oruç tutması istenmeseydi hiç şüphesiz bunlar da bildirilirdi. Fakat aybaşılı kadını pis gören yaklaşım, -İsrailiyat kökenli uydurmalar aracılığıyla- Kuran’a aykırı bu yasakları da dinimize sokmuştur. Kuran’da aybaşılı dönemi kapsayan tek yasak şu şekilde açıklanmıştır:
    Sana kadınların aybaşı halini sorarlar. De ki: “O bir sıkıntıdır. Aybaşı halinde kadınlardan uzak durun ve onlar temizleninceye kadar kendilerine yaklaşmayın.”
    Bakara Suresi 222
    Kuran her türlü detayı verirken, Kuran’da olmayan zorlukları dine sokarak ilaveler yapanlar, kadınların namaz kılmalarını, oruç tutmalarını Kuran okumalarını aybaşı durumunda engelledikleri gibi kadın-erkek ayrımı yapılmadan farz kılınan Cuma namazına gitmelerini de engelleyerek, dini uygulamalarda eksiltmeler de yapmışlardır. Oysa Kuran’ın dininde ilave gibi eksiltme de hoş karşılanamaz. Kadınlar bu kadar kötülendikten sonra hiçbir fikrine değer verilmeyen bir varlığa çevrilmiş ve “Kadınlara itaat eden helak olur” şeklinde Kuran’dan onay alamayacak uydurma hadisler, Kuran’ın ahlakıyla ahlaklanmış olan Peygamberimiz’e atfen uydurulmuştur. Şunlar bu konuda örnek alıntılardır: Kadınlara danışmayın, onlara muhalefet edin. Kadınlara muhalefet edin, zira kadınlara muhalefet berekettir.
    Kadınlara Dîni Bilgiler; Suyuti, Lealil Masnua 2; İbn Arrak, Tenzihüş Şeria 2
    Kim ki karısına itaat ederse Allah onu yüzüstü Cehenneme atar.
    İbn Arrak 2
    Kişi kadınını yatağa davet eder de kadın kaçarak eşi sinirli bir şekilde gecelerse, melekler o kadına sabaha kadar lanet eder.
    Buhari 9/36
    Hanımının cinsel ilişki teklifini reddedeceğinden korkanlar bu uydurmayı Peygamber’e fatura ederek hanımlarına; “Bak, Peygamber böyle demiş, sakın bana karşı gelme” diyerek, kadınları bu konuda da uydurma dinleriyle terbiye etmektedirler. Ezilen kadının boşanma hakkı da elinden alındığı için tüm zulümlere karşı kadının hiçbir sığınağı kalmaz. Bazı “dini bilgiler” kitaplarında şöyle izahlar bile vardır: Bir kadın kocasından boşanırsa, o kadına cennet kokusu haram olur.
    Kadınlara Dini Bilgiler
    Oysa Kuran’da geçen “boşanmış kadınlar” tipi ifadeler (2-Bakara Suresi 228, 241) hem kadının erkeği, hem erkeğin kadını boşaması manasına gelebilir. Kuran’da, “Bir tek erkek boşayabilir” tarzında açık bir ifade kullanılmadığına göre, açık ifade olmadığında serbestlik ana prensip olduğuna göre, demek ki kadın da erkek gibi bu haktan aynen faydalanabilir. Bir hadiste şöyle denilir:
    “Camiye gelirken kokulanan kadın, evine dönüp de cünüplükten ötürü boy abdesti alır gibi yıkanmadıkça, Allah katında onun namazı kabul olmaz.”
    Avnül Mabül 11/230
    Erkeklerin güzel koku sürmesinde sevap bulanlar, aynı şeyi kadın yapıp koku sürünce, hemen “günah” diye damgalarlar. “Erkek güzel kokudan tahrik olur” diye de açıklama yaparlar. Peki, kadın erkeğin sürdüğü güzel kokuyu koklayıp tahrik olamaz mı? Madem böyle bir tahrik sorunu var, neden bu konuyla da ilgili bir ayet indirilip, kadının koku sürmesi yasaklanmadı? Cevabı aslında basit; çünkü bu, yasaklamak istenmedi. “Dini bilgiler” sunan kitaplarda daha neler var neler:
    Kadının yeri soğumadıkça erkek, kadının oturduğu yere oturmamalıdır.
