• Ehl-i sünnete göre dinin temel iki kaynağı vardır. Birincisi Kur’an-ı Kerim, ikincisi ise Hz. Peygamber’in sünnetidir.
    • İman ve amel birbiriyle sıkı bir ilişki içerisindedir. Ancak ameller imana dâhil değildir.
    • Bütün inananlar kardeştirler. Ehl-i kıbleyi tekfir etmek kesinlikle caiz değildir.
    • Ehl-i kıble olmasına rağmen, büyük günah işleyenler, imandan çıkmazlar fakat günahkârdırlar. Ancak işledikleri günahlardan tövbe etmeleri farzdır.
    • Allah katında insanlar ancak takvayla üstünlük sağlarlar.
    • İman edilecek hususlar açısından iman artıp eksilmez. Ancak kalplerdeki iman nuru, Allah sevgisi, kulluk şuuru ve ibadet zevki, kulun haline, edebine ve niyetine göre artar ve eksilir. Sürekli işlenen günahlar kalbi öldürür, imanı zayıflatır ve ibadet neşesini yok eder.
    • Bütün müminler Allah’ın dostudur. Ancak müminlerden muttaki olanlar, takvada üstün olanlar Allah’ın veli kullarıdır. Allah dostlarından ve veli kullardan sadır olan kerametler haktır. Fakat velilik için keramet şart ve lazım değildir.
    • Ehl-i sünnet, sevdiğini Allah için sever, buğz ettiğine de Allah için buğz eder. Nefsi için kimseye düşman olmaz.
    • Ehl-i sünnet, bütün âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (s.a.s) Efendimizi hayatında örnek edinir. Bunun için bir Müslüman, hiçbir halde hiçbir kimseye zulüm yapamaz. Müslümanın temel ahlâkı, kusurları affetmek, insanları güzel öğüt ve ikna yoluyla hayra davet etmek, doğruyu yaşayarak göstermek ve herkese iyiliği emretmek ve kötülüklerden de sakındırmaktır.
    • Ehl-i Sünnete göre, ahirette peygamberlerin ve Allahu Teala’nın izin verdiği salihlerin şefaati haktır. Allahu Teala ahirette müminlere cemalini gösterecektir.
    • Eh-i Sünnete göre, Cennet ve cehennem ebedidir. Kalbinde zerre kadar iman ve Allah sevgisi ile ilâhî huzura gelenler, günahları yüzünden cehenneme girseler de, orada ebedî olarak kalmayacaklardır
  • BABA: — Aynı şey.
    WERNER: — Nasıl? Aynı şey olan ne?
    BABA: — İtaatle emretmek. Her ikisinde de, aldığın emirleri naklediyorsun demektir.
    WERNER: — Siz emir alıyor musunuz?
    BABA: — Yeni yeni başladım almamaya.
    WERNER: — Size kim emrediyordu?
    BABA: — Bilmem. Belki de kendim. (Gülümseyerek.) Reçetesini vereyim sana: emretmek istersen kendini başkasının yerine koy.
    Jean-Paul Sartre
    Sayfa 13 - Dönem yayınları
  • “Müslüman, dalgaların önünde kütük gibi sürüklenmek veya insanlık kervanının ardında kuyruk olmak için yaratılmamıştır. Topluma, medeniyete ve âleme yön vermek için dünyaya gelmiştir. İnsanlığa yol gösteren beşeriyete güç veren, odur. Çünkü o, büyük bir davanın adamı ve gerçek ilmin sahibidir. Dünyanın gidişatından ve harekâtından o mes'uldür. Başkalarına özenmek ve başkalarının izini takip etmek ona yaraşmaz.

    Müslümanın vazifesi insanlığa yön vermek, kumandanlık yapmak, lider olmak, irşad etmek, iyiliği emretmek ve kötülüğü yasaklamaktır. Eğer zaman büsbütün kötüleşir, toplum isyan duygularıyla yaşar ve doğru yoldan saparsa; Müslümanın vazifesi silahları bırakıp zamana teslim olmak değildir. Bu durum karşısında Müslümanın vazifesi, Allah’ın hükmü tecelli edinceye kadar kötülüklerle yılmadan mücadele etmektir. Tarifi imkânsız güçlükler ve zorluklar karşısında yılmak, kaza ve kadere sığınmak; zayıf ve sıradan kişilerin harcıdır. Gerçek Müslüman, Allah’ın üstün kazası ve değişmeyen kaderidir.”
