Niğbolu Muharebesi
Osmanlının hızlı ilerleyişi Avrupa’daki hıristiyan güçleri telaşlandırdı ve Macaristan kralı Sigismund Türklere karşı bir haçlı seferi çağrısına önderlik etti. Macaristan, Eflak, Almanya, Polonya, İtalya, Fransa, İspanya ve İngiltereden gelen birliklerle yaklaşık 100.000 kişilik bir Hristiyan ordusu Sigismund önderliğinde Temmuz 1396’da Buda’da toplanırken, Ceneviz, Venedik ve Rodos şovalyeleri’nin gemilerinden oluşan bir müttefik filosu da boğazlarda ve Karadeniz kıyılarında devriye geziyordu. Hristiyan ordusu Tuna vadisinden Niğbolu’ya giderek işgal altındaki kaleyi kuşatmaya aldı. Beyazıt onları burada yakaladı ve Hristiyan ordusunu bozguna uğrattı. Bu zafer Beyazıt’ın Güney Tuna topraklarında kontrolünü sağlamlaştırarak, Avrupa üzerinden Kostantinepolise yardım gelmesini engelledi.
Sayfa 155 - Osmanlıların Zaferi
1000Kitap
Öyle değil
Evvelki mağlubiyetlerimizde gerçi Kırım, Eflak, Boğdan, Mora, sonra Tesalya, sonra Girit, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Trablus, Makedonya, Karadağ, Arnavutluk daha birçok böyle çeşitli kıtalar verilmişti. Şimdi de haydi Arabistan, Suriye ve Irak gitsin diyelim, fakat taksim asıl hayat merkezine gelmişti. Bu sefer sevgili Anadolu, gözbebeği İstanbul düşman çizmelerine açılıyordu. Yüzyıllardan beri düşman askerinin ayak basamadığı bu kıymetli topraklar, Türk'ün mayası olan öz vatan, ana toprağı artık İngilizlerin, Fransız'ın, İtalyan'ın, hatta Yunan'ın ayakları altında çiğnenecekti. Buna karşı yapılacak hiçbir şey yoktu, başımızı alıp her şeye razı olacaktık! Nihat'ın kulağında Kemal Mümtaz'ın uğursuz keder çığlığı uğulduyordu: "Bittik, bittik!" - Bittik mi? Nihat içerisinde gevrek gevrek korların yandığını hissederek derin bir ah çekti: - Ah, demek hiçbir ümit yok... Her şey bitti. Ne yapsak boş... Öyle mi?
Sayfa 28·Kitabı okudu
Eflak ve Boğdan’da Osmanlı’nın ahaliyi “sömürüsü”, tartışıldığı üzere iki şekilde gerçekleştirildi; ilk olarak voyvodalar aracılığıyla haraç ödemesine tabi tutmak ve ikincisi, ekonomisi üzerinde tekelci bir yağma sistem tesis etmek.
Tarih
Kıbrıs fethedildiği zaman, Osmanlılar pareikos'ların (serflerin) tâbi oldukları haftada iki gün senyör için şahsî hizmeti, yalnız devlete ait şekerhanelerde bir gün çalışma şekline getirdiler, kısa zaman sonra bunu da tamamıyla kaldırdılar. Eflâklardan her elli hânede bir Eflâk, sancak beyinin hizmetine altı ay için hizmete verilirdi. 1536'da bu angarya da tamamıyla kaldırılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nda 14. ve 15. yüzyılda kısıtlı ölçüde mevcut savaş esirlerinden ortakçı kullar, devlet serfleri, 16. yüzyılda tamamıyla hür köylü reâya statüsüne getirilmişlerdir.
