mehmet pak, Bozkırkurdu'yu inceledi.
 30 May 23:27 · Kitabı okudu · 14 günde · 10/10 puan

Kapitalden sonra ilk defa bir kitap 14 gün gibi uzun bir sürede ancak bitirilebildi. Kapitali 1.5 yılda okumuştum . Elazığ 'da ısıtılıp , İstanbul 'da pişirilip ,İzmir 'de demlenen Amed 'in kaçak çayı tadında bir lezzetti Bozkırkudu. Gerçi yalan konuştum Roboski 'li çocuklardan sonra kaçak çay içemiyorum artık. Kan kırmızı renginde '' kan '' kokusu ... Kaçak sigarayı da içemiyorum gerçi, sınırları aşıp
üç kuruşa getirilen sigarayı yakarken çocukken el salladığımız uçakların bizleri bombaladığı aklıma gelir. Allah belasını versin deyip fırlatırım paketi. En iyisi sallama deyip altın kaçakçılarını zengin edeyim diyerekten alayım bir Marlboro. Belli mi olur çekilişten bakarsın yedi yüz bin tl değerinde bir kol saati çıkar !

Ne güzel de anlatmış Yaşar Kemal edebiyatı : Halka kim zulmediyorsa, etmişse, halkı kim eziyor, ezmişse, onu kim sömürmüş, sömürüyorsa, feodalite mi, burjuvazi mi... Halkın mutluluğunun önüne kim geçiyorsa ben sanatımla ve bütün hayatımla onun karşısındayım. [...] Ben etle kemik nasıl biribirinden ayrılmazsa, sanatımın halktan ayrılmamasını isterim. Bu çağda halktan kopmuş bir sanata inanmıyorum.
Edebiyat eksiği ile fazlasıyla bize bir şeyler anlatıyor peki biz okuyucular edebiyattan neler alabiliyoruz ? Edebiyat görevini yerine getirirken, okuduğumuz bir çok edebi eseri inceleyip yorumlar alıntılar paylaşırken hayatımıza ne kadar yansıtabiliyoruz edebiyatın vermiş olduğu mesajları ? Maksim Gorki 'nin ''Ana'' kitabını okuyup anlayıp beğenip yorumlayıp ,Pavel 'leri alkışlayıp , Rus polisini, savcısını , hakimini ,devletini yerden yere vurup bunu kendi ülkemizde yaşananlarla ne kadar birleştirebiliyoruz. Pavel ile Deniz gezmişi yer değiştirdiğimizde Ana kitabındaki Pavel kahraman olurken ,Deniz Gezmiş hain oluyorsa , Pavel 'in Anası Pelageya kahraman olurken , evladı İbrahim Kaypakkaya'nın mezarına gittiği için terör örgütü propagandasından göz altına alınan 70 lik Mediha anne hain oluyorsa ,Yaşar Kemal 'i okuyup beğenip ,yorumlayıp ,bugün Çukurova 'da çadırlarda yaşam kavgası veren tarım işçilerine sırtınızı dönüyorsanız , Stefan Zweig 'in Amok Koşucusu kitabındaki, Madalya öyküsünde ormanda geçen trajediyi okuyup gözyaşlarına boğulup savaşlara lanet okurken ,kendi ülklemizdeki savaş çığırtkanlarına tek ses edemiyorsanız, Malcom'dan ''Irkçılık, onursuz insanların kendini ifade etme biçimidir. '' sözünü her yerde paylaşıp kendi ülkenizde ırkçılığa tepki koyamıyorsanız,Filistin'in en büyük şairi Mahmud Derviş'i okuyup şiirlerinden dolayı defalarca gözaltına alınıp hapisler yatıp,işkenceler görüp bunu yapan İsrail devletine lanet okuyor, ama kendi ülkemizde tutuklanan yazarlara sessiz kalıyorsanız, Franz Kafka 'nın Dava kitabını okuyup adalet ve hukuk anlayışının içine tükürüyor ,ama kendi ülkenizdeki adalet ve hukuk anlayışına tek kelime edemiyor,Josef K 'ların yanında olamıyorsanız, Germinal'i okurken grevdeki işçilerin yanında olup, sefaleti, açlığı iliklerinize kadar hissedip , grevi acımasızca bastıranlara karşı en şiddetli şeklinden öfkelenip , kendi ülkenizde grev yapan emekçilerin ,madencilerin,işçilerin yanında olmayıp aksine karşısında oluyorsanız,Persepolis'i okuyup her cümlesinde kendi ülkenizden bir şeyler bulamıyorsanız,Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok eserini okuyup savaşın acımasızlığını görüp ,kundaktaki bebekten 15 16 yaşındaki gençlere kadar canavarca insanların biribirlerini öldürdüğü sayfaları gözlerinizden hıçkıra hıçkıra yaşlar boşalarak okurken ve yine kendi ülkenizdeki savaş politikalarına destek veriyor tepki koyamıyorsanız ,Lukas Barfuss Yüz Gün adlı kitabında Ruanda katliamını okuyup ,mevcut iktidarlarını koruma adına ırkçılığı, kutuplaşmayı faşizmi , satırlarla insan kesenleri lanetleyip, kendi ülkenizde ırkçılığı, faşizmi ,diri diri insan yakanları destekleyip ,kendi iktidarlarını sağlam tutmak için halkı iç savaşa kadar götürmeyi göze alanlara tek kelime edemiyorsanız,Hermann Hesse 'den Çarklar Arasında kitabını okuyup Sistemin istediği insan modelini , kendi belirlediği kurallar çerçevesinde eğitimcileri kullanarak gencecik pırıl pırıl beyinleri , topluma ,devlete ve millete faydalı birer birey olarak yetiştirmeyi görev bilenlere ve eğitim sistemindeki çarpıklıklara tepkimizi sert bir şekilde koyup, kendi ülkemizde eğitim sistemini eleştiren ve tepki koyanların karşısında oluyorsanız, Dostoyevski'nin kitaplarını okuyup hayatını araştırıp ,hatta Zweig 'in Üç Büyük Usta kitabında anlatılan Dostoyevskiye bir kez daha hayran olup kendisine 4 yıl kürek cezası verip sürgünlere gitmesine sebep olanlara lanet okuyup, kendi ülkenizde yazdıklarından dolayı sürgünler yaşayanlara tek kelime edemiyor , ses çıkaranlarında karşısında duruyorsanız, Khaled Hosseini Bin Muhteşem Güneş kitabını okurken sinirleriniz geriliyor yere batsın sizin şeriatınız da yobazlığınız da deyip , kendi ülkenizdeki Meryem ve Leylalara sırtınızı dönüyorsanız ,İşkenceleri anlatan kitapları okuyup dünyadaki bütün işkencecilere lanet okuyup ,kendi ülkenizdeki işkencecileri alkışlayıp Diyarbakır cezaevi başta olmak üzere bütün işkence hanelere ve işkencecilere tek kelime edemiyorsanız , eğer edebiyat sizlere verilmesi gereken mesajı verip, sizlerde bunları alıp kendi hayatınıza yerleştiremiyor ve kendi ülkenizdeki olaylarla bir bağ kuramıyorsanız okumayın arkadaşım edebiyat size hiç bir şey veremiyor.

