• Sınırlarını toplumun çizdiği, içeriğini ise kültürün belirlediği kurallar, kabuller, öncelikler ve değerler, hem toplumsal yaşama belli düzen ve form kazandırmakta; hem de bireyin tutum ve davranışlarında “karakter” olarak somutlaşmaktadır. Nitekim, bireyin içinde yaşadığı toplumda kabul gören gelenek, görenek ve kültürel kodlara göre yaşama ile davranışlarında toplumsal değer ve öncelikleri dikkate alma “karakter” olarak tanımlanmaktadır. Ancak, kültürün tanımladığı ideal toplumsal yaşam ya da kültürün koyduğu hedefler, bazen ekonomik, sosyal ve siyasal kaynaklı süreçler tarafından boşa çıkarılabilmektedir. Bir başka ifadeyle, kültürün ve toplumun belirlediği ideal davranış ölçütleriyle, sürecin dayattıkları birbirlerini tamamlayabilir. Bu ise bireyde R. Sennet’in “karakter aşınması” olarak nitelendirdiği bir durumu ortaya çıkarmaktadır. Kişinin kültürel olarak öğrendikleriyle sosyal sürecin/yapının sundukları arasındaki boşluk, “karakter aşınması”na neden olmaktadır. 21. yüzyılda yaşayan modern insanın daha çok yaşamaya zorlandığı bir olgu olan “karakter aşınması”nı Sennet, esneklik, geçicilik ve hızlı değişime dayalı yeni çalışma düzenini esas alan yeni kapitalizm ya da enformasyon toplumuna bağlamaktadır. Ancak “karakter aşınması”, bu yeni ekonomik koşullar kadar, postmodern sürecin yapılandırdığı belirsizlik, yönsüzlük ve kuralsızlıkla da ilişkidir. Bu bağlamda, “karakter aşınması”nın gerisinde yeni kapitalizm ya da enformasyon toplumun öncelikleri ve enformasyon toplumunun kültürel mantığına karşılık gelen postmodernizm yatmaktadır.
    DEĞİŞEN EKONOMİK VE SOSYAL KOŞULLARIN BİR ÜRÜNÜ OLARAK “KARAKTER AŞINMASI”
    Ünal ŞENTÜRK*
  • Dörtlüleri yakarsan ters istikamette gidebilirsin, istediğin yere arabanı bırakabilirsin, kırmızı ışıkta geçebilirsin. Minibüs, taksi ve paket servis motorsiklet şöförüysen, istediğin yerde durabilir, kırmızı ışıkta geçebilir, kaldırımda motorsikletini istediğin şekilde kullanabilirsin.

    Bu kurallar yazılı olmayıp ülkemizce gelenek, görenek ve ahlak kuralları içerisinde yer almaktadır...
  • 223 syf.
    ·6 günde
    Not: Bu inceleme benim için önemli. Çıktısını alıp süreç içerisinde gereksinim duydukça okumayı düşünüyorum. Deneyimlerim sonucu mutlaka kitaba bakış açım da değişecektir. :)

    Ali Çankırılı'nın Çocuklara Söz Geçirme Sanatı adlı yapıtının incelemesine geçmeden önce bazı tespitlerde bulunmak istiyorum: Bizim toplumumuzun çocuklarla ilişkisi çok kötü bir düzeyde. Davranışlarımızla, sözlerimizle çocuğu sürekli yetişkinlerin dünyasına çekiştiririz. Çocuklar bu durumda kendi gerçekliğini yok sayarak, çocukluklarına sırtını dönerler. Geçen gün on iki yaşındaki bir öğrencime "Kendini çocuk gibi hissediyor musun?" dedim. "Hayır!" dedi. "Ben büyüdüm." On sekiz yaşına kadar çocuk olduğumuzu belirterek "Çocuk olmak nasıl bir duygu?" diye başka bir soru ekledim. "Çok kötü." diye yanıtladı. Görüldüğü gibi çocuklar kendilerine yabancı kılınmakta, çocukluğu çalınmakta. En kötüsü ise birçoğu şiddetle karşı karşıya. Şiddet onların yaşamlarının doğal bir unsuru. Hatta çoğu şiddetle karşılaşmadığı sürece kılını bile kıpırdatmaz, içinde tuttuğu o enerjiyi kusmak için seninle olan iletişimini kullanır. Senin dişini tırnağını söker. Seni kendi alışkın olduğu şiddet döngüsünün içerisine çekmeye çalışır. Bütün bunları kurgulayarak yapmaz. Çocuk şiddetin olmadığı bir iletişimde varlığını sürdürmeye alışkın değildir. O artık salt kaba güce saygı duyan yığınların önemsiz bir parçasıdır. Bu çocuklarla sevgi, saygı, güven temelli iletişim kurmak öyle güç ki! Onları içerisinde bulunduğu yoz ilişkilerden koparmadıkça , ki bu da imkansız, bir çıkış yolu göremiyorum. Yine de çıkış yolları aramaya devam ediyorum. Toplumsal şiddeti içselleştiren çocuklarla karşı karşıya gelenler varsa çözüm önerilerini okumak isterim. :)

    İşte bu kitabı bu çatışmaları yaşadığım, çözüm yolları aradığım bir süreçte okudum. Kitaba yönelik genel bir değerlendirme yapıp içeriğe geçeceğim.

