• "Ama başımı açınca Lacivert'in serbest bırakılacağından kesinlikle emin olmak istiyorum. Sunay'ın ya da bir başkasının kefaleti yetmez. Türk Devleti'ni hepimiz biliriz."
    Orhan Pamuk
    Sayfa 412
  • "Güvensizlik hissi bütün ilişkilerime cam kırıkları gibi yayılmış durumda; görünmüyor ama tamamını temizlediğimi sandığım zamanlarda bile batıyor, acıtıyor, can yakıyor..."
  • Dünyanın en güzel yerine de gitseniz insanların kendi fotoğraflarını, "selfie" çektiklerini görürsünüz.

    Bunun yeni bir olgu olduğu düşünülebilir, zira "selfie" kelimesinin sözlüklere girmesi 2013 yılında olmuş ve yılın kelimesi seçilmişti.

    Oysa "selfie" fotoğraf kadar eskidir. İlk "selfie" 1839'da Robert Cornelius adlı Amerikalı tarafından çekilmişti.

    Peki, her sabah kalktığımızda aynada kendimize hayran olmak dururken neden "selfie" çekeriz?

    Bu ilginç davranışı açıklamada Freud'a başvurabiliriz.

    Ben kendimi seversem sen de beni seversin
    Psikanalizin kurucusu olan Freud, ego, bilinç dışı gibi birçok terimin yanı sıra terapiyi popüler hale getirmiştir.

    Freud'un üzerinde durduğu konulardan biri de insanın kendisine karşı sevgisi olarak da ifade edilebilecek narsisizmdir.

    Yunan mitolojisine göre, Narkissos isimli genç erkek bir gün dere kenarında yürürken su içmek için eğildiğinde sudaki yansımasını görüp hayranlıkla seyre dalmış, ona sarılmaya çalışırken boğulup ölmüştü.

    Freud, insanın kendisine karşı bir miktar sevgi duymasının doğal olduğunu söylüyor.

    Ama kişi başkalarını dışlayacak boyutta kendisini sevdiğinde bu psikolojik bir rahatsızlık haline gelir.

    İşte narsisizmden kastedilen de budur.

    Testler
    Psikologlar narsisizm gibi çeşitli karakter özelliklerini ölçmek için testler geliştirmiş.

    Bunun sonuçlarına göre:

    Narsistik özelliklere sahip kişiler sosyal medyada daha aktiftir

    Sürekli 'selfie' paylaşmak, kişinin kendisine aşırı sevgi duyması ile bağlantılıdır

    … Ama bu erkekler açısından böyledir.

    Kadınlar erkeklere kıyasla daha az narsistik özellikler gösterir - erkeklerden daha fazla "selfie" paylaşsalar bile…

    Öte yandan, Amerikalı psikolog Jean Twenge, narsisizmin artmakta olduğunu, son 10 yılda obezite ile aynı oranda artış gösterdiğini kaydediyor.

    Kanepede gözlem
    Freud'un geliştirdiği fikirlerin çoğu onun günlük gözlemlerine dayanıyordu. Bugün sahip olduğumuz bilgiler onun için önemli veriler içermiş olurdu.

    "Selfie" olgusu kesinlikle ilgisini çeker, onu analiz etmek isterdi.

    Çoğu insanın kendilerini çok sevdikleri için değil, herkesin kendilerini sevmesini istedikleri için "selfie" paylaştığını fark etmiş olurdu.

    Dikkat çekme arzusu
    Freud araştırmalarına 19. yüzyılın sonlarında başlamıştı. Cinselliğin baskı altında olduğu bir dönemdi.

    Kadınlarla erkekler ayrı yerlerde tutuluyor, cinselliklerini ifade etmelerinin ve hatta bundan zevk almalarının ayıp olduğu öğretiliyordu.

    Freud'un Venedik sosyetesine mensup hastalarının çoğu "histerik felç" adı verilen bir hastalıktan mustaripti; bu insanlar bilinen bir fiziksel neden olmadığı halde yürüyemiyorlardı.

    Freud bu kadınların dikkat çekmek amacıyla yürümediklerini düşünüyordu.
    Eğer böylesine şiddetle dikkat çekmek istiyorsak birkaç "selfie" paylaşmak daha iyi değil mi?

    Belki öyledir, ama takıntılı bir halde 'selfie' paylaşmada sadece paylaşanlar açısından değil diğer insanlara etkisi bakımından da sağlıksız bir durum olmadığı anlamına gelmiyor.

    Normal mutsuzluk
    İnsanlar 'selfie' ile kendilerini başkalarına göstermek istedikleri şekilde yansıtırlar.

