Kitap Tutkunu, bir alıntı ekledi.
16 Eki 20:57 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Varlık...
"Ben'imin büsbütün mükemmel olmadığını ve 'Ben'den daha mükemmel bir varlığın olduğunu seziyorum.Bu seziş bana nereden geliyor? Yokluktan gelemez. Kendimden de gelemez. Öyleyse o seziş bana öyle bir varlık tarafından verilmiş olmalı ki , O benden mükemmel ve bütün kemâlâtı nefsinde toplayan bir varlık olsun. En mükemmel varlık Tanrı'dır ve bize kemâlât O'ndan gelir." Descartes

Satranç Oynayan Derviş, A. Ali Ural (Sayfa 105)Satranç Oynayan Derviş, A. Ali Ural (Sayfa 105)
Hüseyin Ankara, bir alıntı ekledi.
 26 Eyl 23:18

Halil Sezai'den ''paramparça''yı dinleyip Bir filtre kahve, bir de tiramisu siparişi vermek geliyor içimden:
''Ellerimi açsam yalnız sana
Ağlasam çocuk gibi
Eskileri anlatsam
Derviş gibi abdal gibi tapar gibi...''

Sana Hep Benden Söz Edecekler, Şiir Sokaktadır (destek yayınları)Sana Hep Benden Söz Edecekler, Şiir Sokaktadır (destek yayınları)
Ruh Adam, Sur'a Üflenene Kadar'ı inceledi.
14 Eyl 16:49 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

TARİHİ BİR SERÜVEN
Açıkcası kitabı Sarı Satluk Baba'yı merak ettiğim için almıştım ama bu kadar haz alcağımı zannetmiyordum. Kitap içerik olarak oldukça akıcı ve sade bir dille yazılmış. Sarı Saltuk Baba İslam ve Türklük adına davranışlarıyla örnek olması ve Balkanların türkleşmesini sağlamak için görevlendiren bir derviş-eren aynı zamanda bir savaşçı. Bu görev Ahmed Yesevi tarafından veriliyor. Olaylar o kadar güzel gelişiyorki Holywood tarzında filmi çekilebilir. Bazı ilahi olaylar anlatılıyor kitapta tarihsel açıdan gerçekliğini bilemiyorum ama içerik olarak okuması çok keyifli. Bazen Sarı Saltuk Baba başka bir insanın suretine bürünüyor, bazen kurt oluyor, başka alemlere geçiyor, ejderhalarla savaşıyor, Moğolların büyücü kamları, şamanları ve cadılarıyla savaşıyor... Saltuk Baba'nın en büyük görevi ise o dönemdeki en önemli islam düşmanı ünlü Hülagü Han'ı yenip islamı kurtarmak. Kitapta bolbol dipnotlar var, Saltukname'den, Evliya Çelebi'den, İbn-i Bibi vb. bu da kitabın gelişigüzel yazılmadığının ıspatı. Dikkatimi çeken bir diğer hususta her kesime eleştirilerin olması; mesela Abbasi Halifesi kitapta yer yer eleştiriliyor, bazen Halifeye saldıran Hülagu'yu haklı buluyorsunuz, Selçuklu Sultanları'da eleştiriliyor ama yinede herşeye rağmen İzzeddin Keykavus'a liderlik veriliyor, Haşhaşiler kitapta alışık olmadığımız tarzda şaşırtıcı bir şekilde anlatılmış, tabi eleştiriler rastgele değil tarihsel esaslara dayanıyor. Böyle olunca da kitap bana göre daha kaliteli oluyor. İncelemeleri biraz karışık yazıyor olabilirim kusuruma bakmayın...
Herkese tavsiye ederim güzel bir kitap.

Burak, bir alıntı ekledi.
 01 Eyl 09:20 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

- Derviş baba!

- Efendim?

