Selamlar arkadaşlar kitabı bitirdim ve Güzel bir kitap okunması gerekir
Kitabın özeti bu şekilde;
Parti'nin dünya görüşü, onu hiç anlayamayan insanlara çok daha kolay dayatılıyordu. (...) Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı çünkü tıpkı bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi, yuttuklarından geriye bir şey kalmıyordu.George Orwell'in kült kitabı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, yazarın geleceğe ilişkin bir kâbus senaryosudur. Bireyselliğin yok edildiği, zihnin kontrol altına alındığı, insanların makineleşmiş kitlelere dönüştürüldüğü totaliter bir dünya düzeni, romanda inanılmaz bir hayal gücüyle, en ince ayrıntısına kadar kurgulanmıştır. Geçmişte ve günümüzde dünya sahnesinde tezgâhlanan oyunlar düşünüldüğünde, ütopik olduğu kadar gerçekçi bir romandır Bin Dokuz Yüz Seksen Dört. Güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyen bir başyapıttır; yalnızca yarına değil, bugüne de ilişkin bir uyarı çığlığıdır.
Oldukça ünlü bir distopya kitabı. Distopik bir eser okumaya karar verdiğim için 1984'ü okumak istemiştim. İlk başladığımda pek ilgimi çekmediği için ilk kısımları bile bitirmeden bırakmıştım. Daha sonrasında bitirmek için bi daha okumaya başladım ama birinci bölümden sonrasını okuyamadım.
Pek bana hitab eden bir tür olmadığını düşünüyorum. Bu kadar ünlendiğine göre vardır bi güzelliği fakat ben o yönden bakamadığımı düşünüyorum. O yüzden de pek sevdiğimi söyleyemem.
Sistemde piyon olduğunu farkediş süreci. Genelde içsel bir devrim, başkaldırış. Diyaloglar az ama düşünceler yoğun. Düşünmeyi sevenler ve siyasetle ilgili olanlar sevecektir.
Üçüncü Dünya Savaşı sonucu dünya üçe bölünmüştür: Okyanusya, Avrasya ve Doğu Asya. Hikayenin konusu; Okyanusya’da geçmektedir. Okyanusya iktidar partisinin sloganı “Savaş barıştır, özgürlük köleliktir, cahillik güçtür”. Gerçeklik duygusu partinin “çiftdüşün” olarak adlandırdığı bir düşünce biçimi ile manipüle edilmektedir. Çiftdüşün, iki çelişik düşünceyi zihinde aynı anda bulundurabilmek, ikisini de kabullenmek anlamındadır. Böylece zihin bir kavram çorbasına dönüştürülür. Okyanusya’nın dili sadeleştirilmektedir. Sözlükten zıt kelimeler (“Kötü” yerine “iyi değil” kullanılıyor) ya da eş anlamlı kelimeler, anarşist yapılanmaya sebep olabilecek kelimeler çıkartılmaktadır. Böylece kimse Büyük Birader’e muhalefet yapamayacaktır. Dil düşüncenin yansıması olduğuna göre düşünce kodlarını iktidar belirlemeli, zihinleri dilediği gibi biçimlendirmelidir. Dil güçlü olmazsa, iletişim eksikliği olur. Bu da iktidarın işine gelir.
Kitabın ana karakteri Winston Smith, Julia ile yaşadıkları aşk neticesinde içinde yaşadığı sistemi sorgulamaya başlar ve isyan eder. Çünkü duygular, insanları mekanikleşmeden kurtarır. Zaten tam da bu yüzden Okyanusya’da aşk yasaktır. Evlilikler partinin onay verdiği kişiler arasında, sadece üreme amaçlı gerçekleştirilir. Çocuklar ailelerini ihbar etmeye yönlendirilir. Böylece aile bağları kopar ve birey güvenecek kimseyi bulamaz. Evlerin içine konulan tele ekranlar ile yüz mimiklerine kadar her şey gözetim altındadır. Her şeyi duyan bilen gören bir Büyük Birader vardır. BB’e karşı yapılacak en küçük eleştiri ya da itiraz hainlikle suçlanmaktadır. Yanlış düşüncelerde olanları düşünce polisi yakalar ve buharlaştırır.
Okyanusya’da dört bakanlık kurulmuştur: Barış Bakanlığı savaşın, Gerçek Bakanlığı yalanların, Sevgi Bakanlığı işkencenin, Varlık Bakanlığı
Yaklaşık 4 sene önce bu kitabı okumaya başlayıp yarıda bırakmıştım. Neden ve nasıl olduğunu ise hiç hatırlamıyorum...
Fakat şöyle bir düşüncem var. Bazı kitapların insanlarda bir okunma döngüsünün olduğunu düşünüyorum. Eğer doğru zaman değilse o kitapla aranızda bir bağ oluşmuyor ve sonuç başarısız!