Dünya savaşlarının en şiddetli dönemlerinin arasında yaşamış Hermann Hessen barışçı, savaş karşıtı, bazen uzlaşmacı ,bazen sokak eylemcisi, Almanya 'nın ırkçı tutumuna çok fazla dayanamayıp ,İsviçre 'de bir süreliğinede olsa yaşamak zorunda kalan Hesse'nin çelişkilerini ,eleştirilerini,analizlerini,öz eleştirilerini,bunalımlarını seviyorum ben. Evet savaş karşıtı olan Hesse şu anda yaşıyor olsaydı eminim ki savaşları var eden etmenlere savaş açardı. Hastahaneye gidersiniz doktor sizi muayene eder ilacınızı yazar tedavinizi başlatır ,iyileşirsiniz yada iyileşmezsiniz. Sizden sonra aynı doktora bir başka kişi aynı hastalıktan muayene olmaya gider. Herkesi tedavi eden doktor hastalığın var olmasına neden olan etmenleri ortadan kaldırmak için mücadele etmez. Çünkü siz hastalanmak zorundasınız ,hastalığın var olmasına sebep olan etmenler ortadan kaldırıldımı ilaç firmaları nasıl rant sağlayacaktır? Savaşlara da böyle bakarım ben. Sınırlar, dinler,ırklar,iç savaşları kaşıyan faşizm . Savaşları var eden etmenlere karşı ömrümün sonuna kadar savaş açacağım. Emperyalizmin böl ,parçala,yönet politikalarını her fırsatta anlatacağım. Ve bunların karşısında olan hiç bir düşünceye, ideolojiye, fikre,zihniyete asla ve asla saygılı olmayacağım.'' Bir insan antiemperyalist olduğunu söylüyorsa ,anti faşist olmak zorundadır.'' Hesse gibi savaşın fotoğrafını çekip bırakmayacağım Marx gibi reçetesini de yazacağım.

