Hani İncil’de David ile Goliath var ya... Ha... Sen müslümansın, nerden bileceksin Goliath’ı! -İncil’i okuyabilirim. -Gerek yok. Çok keyifli bir roman değildir...
İsrail'de yaşarken İsrail'in liberal günlük gazetesi Haaretz'de gözlemlerimi sunduğum bir makale yayınladım. Başlık kabaca şöyleydi: "Barışa Hazırlanmak İsrail' in Görevidir': Bu makale, şimdiye dek yaptığım ve yüzde yüz doğru çıkan tek öngörümü içerir. 1971 'de İsrail toplumuna, İsraillilerin ruhuna, vicdanlarına, ahlaklarına, etiklerine ve benzeri şeylere ne olacağını öngörmek belli bir içgörü ve biraz cesaret gerektiriyordu. Batı hala İsrail'in Altı Gün Savaşı'ndaki zaferini kutluyordu: Küçük bir ülke büyük ve güçlü ülkelere karşı savaşmış ve galip gelmişti. Goliath'ı yenen Davud gibi. İnsancıl işgal diye bir şeyin olmadığını ve İsrail'in Filistin topraklarındaki işgalinin diğer tarihsel işgal örneklerinden çok da ayrılmadığını yazmıştım. Tüm işgaller ahlaka aykırı, acımasız ve vicdansızcaydı. İşgalden zarar görenler sadece zapt edilen halklar değildir. İşgalciler de zarar görür. İşgal onları ahlaken küçültür ve uzun vadede zayıflatır. Ayrıca ulusun orduyu değil ordunun ulusu yöneteceğini söyleyerek İsraillilerin ruh haliyle İsrail'in hakim sınıflarının askerileşeceğini öngörmüştüm. Tam olarak yaşanan da budur; hem de hiç öngörmeye cesaret edemediğim oranda. Bugün İsrailli yurttaşların yüzde seksenine yakınının tek bildiği şey savaştır. Savaş onların doğal yaşam alanıdır. İsraillilerin çoğunluğu barışı istemiyor diye düşünüyorum. Bir sebebi toplumsal yaşamın sorunlarını barış zamanlarında nasıl çözeceklerini yani sorunların bombalar atarak ve evler yakarak çözülemeyeceği zamanlarda nasıl ortadan kaldırılacağını unutmuş olmaları. İnsanların hiçbir zaman zorlu problemlere nasıl alternatif çözümler bulacağını, şiddet içermeyen çözümler bulacağını öğrenme fırsatı olmadı. Şiddet kanlarında var. Dünyayı görme biçimleri bu. İsrail kendisini çıkmaz bir yola soktu. Başka
1000Kitap
Phil was discovering for the first time all the horrors of success. That with every basket you make, the rim shifts up a bit, and every next shot gives you something more to lose. You’ll need to jump higher this time, then higher—and higher. And the higher you jump, the closer you fly to perfection, to that sunny precipice: the greater your fear of falling. It’s all gravy as an underdog, a David; easy enough to lick your wounds, to scratch your innocent ass on a tree. But for Goliath? A number-one seed? A fall from such great heights is deadly.
