• 144 syf.
    ·Puan vermedi
    Bir hata yapıp eşi ve çocuklarını terkedip gitmiş bir baba hayal edin başka bir kadın için.
    Tabi terkedilen kadının halini düşünün ki içler acısı; özgüveni yerle bir olmuş, sevgisiz ve şefkatsiz kalmış değersiz hissetmiş berbat bir halde.Hadi eşini terkeden anlaşamayıp ayrılan insanları anlarım da peki ya evlatlar?
    İnsan eşiyle boşanır da evladından boşanabilir mi evladından ayrılabilir mi?
    Bunun cevabı bana göre kesinlikle hayır.
    Her evli çift bir gün yalnız kalabilir, eşiyle anlaşamayıp ayrılabilir ama ebeveyn olmaktan kimse ayrılamaz, ayrılmamalı!
    Peki ya bu bahsettiğim baba gün gelir evine geri dönmeye karar verirse ne olur?
    Evlatları icin iyi bir şey mi yapmıştır yoksa hatayı yarım bıraktığı için büyük bir hata daha mı yapmıştır( okuyunca ne demek istediğimi anlayacaksınız)
    Bir anne ve babanın hatalarının çocuklar üzerindeki tahribatına şahit oluyoruz, kopan aslında hiç bağlanamamış olan bağlar var aile arasında.Ve sürpriz bir sonla bitiyor.
  • -Mutlu olmak için evlenilmez canım.
    -O zaman oldukça talihliyim.
  • 185 syf.
    ·10/10
    Kırık kalplere tutkun olanlar lütfen başka adrese başvursunlar...Romain Gary


    İki enkazdan bir yeni oluşur mu? İki enkaz binayı örnek alalım bunların molozlarından sağlam kalan taşlarla ne kadar yeni bir ev oluşturabiliriz? Yoksa bu enkazları tamamen kaldırıp yeni bir umut yeni bir çabayla yeni bir bina mı yapmak gerekir?..El ele verirsek bu zorluk aşılabilir mi? Örneği göze alarak ve yine aynı şekilde iki yaralı insan arasında da yeni bir aşk yeni bir ilişki yeni bir hayat olabilir mi?

    Yaşamak ve görmek lazım sanırım...

    Romain Gary, dünya savaşı görmüş “büyük hayatlar” yaşamış ve 20.yüzyıla damgasını vurmuş yazarlar kuşağından. Aynı zamanda yönetmen, senarist, savaş pilotu, diplomat. 1956 yılında, Cennetin Kökleri romanıyla Goncourt Ödülü’nü almış. 1975 yılında aynı ödülü bu kez Emile Ajar takma adıyla yazdığı Onca Yoksulluk Varken romanıyla kazanmış. Böylece, bir yazara sadece bir kez verilen Goncourt Ödülü’nü iki kez kazanan tek Fransız yazar olmayı başarıp akademiye bir selam çakmış...
    Kadının Işığı, ölüme “dişilikle” soylu bir meydan okumanın romanı ve güzel bir kurguyla öncelik sonralik kaygısı gütmeden rahat yazılmış ve söylenen her cümle makale yazılabilecek kadar derin anlamlara sahip ve kesinlikle altını çizmeden üzerine düşünmeden geçemiyorsunuz.İlginç olan şudur ki Romain Gary'nın hicbir kitabı birbirine benzemez her kitabı farklı bir haz sunar.

    Bu kitaba inceleme yazmak aslında üç ana karakteri ayrı ayrı analiz etmek demek çünkü herbiri mutsuz depresif ve acılı ama hayattan kopmamış yeni arayışlarda yoldaş bir nefes aramaktalar.

