kitagurumii

Puan vermedi·524 syf.··
2025 14. kitabı
Masumiyet Müzesi en ikonik giriş cümlelerinden biriyle “Hayatımın en mutlu ânıymış, bilmiyordum.” ile başlayıp “Herkes bilsin, çok mutlu bir hayat yaşadım.” diyerek bitiyor. Başlangıçta çok güçlü bir aşkın hikayesini okuyacak gibi hissettirse de sonrasında tek taraflı bir saplantıya dönüşüyor. Kemal’in Füsun’a olan saplantısı aslında ikisinin hayatını da yıkıyor. Hatta belki en başından beri tam bir aşk değildi de, Kemal’in kendi hayal ettiği “kusursuz hayat”ın bir uzantısı Füsun. Füsun’un sesi hiç yok kitapta, onun bütün bu olanlarla ilgili fikrini sadece kitabın sonlarında bir cümle ile anlayabiliyoruz. Baştan beri hep bir nesne gibi, vitrindeki bir eşya gibiydi, bu da müze temasıyla örtüşüyor aslında. Masumiyet Müzesi, bir aşkın ölümsüzleştirilmesi gibi sunulsa da tek taraflı, baskıcı, yıkıcı bir sürece dönüşüyor. Kemal sonunda o müzeyle, sanki “Bakın, bu kadar sevdim.” diyerek kendini aklıyor gibi. Ama o cam vitrinlerin içinde, eşyaların arasında Füsun yok, onun sesi, arzuları, hikâyesi eksik. Müze bir tür yas mabedi gibi, ama aynı zamanda bastırılmış bir kadının hayaletinin dolandığı bir yer gibi de… Kitapta asıl masum olan kim bunu anlayamıyoruz. Kitabın sevenleri çok fazla biliyorum, ama ben başı ve sonu dışında ortadaki üç yüz sayfada falan çok sıkıldım, resmen boğulduğumu hissettim. Eğer bunu gerçek bir aşk hikayesi olarak almayıp yukarıda yazdığım gibi farklı açılardan bakmamızı sağlayacak bir kurgu olarak düşünürsek başarılı bulabiliriz, üzerine saatlerce konuşabiliriz de. Ama güçlü bir aşk hikayesi olarak alacaksak vasatın da altında kalmak zorunda. Bu arada hikayeyi bir de Füsun’dan dinlemeyi çok isterdim hatta onun anlatacağı kitap için bir giriş cümlesi de yazdım. “Bir girdabın içine adım atıyormuşum, bilmiyordum.” Nasıl sizce?
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,4bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·116 syf.··
2025 12. kitabı
Türkan, küçük yaşta annesini kaybetmiş, babası tekrar evlenince teyzesine evlatlık verilmiş ve orada büyümüş. Sonrasında Orhan ile evlenmiş ve bir gün Orhan’ı kaybedince olduğu yerde kalakalmış. Hareket etme zorunluluğu duyarak kendini bir şeyler yapmaya zorladığı sırada bir farkındalık anı ile hayatının yönü değişmiş ve çiçeklenmeler başlamış. “Bütün yaşamımı birilerinin yanında durarak geçirmiştim. Birilerinin bana açtığı boşluklara sığmış, taşmamış, yükselmemiş bile ama kurumamış da, orada eski bir göl gibi durup beklemiştim. Hiç kendi kaderimi tayin edecek bir adım atmamış, ekseriyetle bana gösterilen yere ilişmiş, bundan şikayet etmemiş ama şimdilerde yeni yeni ve epey sarsılarak fark ettiğim şekilde bu sınırları belirlenmiş hayattan sandığım kadar tatmin olmamıştım.” Bu cümleler tam bir kırılma anı gibi, yılların sessizliğini tek bir farkındalıkla yarıp geçiyor. Birilerinin yanında durmaktan, nihayet kendi yanında durmaya geçişin ilk adımları. Hem hüzünlü hem umutlu bir yolculuk onunki. Bu cümleleri okuyunca insan otomatik olarak sorgulamaya başlıyor kendi hikayesindeki rolünü, ne kadarlık bir kısmında özne olduğunu. Melisa Kesmez’in dilini ve duygulara dokunuş biçimini çok sevdim. Aslında tanışma kitabımız başkaydı ama bu kitapla beraber başka bir yeri oldu zihnimde. İsmi de kitaba o kadar yakışmış ki.
ÇiçeklenmelerMelisa Kesmez · İletişim Yayınları · 20267,6bin okunma
Puan vermedi·477 syf.··
2024 66. kitabı
Intermezzo, iki erkek kardeşin babalarının ölümünden sonraki süreçte yaşadıklarını anlatıyor, kayıp ve yas üzerine odaklanan bir kurgu. Olaylar değil de karakterler arası yoğun içsel diyaloglar ön planda. Kitaptaki karakterler bir tık antipatik, yaslarını yaşama süreçleri de çok mantıklı gelmeyebilir. Karakterler kusurlu hatta bazen itici ama onlara sinir olsak bile iç dünyalarını, çelişkilerini gördükçe bağ kuruyoruz ve sonunda, özlenir hale geliyorlar. Yazar insanların duygusal süreçlerini toplumsal normlara göre değil, içsel karmaşalarıyla gösteriyor. Bu da özellikle yas tutmuş birinin kalbinde yankılanabiliyor. Bazen ben yazmışım gibi hissettiğim cümleler oldu. “Intermezzo İtalyanca kökenli bir kelime ve anlamı “ara” ya da “geçiş bölümü” demek. Genellikle müzikte ya da tiyatroda iki ana bölüm arasındaki kısa parça ya da sahne için kullanılır. Bir tür soluklanma, ama aynı zamanda duygusal ya da yapısal bir geçişi de temsil eder.” Rooney’nin romanına bu adı vermesi çok anlamlı aslında: Karakterlerin hayatlarında tam da böyle bir “aralık” dönemi yaşanıyor. Ne eskisi gibi kalabiliyorlar ne de devam edebiliyorlar. Yas süreci de tam böyle değil mi zaten—bir intermezzo gibi, ne tam yaşamak ne tam unutmak… Benim yazarla tanışma kitabımdı, dili sade, edebiyata doydum denilebilecek bir kitap değil ama anlatmak istediklerini anlatma şeklini sevdim. Okurken zaman zaman kızsam da kitap bittikten sonra uzun bir süre karakterleri özlemeye devam ettim. Sonuç olarak, çıkar çıkmaz gündeme bomba gibi düşen ve okuyanları ikiye bölen bu kitap için ben seven ve hatta özleyen taraftayım.