- Benim beş yaşında nur topu gibi bir oğlum vardı. (denizi gösterir) Şuracıkta oynarken sular onu alıp götürdü. Günlerce aradık, taradık, izini bulamadık. Bir gün ağımın içinde bulmayayım mı onu? Annesi de çıldırdı. Bu ne hikmettir derviş baba? Şu denizi yumruklayayım, Allah'a (Rabbim, bu işi niçin yaptın?) diye...

- Mal sahibi sen misin?
- ...
- Şu suratını dünyaya gelmeden kendin mi ısmarladın?
- ...
- Bedavadan konduklarını elinden aldıkları zaman niçin kendini kayıpta görüyorsun? Sermayen mi vardı ki elinden gitti diye tepiniyorsun? Nasıl oluyor da Allah'a hesap sormaya dilin varıyor?

Veren o, alan o, güldüren o, ağlatan o, burada her verdiğini orada saklayan o; daha ne istiyorsun?

( Balıkçı hıçkırarak, İbrahim Ethem'in kucağına atılır. Başını göğsüne dayar. İbrahim Ethem, gözleri maverada, tatlı tatlı, balıkçının saçlarını okşar.)

- Çıldıran anne bilse ki, ondaki merhametin sahibi kendisi değil de Allah; hemen tesellisini, şevkini bulmaz mı? Yavrusunu ensesinden kavrayıp kaçıran kedi, civcivini yem yemeye çağıran tavuk, şu, bu, o, rahmet duygusunu kimden aldı? Bu rahmet ortadayken hangi kayba üzülebilir insan?

Her şey O'nun, her şey O'nda...Batan ufukların dilsiz daveti... Solan renklerin baygın rüyası... Ağlayan öküzün gizli isteği... Çırpınan aşığın kavurucu humması... Kayan gözlerin sessiz imdat çığlığı... Her şey O'nun, her şey O'nda. O ki, Allah'a maliktir, ne' den yoksundur; o ki Allah'tan yoksundur, ne'ye maliktir? Ağla evladım ağla! O da Allah'ın sana rahmeti...

İbrahim Ethem, Necip Fazıl Kısakürek (Sayfa 61 - Büyük Doğu Yayınları, 1978)İbrahim Ethem, Necip Fazıl Kısakürek (Sayfa 61 - Büyük Doğu Yayınları, 1978)
mukavvadan adam, Hamza'yı inceledi.
21 Tem 18:00 · Kitabı okudu · 9 günde · Puan vermedi

Hamza'mız öss ye hazırlıktan dershaneden,mezun olacak bir gencimiz. Hem imam hatipli hem yobaz(!) hem de modern çağda yaşayan bir muzdarip.
Öss' ye hazırlanırken her şeyi biliyorsun ama her şeyi. bütün derslerden çakıyorsun bunu yaşamış biriyim :))

Deneme den çıkıyorsun abi, parka gidiyoruz arkadaşla deneme ve cevap anahtarı... Hocam şu soru neydi...
Maç var halı sahada abi, siz gidin, ben ders çalışacağım.
misafirliğe, yok anne siz gidin..
Yolda gidiyorsun “ağrısız kulak delinir“ "balkondan aşağı halı silkelemeyin"
kardeşim anlatım bozukluğu var. Düzelt esnaf abi.
"Yanlız" değil "yalnız" yalından geliyor. "Yalnış" değil “yanlış“ Yanılgıdan geliyor.
"Şey" her zaman ayrı yazılır.:)
Kısaca her yerde nereye gidiyorsan git elinde bir soru bankası var.
Matematik, baş belası abi kafa çakmıyor ki anlamıyorum :)
Tarih :seviyorum ama çok bürütüsvari, arkadan vuruyor arkadaş...
Coğrafya: türkiye dünya benden sorulur,
Vs..vs..
Ama filozof oluyorsun, genel kültür tavan yapıyor adeta...
Her şeyi biliyorsun hemen milyoner yarışmasını arayıp yarışmaya aday oluyorsun..
Aday olmamak elde mi :))
Neyse....
Hamza bir keşmekeşlik yaşıyor sınav öyle bir psikolojiye sokmuş ki iki arada bir derede, derviş gibi düşünüyor modern hayatın içinde bir sahabe yaşantısının peşinde. Müslümanların içinde bulunduğu hizipleşme ayrışmalar mezhepler ayrı gruplar şeyhim en iyi, en birinciler, gibi gibiler... bunlara dem vuruyor dertleniyorr hamza'mız işte.
Yazar bundan sonra yazdığı "bir yobazın günlüğü" eserinde kendi içiyle komuşmasına bir isim vermiş" gregor yazınsal tekniği ilerletmiiş hem bir karışıklık da olmuyor.
Öyle bir yazıyor ki kendini kaybediyor tam Edebiyat Fakültesi öğrencisi yani Edebiyat alanı çalışanlar kitaptan ders alabilir zevk de alabilirler :) okuyana kalmış artık.
Ve güzel şiirler dökülüyor :))
Seküler bir dünyada dinin gereğini yapmaya çalışmak ya da dindar olmak üstüne üstlük genç olmak zor arkadaş.
Mutlu okumalar ben okudum beğendim :)

