#298071864 ben bu şiir masumiyet müzesi için yazdım. Orhan Pamuk yazar Türkiye'nin 1970'li piskolojik ve sosyo kültürel yapısı çok güzel bir şekilde işlemiş.
Her ne kadar kemal takılı bir ruh hali sergilese de ama ilerleyen sayfalarda ve kitap bütünlüğü içerisinde kemal profilini daha ne özetlenebiliyor.
Kemal'in Füsun'na olan tutkusu ve Füsun'un izmaritleri ile Füsun dokundu diye Füsun ait olan eşyaları bir müzede sergilediği o hayranlık duygusu, bazen sevdiğin bir eşyada göre bilme takıntısıda bulabilirsiniz demek isteniyor...
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,5bin okunma
Hayırlısı ile Ahmet Ümit’ten de kötü bir roman okudum diyebilirim rahatlıkla, hem de maalesef Başkomser Nevzat romanı olarak kötü bir roman okudum. Öyle kötü ki asla diğer incelemelerde yazıldığı gibi ne mükemmel bir kitap, ne de Orhan Pamuk ’un Yeni Hayat kitabındaki o hafızalara kazınan giriş cümlesi ile örneklendirilecek bir kitap. Nedir mesela günümüz Türkiye’sinden olan esintiler der iseniz Dilan Polat güzellik merkezleri ile bir de malum bir siyasetçiye yapılan birkaç cümlelik gönderme sadece.
Yırtıcı Kuşlar Zamanı, maalesef çelişkiler ile dolu ve tutarsızlıklar barındıran bir roman olmuş. Bu da maalesef Ahmet Ümit’in kendi tercihi ile oluşmuş bir durum, yani neden böyle bir şeyi seçmiş, niye böyle kurgulamış hiç anlayamadım. Fatih Altaylı’nın yaklaşık 4 – 5 ay önce Youtube üzerinde yayınlanan “Fatih Altaylı ile Pazar Sohbeti” programına konuk oluyor Ahmet Ümit. Fatih Altaylı haklı olarak okur Nevzat’ı çok sevdi diye Başkomser Nevzat ve ekibini överken de yine haklı olarak, bu tarz seri karakteri okuyan biz okurların da aklına en çok takılan bir konuyu dile getiriyor. Senelerdir okurken biz okurlar ne düşünürüz mesela, Nevzat artık yaşlanıyor deriz ve bundan sonra seri nasıl ilerleyecek diye merak ederiz ve bunu da Fatih Altaylı dile getiriyor. Ne diyor ama Ahmet Ümit, böyle bir şeyin olmadığını, yaşlanmadığını çünkü sadece bunun roman olduğunu söylüyor. Kendi okuduğum bu tarz serilerde seri içinde sürekli olarak karakterin geliştiğini, tepkilerin geliştiğini okurken doğal olarak yaşlandığını da okurum, çünkü okumak isterim. Mesela Michael Connelly ‘in Harry Bosch karakterinde veya Henning Mankell ‘in de Kurt Wallender karakterinde her romandan
Mutluluk insanın sevdiği kişiye yakın olmasıdır yalnızca.” (s.238)
Nobel Edebiyat Ödüllü, modern Türk edebiyatının önde gelen yazarlarından birisi olan Orhan Pamuk , bir aşk hikayesini konu edindiği Masumiyet Müzesi romanında gündelik eşyaları bir duygu arşivine dönüştürüyor.
Kurgu ile gerçeği ustaca iç içe geçirirken, hayali karakterlerin hikayesinden yola çıkarak okuyucusunu somut bir müzeyle buluşturuyor. Edebiyat ile gündelik hayat arasındaki sınırları belirsizleştiriyor ve anlatısının yalnızca sayfalarda kalmadığını, gerçek dünyada da karşılık bulabileceğini gösteriyor. Postmodern edebiyatın imkanlarından metin ile nesne, kurmaca ile gerçek arasında yeni bir köprü kuruyor. Bu yönüyle roman, postmodern yaklaşıma farklı bir boyut katıyor.
Kitap Ahmet Hamdi Tanpınar ‘dan bir alıntıyla başlıyor. #282835988Masumiyet Müzesi Tanpınar’ın “eşyanın ruhu” sezgisini çağıran bir hassasiyetle, nesneleri yalnız fon olmaktan çıkarıp duygunun taşıyıcısına bürünüyor. Orhan Pamuk, Tanpınar’ın gündelik nesnelerdeki mazi ve süreklilik duygusunu andırır biçimde, sevdayı somutlayıp alışkanlıklar zincirine ekliyor. Pamuk, Tanpınar’ı taklit etmiyor, eşya-zaman düşüncesini hikayesinde yer verdiği imgeleriyle bir aşkın hatırasına eviriyor.
1970’lerin İstanbul’unda nişanlı genç işadamı Kemal’in uzaktan akrabası olan Füsun’la karşılaşması hayatının yönünü değiştiriyor. Küçük bir butikte başlayan çekimleri ilk buluşmalardan sonra yoğun bir aşka dönüşmeye başlıyor. Akabinde bitmeyecek gibi bir bekleyiş ritüeline dönüşüyor. Kemal bu bekleme süresinde Füsun’la ve onun çevresiyle temasını sürdürürken, bir yandan da günlük hayatında Füsun’un eşyalarını toplamaya başlıyor. Her aile buluşmasında aldığı bu nesneler içinde ikinci bir hayat
Ben Bir Ağacım da Pamuk ,farklı kitaplarında
( #271862083 )
yer alan toplam 13 öyküsünde, toplumun, genellikle sosyo ekonimik açısından birbirine yakın katmanındaki insanların farklı farklı hallerini özenle anlatır.
