• Sevgili dostum Stephen;

    Doğum gününü en içten dileklerimle kutlar; başarının, mutluluğunun, yazacağın kitapların devamını dilerim. Umarım bir gün bu güzelim kitaba da, tıpkı Medyum'da olduğu gibi, bir devam kitabı yazmayı çok görmezsin. Ha bu arada, lütfen kendine biraz dikkat et. 71 yaşına geldin, eskisi gibi amuda kalkarken bile kitap yazmaya çalışma. Git biraz dinlen lütfen. Yılda 2-3 kitap çıkarıyorsun, o kitaplardan birisinin Türkçe'ye çevrilmesi 1.5 yıl sürüyor. Bana ''En son yazdığı kitabını okudun mu ?'' diye sorduklarında ''evet'' diye cevaplıyorum; ama bir bakıyorum o ara 2-3 kitap daha çıkarmışsın; Yav evlat lütfen biraz yavaşla! Hangi birini okuyacağımı sapıtıyorum... Neyse bu incelemeyi doğum gününe armağan ediyorum ve tüm King okurlarına da bol Derry'li, Penniwise'lı, Sadie'li George'lu, John Coffey'li, Dan Torrance'lı güzel vakitler dileyerekten incelememe geçiyorum.

    Stephen King Etkinliği: #30096680



    Açıkcası Hayvan Mezarlığı okurların arasında çok ciddi miktarda görüş ayrılığına düşen bir korku-gerilim romanıdır.
    Kimisi sevmez, kimisi çok sever; kimisi korkmaz, kimisi çok korkar... Şahsen ben kitabı seven ve bir miktarda korkan gruptayım. Her ne kadar en zararsız insanın ''Ölü İnsan'' olduğuna inansam da, mezarlık teması beni her zaman korkutuyor. İçinde illa ki bir olay olmasına gerek yok; mezarlık dediğin an benim için iş bitmiştir. Ne tesadüftür ki mezarlıklara gitme vakitleri hep gece yarısı bölgede polis veya herhangi bir insan olmadığında, çalılıkların arasından bir yol izleyerek gidiliyor. Her seferinde bu taktik tuttuğundan ve okuru ciddi miktarda korkuttuğundan dolayı bu konuda herhangi bir lafım yok. Çok başarılı! Hele kedileri benim gibi sevmiyorsanız (lütfen kızmayın, küçükken anneannemin kapısının önünde karanlıktan manyağın teki üstüme atladığından beri kedilere karşı biraz mesafem var) çok çok daha hoşunuza gidebilir, seviyorsanız yine hoşunuza gider. İlk 200 sayfa Church ile oynarsınız, kedi zaten ilk başlarda çok sevimli. Benim bile hoşuma gitmişti, ama sonradan olaylar değişince kedilere karşı tekrardan mesafem uzadı.

    Kitabın çok çok eski bir filmi de mevcut. Filmde 3 yaşındaki küçük erkek çocuğu Gage'in rolünü oynayan Miko Hughes'un şimdiki halini görünce bir tuhaf oldum. Zaman nasıl da hızlı geçiyor! Bu arada şunu da çok net söyleyebilirim: Eğer ilk olarak filmi izlemiş olsaydım, kitabı hiç bir türlü okumazdım. Filmi hiç sevmiyorum, seven çok fazla ama inanın bende en ufak bir etki bırakmadı.

    ''Stephen King'e nereden başlamalıyım ?'' sorusuna verilen cevap genelde Medyum, Yeşil Yol veya Hayvan Mezarlığı'dır. Bunun sebebi bu kitapların inanılmaz düzeyde iyi olmasından ziyade, King'in diline çok hızlı adapte olabilmenizden dolayıdır. Yoksa 22.11.63 de güzel, Mahşer de, Doktor Uyku da, O da... hepsi birbirinden güzel eserler. Stephen King'in 100'e yakın eseri var, arka kapağı okuyun ve kendinize en yakın hangisini hissederseniz onunla başlayın, zaten biraz tanıdıktan sonra hepsini teker teker okursunuz, aceleye gerek yok hele önce bir etkinlik adresimize gelin :D #30096680

    Söyleyeceklerim bu kadar. King bir ara devam kitabını mutlaka düşün, kafamda zibilyon tane soru var. Tekrardan doğum günün kutlu olsun :D


    Dipnot: Mezarlıktan yeni çıkmış kediler harbiden çok başa bela, sizi köşede sıkıştırınca kendinizi Zimeyeviç'ten kurtulmaya çalışan bir Romanov gibi (#33453124) hiseedebilirsiniz.
  • Sen sınıfa girdiğin zaman
    Karanlıklar silinirdi karatahtadan
    Ağlayan kitaplar güler
    Aç kalan umutlar beslenirdi
    Önce içimizdeki kuşkuyu
    Sonra korkuyu yıkardı bakışların
    Sesinde sabahlar seslenirdi
    Çiçek çiçek açılan gözlerimiz
    Çakılıp kalırdı sevincin yüzüne
    Bütün geçmiş gelecekle süslenirdi
    Sen çıktıktan sonra sınıftan
    Birinin sportotodan gelirdi sesi
    Birinin kör bir karanlıktan
    Biri bıyık bıyık binerken bir ata
    Biri sakal sakal inerdi bir attan
    Bir dahaki Türkçe dersine dek
    inan ki
    Bazen ağlardık yalnızlıktan
  • Haruki Murakami'in okuduğunuz her kitabinda kitap okuyan birilerine rastlarsiniz hep, o kitap okudukça siz de okursunuz sonra o olursunuz o karaktere bürünürsunuz, sarılırsınz. Kitap biter gözlerinizi kapatırsınız ve bir barda yada kafede olursunuz. Onu okurken gizli bir kamera ile aslında olayı izlersiniz işte budur damağında bıraktığı tat. Haruki farkini tarzını bi kez daha kanıtladın.
  • Edgar Allan Poe

    Poe’nun karanlıktan korkması boşuna değildi. Kendisi eğitimini bir mezarlıkta almıştı; bildiğimiz anlamıyla mezarlıkta. Poe’nun İngiltere’de gittiği yatılı okulun sınıfı mezarlığa bakıyordu. Ders kitabını bile satın almayarak ucuza kaçan okul müdürü, matematik derslerini dışarıda, ölüler arasında verirdi. Çocukların her birinden bir mezar taşı seçmesi, sonra da ölüm tarihinden doğum tarihini çıkararak ölünün yaşını bulması istenirdi. Beden dersi de aynı neşeli ortamda yapılırdı. Okulun ilk günü her öğrenciye küçük bir tahta kürek verilirdi.. Sömestr sırasında ölen bir cemaat üyesi varsa çocuklar dışarı, mezar kazmaya gönderilir, böylece vücudu canlandırıcı bir etkinlik yaptırılmış olurlardı. 
  • Orası, Prensiplerimizin hiçbirinin işlemediği yerdir. Bu oyukların insanları ne zaman ve nerede tutacağını veya ne zaman nerede geri kusacağını kimse öngöremez.
  • Belki de kendi gölgeniz değildir kaçtığınız, bambaşka bir şeydir