    Karakterleri anlatalım biraz...ama spoiler falan olmaz...sanırım...herhalde...:))


    Michael, uzun yıllardır tutkulu bir ilişki yaşadığı eşinden uzaklaşmıştır.Çünkü eşi Yannik tedavisi olmayan bir hastalığın pençesindedir(hemen kızmayalım hastalık nedeniyle uzaklaştı zannedip)çünkü Yannik istiyor bu uzaklaşmayı ama neden mi? çünkü kocası Michael'in kendisini bu halde görmesini ve son aylarına tanık olmasını; ışığının söndüğünü görmesini, dişiliğini yitirdiğini bilmesini istememektedir. Yannik'ın bu fikri tüm kadınlara tuhaf gelebilir...( ne demek ben ölüm döşeğindeyken kocam beni yalnız bırakıp 6 aylığına şehir dışına gitsin onun yerine go to hell hani nikahta verilen hastalıkta sağlıkta sözü???)ve üstüne üstlük bir de kocası Michael'a başka kadınların ışığında mutlu olmasını ve böylece kendi hatıratını da yaşatmasını dileyerek vasiyette bulunuyor. Saygı duymaktan başka yapılacak bir şey yok!

    Lidya Towarski, kırklı yaşlarının ortalarında acılı bir anne ve mutsuz bir kadındır. Kocasının yaptığı bir trafik kazasında hem kızını hem de kocasını kaybetmiştir,aslında kocası hayattadır, ancak artık anlaşılır kelimelerle konuşup kendini ifade edememektedir.Kazadan sonra kocasına kayınvalidesi bakmakta Lidya bu kaza ve kızının kaybından sonra ucsuz bucaksız bir sorgulamaya girer şöyle ki gerçekte kocasını sevip sevmedigine onu terk etmeye kazadan önce mi sonra mı karar verdiğine hiç bir zaman emin olamamaktadır ve bu belirsizlik her daim beynini tırmalamaktadır.

    Ve...
    Senyor Galba, kitabın en renkli aynı zamanda en şaşırtıcı kahramanıdır, hayatını köpek egitmenligi yaparak iki köpek ve bir maymunla hazırladığı gösteriyi sahneleyerek kazanmaktadır. Galba da yaralı bir adam ve tarzından dolayı hiç beklemeyeceginiz kitaptaki en felsefik cümlelerin babası ve "çok kadın, hiç kadındır" mottosu esinini O'ndan almıştır, bu arada geçmişte tapındığı bir kadın tarafından terk edilmiş ve belki de bundan sonra gönül işlerinden uzak durup kadınlara olan tüm sevgisini ve bağlılığını da köpeklerinden birine vermiş ve tek endişesi köpeginden önce ölmek(köpeği onsuz ne yapar endişesi)

    Romain Gary’nin kahramanları büyük trajedilerin kahramanları gibi yaşıyorlar, hissediyorlar, konuşuyorlar. Hayatlarına apansız giren ölüm, ölüm korkusu ve uzayan ölüm halleriyle başetme yolları ve üslupları 180 sayfalık bu kitabı bir şahesere dönüştürüyor.

    Romain Gary'nin tıpkı diğer sanatçıların eserlerinde olduğu gibi özel hayatının eserlerine yansıyıp yansımadığına en iyi cevabı kendisi verebilirdi 1979 yılının sonunda soğuk bir günde başına bir el silah sıkarak intihar etmeseydi... İntiharının sebebi içinde çeşitli söylentiler çıkmış o dönem ve benim de gerçekten şaşırdığım bir olay var şöyle anlatayım;

    Romain Gary ile Amerikalı oyuncu Jean Seberg 1962-1970 yıları arasında evli kalmışlar.Fakat Seberg, bir süre sonra Carlos Fuentes’e(benim bu kitapta hemen bir önce okuduğum Terra Nostra'yı yazan ödüllü yazar) âşık olur ki Gary ile evliliklerinin sonunu getiren de bu ilişkidir. Solcu Kara Panterler adıyla kurulan zencilerin dayanışma örgütüne destek vermesi ve bu nedenle FBI’ın sürekli takibinde olması Seberg’i yıpratır ve
    8 Eylül 1979’da Paris’in dışında bir yerde arabasında ölü bulunur.Cinayet mi intihar mı belli değil ama FBI 'in parmağı olduğu düşünülüyor...