    DEĞERLENDİRME

    Kitapta çocuk eğitiminde ana-baba tutumlarının nasıl olması gerektiğine değinmiş. Bu yönden gerçekten yararlı bir kitap. Ancak benim beklentimi karşılamadı. Çünkü benim kitlem şiddeti içselleştirmiş, şiddetin bir parçası haline getirilmiş çocuklar... Onlarla yazarın önerdiği bağlamda bir iletişim kurmak için geç kalındığı kanısındayım. Belki de Türkçe bilmeyen çocuklar oldukları için böyle düşünüyorum. Ortak sözcükleri olmayan insanlar nerede buluşabilirler ki?

    KİTABIN İÇERİĞİ

    Çocuklar genellikle sağır dinleme yaparlar. Şiddeti ise çevresinden öğrenip en zayıf olanda denerler. Onlara şiddetle yanıt vermek ne yazık ki bir çözüm değildir. Şiddet algısını beslemekten öte bir işe de yaramaz. Zamanla çocukları dayak arsızı yapar.
    DAYAK YERİNE
    1) Çocuklara sınırlar koyun. Bu sınırların basit, anlaşılır ve tutarlı olmasına özen gösterin.
    2) Sınırlar konusunda asla taviz vermeyin. Kararlı olun.
    3) Çocuklara seçme hakkı verin. Sınırlar bağlamında ama...
    4) Çocuklar sizin yapma dediğiniz şeyleri yapıp aslında sizi dener. Taviz veriyor musunuz? Bağırır çağırır ağlar sizi kararınızı değiştirmeniz için sahneye çeker. Bunların birer tuzak olduğunun bilincinde olun.
    5) Ana baba tutarlı olmalı. Çocuk aradaki çelişkileri kullanır.
    6) Her çocuk biriciktir. Birinde işe arayan yol, yöntem diğerinde tutmayabilir.
    ANCAK GENEL OLARAK İŞE YARAMAYAN UNSURLAR ŞUNLARDIR.
    -Tekrarlama
    -Yalvarma
    -Yakınma
    -Rüşvet teklif etme
    -Bağırma ve emir verme
    -Ceza ile yola getirmeye çalışma
    -Başkaları ile kıyaslama
    -Alay etme
    -Boş tehditlerde bulunma
    -Başkalarının önünde küçük düşürme
    -Nasihat etme

    7) Çocuklara öfke duyduğumuzda öncelikle bunun nedenini belirlemeliyiz.
    8) Öfkelendiğiniz an bunun geçici olduğunu kendinize anımsatıp öfkenize yenik düşmemek için yollar aramalısınız.
    9) Çocuğun deneye yanıla öğrendiğinin bilincinde olup sabırlı olmalıyız.
    10) Kabul çizgimiz, duruma zamana göre değişir. Sözgelimi yorgun değilsek çocukların bağırıp çağırması bizi rahatsız etmez. Ancak çok yorgunsak rahatsız oluruz. Bu normaldir. Çocuğu bilgilendirelim bu durumlarda.
    11) Çocukla bir sorun yaşadıysanız sorunun kimden kaynakladığını iyi belirleyin. Sorun çözme sorumluluğunun kime ait olduğunu ona belirleyin.

    NOT: Sorun çözme tekniği olarak mola yöntemi önerilmiş. Davranışın ciddiyetine göre 5-20 dakika çocuğun kimsenin olmadığı bir odaya girip davranışı üzerine düşünmesini sağlayan tekniktir. Dikkat edilmesi gereken noktalara değinmiş. Bunları belirtirken çocuğun gelişim özelliklerine değinmemiş. Sözgelimi beş yaşına kadar benmerkezci olan bir çocuk kendi davranışlarının karşıdakini nasıl etkilediğini nereden bilsin? Özeleştiri zaten içsel bir süreçtir. Bunun bu şekilde kazandırılacağını düşünmüyorum. Yine de denemek gerek.