Küçük burjuvazi ahlakı ile yetiştirilmiş , burjuvaziden nefret eden ,ama bir o kadarda burjuvazi yaşantısından kopamayan,bir tarafı düzen karşıtı olurken bir tarafı düzene bağımlı kalan Haller gücü elinde tutanların safına rahatlıkça geçebilecek bir karakterdir. Kendi küçük burjuvaya yaşatısına yedekleyip Siddhartha 'nın bir zamanlar karşı olduğu zevkler dünyasına akması gibi Haller 'de kendini bu dünyanın göbeğinde bulmuştur. İnsanın içindeki hayvanın nasıl bir canavar olabileceğini en iyisinden en kötüsüne bir bütün olarak işleyebilmiş Hesse. İçimizdeki şeytanı saklamalı mıyız ? Yoksa onu özgür mi bırakmalıyız? Yaşamı mı kaçırıyoruz yoksa ? yaşamın önüne kurduğumuz setler ile. ''Ama zevk alacağın bir şeyi yapmak için önce başkalarının iznini gereksiniyorsan,gerçekten aptalın birisin derim . '' diyen Hesse haklı mı ?

Kitabın özellikle '' Bozkırkurdu üzerine inceleme '' bölümü kesinlikle defalarca okunmalı. Bir yandan incelemeyi eleştiren Hesse bir yandan kendisine inceleme üzerinden öz eleştiri veriyor . Aydınları anlatıyor sokağı da özlüyor Hesse o kadar da uzlaşmacı değil her halde ''Biz aydınlar gerçeği pek tanımıyorduk, yabancısıydık gerçeğin ve ona düşman gözüyle bakıyorduk ; dolayısıyla bizim Alman gerçekliğinde , bizim tarihimizde, politikamızda ve kamuoyunda us içler acısı bir rol oynamıştır.Doğru , çokluk söz konusu düşünceyi tüm ayrıntılarıyla kafamdan geçirmiş, bazen gerçeğin şekillenmesine kendim de katkıda bulunmayı, boyuna işin estetik yanıyla, boyuna düşünsel - sanatsal yanıyla ugraşmak yerine gerçeğin içinde etkinlik göstermeyi özlemiştim. Ama her defasında teslim olup çıkmış ,kadere boyun eğmiştim. Sayın generaller ve agır sanayici beyler haklıydı , biz " aydınlar "cephesinde tıs yoktu , bizler zeki boşboğazların oluşturduğu, onlarsızda yapılabilen gerçeğe yabancı, sorumluluk nedir bilmeyen bir topluluktuk. Yaziklar olsun ! '' Evet zayıf bir karakter ,kolaylıkla teslim alınabilir, gerçeğe sırtını dönen , günümüz aydınlarından pek farkı olmayan ...

Herman Hesse ,Franz Kafka ,Stefan Zweig üçlemem ile devam edeceğim.Sıra da Franz Kafka Şato var. Bu kitap hakkında çok fazla yorum yapmayacağım çünkü Bozkırkurdunu bir kaç defa daha okumalıyım. Hesseyi çok seviyorum ben. Onu ve eserlerini böylesine yüzeysel değil çok daha derinden anlamak için okuduğum bütün kitaplarını nefes aldığım sürece defalarca okuyacağım. İşte o zaman tam anlamıyla bir yorum yapabilecek kapasiteye sahip olursam karalarım yine bir şeyler.

Yaşasın ne kadar ideolojik yaklaşıyoruz birbirimize
bazen çok korkuyorum.
ama bu; aslanlarımı açıklamama engel olmuyor
çünkü fena halde yaraşıyor birbirine gece ve balta
ve anneciğim derdi vardı neyin altına giysen olur bir siyah pantolonum şimdi gibi ay!
tekhnem dolu müfsidle!
bu da caddelerden derviş dervişegelmeme mâni değildir
yolları ay bastı mı lambalara koşuyorum ya, bundan
bunun için kent nesnesi o bıçakla bakunin'di deştiğim
ki ben devletin taş kestiğini en baştan bilirdim
isa'yı polise doğru
lttuğum zaman.
ellerini el olarak tutmak istiyor ellerim
de ki bunun kaburgamdaki kiliseyle ilgisi yok değildir
zaten en az on iki kişiden biri haindir
ama gözlerimi öyle yırtma annem ilkokul öğretmeniydi benim!