    Gary ise tüm bu olup bitenlere ancak üç ay dayanabilmiş ardından bıraktığı mektubunda (20. yüzyılın en büyük edebiyat skandalıdır) Dünya Emile Ajar’ın kendisi yani Romain Gary olduğunu intihar notuyla öğrenmiş oldu ve not şöyle: "En sonunda kendimi bütünüyle dile getirdim. Çok eğlendim, teşekkür ederim. Hoşça kalın.”
  • 184 syf.
    ·7/10
    Ermeni, Türk çatışmalarının en yükseğe çıktığı bir zamanda ve yerde (Adanada) bir Ermeni'nin canını kurtaran ve onun en iyi arkadaşı olan bir Türk'ün soylarını birleştirmeleriyle dünyaya gelen: Türk-Ermeni (Müslüman-Hristiyan) bir Osmanlı hanedanı mensubunun, 2. dünya savaşı sırasında Fransa'da direnişçilere katılması, buradaki direniş maceraları, bu maceralar sırasında hayatının aşkı ile tanışması, nihayetinde kazandıkları zafer ve bu zaferin ona kazandırdığı -belki hakedilen, belki abartılmış- şöhret, babasının adını İsyan koyacak kadar ondan beklediği devrimci duruş, onun bunun tam aksine bir gelecek kurgulaması ancak kaderin onu tam da babasının istediği gibi bir insan yapması...

    Biraz da devrimci ve direnişçi sol ruhlarının verdiği heyecan ile Yahudi soylu kadın ile Müslüman soylu erkeğin Arap-İsrail savaşının patladığı sıralarda Lübnan'da tekrar karşılaşması ve evlenmeleri, kısa süren mutlu bir sürecin akabinde savaşın aralarında çizdiği aşılmaz duvarlar. Bu duvarların ve babasını kaybetmenin buhranı ile ayrıca babaannesinden miras kalan psikolojik rahatsızlıklar sonucu akıl sağlığını nispeten kaybetme ve hain kardeş Salem'in İsyan'ı bir tımarhaneye kapatması.

    Tımarhane'de geçen 20 küsur yıl. Neticede İsyan'ın kızıyla tımarhanede karşılaşması ve ilaçlardan kurtulması için bu karşılaşmanın oluşturduğu itici güç. Savaşın meydana getirdiği kaostan faydalanıp tımarhaneden kaçış ve en son erkek ile kadının hikayelerinin başladığı yerde romantik buluşmaları.


    Kitap küçük hacimli, akıcı bir üsluba sahip. Olmuş bitmiş bir hayat öyküsünü devam eden günümüze bağladığı için cevapsız kalan sorular mevcut. Örneğin Salem'in hayatını kaybetmesinin cevabı "okuyucuya bırakılmış." Bir diğer akla gelen soru Clara evli mi, bekar mı, İsyan'ı bekledi mi, beklemedi mi?

    Kitabın en başta vurgulamak istediği durum Ermeni-Türk gerginliği sırasında Türk-Ermeni dostluğu ve evliliği, bir nesil sonra ise Yahudi-Müslüman gerginliği sırasında meydana gelen Müslüman-Yahudi aşkı ve evliliği... İkisinin de ortak noktası ve başkarakterlerin seciyeleri: kin ve nefrete karşı düşmanlık. Bunu İsyan Fransa'da direniş örgütüne katılırken Bertrand'a açıklıyor. "Benim Fransa'ya Fransız vatanına bir bağlılığım veya Almanlara Fransa'yı işgal ettiği için bir düşmanlığım yok. Ben Nazizmin şiddetine, kinine düşmanım" diyerek romanın anafikrini ifade ediyor.

    Kitapta soyaçekim ve kader vurgusu da bulunuyor. Babasının devrimci oluşunu istemesi ve bu baskı sebebiyle dingin bir yapıya sahip olan ve gazete dahi okumayacağına, yalnızca derslerine odaklanacağına dair kendine söz veren İsyan'ın Özgürlük örgütüne katılıp direnişçi olması, üstelik Lübnan'da bu kimliğiyle ünlenmesi kader temasını işliyor.

    İsyan'ın bir dönem aklını kaybetmesi ise soyaçekimin yansıması.