    BASKI YAPMADAN ÇOCUKLARA NASIL SÖZ GEÇİREBİLİRİZ?
    1) İsteğinizi, açık, net ve kısa tümcelerle ifade edin.
    -Lütfen o yataktan kalk, pijamalarını giy.
    2)Çocuğun isteği ile kendi isteğinizi birleştirin.
    Ödevini yapınca dışarı çıkabilirsin.
    3) İsteğinizi dayatmak yerine seçenekler sunun.
    Çocuk seçenekleri kabul etmezse
    4) Seçeneklerini kendin mi belirlemek istersin yoksa senin yerine ben mi seçeyim deyin. :)
    5)Oyun oynayan çocuğa söz dinletmek zordur. Tahmini bitiş süresini yakalayın. Bu süreyi onunla beraber ayarlayın.
    6) Kurallar mutlaka olsun. Bu kuralları çiğnemenin sonucu olduğunu belirtin. Bu sonuçların bir ceza olmadığını da ifade edin.
    7) Çocuğunuza "evet" ya da "hayır" demeden önce iyi düşünün.
    8) Çocuklarınıza beceriksizliği ve çaresizliği öğretmeyin. Bırakın kendileri denesinler. Birey olma bilincini verin onlara. Başarma duygusunu tatsınlar. Onlar yerine siz yapmayın. Onların adım atmasına izin verin. Bunları yaparken de uzaktan izleyin ki ait olma duygusunu da yaşasınlar.
    9)Çocukları güvenli alan içerisinde serbest bırakın.
    10) Çocukları dinleyin. Duygularını, düşüncelerini paylaşsınlar sizlerle.

    NOT: Kitapta kardeş kıskançlığına da değinilmiş. Ana- baba nasıl bir yol izlemeli bunun üzerinde durmuş. Bunun dışında zekanın bir tek tanımı olmadığını vurgulayarak Gardner'in "Çoklu Zeka Kuramına" değinmiş.
    1) Sözel- dilsel zeka
    2)Mantıksal- Matematiksel Zeka
    3)Görsel- Mekansal Zeka
    4)Bedensel- Kinestetik Zeka
    5) Müziksel-Ritmik Zeka
    6) Kişisel- İçsel Zeka
    7) Kişiler arası- Sosyal Zeka
    8)Doğa- Varoluşçu Zeka


    Bizler çocukların karşısına taşınmış ebeveynlikle çıkıyoruz. Yani anamızdan babamızdan ne gördükse çocuğa da bunu satıyoruz. Öğretmenlik mesleğinde de bu durumun farklı olduğunu düşünmüyorum. Gelenek dışına çıkamıyoruz. Burada amacım öğretmeni suçlamak değil. Toplumun beslediği şiddetin karşısında bir duruş sergilemek elbette kolay değil. Ancak biz eğitimciler birer seçenek olmalıyız diye düşünüyorum. Olalım ki çocuğun değişim için çalacak bir kapısı olsun. Bu yüzden özellikle öğretmenlere sabırlar diliyorum.

    İYİ OKUMALAR.
  • Aslında kurallar bu elbisenin tüm yıl boyunca giyilmesini dayatsa da, yaz sıcağında bu abadan elbisenin katlanılmaz hale gelip ateş basmalarına ve kas spazmlarına neden olması yüzünden bir reform uygulanmış gelenek kısıtlanmıştır. Yine de 14 eylülde elbiseyi giyen rahibeler 3-4 gün boyunca ateş basmalarına maruz kalırlar.İtaat,yoksunluk,iffetlilik, manastır inzivası; işte kurallarla daha da ağırlaşan çileleri...
  • Elbette kurallar tarafından daha çok tanımlanan bir oyun bu, ama şair de, romancı da, ressam da olsam, seçimlerim şimdiye kadar içinde yetiştiğim, sahiplendiğim geleneklere ve edindiğim deneyimlere bağlı olacak; bu gelenek ve deneyimlerin bir kısmı kadın olmamla ilgili olsa da tamamen belirleyici olacaklar diye bir şey yok. Klişelere uyum sağlamaya itilmenin baskıcı bir tutum olduğunu düşünüyorum; tıpkı siyahi bir yazarın siyahi bilinç veya siyahi kültür hakkında yazmasının, siyahi duyarlılığı ifade etmesinin istenmesi gibi. Siyahi yazarların "gettolaştırılmasını" yanlış bulduğum gibi, kendim de gettolaştırılmak istemiyorum.
  • “Mûnâfıklar, küfür toplumunun değil, İslam toplumunun bir parçasıdır...(içinde yer alırlar)”

    Bu din: dış görünüşler, gelenek ve adetler, özü olmayan kurallar, mana ve ruhtan yoksun, hedefi olmayan ve cahil avcısı mûnâfıkların eliyle mecrasından çıkarılmaya çalışılmaktadır...