sokaklara çıkıyorum sonra kedilerden görüyorum
gazinolardan
inanmazsın bir taşra kurmuşlar aynı bize bakıyor
bir yanım asaf halet söylüyor diğer yanım fabrika
bir şiiri birkaç kalemle yazmak lazımdır geliyor bana
bugün yepyeni bir imparatorluk öğreniyorum
ekmeğin ağırlığından da yeni bir imparatorluk
örneğin gül dönüyor bir beygiri tasfiye ediyor şair
arabca akdeniz diyor ben
aynadan dönüyorum ayna
benden dönmüyor.

çok sihirli bir kabri söndürüyorum
bir havari morfin gibi anne söylüyor
ağlıyorum bak bir çocuk bak bir çocuk bak
bak bir çocuk çok kötü bir gömlek kuruyor.
belki de yangın çıksa ve ikna edilmiş olurum
torbamı topluyorum ve annem şarkı dinlemiş olur
korkuyorum çobanım yok metal nazlı pim aktif
çözmüyorum çözersem kın fena halde kalınlaşıyor.
manchesterden geliyorlar ve liverpooldan geldiler
birazdan padişah mı öldürecekler dedim
bir milyon kadardılar ah atları vardı
artık seni bir çiçek yerine kopartmak
istiyorum sevgilim.
işte sahneden indim ve öpüyorum ağzından
annem meç yaptırmazsa iftara geç gelir haz
ey sıkıntının sevdiğim aritmetiği
söyle banabana söyle; bir kere daha kabz?

inanmışım kaybetmek esrarıdır esrarın
çıldırmış bir vaşak gibi kaybediyorum
ipimden kurtulmuşum kaybediyorum
birleşmiyor ellerimiz haykırıyor trapez
tanklar tank olup geçiyor üstümüzden
helvetius haklı devlet şaşkın piyanist kara
memleket sana rağmen ket vururken yarama
şu çıplak çocuk şu tüyük bürk şairi ben
-ve emir ‘kun’ diyor, doğruluyorum-
bu ülke'den daha bıçkın tamlama bilmiyorum.
ayakkabılarını kapımın önünde görmeyi istiyorum!
çünkü bu,
seni seviyorum içine nal salmak demektir.
ve hareketinin bana durduğunu akla uydurur.
oysa seni sevmem toplumu meşru kılar
ve gitmen beni dile indirger sevgilim.

zaten kırılmış bir kızsın şimdi dövülmüş bir av
yanmış ırmaklar öneriyorsun toy bedenine
kavmin yanlış tufanlardan geçip duruyor
gözlerime baka baka ağlayıp aşk diyorsun
bir tekkenin ortasına sirk treni devriliyor.
ki hala çocuk övmeye duruyorsam bu
'şehrin en uzak yerinden gelen o'nunla
ve izmit'le ve fargo'yla ve horasan'la
ve hafıs'ın beni eve götürdüğü kınla ilgili bir matkabı
girdiği çene kemiğiyle birlikte söküp
şu karşıki düğün salonuna ilave edemememdendir.
yoksa lar ve ortaokul öğretmenleri giremesinler diye
babam ve bilhassa dedem
mahallemize yeterinde toplu polis gönderilmesi konusunda
gerekli telefonları etmiş durumdalar sevgilim!

ama yine de sırf sen sürdürebil diye ayın alnında melekçe
ve şüpheye düşmeden kelebek besleyebilsin diye bir padişah açıkça
benim alıp kını
öte yana geçmem gerektir
içinden memleketi çekeyim diye.
hem düşünsene;
bu bizi nasıl imparatorlaştırır!
yoo, hayır! omzunu açma. omzun ideoloji taşır.
ve fakat 'dil'e rağmen bütün bunlar sevgilim
ayaklarına beyaz çoraplar giydirmek istemediğim anlamına gelmeyebilir.

çünkü bak süleyman bu sayfadan henüz geçmiş gibi gül lekesi
ve apaçık kudüsmüş bir zebrayım ben uzun menzilli şiirlere şikar!
elbet bir gün batar, kuşlar döner, çarmıh baştan düzenlenir
ve bana tertemiz eller verir cezayirli o tüccar.
o vakit sana bakıyorum kadar büyür akdeniz
cumhuriyetin tersinden tertib ettiği çarşılar gibi
sonra uzun süre bir takibediliyormuşum hissi…
siz hiç yahudi bir minibüs şöförü düşlediniz mi?