Bir Yudum Kitap
İnsan evvela kendini bilmeli. Dünyalar onun olsa, her şeyi bilse, bir kendini bilmese ne olur? Koca bir hiç. Yunus Emre, "Meğer ilim hiç imiş, illa edep illa edep." diyor bir şiirinde. O vakit, önce kendimizi bilmeli. Sonra, hep birlikte kuracağız güzel bir dünyayı.

Nezihe Araz - Dertli Dolap
Dünya Aktüel, s.228-230

Tevhîd imiş cümle âlem,
Tevhîdi bilendir âdem,
Bu tevhidi inkâr eden
Öz canına düşman imiş.

Hirâ mağarasına Yunus'la beraber gelen hacıların biri Cidde'den beri onun ucun ucun ardından gelen bir Türk’tü. Baktı ki bu acayip adam başı yerde, kendinden geçmiş, ne kımıldamaya niyeti var, ne kalkmaya... Gitti, usulca elini eğnine koydu ve:
— Hey.. derviş, dedi, burada biraz daha böylece kalırsan, güneşten erirsin, haberin bile olmaz... Haydi yürü, gidelim artık...
Ne diyordu bu adam? Hem de kendi dilinden... Böyleydi de Yunus gene anlamıyordu.
Öbürü Yunus'un yaşlı gözlerle kendisine bel bel baktığını görünce gene tekrarladı:
— Güneşte kebap olmadan, haydi yürü, gidelim, artık!
Evet... Ne desindi? Gitmek gerekti. Geldikleri yollardan döndüler. Türk hacı, sözü nereden açtıysa orada kaldı. Yunus he dedi, ya dedi, bilmem dedi, belki de dedi, ötesini getiremiyordu.
Gözünün önünde hep Suluca Karahöyük yolları. Yanında kağnısıyle Sarı öküz... İçi buğday yüklü. Yollar, beller çıldırmış gibi yeşil dolu, kucak kucak... Çadır otları, Peygamberçiçekleri... Hani buğdayla himmet arasında bocaladığı gün. Sonra küt diyip yere yığılmış, kendinden geçmişti... Sonra «bir şey» ona görünmüştü. Bir şey?
Orada gördüğü bir fikirse, burada gördüğü o fikrin sahibi olandı. Ya da böyle bir şey. Yunus artık o himmetin ne olduğunu, kimden gelebileceğini, nasıl gelebileceğini pekâlâ biliyordu. Şeksiz, şüphesiz! Ah. Şu anda yalnız olmayı, bir Sarı öküzle beraber olmayı ne kadar isterdi!
O gün nasıl, hayvancığın boynuna sarılmış, «Bana ne oldu?» diye sormuş, ağlamış, sonra ona ne olduğunu, sanki anlarmış gibi Sarı öküze bir bir hikâye etmişti. Ama şimdi konuşamazdı. Hak cemali Hirâ mağarasının kapısı önünde Yunus'a öyle bir ayan olmuştu ki bunu insanlara anlatamazdı. Hiç bir zaman da bu vuslatı anlatamayacaktı. Bu, Rab’le kul arasında tecelli eden öyle bir vuslattı ki artık bütün hayatında Yunus'u yakacak, ama o gene de bu ateşi, bu yangını açığa vuramayacaktı. Anlıyordu; bu böyleydi. Dedi:

Ben dert ile ah ederdim,
Derdim bana derman imiş,
İster idim hasret ile,
Dost yanımda pinhan imiş.