İncelemeye geçecek olursak yazarın daha önce Hayvan Çiftliği kitabını da okumuştum... Diline, anlatım tarzına yabancı değilim.
1984 , Yazarımız George Orwell ’in II. Dünya Savaşı sonrası yazdığı ve yaklaşık 50 yıl sonrasının resmedildiği bir distopya ile karşı karşıyayız. Eserdeki çoğu unsur günümüzde distopya olarak kalmamış modern devletlerin yönetme aygıtına dönüşmüş durumdadır. Geçmişte kölelik olmak üzere çeşitli şekillerde insan bedenine hükmedilirken şimdi insana hükmetme sadece insan bedeniyle sınırlı kalmamakta aynı zamanda insan zihnine de hükmedilmektedir.
İnsanlar artık kendilerini özgür(!) olarak görerek gönüllü köleliğe razı olmaktadır. Gelişmiş iletişim araçlarıyla insanlara zihinsel olarak da hükmedilmektedir.
Eser, bireyselliğin yok edildiği, zihnin kontrol altına alındığı, insanların tüm eylemlerinin takip ve kontrol edildiği hatta makineleşmiş kitlelere dönüştürüldüğü bir modern devletin eleştirisi niteliğinde.
İnsanlar; yaşam tarzlarından, kullanacağı kelimelere ve cümlelere kadar her yandan kuşatılmış bir halde, adeta kapana sıkıştırılmış bir fare misali...
Hangi dönem okunursa okunsun, o dönemi yansıtacak ve güncelliğini asla kaybetmeyecek ve tabiki günümüz siyasetine dair çıkarımlarda bulunabileceğimiz bir eser.
Son olarak kitabın her ne kadar komünizm eleştirisi olduğunu belirten yorumlar yapılmış olsa da, yazarın eleştirdiği rejim komünizm değil, herhangi başka bir ideoloji arkasına sığınıp iktidarı ele geçirenlerin o güçle yaptıkları zulümdür...
Mutlaka
George Orwell’in 1984’ünü okurken kendimi bir romanın içinde değil de bir kabusun içinde hissettim. Her sayfasında izleniyormuşum gibi bir his vardı. Büyük Birader seni izliyor cümlesi kitap boyunca adeta beynime kazındı.Başkahraman Winston Smith’in iç dünyası o kadar gerçektiki bazen kendi düşüncelerimi okuyor gibiydim.Oda benim gibi sistemin saçmalığını fark ediyor ama hiçbir şey yapamıyor. Çünkü herkes gibi oda korkuyor. Julia’yla yaşadığı kısa süreli umut kitabın en insanca anıydı. Ama o bile uzun sürmedi. Sonunda Winston’un teslim oluşu beni gerçekten sarstı. 2+2=5 dediğinde içim burkuldu sanki o an insanlık kaybetti.Bu kitabı bitirdikten sonra uzun süre düşündüm.Orwell, sadece bir hikaye anlatmamış aslında bize “Eğer düşünmeyi bırakırsak özgürlüğüde kaybederiz”demiş.Bugün bile sosyal medyada teknolojide ya da politikada Orwell’in anlattıklarının izlerini görmek mümkün.Kesinlikle okunması gereken kitaplardan diyebilirim.Her kitaplıkta olmalı.
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023199,9bin okunma
İnceleme
Günümüzde oldukça popüler bir eser olan George Orwell’ın 1984 romanını nihayet okuyup bitirdim. Bu kitabı anlatamaya cümleler yetersiz kalıyor değinecek o kadar çok konu varki ...
Kelimenin tam anlamıyla her şeyin hatta düşüncelerinizin bile denetlendiği bir devlet düşünün. Büyük Birader ve onun partisi var. Partiye deli gibi tapan insanlar. Tele ekrandan izleniyorsunuz. Çalışırken, evinizdeyken bile. Attığınız adımdan yaptığınız spora kadar izleniyor, karışılıyor an ve an takiptesiniz. Kimse bundan rahatsız olmuyor mu ? bir gece ansızın buharlaştırılıyor. Ve bir de çocuklar konusu var adeta birer küçük ajanlar. Psikolojik öyle dokunuşlar yapılıyor ki (verilen casusluk hediyeleri, idam izletme, nefret saatleriyle bilinçaltına verilen mesajlar ) çekirdekten parti bağımlısı ajanlar oluveriyor. Öyle ki kendi ailesini anne babasını devlete karşı herhangi bir hareketinizden dolayı polise şikayet edebilecek kadar ve bu normal görülüyor. Dil sadeleştirilmektedir: kendileri yeni kelimeler üretmekte, sözlükten zıt kelimeler , es anlamlı kelimeler ve anarşist yapılanmaya yol açabilecek kelimeler çıkarılıyor. Dil güçlü olmazsa iletisimde eksiklikler olacaktır. Bu şekilde İktidara(Büyük Birader) muhalefet yapılamayacaktır.