Ah Muhsin Ünlü

Koçero- Vatan şiiri
keklik serer palazını tenha kayalıklara
uçurur korkusunu
kara diken savurur tohumunu
kurtulur korkusundan
orda bir dağ
orda bir taş
bir pınar
dağ ardında
taş ardında
pınarlı bir kara mavzer
bıyıkları kartallıda
başı yağlıklı
durur dimdik
bakar dimdik
bakar barışlı
bir güvercin pır pır eder ucunda namlusunun
'tutam yar elinden tutam
çıkam dağlara dağlara! '
koçero hep
durur orda
dağlarda

ben türkçe anlatamam
o Kürtçe anlatamaz
Farsça çıkmaz doruklara
koçero hep
durur orda
dağlarda

ey elleri mis kokulu sabunlarla kurtulan beyler
şimdi siz
içebilir misiniz kendi sıcak kanınızı altun taslarda
geçirebilir misiniz şu yağlı ipi
kendi güzel ellerinizle
o güzel boynunuza
ve şakıyormuşçasına kafeste kanaryanız
bakıp bakıp zindanlı akşamlara
yudumlayabilir misiniz soğutulmuş içkinizi?


dolaşıyor akşam yelinin büyücü parmakları
Çankaya’nın genç irisi kavaklarının gümüşlü yapraklarında
önce yaprak
sonra dal
sonra dallar ipil ipil
küme küme kavakları Çankaya sırtlarının
çalar gibi bir gizli piyanoda
sonsuzluğun şarkısını
ve saksıda soluk alan belki de bir camgüzeli
bir fesleğen
bir kaktüs
tutuşurken ormanlar oylum oylum
savrulurken kül ve kerpiç
rüzgarda!
ey elleri mis kokulu sabunlarla kurtulan beyler
almış kanlı gömleğini nere gider bu türkü
sarınmış kıl şalvara
nerden gelir bu ağıt?

yığdım kitapları dağ dağ
çağırdım nemrutu karanlığıma
bir kucak yeşil yoncayla geldi nemrut
öptü ıslak gözlerini aç öküzümün


gocunmayın güzel beyler
hanımlar
alınıp incinmeyin
silah silah çatmayın o güzel kaşlarınızı
imdatlara saldırmayın
basmayın düğmelere
yürekleri hoplatmayın
güzel beyler
hanımlar
zor ve çetin bir ağıttır koçero
bir gelin ağlar onu
ben ağlayamam
bıyıkları çengel çengel
bir kardaş ağlar
acılı bir bacı ağlar
bağrı yanık bir ana
ben ağlıyamam!
ince bir ay batar gider karadağın ardında
dolanır kerpiç damı ince bir rüzgar
irkiltir bir gece kuşu
osmanlı karakollarının duvarlarını
bir elinde kanlı mendil
bir elinde kara mavzer
kimse bilmez nerde nasıl
taptaze bir
sımsıcak bir
gencecik bir ölüdür o
bir selamdır sımsıcak
varamamış dostuna
varamamış koçero
'leb-i derya' şu saltanat
şu konaklar şu saraylar şu köşkler
bu bereket bu bolluk
bu çılgınca hovardalık
gocunmayın güzel beyler
hanımlar
alınıp incinmeyin!
kırk bin köyden birer kişi
göçüyor kırk bin kişi
kırk bin köyden onar kişi
göçüyor yarım milyon
ya ellişer yüzer kişi?
göçüyor milyon milyon
vatanda vatan
güzel beyler
hanımlar
kusuyor bütün köyler insanlarını
kusuyor kasabalar
baştanbaşa bütün ülke
kusuyor insanını!
bu eziklik
bu hırçınlık
güzel beyler
hanımlar
bu sınırsız tedirginlik
acaba nerede biter?
nasıl başlar acaba
şenlikli günleri bu toprakların?


bulacak bir gün elbet
yatağını bu nehir
durulup dinginleşecek
birgün elbet bu nehir
ve çocuklar oynaşacak mutlu çocuklar
anacan sularında bu mutlu nehrin!