Sahi! «Gel, bana görün, bana kendini ayan et, bana gerçeğini göster» diye yalvarır yakarırken meğer ne kadar uzaklara sesleniyormuş.

Kande deyi fikrederdim.
Göğe bakıp şükrederdim.
Dost benim gönlüm evinde,
Tenim içinde can imiş.

Yunus böyle dedi, dediğine kendi de şaştı. İlk defa içinde böyle bir his doğuyordu. Bu doğuştan korktu. Allah’ım, ne korktu, nasıl korktu! Diyordu; ne diyordu?

Sanırdım kendim ayrıyım,
Dost gayrıdır, ben gayrıyım,
Beni bu hayale salan,
Bu sıfat-ı hayvan imiş.

Yunus hem içine doğanları söylüyor, hem Allah'a yalvarıyordu:
- Rabb'im, Rabb’im, böyle demekle günah ediyorsam affet beni, affet beni.

İnsan sıfatı, kendi Hak,
İnsandürür Hak, doğru bak,
Bu insanın suretine.
Cümle âlem hayran imiş.

Güç işler bunlar bre Yunus, güç işler... Ama neyleyelim, insan olarak kaderin böyle biçilmiş. Sen bir sevgili, bir özlem, bir hasret çağırıyordun. Gel gel, gel, diye ağladığın biri vardı. Gele gele kollarına gene «sen» düştün. Bir acayip vuslat bu. Yunus! Şeyhin Taptuk'un git ara bul dediği eğer buysa, eğer gönlün içinde saklı olan gene sen isen bu uzun yollar, bu dağlar, bu beller boyunca süren seyahatler neye? Neden?
Yunus terliyor... Yunus'un yangını çölün yangınından beter... Yıllar yılı çaldığı kapı sonunda açıldı. Bir de ne görsün, kapıyı çalan da kendisi açan da kendisi... Misafir de o, ev sahibi de o... Hancı da o, yolcu da o... İsteyen de o, veren de o... Âşık da o, maşuk da o... Her şey «bir» in içinde dönüyor... Ne hayret!

Tevhit imiş cümle âlem.
Tevhidi bilendir âdem.
Bu tevhidi inkâr eden, öz canına, düşman imiş.

Sonuç bu.

mehmet pak, Bozkırkurdu'yu inceledi.
 30 May 23:27 · Kitabı okudu · 14 günde · 10/10 puan

Kapitalden sonra ilk defa bir kitap 14 gün gibi uzun bir sürede ancak bitirilebildi. Kapitali 1.5 yılda okumuştum . Elazığ 'da ısıtılıp , İstanbul 'da pişirilip ,İzmir 'de demlenen Amed 'in kaçak çayı tadında bir lezzetti Bozkırkudu. Gerçi yalan konuştum Roboski 'li çocuklardan sonra kaçak çay içemiyorum artık. Kan kırmızı renginde '' kan '' kokusu ... Kaçak sigarayı da içemiyorum gerçi, sınırları aşıp
üç kuruşa getirilen sigarayı yakarken çocukken el salladığımız uçakların bizleri bombaladığı aklıma gelir. Allah belasını versin deyip fırlatırım paketi. En iyisi sallama deyip altın kaçakçılarını zengin edeyim diyerekten alayım bir Marlboro. Belli mi olur çekilişten bakarsın yedi yüz bin tl değerinde bir kol saati çıkar !

