• "Sanırım haklısınız," dedi Erlander Mikael'e. "Kan tahlilleri Lisbeth Salander'in bu çukura gömüldüğünü açığa çıkaracak, bence sigara kutusunda da onun parmak izleri bulunacak. Vurulup bu çukura gömülmüş ama hayatta kalmayı ve bir biçimde bu çukurdan çıkmayı başarmış ve..."
    "... Ve tekrar çiftliğe dönüp Zalachenko'nun kafasına baltayı geçirmiş," diye tamamladı Mikail. "Tam bir inatçı keçi."
  • İZMİRLİ Süvari Teğmeni Yıldırım Kemal, hastalandığı için Konya hastanesine yatırılmıştı.Neşeli ,sevimli herkesin çok sevdiği bir delikanlıydı.Sıkıldığı için üç gün önce hastaneden kaçmış,savaşın başladığını,kolordunun cephe gerisine geçtiğini öğrenince,bir at ele geçirip Ballıkaya'dan Ahır Dağı'na dalıp, keçi yolunu bir başına aşmıştı.
    Kolordu karargâhını ve Fahrettin Paşa'yı Küçükköy istasyonuna yakın bir yerde buldu.Selam verdi: ''iyileşip geldim.Emrinizdeyim Paşam.''
    Son zamanlarda İstanbul'dan Anadolu'ya kaçan askeri lise öğrencileri, kısa bir süvari eğtiminden sonra teğmen olarak kolorduya verilmişlerdi.Yıldırım Kemal de bu çocuk yaştaki teğmenlerden biriydi.Hemen döğüşe katılma isteğiyle yanıyordu.Paşa teğmeni öptü,eski alayına verdi.Alayı bu sırada Küçükköy istasyonunu ele geçirmek için demiryolu muhafızları ile çarpışıyordu.
    İki saat sonra bu genç İzmirlinin şehit olduğu haberi geldi.
    Öteki şehit yoldaşlarıyla birlikte istasyonun yanındaki bahçeye gömüldü.Bu küçük istasyona Yıldırım Kemal adı verlldi.
    Turgut Özakman
    Sayfa 627 - Şu Çılgın TÜRKLER
  • Chi Tzu-ch'ang dedi ki: "'Üstün insan'da, yalnızca değerli şeyler aranır. Neden süsleyici şeyleri arayalım?"
    - Tzu kung dedi ki: "Ah azizim, sizin sözleriniz, 'üstün insan' olduğunuzu belirtiyor."
    - "Süs bir cevherdir; cevher de bir süs gibidir. Kaplanın ve sırtlanın postu, keçi ya da köpeğin derisi gibidir."
  • Erkek;kırılgan,naif,kedi gibi koltuğunun altına giren kadından hoşlanır. Güçlü,ayaklarının üstüne basan kadın pek işine gelmez.Şu "Ağzını Kırdığımın" dünyasında,kendi gücünü kadının üstünde hissetmeye deli gibi ihtiyaç duyar.

    Kadın dersen daha beter.Kadın güçlü kadından nefret eder ( Ama olmuyor feminist ablam.Ağzınıza küfür hiç yakışmıyor.)

    Sonuç olarak da nur topu gibi global dünyamda kadın kahramanları ne kitaplarda ne de filmlerde görmekten pek de haz etmiyoruz.

    Kitaptaki Rabia Ablamıza gelince keçi gibi inatçı,yaşadığı tüm zorluklara rağmen kimsenin karşısında eğilmeyen bir hafız.

    Adıvar' ın sürgünde yazdığı bu kahramanının da akibeti pek farklı olmadı.Sevdiremedi kendini ama farklı nedenlerle.

    Cumhuriyetçi bebeler, hafız ve kapalı olduğu için uzak durdu. ( Kızıyorsun ama öyle...)

    Muhafazakar bebeler ise, erkeklerle bu kadar sıkı fıkı olmasını ve müziğe olan ilgisini beğenmedi.

    Bakmayın siz hiç birine efenim.

    Rabia iyi kız hem de çok kafa kız.

    Cebren okutalım

    Not: Amma Can yayınlarından çıkan 13.baskıyı okuyacaksanız işiniz zor.
    Özüne sadık kalalım demişler. Pek iyi etmemişler.

    Ortaya çıkan ne deve ne de kuş.

    O kadar çok dipnotla bölünüyorsunuz ki kitabın tadını tam çıkaramıyorsunuz.