Sayfa 321 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
1488-1491 yıllarını kapsayan cizye defterlerine göre, Rumeli'de İslâmlaşmaların bütün bölgede yılda 300'ü geçmediği anlaşılmaktadır. Başka bir deyişle, her yerde, hatta Bosna'da dahi, İslâmlaşma başlangıçta şehirlerde ve askerî sınıf arasında başladı ve yavaş yavaş yayıldı. 1489'da Bosna'da 25.000 Hristiyan aileye karşı 4.500 Müslüman hâne vardı. Türkçe konuşamayan Müslüman toplulukları dışında, Balkanlar'daki Müslümanların büyük çoğunluğunun, Anadolu'dan giden Türklerin torunları oldukları kesindir. Türk göçleri, ilk fütuhat döneminde, 14. yüzyılda çok yoğun olmuştur. Barkan'ın tahrîr defterlerine göre yaptığı nüfus haritasında, Serez-Niğbolu hattının doğusundaki bölgede Türkler 16. yüzyılda çoğunluktadır. Bunun yanında, uc (serhad) bölgelerinde ve istilâ yolları üzerindeki şehir ve kasabalarda yoğun Türk toplulukları göze çarpar. Osmanlılar, fetihlerini güvenlik altına almak için, gerekli görülenler dışında bütün kaleleri yıktıkları gibi, o bölgeye Anadolu'dan sürgün yolu ile nüfus, özellikle göçer halkı sürüp yerleştirirlerdi. 1520-1535 tahrîr defterlerine göre, Rumeli'de Müslüman nüfusun 37.435 hânesi Yörük, yani göçer Türkmen ve 12.105 hânesi yaya ve müsellem (askerî hizmetlerle yükümlü vergiden muâf (bağışıklı) Türk çiftçileri) idi. Eski Osmanlı uc şehirlerinde, Serez, Yenişehir (Larissa), Üsküp (Skopje), Saray-Bosna'da Müslümanlar çoğunlukta olup bunların da çoğunluğu dükkân ve işyeri sahibi esnaf ve tüccârdan oluşuyordu. Eskiden Balkan tarihçileri, Müslüman Türkler Balkanlar'da askerî bir egemen sınıf olarak varlıklarını sürdürmüşler iddiasında idiler. Bu iddiayı, Osmanlı arşiv belgelerini incelemiş hiçbir tarihçi artık onaylayamıyor. Tahrîr defterlerinde, Müslümanların çoğunluğu çiftçi olup Hristiyan çiftçiler gibi vergi veren reâya sınıfı içinde
Sayfa 201 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Halep’teki isyan bastırıldı ama bu ne düzenin ne de iyi bir hükümetin tekrar kurulduğu anlamına geliyordu. İster kabile akınları, isterse şehirdeki huzursuzluk olsun Arap eyaletlerindeki sıkıntılar Sultan II. Mahmud’un ilgilendiği konuların başında gelmiyordu. Merkezi hazineden az sayıda kaynaklar Osmanlı otoritesinin Asya’da genel olarak etkin bir şekilde yeniden kurulmasının desteklemek için elverişliydi. Avrupa’daki çözülme ise devam ediyordu. Sultan Balkanlar’da ayan ailelerini ezebildiyse bile, 1821’de Yunan Bağımsızlık Savaşı’nın başlangıcı olan Eflâk ve Mora Yarımadası’ndaki halk isyanları başkentten uzakta meydana gelen olayların önüne geçti. Siyasi istikrarsızlığa ek olarak, başkentteki ve Anadolu’nun bazı bölgelerindeli müslümanlar, Balkanlar’daki ayaklanmalara, Hasan Paşa’nın Napoleon’un Mısır’ı işgal ettiği zaman yaptığı gibi kavgalara dini bir boyut kazandırdı. 25 Mart 1821’de Yunan şehri Patras’ta bir isyan çıktığına dair haberler İstanbul’a ulaşınca, yeniçerilerin önderliğindeki bir güruh 1821 yılı Paskalyası’nda Ortodoks ekümenik patriği V. Grigorios’u Patrikhane kapısına astı. Çok geçmeden, Müslüman başıbozukları Yunan isyancıların Mora Yarımadası’ndaki Müslümanları katlettiğine dair söylentilere tepki olarak Sakız Adası’ndaki Yunan nüfusun çoğunu katlettiler. Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkılana kadar zehirleyecek olan dinsel/etnik çatışmalar başlamıştı.
Sayfa 156 - Yazarın “Yunan Bağımsızlık Savaşı” , “Mora’daki halk isyanları” vs. şeklinde ifade ettiği şey bildiğimiz Türk-Müslüman katliamıydı.·Kitabı okudu