• 186 syf.
    ·3 günde·Beğendi·8/10
    Tam olarak böyle bir hikaye beklemiyordum ama beni gerçekten etkileyen bir kitap oldu... Nazi Almanyasında radyodan yapılan propagandaların çocuklar üzerindeki etkisini, onların zihinlerine nasıl girdiklerini, kendileriyle aynı düşünmeyenleri nasıl ötekileştirdiklerini (ki burada onlara zenci deniliyor) okuyoruz... Ve öğrenci kampında (bu kampta silah kullanmayı öğreniyor çocuklar) işlenen bir cinayet sonrası, meslekten men edilen öğretmenin katili bulmak için yaptığı araştırmalarda, aile faktörünün ne kadar önemli olduğunu da görmüş oluyoruz...
    Balık avına çıkan bir öğretmenin Tanrı'yı sorguladığı ilginç bir romandı... Yazarın da kitabın film görüşmesine giderken çıkan fırtınada sığındığı ağacın, yıldırım çarpması sonucu kopan dalının altında kalarak ölmesi, kitabı daha bir hüzünlü okumama neden oldu...
  • 484 syf.
    Kitabın son sayfasını okuyup kapattım. Karşımda duran boş duvara ne kadar süre dalıp gittiğimi   bilmiyorum. Gözümden yaşların aktığını anca birinin bana seslendiğini duyduğumda fark ettim. Her şey en başından tekrar canlandı zihnimde. Sanki  Maya ile yeniden  çıktım   Max 'ın aşk yolculuğuna. Bazen " ne muhteşem bir  sadakat " , "böyle aşklar da varmış " dedim kendi kendime.
    Sonra aklımda onlarca hikaye belirdi.
    Nazi zulmü, struma gemisi, gemide hayatını kaybedenler, Nazi zulmünden kaçıp Türkiye'ye gelen bilim adamları kitapta geçen her olay...

      Din, dil, ırk ayrımı  yapmadan yaşayamaz mı insanoğlu?  Sadece insan olduğumuz için değer verilemez mi ?  Bir savaş insanlara ömürlerinin sonuna kadar  izlerini taşıyacakları  yaralar bırakır mı? Öfkeliyim, üzgünüm, sadece kitaptaki hüzünlü aşk için değil gerçekte var olmuş bunca zulümden bi haber yaşayıp gidiyoruz. Kim bilir şu topraklarda kaç kişi  acı çekmiştir Nadia gibi, Ayşe gibi , Maria gibi.
    Yıllar unutturabilir mı acıları, nefretleri, özlemleri...  Bir kutuya hapsedip saklayabilir miyiz gerçekleri?
      
         Kitaba dönersem bu kadar etkileneceğimi  asla tahmin etmezdim. Aylar öncesinden alıp okunmak için sırasını bekleyen bir kitaptı sadece. Ama ve lakin sadece bir kitap değilmiş .Tarihin karanlık sularına ışık tutan muhteşem bir Roman. İki günde okuduğum bu kitap  "en iyi"ler listeme ekledim bile. Yer yer düşüncelere dalıp ağladığım oldu. Sadakatine  hayran kaldığım bir adamın aşkına saygıyla tebessüm ettim. Dul bir kadının toplumda yaşadığı sıkıntılarına şahit oldum.  Savaşların insanları nasıl acımasızca ölüme terkettiğini  anlamaya çalışmak bir eziyet  oldu . İlk kez bir Livaneli kitabı okudum daha  önce okumadığım için kendime biraz da kızdım. Ama olsun bundan sonra " en iyi" listemde yer alıyor kendisinin ismi. Kısacası Harika bir  romandı
       
    Kitapta etkilendiğim beynime kazıdığım bir çok söz oldu ama bu söz belki bu yazdıklarımı en iyi  özetleyen oldu.
     ... "Diğerlerinin neler yaşadığından habersiz ne çok insan vardı..."
  • 204 syf.
    ·7/10
     Çok sevdiğim ve okuduğum ilk Alper Canıgüz kitabı. Elime aldığımın ertesi günü bitirdim.  

    Beş yaş insanın en olgun çağıdır, sonra çürüme başlar.'' diye başlıyor kitap. Bunu söyleyen de 5 yaşında, yaşıtlarından çok daha zeki bir çocuk. Ben bu kitabı, kitabın hikayesinden daha çok kahramanını sevdiğim için okudum sanırım. Yer yer üslupta Çavdar Tarlasında Çocuklar tadı alsam da ben kitabın özgün yazıldığını düşünüyorum.

    Öncelikle kitabı en cazip kılan şeylerden biri mahalle ve aile kavramlarıyla birlikte gelen samimiyet. İnsan kitabın içine girmekte hiç zorlanmıyor bu sayede. Kurgu da gayet yerinde ve zekice hazırlanmış. Herhalde kimse Alper Kamu'nun açıklamasından önce cinayeti çözememiştir. Ve sonuç müthiş tesadüflere bağlanarak da ortaya çıkartılmamış ayrıca. 