    Tahammül edememek kelimesinin bile dipnotla sayfanın aşağısında açıklanmasına, tahammül edebilecek misiniz çok merak ediyorum.
  • Bu kitap çocukluğuma döndürdü beni bir an :) Grimm kardeşlerin masallarını çok okumuşumdur çocukluğumda, "Kurt ile yedi keçi yavrusu" da bunlardan birisi. Yaşlı bir kurdun yedi keçi yavrusunu yemek için kandırmaya çalışmasını anlatan ama sonrasında.... Sonrasını söylememeli okuyacaklar merak etsin :) Çocukluğumda en çok Andersen ve Grimm kardeşlerin masallarını severdim, herkese tavsiye ederim, çocuklarınıza okuyunuz..
  • Gidiyorsun biliyorum. Küçük ve kırık adımlarla uzaklaşıyorsun yanımdan. Ürkek bir keçi yavrusu kadar sessiz, gidiyorsun. "Kaçar gibisin" diyesim geliyor. Gözlerinde yabancısı olduğum, tanımlayamadığım karartılar dolaşıyor.Buğulu bakıyorsun. Daha önce hiç duymadığım kelimelerle, senin olmayan cümlelerle konuşuyorsun.



    Anlayamıyorum.



    “SEN” Sana benzemiyorsun uzun zamandır. Acemi ve tedirginsin. Hangi ağacın, hangi dalında daha güvende olacağını bilemeyen bir saka kuşu kadar cılız darbelerin.



    Uçamıyorsun.



    Böylesin. Ne söyleyebilirim ki.... Kendi seçimin...



    Kendi doğrun...



    Öyle olsun... Git....



    Git, dünyanın bütün ağaçlarının gölgesinde tek başına otur. Kimselerin bilmediği şarkılar söyle, sesine başka sesler katılmasın. Yanı başına düşen yaprağa aldırma, gagasıyla avucunu tıkırdatan kavuniçi kanatlı kuşa kırıntı atma, göle taş atma....



    Yapabilirsen yap bunları..... Değiş... Ne istiyorsan öyle olsun.



    Rüyalarını kimseye anlatma, kimselere endişelenme.



    Dicle yamacının, adını bilmediğin sessiz çiçekleri hep "adını bilmediğin çiçekler" olarak kalsın. Kitap sayfaları arasına papatya koyma, kurutma, gün gelip kimselere kuru çiçeklerle tazelenen sevgiler uzatma



    Küçük sürprizler düşünme sözgelimi. Bir balık kadar sessiz ol. Tanrı kadar yalnız.



    Senin yaşamın, ne söyleyebilirim.



    "Geçecek" demekten, beklemekten başka ne gelir elimden. Sabrederim.



    Umutlanırım. Kendimi oyalarım. Yalnız kalmak istiyorsan buna bir şey diyemem.



    Ama ben ne olacağım?



    Sensiz kalacağım. Yani kimsesiz. İşte söylüyorum sana. Sözümün içinde bir yerlere koy.



    Sakla.



    Ve inan.



    Çekip gideceksin, bunu anladım. Hatta belki "gittin" bile. Ben yeni yeni anlıyorum. En son ne zaman bakmıştın gözlerime ve en son ne zaman göz bebeklerimiz karışmıştı birbirine.



    Ah dilimin ucuna neler geliyor! Oto sansürlüyorum söyleyeceklerimi, Söylemekten ürküyorum. Sana olacakları, düşünüyorum, ürküyorum. Bana olacakları düşünüyorum... İşin içinden çıkamıyorum. Buna değer mi diyorum... Değmez, biliyorum.



    Çünkü biliyorum. Çekip gitmek insanı nasıl yaralar biliyorum. Nasıl yalnız ve kimsesiz kalıyor insan. Nasıl gecelerin karası yüreğini sıvıyor, nasıl gözlerine mil çekiliyor, biliyorum.



    Şimdi yüreğime çöreklenmiş acının her zerresini yeniden tadarak gidişini seyrediyorum.



    İsmine Akrostişler methettiğim şiirler anlamsız kaldı. Ve şimdi onları yırtıp yırtıp derelere attım.



    İster yüzsün, ister batsın, ister bir çalıya takılsın onlar hep derenin bir yerinde duracak biliyorum.



    Bazen benden bahsedermişsin “mutlu olmamı ” dilermişsin.



    Biliyorsundur. Tolstoy’un bir mutluluk tarifi vardı. “dünyada bir tek insan dahi mutsuz ise benim mutlu olmam mümkün değildir” diye. İşte benim de kendi mutluluğuma dair referansım Tolstoy’dur. Sahte sevinçlerin ardından gelen “mutluluk” gülüşlerin bendeki karşılığı “ne yazık ki mutluluk değildir”.



    Ne diyelim?



    Dünya insanların bakışına göredir. Aynı pencereden bakan iki insandan biri çamuru görür; öteki yıldızları görürmüş.



    Belki de çamuru ben,



    Yıldızları ise sen görmüşsün…



    Mehmet OralRadikalblok
  • “Keçi gibi sıçrar delikanlı, genç kız ak nergis gibi açar, kokar?
    Patrick Süskind
    Sayfa 22 - (Horatius)