Ne güzel de anlatmış Yaşar Kemal edebiyatı : Halka kim zulmediyorsa, etmişse, halkı kim eziyor, ezmişse, onu kim sömürmüş, sömürüyorsa, feodalite mi, burjuvazi mi... Halkın mutluluğunun önüne kim geçiyorsa ben sanatımla ve bütün hayatımla onun karşısındayım. [...] Ben etle kemik nasıl biribirinden ayrılmazsa, sanatımın halktan ayrılmamasını isterim. Bu çağda halktan kopmuş bir sanata inanmıyorum.
Edebiyat eksiği ile fazlasıyla bize bir şeyler anlatıyor peki biz okuyucular edebiyattan neler alabiliyoruz ? Edebiyat görevini yerine getirirken, okuduğumuz bir çok edebi eseri inceleyip yorumlar alıntılar paylaşırken hayatımıza ne kadar yansıtabiliyoruz edebiyatın vermiş olduğu mesajları ? Maksim Gorki 'nin ''Ana'' kitabını okuyup anlayıp beğenip yorumlayıp ,Pavel 'leri alkışlayıp , Rus polisini, savcısını , hakimini ,devletini yerden yere vurup bunu kendi ülkemizde yaşananlarla ne kadar birleştirebiliyoruz. Pavel ile Deniz gezmişi yer değiştirdiğimizde Ana kitabındaki Pavel kahraman olurken ,Deniz Gezmiş hain oluyorsa , Pavel 'in Anası Pelageya kahraman olurken , evladı İbrahim Kaypakkaya'nın mezarına gittiği için terör örgütü propagandasından göz altına alınan 70 lik Mediha anne hain oluyorsa ,Yaşar Kemal 'i okuyup beğenip ,yorumlayıp ,bugün Çukurova 'da çadırlarda yaşam kavgası veren tarım işçilerine sırtınızı dönüyorsanız , Stefan Zweig 'in Amok Koşucusu kitabındaki, Madalya öyküsünde ormanda geçen trajediyi okuyup gözyaşlarına boğulup savaşlara lanet okurken ,kendi ülklemizdeki savaş çığırtkanlarına tek ses edemiyorsanız, Malcom'dan ''Irkçılık, onursuz insanların kendini ifade etme biçimidir. '' sözünü her yerde paylaşıp kendi ülkenizde ırkçılığa tepki koyamıyorsanız,Filistin'in en büyük şairi Mahmud Derviş'i okuyup şiirlerinden dolayı defalarca gözaltına alınıp hapisler yatıp,işkenceler görüp bunu yapan İsrail devletine lanet okuyor, ama kendi ülkemizde tutuklanan yazarlara sessiz kalıyorsanız, Franz Kafka 'nın Dava kitabını okuyup adalet ve hukuk anlayışının içine tükürüyor ,ama kendi ülkenizdeki adalet ve hukuk anlayışına tek kelime edemiyor,Josef K 'ların yanında olamıyorsanız, Germinal'i okurken grevdeki işçilerin yanında olup, sefaleti, açlığı iliklerinize kadar hissedip , grevi acımasızca bastıranlara karşı en şiddetli şeklinden öfkelenip , kendi ülkenizde grev yapan emekçilerin ,madencilerin,işçilerin yanında olmayıp aksine karşısında oluyorsanız,Persepolis'i okuyup her cümlesinde kendi ülkenizden bir şeyler bulamıyorsanız,Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok eserini okuyup savaşın acımasızlığını görüp ,kundaktaki bebekten 15 16 yaşındaki gençlere kadar canavarca insanların biribirlerini öldürdüğü sayfaları gözlerinizden hıçkıra hıçkıra yaşlar boşalarak okurken ve yine kendi ülkenizdeki savaş politikalarına destek veriyor tepki koyamıyorsanız ,Lukas Barfuss Yüz Gün adlı kitabında Ruanda katliamını okuyup ,mevcut iktidarlarını koruma adına ırkçılığı, kutuplaşmayı faşizmi , satırlarla insan kesenleri lanetleyip, kendi ülkenizde ırkçılığı, faşizmi ,diri diri insan yakanları destekleyip ,kendi iktidarlarını sağlam tutmak için halkı iç savaşa kadar götürmeyi göze alanlara tek kelime edemiyorsanız,Hermann Hesse 'den Çarklar Arasında kitabını okuyup Sistemin istediği insan modelini , kendi belirlediği kurallar çerçevesinde eğitimcileri kullanarak gencecik pırıl pırıl beyinleri , topluma ,devlete ve millete faydalı birer birey olarak yetiştirmeyi görev bilenlere ve eğitim sistemindeki çarpıklıklara tepkimizi sert bir şekilde koyup, kendi ülkemizde eğitim sistemini eleştiren ve tepki koyanların karşısında oluyorsanız, Dostoyevski'nin kitaplarını okuyup hayatını araştırıp ,hatta Zweig 'in Üç Büyük Usta kitabında anlatılan Dostoyevskiye bir kez daha hayran olup kendisine 4 yıl kürek cezası verip sürgünlere gitmesine sebep olanlara lanet okuyup, kendi ülkenizde yazdıklarından dolayı sürgünler yaşayanlara tek kelime edemiyor , ses çıkaranlarında karşısında duruyorsanız, Khaled Hosseini Bin Muhteşem Güneş kitabını okurken sinirleriniz geriliyor yere batsın sizin şeriatınız da yobazlığınız da deyip , kendi ülkenizdeki Meryem ve Leylalara sırtınızı dönüyorsanız ,İşkenceleri anlatan kitapları okuyup dünyadaki bütün işkencecilere lanet okuyup ,kendi ülkenizdeki işkencecileri alkışlayıp Diyarbakır cezaevi başta olmak üzere bütün işkence hanelere ve işkencecilere tek kelime edemiyorsanız , eğer edebiyat sizlere verilmesi gereken mesajı verip, sizlerde bunları alıp kendi hayatınıza yerleştiremiyor ve kendi ülkenizdeki olaylarla bir bağ kuramıyorsanız okumayın arkadaşım edebiyat size hiç bir şey veremiyor.