    Etrafımız mükemmel vücutları ve yaşam tarzlarını sergileyen imajlarla dolu.
    Son araştırmalara göre, bu durum bizde daha izolasyon, güvensizlik, yetersizlik ve imrenme hissi doğuruyor.

    Freud'un tabiriyle bizi daha nevrotik, sinirli yapıyor.

    Freud "Psikanalizin amacı nevrotik sıkıntıları normal insan mutsuzluğuna dönüştürmektir" demiş.

    Bir daha ki sefere "selfie" çekmeyi düşünürken belki de Narkissos'u hatırlamak ve arkadaşlarımız üzerinde yoğunlaşmak daha iyi olur.

    Kaynak: https://www.bbc.com/...mt9febIAIEOPg221r-5Y
  • İnsanlara karşı güvensizlik duymak bir tercih değildir
    hissi bir olumsuzluktur ve kronikleşebilir
    insan bununla yaşamaya alışırsa
    kendini yaşarken tabuta koymuş demektir.
    Güvenmekten ve inanmaktan korkmayın!
    Başka türlü yaşayamazsınız!
  • Küçük çocuklar bencildir çünkü onlar hala masum içgüdüleri tarafından kontrol edilir ama duygusal olarak olgunlaşmamış yetişkinler kaygı ve güvensizlik hissi tarafından kontrol edilir.
  • Yirmili yaşlarımdam sonra herhangi birşey yazmaya veya yapmaya karar verdiğimde içimde bir güvensizlik hissi oluşurdu.
  • 80 syf.
    ·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Normalde PDF okumayı hiç sevmem ama 70-80 sayfalık kısa kitapların PDF'i olursa okuyorum. Bu kitabı da öyle okudum ama siz siz olun kitabı bulun ve kitaplığınıza koyun. Çünkü 80 sayfası da dolu dolu.

    Yazar özellikle büyümenin, bolluğun sadece bir kesime fayda getirdiğini, insanların çok büyük kesiminin bu ilerlemeden düşük paylar aldığını belirtmiş. Yani zenginler ile en alt kesim arasındaki gelir ve imkanların farkı giderek artıyor. Kitap, ''İşverenler olmasa olmazdı, onlar bize iş sağlıyor.'' diyen aklı evvelleri de bir güzel eleştirmiş. Çünkü o az sayıda zengin işverenlerin aç gözlülüğü yüzünden pasta küçülüyor, ayrıca onlar yeni krizlerle zenginleşirken fakir dibe vuruyor. Çevre de çok önemli. Daha doğuştan gelen adaletsizliklerle şekilleniyoruz.

    Yazar özellikle eşitsizliğin doğal durum olduğuna inanan, rekabeti ve savaşı kaçınılmaz olarak gören ve insanı eşyalar gibi değişmez zanneden, çevresel ve psikolojik faktörleri hiçe sayan sosyal-Darwinisteri ve piyasacıları hedef almış. Çünkü ona göre serbest piyasa, zenginin ve üst kadroların yaptıklarını sorgulamamak, onları daha da zenginleştirmek için bir serbestlik anlamına geliyor. Eşyalara/ tüketim mallarına atfettiğimiz değerleri (pasif olma, kullanılma, çabuk vazgeçilir olma) insanlara da uygular olduğumuz için hiyerarşi devam ediyor, ilişkiler kısa süreli, güvensizlik had safhada. Güven yoksa birlik olunmuyor, adaletsizliğe karşı toplu mücadele verilemiyor. Ama unutulmamalı ki eşya nesnedir ama insan, karşılıklı ilişkide hem nesne hem de öznedir.

    Son olarak da şunu soruyor: Madem öyle neden katlanıyoruz? Çünkü başka bir dünyanın mümkün olmadığına inandırılıyoruz. Köleler nasıl ki asil sınıfla aynı haklara sahip olamayacağına inandırılmışsa, kadınların erkekler ile eşit oy hakkı olması vaktiyle nasıl yadırganmışsa aynı durum var. Tüketim ile şımartılan narsistler topluluğuyuz ve başkaları ile rekabete o kadar çok giriyoruz ki sürekli yetersizlik hissi oluşuyor. Bu bireycilik neticesinde adaletsizliği yaratana değil mağdura karşı suçlamaya giriyoruz. Çünkü toplu olarak değil farklılıklarımızla ayrıcalıklı olduğumuz yönünde telkinlere maruz kalıyoruz.

    Eşitsizlik mi var? O zaman statümüzü yükseltmek için alışveriş yapalım. Herkesten bir adım öne geçelim. Eşitsizliğin panzehiri yine eşitsizlik olsun, yeter ki en altta biz olmayalım. İşte eşitsizliğin meşruluğu tam da burada yatıyor.