Alıntı
Hz.Davut
Hz. Davud’un kıssası, hem Kur'an-ı Kerim'de hem de İslam geleneğinde adaletin, ibadetin, el emeğinin ve mucizelerin harmanlandığı çok etkileyici bir anlatıdır. O, hem bir hükümdar hem de büyük bir peygamberdir. 1. Talut ve Calut Savaşı: Genç Bir Kahramanın Doğuşu Hz. Davud’un tarih sahnesine çıkışı, İsrailoğulları ile Amâlika kavmi arasındaki savaşla başlar. İsrailoğulları’nın başında Talut (Saul) vardır. Karşı tarafta ise dev cüsseli ve yenilmez denilen Calut (Goliath) bulunmaktadır. Genç Davud, orduda en genç askerlerden biridir. Calut’u bir sapan taşıyla yere sererek ordunun zafer kazanmasını sağlamıştır. Bu olay, onun hem halkın gözünde yükselmesine hem de Allah katında seçilmişliğine bir işarettir. 2. Hem Hükümdar Hem Peygamber Hz. Davud, kendisine hem mülk (krallık) hem de hikmet (peygamberlik) verilen nadir isimlerdendir. Kudüs’ü fethederek burayı krallığının merkezi yapmıştır. Allah ona dört büyük kitaptan biri olan Zebur’u indirmiştir. 3. Tabiatın Ona Eşlik Etmesi (Seda Mucizesi) Hz. Davud’un sesi o kadar güzel ve tesirliydi ki, o Zebur okumaya veya Allah’ı zikretmeye başladığında sadece insanlar değil, kuşlar ve dağlar da ona eşlik ederdi. "Andolsun, Davud’a tarafımızdan bir lütuf verdik: 'Ey dağlar ve kuşlar! Onunla beraber tesbih edin' dedik..." (Sebe Suresi, 10) 4. Demirin Yumuşatılması ve El Emeği Hz. Davud, tarihteki ilk zırh ustası olarak kabul edilir. Allah ona demiri ateşe ihtiyaç duymadan, elleriyle bir hamur gibi şekillendirme mucizesi vermiştir. Zırh Sanatı: Geniş halkalı zırhlar yaparak ordusunu korumuştur. Helal Kazanç: Bir kral olmasına rağmen saray bütçesinden yemez, kendi el emeğiyle (zırh satarak) geçinirdi. Bu yönüyle tüm çalışanlar için büyük bir örnektir. 5. Davud Orucu ve İbadeti İslam literatüründe "Davud Orucu" olarak bilinen,
18Mart'tanSonraYaplackYeniBirSaldrıİleÇankkaleGeçileblirmydi
18 Mart'ta uğranılan kayba ve başarısızlığa rağmen İngiltere ve Fransa'da umutlar tükenmişti. Daha harekatın planlanma aşamasında 10 - 12 gemi kaybedileceği öngörüldüğünden, uğranılan gemi kayıpları normal karşılandı. Bu sebeple oluşan genel kanaat, planın değiştirilmeden ve Türk birliklerinin toplanmasına fırsat verilmeden uygulanması yönündeydi. Çanakkale'ye takviye amaçlı yeni gemiler de gönderilecekti. Nitekim İngilizler Queen Implasable, Goliath, London, Prince of Wales gemilerinin; Fransızlar ise Henri- IV ve Jaureguiberry zırhlılarını yolladılar. Donanma komutanı Amiral de Robeck yeni bir girişimde daha bulunmak istiyordu. Ancak sonradan karar değiştirip kara ordusunun da görev alması gerektiğini savunacaktı. 18 Mart yenilgisine şahit olan Hamilton, donanmanın tek başına Boğaz'ı geçemeyeceğini kendisine söylemişti.
Sayfa 79·Kitabı okudu
iki ordu 3 Eylül 1260'ta, Ayn Câlât, "Goliath Çeşmesi" adındaki köyün yakınında karsı karsıva gelirler. Kutuz, en parlak subayı Baybars'ın komutasında bir öncü birliği savas meydanında birakıp geri kalan kuvvetlerini gizleyecek bulmustur. Kitbuga savas meydanına hizla gelir ve yeterince bilgi toplama zamanı olmadığı için tuzağa düser. Tüm kuvvetleriyle saldırıya gecer. Baybars geriler, ama onun pesine düsen Moğol birdenbire, cok daha kalabalık Misır birlikleriyle her yandan kuşatıldığını görür Moğol süvarileri birkaç saat icinde kilictan geçirilir. Bizzat Kitbuga da yaka- lanır ve hemen boynu vurulur. 8 Eylül aksamı Memluk süvarileri bayram yapan $am'a kurtaricı olarak girerler.
Sayfa 226 - YKY·Kitabı okudu