Dünya savaşlarının en şiddetli dönemlerinin arasında yaşamış Hermann Hessen barışçı, savaş karşıtı, bazen uzlaşmacı ,bazen sokak eylemcisi, Almanya 'nın ırkçı tutumuna çok fazla dayanamayıp ,İsviçre 'de bir süreliğinede olsa yaşamak zorunda kalan Hesse'nin çelişkilerini ,eleştirilerini,analizlerini,öz eleştirilerini,bunalımlarını seviyorum ben. Evet savaş karşıtı olan Hesse şu anda yaşıyor olsaydı eminim ki savaşları var eden etmenlere savaş açardı. Hastahaneye gidersiniz doktor sizi muayene eder ilacınızı yazar tedavinizi başlatır ,iyileşirsiniz yada iyileşmezsiniz. Sizden sonra aynı doktora bir başka kişi aynı hastalıktan muayene olmaya gider. Herkesi tedavi eden doktor hastalığın var olmasına neden olan etmenleri ortadan kaldırmak için mücadele etmez. Çünkü siz hastalanmak zorundasınız ,hastalığın var olmasına sebep olan etmenler ortadan kaldırıldımı ilaç firmaları nasıl rant sağlayacaktır? Savaşlara da böyle bakarım ben. Sınırlar, dinler,ırklar,iç savaşları kaşıyan faşizm . Savaşları var eden etmenlere karşı ömrümün sonuna kadar savaş açacağım. Emperyalizmin böl ,parçala,yönet politikalarını her fırsatta anlatacağım. Ve bunların karşısında olan hiç bir düşünceye, ideolojiye, fikre,zihniyete asla ve asla saygılı olmayacağım.'' Bir insan antiemperyalist olduğunu söylüyorsa ,anti faşist olmak zorundadır.'' Hesse gibi savaşın fotoğrafını çekip bırakmayacağım Marx gibi reçetesini de yazacağım.

