Zaman, dur durak bilmeden akan, aktıkça insanı ve dünyayı değiştiren büyük bir akıştır. İnsan bu akışın içinde yaşarken hep tutunacak bir şey arar. Çünkü zaman yalnızca günleri taşımaz, ömrü de beraberinde götürür.
İşte namaz, bu akışın ortasında duran anlamdır.
Bu iki kavram arasındaki bağ yalnızca hayatın düzeninde değil, kelimelerin içinde de saklıdır. Dikkatle bakıldığında görülen şey şaşırtıcıdır. Zaman kelimesi aynaya tutulduğunda karşımıza Namaz çıkar.
Bu yalnızca harflerin oluşturduğu ilginç bir görüntü değildir.
Bazen bir hakikat, uzun açıklamalarla değil, birkaç harfin dizilişiyle kendini ele verir.
Çünkü zaman ve namaz, anlam bakımından da birbirinin karşısında duran iki yüz gibidir.
Zaman insanı sürekli ileri taşır. Günler geçer, mevsimler değişir, hatıralar uzaklaşır. İnsan çoğu zaman bu hareketin içinde yönünü kaybeder. Yapacaklarının, yetişeceklerinin ve kaygılarının arasında savrulurken fark etmeden zamanın peşinden sürüklenir.
Çünkü zaman, ömrü parçalara ayırır.
Namaz ise dağılan parçaları yeniden bir araya getirir.
İşte aynadaki dönüşüm burada başlar.
Zaman dışarıya doğru akan bir harekettir. Namaz ise içeriye doğru açılan bir kapıdır. Biri insanı dünyanın bitmeyen çağrılarıyla meşgul ederken, diğeri ona kendi kalbinin sesini duyurur.
Bu yüzden zaman ile namaz arasındaki ilişki bir karşıtlık değil, bir tamamlanma ilişkisidir. Namaz zamanı durdurmaz. Onu anlamlandırır.
Zaman, dünyanın dilidir.
Namaz, kalbin cevabıdır.
Bu yüzden namaz vakitlere bağlanmıştır. Günün belirli anlarında insan yalnızca bir ibadete değil, aynı zamanda zamana yeniden bakmaya çağrılır. Sabahın ilk ışığında, günün koşuşturması içinde, akşamın yorgunluğunda ve gecenin sessizliğinde aynı çağrı tekrar eder.