    Kesinlikle sıkılmadan okunacak, genelde neşeli, son sayfasında hüzünlü, kimseyi bunalımlara sürüklemeyecek bir dille yazılmış güzel romandı.


    Unutmadan Hakan sen ne tatlış bir yan karaktersin öyle ya, Alper Kamu adına ben özür dilerim senden...

    Keyifli okumalar...
  • 256 syf.
    Gayet dokunaklı, hüzünlü bir romandı ve kesinlikle tavsiye edilebilirdi. Daha ilk sayfasından sizi büyüleyen bir kitaptı. İdefix'ten almıştım, indirimdeydi. Pegasus'a da güvenerek tattım bu kitabı ve iyi ki de tatmışım demeden duramadım.

    İçimden bir ses bu ponçik öykü, 2. kitapta batabilir diyor, umarım öyle olmaz.
  • 456 syf.
    ·7 günde·Beğendi·10/10
    Gerçek karakterlere yer verilen, öksüz ve engelli çiçekçi kızların hayatını konu alan hüzünlü bir romandı. Bu kızlar daha çok ufakken pazarda çiçek satmaya başlıyorlar, çoğu engelli ve kimsesiz. Bir beyefendi çıkıyor ve bu kızcağızlara Çiçek Evleri yaptırıyor. Yardıma muhtaç kızları sokaktaki pislikten, soğuktan, açlıktan ve tehlikeden çekip bu evlerde yeni bir hayat sunuyor onlara. Şu inceliğe bakar mısınız? Bu evlerde ev anneleri de var, kızlara göz kulak olan. Çiçekçi kızlar çiçek satmayı bırakarak, kendilerine ev açan beyefendinin fabrikasında yapay çiçekler yaparak hayata tutunuyorlar. Öyle başarılı oluyorlar ki bu konuda, dönemin Kraliçesi ziyaretlerine gelerek özel olarak çiçekler bile istiyor bu kızlardan. Bedensel engelin mutluluğa ve umuda hiçbir şekilde engel olamadığını okuyoruz. Bu yaşananların gerçek olması ve kitapta okuduğumuz kızların, kitabın sonunda fotoğraflarını görmek kalbimi öyle bir burktu ki anlatamam. Bir de bu beyefendinin tutmuş olduğu notlar var kitabın sonunda. Bu adamın gerçek olduğunu bilmek harika bir duyguydu.
    Ana konu buyken, bir de diğer kısım var ki beni çok etkiledi; Çiçekçi kızlardan iki kardeş, Flora ve Rosie. Rosie küçük olanı ve Flora'dan başka kimsesi yok. Flora 8, Rosie 4 yaşındayken Rosie kayboluyor. Flora hayatını onu bulmak için adıyor.
    Seneler sonra Çiçek Evleri'ne ev annesi olarak giren Tilly çözüyor bu sırrı. Rosie'ye ulaşmak, onu bulmak için Flora'ya söz veriyor. Rosie'yi ararken aslında kendini de arayan Tilly, bakalım aradığı sırlara ulaşabiliyor mu?
  • 208 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10
    Çocuklar için ağır büyükler içinse hafif kalan bir romandı kanımca. İnsanlık tarihinin en yüz kızartıcı hadiselerinden biri olan yahudi soykırımını çocukların dünyasından okumak ekstra hazindi. Sonunu ise neredeyse doğru tahmin ettiğimi gördüm. Çocuk, yetişkin herkesin okuyabileceği zaman kaybı olmayan oldukça hüzünlü bir hikayeydi. Bruno ve Shumel artık hiç ayrılmayacaklar :(
  • 96 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Bitti !!! Romanın baş kahramanı yaşamı boyunca hiçbir kadınla parasını ödemeden sevişmemiş yaşlı bir gazeteci. Yalnızlığın çaresini günlük, sıradan ilişkilerde aramış bu çirkin ve çekingen ihtiyar, 90. Yaş gününde kendine hiç alışılmamış bir armağan vermeye kalkışıyor. Eskiden tanıdığı bir genelev patroniçesini arayıp el değmemiş bir genç kızla birlikte olmak istediğini söylüyor. Patroniçe, onun bu isteğini yerine getirecek, ama yaşlı adam her ziyaretinde uyuyan güzel Delgadina'yı seyretmekle yetinmek zorunda kalacak, yaşamının güzünde kendisine böylesine bir oyun oynayan yazgısına boyun eğecek ne ki bu çok özel ilişkiden o güne değin hiç tatmadığı bir aşk doğacaktır. Bir solukta okunacak bir romandı çok güzeldi herkese tavsiye ederim 8/10