  • İhlâs suresi bize Allah'ı öğretir temelde. Asr suresi o öğrenişi ayaklandırır, mukim kılar, besler. İnsanı istikamette ve teyakkuzda tutar. Aslında bir anahtar demeti olan Fatiha ise fertten cemiyete uzanan bir güzergâha sevk eder. Evden sokağa çıkarır. Tek kişilik seccadeden kardeşlik cemaatine, uyanmışlar ve adanmışlar safına götürür bizi. Tomurcuğu devasa bir çiçeğe, fidanı koca bir ormana dönüştürür. Mersus olan bir bünyan inşa eder. İman böylece kalpten hayata iner. Başka imanlarla cem olur. Salih amellerle süslenmeye ve pekişmeye yönelir. Onun ardından gelen ise bütün insanlığı kuşatacak şekilde iyiliği emretmek, kadın erkek herkesi kötülükten sakındırmaktır.
    Ali Emre
    Sayfa 308 - KETEBE
  • İnsanlar Allah'ı zikretmek ve dinin hükümlerini öğrenmek ilkeleri üzerinde toplanacak olsalar, bundan sonra işin farkına varabilir ve toplumlarının bozuk yönetime tabi olduğunu, halifeliğin ortadan kalktığını anlayabilirler. Bunun sonucunda dinî gayretleri, marufu emretmek, münkerden yasaklamak işleminin vacib olduğuna dair inançları, kendilerini bu yolda cihâda sürükleyecek ve şartları düzeltmek için çalışmaya itecektir.
  • Kilisenin nefret ettiğim yanı, toplumun nefret ettiğim yanıydı. Yani otoriter kişiler. İktidar manyakları. Katı dogmacılar. O her şeyi yönetmek isteyen, açgözlü, sevgi ve cinsellik açısından zayıf salaklar. Bizler yaşamakla meşgulken -tat almakla, denemekle, kucaklaşmakla, öpüşmekle, hata yapmakla, büyümekle meşgulken- onlar dizginleri ele geçirmekle meşgul. Acı dokunaçları kısa zamanda her şeyi sarıyor: Hükümetlerimizi, ekonomilerimizi, okullarımızı, yayınlarımızı, sanatımızı ve dini kurumlarımızı. İktidar hırsıyla yanıp tutuşan, kanunların ve diğer sağlıksız soyutlamaların müptelası olan ve yönetmek, önderlik etmek, sansürlemek, emretmek, ödüllendirmek, cezalandırmak arzusu taşıyan insanlar. Bu insanlar, kertenkele bokları gibi, sevmeyi bilmeyen, ölümden ve dolayısıyla yaşamdan ödleri kopan insanlar. Kaotik olan, kanun tanımayan, serbest hareket eden ve değişen her şeyden korkuyorlar. Doğadan korkuyorlar, hayatı reddediyorlar ve böyle yaptıkları için de tanrıyı reddediyorlar. Onlar devlet başkanı, vali, belediye başkanı, general, polis ve yönetim kurulu başkanı. Kurnaz kardinaller, şişman piskoposlar ve mastürbasyon yapan, yaşlı, gıcık monsenyörler. Gezegeni sarmış en korkak ve en korkutucu memeliler; sevgisiz, anal saplantılı, iktidar manyağı otoriter insanlar. Akıllı, güzel ve özgür olan her şeyi mahvediyorlar.
  • Biz, karada ve denizde, yedi kıtada ve üç okyanusta Kabe'ye dönüp kıyama duranlarız. İyiliği emretmek, kötülükten alıkoymak ve insanları hayra çağırmakla mükellefiz. İyilik bir yoksulu doyurmak, bir yetimin başını okşamak, bir borçluya yardım etmek, bir yolda kalmışa sahip çıkmaktır. İyilik çorbayı komşu ile paylaşmak, sofrayı kimsesizler için kurmaktır. İyilik insanlara zulmetmemek ve zulme razı olmamaktır. İyilik insanı yaşatmanın gayretinde olmaktır