Küçük burjuvazi ahlakı ile yetiştirilmiş , burjuvaziden nefret eden ,ama bir o kadarda burjuvazi yaşantısından kopamayan,bir tarafı düzen karşıtı olurken bir tarafı düzene bağımlı kalan Haller gücü elinde tutanların safına rahatlıkça geçebilecek bir karakterdir. Kendi küçük burjuvaya yaşatısına yedekleyip Siddhartha 'nın bir zamanlar karşı olduğu zevkler dünyasına akması gibi Haller 'de kendini bu dünyanın göbeğinde bulmuştur. İnsanın içindeki hayvanın nasıl bir canavar olabileceğini en iyisinden en kötüsüne bir bütün olarak işleyebilmiş Hesse. İçimizdeki şeytanı saklamalı mıyız ? Yoksa onu özgür mi bırakmalıyız? Yaşamı mı kaçırıyoruz yoksa ? yaşamın önüne kurduğumuz setler ile. ''Ama zevk alacağın bir şeyi yapmak için önce başkalarının iznini gereksiniyorsan,gerçekten aptalın birisin derim . '' diyen Hesse haklı mı ?

Kitabın özellikle '' Bozkırkurdu üzerine inceleme '' bölümü kesinlikle defalarca okunmalı. Bir yandan incelemeyi eleştiren Hesse bir yandan kendisine inceleme üzerinden öz eleştiri veriyor . Aydınları anlatıyor sokağı da özlüyor Hesse o kadar da uzlaşmacı değil her halde ''Biz aydınlar gerçeği pek tanımıyorduk, yabancısıydık gerçeğin ve ona düşman gözüyle bakıyorduk ; dolayısıyla bizim Alman gerçekliğinde , bizim tarihimizde, politikamızda ve kamuoyunda us içler acısı bir rol oynamıştır.Doğru , çokluk söz konusu düşünceyi tüm ayrıntılarıyla kafamdan geçirmiş, bazen gerçeğin şekillenmesine kendim de katkıda bulunmayı, boyuna işin estetik yanıyla, boyuna düşünsel - sanatsal yanıyla ugraşmak yerine gerçeğin içinde etkinlik göstermeyi özlemiştim. Ama her defasında teslim olup çıkmış ,kadere boyun eğmiştim. Sayın generaller ve agır sanayici beyler haklıydı , biz " aydınlar "cephesinde tıs yoktu , bizler zeki boşboğazların oluşturduğu, onlarsızda yapılabilen gerçeğe yabancı, sorumluluk nedir bilmeyen bir topluluktuk. Yaziklar olsun ! '' Evet zayıf bir karakter ,kolaylıkla teslim alınabilir, gerçeğe sırtını dönen , günümüz aydınlarından pek farkı olmayan ...

Herman Hesse ,Franz Kafka ,Stefan Zweig üçlemem ile devam edeceğim.Sıra da Franz Kafka Şato var. Bu kitap hakkında çok fazla yorum yapmayacağım çünkü Bozkırkurdunu bir kaç defa daha okumalıyım. Hesseyi çok seviyorum ben. Onu ve eserlerini böylesine yüzeysel değil çok daha derinden anlamak için okuduğum bütün kitaplarını nefes aldığım sürece defalarca okuyacağım. İşte o zaman tam anlamıyla bir yorum yapabilecek kapasiteye sahip olursam karalarım yine bir şeyler.

solsoledo, bir alıntı ekledi.
14 Oca 02:28

Derviş'den
"Zamanı hesaplamalıyım, beni ilgilendiren biricik şey zamandır, çünkü bu, benim zamanımdır."

"Çevremizde sessizce çürüyor zaman."

"İşte böyle. Sonunda ne oldu? Hiçbir şey. Akşam karanlığı, gece, günün ilk ışıkları, gün; sonra yine akşam karanlığı, gece... Hiçbir şey."

Derviş ve Ölüm, Meşa SelimoviçDerviş ve Ölüm, Meşa Selimoviç