koçero bir dağ çekirgesinin gecede irkilmesidir
bir belirsiz karanlıktan
bir belirsiz karanlığa
irkilip uçmasıdır
bir dağ çekirgesinin
bir kurdun kaçmasıdır kendi karaltısından
yamaçtan bir taşın yuvarlanması
bir pınarın durup durup akması
bir çift gözün karanlığa bakması
şimşeklerin uzak uzak çakmasıdır dağlarda
bir mavzerin yanlışlıkla patlamasıdır
bir geyiktir koçero
sekerken taştan taşa kırılmış bilekleri
tırnakları kekik nane ve menekşe kokulu
tırnakları rüzgarlı
suçsuz bir geyik
avcılar yakalarsa mezedir eti
köpekler kovalarsa diş kirasıdır
bir okul piyesidir koçero
açış konuşmalıdır ve halaylı türkülüdür
müsamere derler adına oralarda
kaymakamlı savcılı ve çavuşludur
biletlidir ve yoksullar yararınadır
festivaldir sosyetede
modada son buluşlar
en taze ilişkiler
gürültülü boşanmalar
gürültülü birleşmeler
hele bir de balesi ve operası
'ey vatan' aryası bir de
saygıdeğer prensesin saygıdeğer oynaşının
ardından telli sazlar
ardından yaylı sazlar
ardından vurmalılar
çekmeliler ve üfürmeliler
ardından 'kuğu gölü' ardından 'fındık kıran'
hemencecik candarmalar
ve ardından 'haydutlar'ı siller'in
köroğlu'nun narası:
'yine de hey hey! '
ve ardından
çocukları gülmekten kırıp geçiren
çağdaş banka reklamları!
candarmalar geçirince kelepçeyi zinciri
bileklerine karıncanın
poz verince bir fukara karınca
en komprador basın aynalarına
aşka gelir kompütürler
aşka gelir telefonlar telsizler
ve doyum noktasına
sosyete ninni!
o zaman işte çelenk
o zaman işte tören
alkış
bando
ve rap rap
donanır bayraklarla bankalar sigortalar
ve uygunsuz işyerleri bilcümle
ve kadehler
kadehler ki ses verir yıldızlardan!

gocunmayın güzel beyler
hanımlar
alınıp incinmeyin!
koçero bir oyundur
yazılır
yazılır
bitmez
koçero bir oyundur
oynanır
oynanır
bitmez
vurur onu jandarma
vurur onu candarma
durmadan vurur
ama o bitmez
o hep durur öyle orda
bıyıkları kartallıda
göğsü çapraz fişeklikli
gözleri beş yaşında
kolları nuh nebi'den
bir elinde kanlı mendil
bir elinde kara mavzer
pır pır eder bir güvercin
ucunda namlusunun
o hep öyle durur orda
taş ardında
rüzgarda!

muhtara sorarsanız
bizim serseri veli
marabaya sorarsanız
işini bilmemiş deli
köylüye sorarsanız
ekmeksiz garibin teki
çocuklara sorarsanız
yüce dağlar aslanı aslan koçero
kimsesize sorarsanız
hükümet bilir onu
candarmaya sorarsanız
devletin dağlarda silah çatması
vurguncuya sorarsanız
yol kesici yağmacı
soyguncuya sorarsanız
devletin acizliği
sağcıya sorarsanız
siktiret pezevengi
solcuya sorarsanız
'ferman padişahın dağlar bizimdir'
İstanbullu inanır ki
boğazda kaşalottur
Ankaralı sanır ki
temele dinamittir
İzmirlinin düşlerinde
şaşkın köpek balığı
Antalyalı her gece
gergedan görür düşünde
Erzurum’da kol başıdır
Erzincan’da deli daysak
pir sultan yoldaşıdır Sivas’ta
bir 'kılıcı kanlı' Van’da
Mardin’de bir
gözü kanlı kaçakçı
ah koçero
vah koçero
koçero eyvah!

gocunmayın güzel beyler
hanımlar
alınıp incinmeyin!
patron gazetelerinde yüksek tirajdır koçero
hükümet programlarında bir 'nakl-i yekun'
kapitalist dış basında nobel'lik bir roman
politik sürtüşmelerde bir yılan hikayesi
diplomata sorarsanız
turistik bir serüven
kaymakama sorarsanız
'ahval-i adiye'den
sosyeteye sorarsanız
eğlenceli bir briç
sorarsanız bezirgan filimciye
gişelik bir senaryo
sorarsanız bürokrata
Atatürk’ün gardrobuna
tükürmüş biri
hümaniste sorarsanız
Fransızca bilmeyen
montenyi'den anlamayan
mitologya tragedya
hümanizma helenizma
hiçbirinden çakmayan
bir yörüktür koçero!
ne anlar rönesanstan
ne anlar restorasyondan?
bir bazlama
bir uçkur
üç telli bir zımbırtıdır koçero!
sanki sırası mıydı dağlara tırmanmanın
demokratik tragedyayı uçuklatmanın
sanki sırası mıydı!