İntermezzoSally Rooney · Can Yayınları · 20244,418 okunma
Puan vermedi·419 syf.··
2024 4. kitabı
Alıklar Birliği, yazarının kişisel hikâyesi ve kitabın basılma süreci ile de en az kurgusu kadar dikkat çeken bir kitap. John Kennedy Toole’un başyapıtı olarak düşündüğü kitabı yayınevleri tarafından reddedilir ancak ölümünden yıllar sonra annesinin girişimleriyle bastırılır. Baş karakterimiz Ignatius J. Reilly, odasından dışarı çıkmak istemeyen, yatağında yuvarlanırken çeşitli konularda görüşlerini yazan, boğazına oldukça düşkün bir genç. Başlarda bu özellikleriyle bir Amerikan Oblomov’u gibi göründü gözüme. Ama annesi Ignatius’u kolejlere göndermek için yaptığı onca masraftan sonra onu çalıştırmaya kararlı. İş araması için baskı yapıyor ve hiçbir işte uzun süre kalamayan Ignatius çeşitli yerlerde şansını denemeye başlıyor. Bir yere Ignatius’un gitmesi orada tsunami etkisi yapıyor arkadaşlar. Ona temas eden herkesin başına mutlaka bir şeyler geliyor. Kendince sürekli bir savaş halinde, onu bir an polise karşı haklarını savunurken, sonraki bir an fabrikada işçileri ayaklandırırken, sonra Barış Partisi’ni kurmaya çalışırken görüyoruz. Bunların bir kısmını da kılıcını kuşanmış olarak yapıyor, evet oyuncak kılıcını. Burada da Don Kişot rolünde gibi değil mi? Hayatta her şeyden nefret ediyor ama nefret ettiği filmleri izlemeye önce o gidiyor sonra daha sinema salonundan eleştirilerine başlıyor. Anlatılmaz okunur bir karakter arkadaşlar. Kitabın orijinalinde New Orleans şivesiyle yazılan yerler Türkçeye de şiveli çevirmiş, bu duruma kitabın yarılarına kadar alışamadım epeyce rahatsız etti beni. Ama şivesiz çevrilseydi de aynı etkiyi vermezdi bir yerden sonra yadırgamadım okurken. Kitapta sevdiğim, bağ kurduğum bir karakter olamadı arkadaşlar ama yazar da böyle bir kaygı duymamış bence yazarken. Ignatius, sürekli aklıma gelecek, etrafta arayacağım, unutulmaz bir karakter
Alıklar BirliğiJohn Kennedy Toole · Kırmızı Kedi Yayınevi · 20141,117 okunma
Puan vermedi·309 syf.··
2023 50. kitabı
Roman başkarakter Bergljot’un babasının ölüm haberini vermesiyle başlıyor. Babası beş ay önce ölmüş, Bergljot ailesiyle ilişkilerini uzun zaman önce koparmış, başlangıçta bu haber onda pek de bir etki bırakmamış gibi görünüyor. Asıl mesele miras üstüne, babasının ölümünden kısa bir süre önce anne ve baba miras dağılımında eşit davranmayarak aileye ait iki kulübeyi iki küçük kızına bırakmış. Bergljot aslında kulübeleri de onlardan gelecek herhangi bir şeyi de istemiyor, tek isteği uzak kalabilmek ama abisi bu işe çok bozuluyor. Bergljot da ailede önemsediği tek kişi olan abisinin tarafında olunca istemeyerek bu işe dahil oluyor. Kitap böyle ‘kilometrelerce uzakta da bu işler hiç değişmiyor demek, klasik bir miras mevzusu işte’ diye düşündürürken yavaş yavaş hikayenin altından başka şeyler de çıkıyor. Bergljot çocukluğunda babasıyla çok kötü şeyler yaşamış ama bu durum ailenin geri kalanı tarafından yok sayılmış. Sanki her şeyi uyduran bir deliymiş gibi muamele görüyor ve sesi duyulmadıkça bu döngüden de bir türlü çıkamıyor. Bu yüzden yazdıkları bir nevi sayıklama gibi ara ara da kendini tekrarlıyor. Birisinin seni duyuyorum, anlıyorum demesi için çırpınıyor. Kitap yazarın gerçek hayatından uyarlanmış bir kurgu, aslında hiç duyulmayan çocukluk travmasını tüm dünyaya haykırıyor ve bunu tam bir kuzeyli serinkanlılığıyla yapıyor. Yoğun duygular yok, söyleyeceğini söylüyor ve sonra ne hissedeceğinize karışmadan ortadan çekiliyor. Bu arada kitaptaki küçük kız kardeşlerden biri de bu olayları kendi bakış açısıyla anlatan bir kitap yazmış ve o da oldukça popüler bir kitapmış. Sanırım Türkçesi yok, onu da okumak isterdim.
MirasVigdis Hjorth · Siren Yayınları · 20216,5bin okunma