Ah en çok bu tepe ışıklı
Gün doğmadan önce ağarmış avuçlarımızda
Al tutmuş toprağını
Ses geçmiş kayasına
Taşları süt gibi içmiş
Gönlün gül muştusunu
Her tepeyi tek tek alıyoruz geceden
Ayın çekimi gibi çekiyorlar bizi
Düşüyoruz üstlerine
Bir halice düşer gibi
Gün doğmadan önce
Her tepe
Sanki bir düğünün kına gecesi
Bir tepede
Kırılmış dökülrr.üş mezarlar
Dağılmış bir ocağın taşları gibi
Doğurduktan sonra
Yatağına yıkılan bir kadın gibi bu tepe
Daha aşağılarda
Karıncaların güne doğru yürüdüğü vadi
Sağda kendi bal düşüne dalmış arıların
Bir iş mezmuru okur gibi vızıldayışlar
Toprak duvarlar arasında yansıyan
Taze ve canlı loşluk testideki su
Ve bahçelere taşınan semaverler
Buğularıyla birbirlerine selam verirler
Sulhun sessizliğin sağlığın
Havayı soluyan ciğerleri
Gibi kaynayıp dururlar
Uçarı bahar konuşmalarında
Kırmızı yumurta
Elimizi göğsümüzden açan ekmek
Pınar tüyü menekşelerle
Bir aşk gibi sarar çay zamanı
Ey aya düşen kızlar
Baka baka ayı uçurumlaştıranlar
Aya çiçek fırlatanlar bir bahar gecesi
Sırları ifşa edilenler gök gürültüsünde
Kırın yeniliklerini bekleyenler
Dağlara açılan yolağızlarında
Ve ufku gülle çevrili kentler
Şiraz özentili kasabalar
Kiraz ağaçlarıyla Şiraz'a dönüşenler
Sizi buluyorum bir kere daha içimde
Yaşlıysam da gençsem de
Bir ölüm gibi gurbetleşmiş biriysem de ülkemde
Taşları düşlerimle bir kılıç gibi ikiye böldüğümde
Yerine gelmemiş adaklarımla
Kurban gibi boynunu uzatan kelimelerimle
Taşları ikiye böldüğümde
İnsanı ölmeden içine gömdükleri
Hayalden ırak
Akşam taşlarını
Henüz yaralanmamış insanların, yaralanana söyleyecek çok sözü olur. Henüz düşmemiş olanlar, düşenin yerini kolayca tarif eder. Çünkü hissetmediği acıyı küçümsemek kolaydır. "Ben olsam..." diye başlayan cümleler, deneyimsizliğin küstah rahatlığıyla dökülür, dillerden. Sanki o yoldan geçmiş gibi konuşur, sanki o taşa hiç takılmayacakmış gibi emin olur. Oysa başkasının gecesi, uykusu bölünmeyene her zaman kısa gelir.
Necip Fazıl’sa ihtilâl gecesi Ankara’daymış. Ertesi günü alelacele İstanbul'a dönmüştü. İhtilâlin kansız olduğu yolundaki iddiayı kabul etmiyor ve otele girip çıkanların rivâyetine istinaden Ankara'daki hendeklerin ceset dolu olduğunu iddia ediyordu.
...
Kur'ân, Ramazan ayında indi. O ay, ayların en hayırlısı oldu.
Kur'an, Kadir Gecesi'nde indi. O gece, bütün gecelerin en hayırlısı ve en fazîletlisi oldu. İçinde Kadir Gecesi bulunmayan bin aydan daha hayırlı oldu.
Eğer Kur'ân senin kalbine ve hayatına inerse, insanların en hayırlılarından olursun! Elinden, dilinden ve yüreğinden rahmet tevzî eden bir «rahmet insan»ı olursun."
Sayfa 63 - Yüzakı Yayıncılık, İstanbul 2019·Kitabı okuyor