MÜNEVVERLER ARİSTOKRASİSİ...
(...) Eflatun, bilindiği gibi, demokrasiyi ve tiranlığı reddeder; aristokrasiyi över. Ve şöyle der: “Devleti en iyiler yönetmelidir”. Ama kendi devlet kitabında bu anlayışı alıp geliştirmez, başka yönlerde gezinir. İdeali orada kalır. Üstad Necib Fazıl, Eflatun‘un bu idealini alarak “Aydınlar Aristokrasisi” şeklinde formüle eder. Aristokrasi; ama kan aristokrasisi değil, fikir aristokrasisi… Yâni, toplumda babadan oğula bir aristokrasi sınıfı yoktur; fikir soyluları sınıfı vardır. Kim idrâk bakımından en üstünse, fikir bakımından en ileriyse, o bu sınıftandır. Babası isterse keçi çobanı olsun… Kan kardeşliği değil, fikir kardeşliği; fikir soyluluğu… Hâkimiyetin kendisine istinad edeceği ideal sınıf!..
BAŞYÜCELİK DEVLETİ “Yeni Dünya Düzeni” -I-, 3 Mayıs 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Başyücelik Devleti
Devletin bağımsız bir güç olarak ortaya çıkışına ilişkin olarak, ele alınması gereken son bir etmen de vergidir. Hiçbir kamu gücü, hiçbir devlet yönetimi, sivil toplumdan devlete doğru düzenli bir kaynak akışı olmadan yaşayamaz. Hükümdarın kendisine ait toprakları olduğu sürece, kral mülkü kayda değer bir gelir kaynağıydı. Sonraları, yukarıda da belirtildiği gibi, kral ve devlet mülkü ayrımının silinmesi ile, bu özel gelir kaynağı ortadan kalktı. Zaten, hiçbir zaman yeterli değildi. Devlet yaşamının ta başından beri, yöneticiler daima yönetilenleri haraca bağlamışlardır. Vergi, en eski devlet kadar eskidir. Aslında, daha da eskidir. Çünkü, daha devlet belirmeden, aşiret gelenekleri, doğrudan üreticiden ayrıcalıklı katmanlara doğru bir servet akışı sağlamanın özgül yollarını geliştirmişlerdi. Çoğu zaman, bu aktarmalar, armağanlar biçiminde olurdu. Öte yandan, belli soylara atfedilen sihirli güç, yerel kümeleri, bu soyluları maiyetleriyle birlikte ağırlamaya iterdi. Bunlar ve benzeri yollarla, üst katman üyeleri, kendileri lehinde oldukça önemli bir ürün ve hizmet akışı sağlamışlardı. Ne ki, devletin doğuş süreci, bu aktarmada o zamana dek görülmemiş bir hızlanmaya yol açtı. Siyasetin ikinci işlevini tartışırken, devlet gibi bir kurumun, örgütlü siyasal gücün desteği olmadan sağlama bağlanamayacak olan sınıf ayrımının belirmesiyle, zorunlu hale geldiğini belirtmiştik. Ancak, işin ilginç yanı şudur ki, devlet ortaya çıkar çıkmaz, üst sınıfların kendileri de vergi verme zorunda kalarak, üçüncü işlevin kaçınılmazlığını kanıtlamışlardır.
Sayfa 112·Kitabı okudu
Siyaset
Feodalizmde, devlet: toprakkullarını (serfleri) denetim altında tutar; bunların sürekli olarak beylerin topraklarına bağlı kalmalarını sağlar; soyluluğa karşı saygıyı korumak için özel davranış kuralları geliştirir; bağımsız üreticileri toprakkulluğuna iter; toplumsal düzeni korumak için dinsel araçları devreye sokar; soyluları zenginleştirme ereğiyle fetih savaşları düzenler; soylu ayrıcalıklarının sürdürülmesini amaç edinen düzenlemeler yapar; vs.
Sayfa 79·Kitabı okudu
Siyaset
Türkler Feth eder, Zapt etmez.
Günümüzde, Sel­çukluların ülkenin mevcut buldukları sakinlerini kılıçtan geçirdikten sonra bu toprakları kendi soylarından gelen insanlarla yeniden doldurduklarını gösteren hiçbir delil bulunmadığı gibi, modern nüfusun fiziksel tipleri de böyle bir varsayımı tam mana­sıyla çürütür niteliktedir. Türkleş­miş Anadolulular, diğer yerleşik İslami kavimler gibi yeni bir Ortadoğu medeniyeti inşa etmeye koyulmuşlardı. Yakındoğu medeniye­tine kıyasla bu medeniyet, M.S. 1300'den itibaren çok daha cazip bir hayat tarzı haline gelmişti. Sadece ezilmişler için bir sığınak oluşturmakla kalmıyor, beceri ve ihtiras sahipleri için istikbali olan bir kariyer de vaad ediyordu. Genç Osmanlı gücü (ve daha sonraları fethedeceği komşu Türk beylikleri) saf değiştiren Rum soyluları ve devlet yetkililerinin katkılarıyla inşa edilmiştir.
Sayfa 181 - Yeditepe Yayınevi·Kitabı okudu
Tarih
14. ve 15. yüzyılda (...) ateşli silahlar alanında da, Örneğin İngiltere ve Fransa arasında yaşanan yüz yıllık savaşta da görülmüştü. Bu ilerleme, somut tarihsel kapitalizmin gelişmesi üzerinde şöyle bir etkide bulunmuştu: * Mutlakiyetçilikle yönetilen ülkelerde krallar, soyluları ve kentleri baskı altında tutacak araçlara sahiplerdi. * Avrupa'nın dünya fethi’nde ve ticari yolların güvenliğinin sağlanmasında ve özellikle İngiltere ve Hollanda, kendi çıkarlarını korumak için ateşli toplara başvuruyordu. * Topçu sınıfı, modern korunma tedbirleri ve profesyonel ordu için, büyük miktarda paralara ihtiyaç duyuyordu. Bunun için devletler, devlet tahvilleri satarak ve bunun karşılığında alacaklılara vergi gelirlerini güvence olarak sunuyorlardı. Savaş her şeyin anası değildir, ancak devlet tahvillerinin, modern vergilerin ve yasal finans kurumlarının yaratıcısıydı.
Feodal devletin yetkileri şaşırtıcı ölçüde sınırlıydı. Mesela 1171-1172'de İngiltere kralı II. Henry'nin toplam gelirinin yirmi bir bin sterlini ancak geçtiği anlaşılmaktadır; bu büyük bir beyin veya Kilise'de bir makam sahibinin gelirinden çok fazla değildi. Onun için yönetimin başlıca iki "daire"sinin, "kralın gecelediği oda ile elbiselerini astığı gardrop odası" olması çok şaşırtıcı değil. Kısaca devlet, savaş zamanı soyluları yardıma çağırabilen büyük bir soylu hane halkından ibaretti. Bu hâliyle feodalizm modern devletin doğuşu için son derece elverişsiz bir toplumsal zemin görünümünde. Ne var ki feodalizm bir üretim tarzı olarak müzmin bir kriz dönemine girdiğinde askerî devlet inşası esas siyasi dinamiği hâline geldi; bu dinamiğin özellikleri feodalizmin aşılmasına doğru baskı yaptı.
Sayfa 147·Kitabı okudu
Araştırma-İnceleme