müfrezeler yürümüş dağ dağ
ve dere dere
kesmiş geçitleri korkunun silahları
bir tükenmez sermayedir koçero
haksız yönetimlere!
gocunmayın güzel beyler
hanımlar
alınıp incinmeyin
silah silah çatmayın o güzel kaşlarınızı
koşturmayın şifreleri
telefonları
basar gibi tuz yarama
basmayın düğmelere
yürekleri hoplatmayın
güzel beyler
hanımlar
paralar girsin diyedir kalantor kasalara
toprak sömürülsün diyedir orta çağlarda
ışıksız kalsın diyedir bir koca ülke
karanlıkta boğazlaşsın diyedir güzel yüzlü insanlar
fabrikalar işçi yesin para kussun diyedir
kıyılar yağmalansın ormanlar çiftlikleşsin
bankalar yağ bağlasın tekeller et bağlasın
holdingler palazlansın ortaklıklar göbeklensin
bu rüzgar böyle essin
bu değirmen böyle dönsün
bu çuvallar böyle dolsun diyedir
koçero'nun dağlarda medetsiz yalnızlığı!
gocunmayın güzel beyler
hanımlar
alınıp incinmeyin
yeni değil bu hikaye
bu oyun eski oyun!
ah koçero
vah koçero
koçero eyvah!

bir akşam birdenbire bir can çıkar dağlara
bin kardaş bin acı bin ana
bin kerpiç bin harman bin açlık
bin yenge bin emmi bin dayı
bin zulüm bin acı ve bin karanlık
bir akşam birdenbire çıkar dağlara
bıyıkları terlememiş bin çocuk
bin aşık bin deli bin meczup
bin ekmeksiz bin işsiz bin suçsuz
kıl şalvar kurtlu çarık
naldöken mazı kıran derviş çatlatan
itburnu koyak gülü ahlat çalısı
bir akşam birdenbire çıkar dağlara
çökelekler yoğurtlar arpa bazlamaları
yalnayaklar gömleksizler dayanaksızlar
munzur'lar çilo'lar palandöken'ler
dersim'ler tunceli'ler bingöl'ler
tunceli'de mercan'lar ağrı bereketleri
tahtalı'lar toroslar ve binboğa'lar
bir akşam birdenbire çıkar dağlara

turistik bir gösteridir dağlara çıkmak
örneğin ağrı'lara
alpler'e sübhan'lara ant'lara
himalaya dağlarına derin asya'nın
klimancaro'nun tropik karlarına
turistik bir gösteridir dağlara çıkmak!
gel gör ki böyle yazmıyor bizim burda kitaplar
turistik diye göstermiyor dağları
turist diye vermiyor dağlara çıkanları
bir sürekli çıplaklıktır koçero
bir sürekli açlıktır
bir sürekli haksızlıktır koçero
bir sürekli itilmişlik
koçero bir vazgeçiştir
koçero bir ilgisizlik
bin yıllık yoldan gelir
üstü başı kan içinde
yorgun bir dilekçedir
bir arzuhal koçero
bir tanrı selamıdır
alınıp verilmemiş
görülmemiş bir hacettir koçero
çiğnenilip geçilmiş
ve sorulmamış
upuzun bir eyvahtır
upuzun bir pişmanlık
bir ünlemdir koçero
sığmaz okul kitaplarına
erzurum yaylasından
erzincan çukuruna
ve tecer dağlarından
harran cenderesine
bir uzun masaldır ki koçero
dağların dağlara yaslandığı yerde anlatılır
geçitlerin geçitlere küstüğü oyaklarda
benek benek anlatılır
nakış nakış anlatılır
bıçak bıçak
kurşun kurşun
ve türkü türkü!
göğsü çapraz fişeklikli
bıyıkları kan içinde bir kara mavzerdir koçero
yatar türkülerde upuzun
ağıtlarda fidan fidan
koçero
bildirir hal-u ahvalini dört mevsim tanrısına
bildirir divanına
şaşırtılmaz adaletin:
'arkam sensin
kalam sensin
dağlar hey! '
gocunmayın güzel beyler
hanımlar
alınıp incinmeyin!
koçero bir vatandır
yaşanılır boydan boya
koçero bir vatansızlık
bir dağlaşmış yalnızlıktır koçero
mavzerleşmiş bir haksızlık
yanıtsız bir dilekçe!
ben Türkçe anlatamam
o Kürtçe anlatamaz
Farsça çıkmaz doruklara!
gocunmayın güzel beyler
hanımlar
kan bulaşır ellerime
ben anlatamam!