    Kadınlara Dini Bilgiler
    Bazen, otobüs ve minibüslerde gelenekçi din anlayışının uygulayıcılarının, bu izahtan kaynaklanan endişelerle sergiledikleri manzaralara şahit olabilirsiniz. Bu da Kuran dışı olup, “din” etiketiyle sunulan uygulamaların sayısız örneklerinden bir tanesidir.
    Kuran’ın kadınla ilgili açıklamalarındaki yanlış anlaşılan bilgiler, ilk insanlar Adem ve Havva ile ilgili konulardan başlar. Kuran’ın hiçbir yerinde Havva’nın Adem’i kandırdığı ve günaha soktuğu şeklinde bir izah yoktur. Araf Suresi 11. ve 28. ayetlerin arasını okursak, Adem ile Havva’nın her ikisini birden kandıranın şeytan olduğunu görürüz. Bu arada kadının, erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldığına dair izah da Kuran’da yer almaz. Kuran’la ilgili yanlış iddialardan biri Kuran’ın erkeklere hitap ettiğidir. Kuran ayetlerinin % 90’dan fazlası genele, yani erkek ve kadın karışık olarak tüm insanlara veya inananlara hitap eder. Arapça gramerin bir özelliği olarak bir toplulukta en az bir erkek varsa o topluluk için eril zamir formu kullanılır. (Bu özellik başka dillerde de görülür.) Bunun yanında sadece Peygamberimiz’e, sadece kadınlara, sadece erkeklere hitap eden ayetler de, azınlık da olsa vardır. Kuran’ı insanlara ulaştıran Peygamberimiz erkektir ve erkekler topluluğunun bir alt kümesidir. Erkeklere hitap eden bazı ayetlerdeki üslup, bu nokta göz önünde bulundurularak okunursa daha iyi anlaşılır. Kuran’ı eline alıp okuyan herhangi bir kişi, Kuran’ın genele hitabını, sadece bir cinse hitap etmediğini rahatça anlar. Kuran’ı şarkı kitabı gibi okuyan veya hiç okumayanların bu tip iddiaları, hiç şüphesiz cehaletlerinin bir ürünüdür.
    Müslüman erkekler, müslüman kadınlar, mümin erkekler, mümin kadınlar, itaat eden erkekler, itaat eden kadınlar, özü-sözü doğru erkekler, özü-sözü doğru kadınlar, sabreden erkekler, sabreden kadınlar, korunup sakınan erkekler, korunup sakınan kadınlar, sadaka veren erkekler, sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça hatırlayan erkekler ve Allah’ı çokça hatırlayan kadınlar; bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ödül hazırlamıştır.
    Ahzab Suresi 35
    Kuran’ın büyük bölümü genele hitap olsa da, bu ayette olduğu gibi Allah’ın kadın ve erkeği ayrı ayrı vurguladığı ayetler de mevcuttur.
  • Bu maskenin altında bir yüz var. Ancak benim değil. Ne altındaki kaslardan daha benimdir o yüz, ne de altındaki kemiklerden. Bu maskenin altında etten daha fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var, Bay Creedy! Ve fikirlere kurşun işlemez!

    V for Vendetta, V
  • Hepimiz ve bütün haberler birbirimiz için birer özettik, daha fazlası değil. Bir haber özeti! Bir gün gelecek ve kimseyi gereksiz ayrıntılarla sıkmamak için, birileri de bu dünyayı özetleyecekti.
    “Sayın seyirciler, bugün elimize geçen bir habere göre, Dünya olarak bilinen bir gezegende insanlar doğdu, yaşadı ve öldü. Şimdi, sıradaki haberimize geçiyoruz...”