İlk hikâyeler deki zaman ,mekan ve olayların tarihi olması sürekli ben eski zamanlara ait bir hikaye okuyorum düşüncesinden ayrılmadan modern hikaye atmosferine dahil olması ve bütün bunlara dalmışken anlatıcının dönüp okur ile konuşması . Okuru sürekli uyanık tutar.
Eleştirel dilini bir fon müzik gibi kesintisiz ve usul usul sürdürür; Büyük aileler de yok olan küçük aileler ve çocuklar, eğitim sisteminde hiç var olmamış eğitim ,zengin-fakir ilişkileri ve dönemin türban tartışmasi. Yazar bu tartışmaya da kendi üslubu ve kendi fikirleri ile dahil olmuştur.
Ve kitabın son hikayelerini devirirken kendimizi yazarın dünyasında ,sevgili İstanbul' unda buluyoruz . Bir yazar bir şehri bu kadar naif ve edebi anlatırsa muhtemelen sehir onun sevgilisidir. Kocaman kalabalığın derin yalnızlığından kozmopolit yapısı ve daha bir çok ayrıntısı ile İstanbul Orhan Pamuğun sevgilisi.
—Zülfü Livaneli okudunuz mu hiç?
- Aaa bu da soru mu? Bayılırım!
— Orhan Pamuk hakkında ne söylemek istersiniz? Malum yeni kitabı Veba Geceleri de çıktı.
- E ama siz de... Soru mu bu şimdi? Nobel ödüllü yazar der susarım! Nobel her yiğidin harcı değildir. Yeni eserinin siparişini verdim, yolda.
— Şaşırmayınız çünkü bu da soru: Ferhan Şensoy desem peki?
- O ney, yeniliyor mu?
— Nasıl yani? Pardon filmi falan onu da mı...
- Pardon?
—...
Evet çoğumuz Pardon filminden biliyoruz yazarı. Aydın mı demeliydim yoksa?! Aydın kelimesi de az kullanılan kelimeler arasına katılmakta kararlı gibi. "Gibisi fazla". Malum yaka yıka, içeri ata ata...
"Kitabı okumayanlar çok şanslı çünkü bu kitabı tekrar tekrar okumak için hiç okumamış olmayı çok isterdim." demiş Kazancı Yokuşu kitabı incelemesinde Yusuf Ergin . Külliyatı yarılayamasam da [e o zaman ben de çok şanslıyım ≈))] şuna inanıyorum ki ferhangi bir kitabını okuyan her okurun vereceği tepki, tırnak kafesli cümlenin benzeri olacaktır.
İlginç bilgilerden bir demet iki nokta
– Sadri Alışık'ın rol almak için oyun yazmasını istediği, Tuncel Kurtiz'in, şiirini seslendirdiği şairdir. Şans Kapıyı Kırınca filminin Küba'daki çekimleri sırasında Fidel Castro'nun, ekibine maaş bağladığı aydındır.
Oyunlarında çaldığı saz, dostu Mahzuni Şerif tarafından yaptırılmış,, hediye edilmiştir. Şarkılarının, türkülerinin kayıtları olsa da dinlesek. Ortaoyuncular bu duruma, kitap fiyatlarına bir el atar umarım. (Ağzını gırdımın garibanlığı...)
Haldun Taner'in, henüz 17 yaşında oynadığı bir oyunun sonunda kendisine "Sen kabarecisin" dediği, Münir Özkul'dan kavuğu devralan i.hizliresim.com/J7CtEy.jpg , yakın zamanda aramızdan ayrılan Resim Öztekin'e devreden i.hizliresim.com/JZmuwM.jpg
tiyatrocudur –bence gelmiş
Önce bekçi sonra fabrika kontrolü olarak çalışan, vazifesini her şeyden ve herkesten üstün tutan Yunanistan muhacirlerinden Murtaza...
Şehit dayısı Kolağası Hasan Bey'in kanını taşımakla sürekli övünen, dayısı gibi bir oğlan doğuramadığı için karısından sürekli dert yanan tuhaf bir garip adam.
Trakya şivesi ile yazılmış bu romanda, şiveden kaynaklı oldukça eğlenceli bölümler vardı, ancak trajikomik denebilecek çok hüzünlü bölümler de vardı.
.
Demokrat Parti iktidara gelmeden önceki 1940-50 yılları arasında geçiyor roman.
Orhan Kemal kendisi de pamuk/çırçır fabrikasında işçilik yapmış, o nedenle fabrika işçilerinin jargonuna son derece hakim. Romanda işçiler ve ustalar arası diyaloglar okura film izletircesine ustalıkla ve son derece doğal bir dille aktarılıyor.
.
Türk edebiyatının en iyi 100 romanından biri olması sebebiyle kitap kulübümüz ile seçtiğimiz bu eseri çok severek okudum. Orhan Kemal büyük bir edebiyat ustası, Tersine Dünya, 72. Koğuş
72. KoğuşTersine Dünya
kitaplarını da severek okumuştum, Murtaza 'yı da çok sevdim. Adanalı bir yazar olarak Trakya şivesi ile bu kadar başarılı bir eser yazması da ustalığının delaleti.
Türk edebiyatı severlere mutlaka tavsiye ederim. ♡
Kitapla kalın... ♡
#240918212#240913737