Hasan Hüseyin Korkmazgil

solsoledo, bir alıntı ekledi.
14 Oca 02:28

Derviş'den
"Zamanı hesaplamalıyım, beni ilgilendiren biricik şey zamandır, çünkü bu, benim zamanımdır."

"Çevremizde sessizce çürüyor zaman."

"İşte böyle. Sonunda ne oldu? Hiçbir şey. Akşam karanlığı, gece, günün ilk ışıkları, gün; sonra yine akşam karanlığı, gece... Hiçbir şey."

Derviş ve Ölüm, Meşa SelimoviçDerviş ve Ölüm, Meşa Selimoviç
Halil Yavuz KAYA, Yeşil Mürekkep'i inceledi.
 10 Oca 12:58 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Kitabı okuyup, kapattığım da gayri ihtiyari "Eeee! ne olacak şimdi " dedim. Çünkü, Sabahattin Ali nin bir çok kitabını okudum. Ama bu kitap bana, okuduğum kitapların yüzeyde kaldığını söyledi. Bu kitap bana, Sabahattin Ali nin kitaplarını derinlemesine okumam için yediden okumamı sağlık verdi. Galiba da öyle olacak.
Osman Balcıgil'in okuduğum ikinci kitabı. daha önce "CELİLE" yi okumuştum.
Balcıgil'in kitaplarını okuduktan sonra ülkemizde bu gün olduğu gibi, dün de ileri ışık tutan aydınlarımızın, değerlerimizin nasıl çakıl taşları gibi sağa sola savrulduklarını, ne den hala karanlıktan aydınlığa kavuşamadığımıza bir kere daha şahit oluyorsunuz.
Bu kitapta Sabahattin Ali nin aşk yaşantısını özetleyen, maymun iştahlılığı, şıp sevdiliğini ifade eden bir söz çok hoşuma gitti, "Düğüne gider zurnaya, hamama gider kurnaya aşık olur."
Ama kitap, asıl onun yurt severliğini, karşısında kim olursa olsun doğrularından taviz vermediğini, ülkesinin modern çağı yakalaması için yapılması gerekenleri, çektiği acılara rağmen söylenmesi gerenleri söylemekten kaçmadığını açıklaması yönünden de edebiyatımızda önemli bir yer alacak olduğu kanısındayım.
Balcıgil in kitaplarında olduğu gibi bunda da Sizi tarihimize mal olmuş edebi, siyasi, entellektüel, sanat dünyasında isim yapmış dünden, bu günden kişi ve çehrelerle tanıştırdığı gibi bazı "tarihsel olarak" niteleye bileceğimiz kıyı da köşede kalmış unutulmuş olayları vakıaları da sizlere taktim etmesi alkışa şayan olduğunu belirtmeliyim.
Açık ve net söyleyeyim... Ben "Fosforlu Cevriye" yi çocukluğum da seyrettiğim, bu gün dahi şarkısını severek dinlediğim bir "şey" olarak algılamaktaydım. Meğerse kazın ayağı öyle değilmiş efendim. Suat Derviş gibi bir bayan yazarımız varmış bir çok eserinden birisiymiş Fosforlu Cevriye... Şimdi vızır vızır onun kitaplarını arıyorum, Ankara ve İstanbul da büyük kitapcılar da bulamadım. Vaktim el verdiğin de sahafların elini öpeceğim...
Eeee! şimdi yeniden okuyalım bakalım, Sabahattin Ali yi.
Lütfen sizlerde okuyun olmaz mı?

Gönül yapmak,
Kâbe bünyad etmekten yeğdir.
Dil-i mahzunu şad etmek,
Kul âzâd etmekten yeğdir.
Derviş!
Kazan, ye, yedir.
Yüz Kâbe'den yeğrektir,
Bir gönül ziyareti.
Yunus Emre

Bünyad: Temel, esas. Yapı, bina.
Şad: Sevinmek, mutlu ve memnun olmak.
Yeğrek: Daha iyi, daha üstün.