İnsan psikolojisinde savunma mekanizmaları vardır, bu özellik zor şartlarda hayatta kalabilmemizi, belki de akıl sağlımızı koruyabilmemizi sağlıyor. Ne kadar kötü bir vaziyetin içerisinde kalırsak kalalım, bir müddet sonra artık bunu kanıksamaya başlıyoruz. Bunun farkında olan kişiler toplumların yöneticisiydiler. Bizlere, kendi çıkarlarına göre düzenledikleri sistemin içinde olmayı dayattılar. Yapmak istediklerimizi değil, yapmamızı istediklerini bizlere yaptırdılar. Sistemin dışına çıkmaya yeltenenleri ise dışladılar. Sonra zaman geçti, adapte
Pek çok insanın baş ucu kitapları arasında yer almış olsa bile, konu olarak çok benlik değildi. Kurgunun abartıldığı kitapları çok benimseyemiyorum. Dönemin şartlarında var olan teknoloji günümüzde bile pek mevcut değil, o yüzden gerçekçilikten bayağı uzak buldum. Bitirmek için bitirmiş olduğum kitaplardan biridir. Akıcılık konusunda çok iyimser değilim ancak çok kötü de değil. Konu olarak ilginizi çekerse, anlatımlar ve çeviri son derece başarılı, bu kitabı beğenebilirsiniz.
Hayatımın her döneminde okuyabilecağim kitaplar arasındadır 1984. Diktatörlüğü ve iktidarın kendi çıkarları için yapabileceklerini en iyi anlatan kitaptır sanırım. George Orwell, bu kitabında ütopik bir dünya kurmuş gibi görünsede bana göre büyük öngörü sahibiymiş. Okurken sürekli olarak bu dönemle kıyasladım kitabı.
Okyanusya, Avrasya ve Doğu Asya yaşanan savaşlar sonucu üçe bölünmüş ülkelerdir. Ülkenin dört bir yanında posterleri olan, despot lider Big Brother' in yönettiği Okyanusya, yasaklar ve korkularla sindirilmiştir. Her evde bulunması zorunlu olan tele ekran ( bir çeşit televizyon) ile özel hayat ortadan kaldırılmıştır. Bu tele ekranlar sayesinde parti propaganda yapıyor, isyankarlara karşı nefret aşılıyor insanlara. Aynı zamanda bu ekranlar sayesinde insanların yaptığı her şey görülüp, dinleniyor. Bangır bangır eşitlikten bahseden yöneticiler ve halk arasındaki yaşam kalitesi uçurumlar kadar. Ama yozlaştırılıp, uyutulan halk bunun bilincinde dahi değil. Sistemin ( partinin) insandan önemli olduğu bir dönem yaşanıyor. Sorgulamak, düşünmek, aşık olmak, yakın arkadaşlık kurmak...sistemin istemediği ve sisteme zarar verecek her türlü duygu ve düşünce yasak. Bu duygu ve düşüncelerin yasak olduğu Okyanusya' da aksi bir durum olursa Düşünce Polisi tarafından yakalanıp, idamla ya da işkenceyle cezalandırılıyor insanlar. Sevginin olmadığı kendi anne, babasını Düşünce Polisine şikayet eden çocukların ülkesi haline gelmiştir Okyanusya. İşte insanların robotlaştırıldığı bu ruhsuz ve totaliter rejime karşı olan Winston Smith' in aşkını ve isyanını anlatan olağanüstü bir kitap.
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023199,9bin okunma
George Orwell’in II. Dünya Savaşı sonrası yazdığı ve elli yıl sonrasının resmedildiği bir distopya ile karşı karşıyayız. Aslında kitap şu an her ülke de yapılan belki de birebir uygulanan yönetim algısına dönüşmüş bir sistemi anlatmaktadır. Yıllar geçse de üstünden uygulanan yöntem ve anlayış aynı.
Eser, insanın tüm eylemlerinin takip ve kontrol edildiği bir modern devletin eleştirisi niteliğinde. İnsanlar; yaşam tarzlarından, kullanacağı kelimelere ve cümlelere kadar her yandan kuşatılmış hâlde, adeta kapana sıkıştırılmış fare misali.
“Sözlüğü tamamladığımızda, senin gibilerin dili yeni baştan öğrenmeleri gerekecek. Bana öyle geliyor ki, sizler asıl işimizin yeni sözcükler icat etmek olduğunu sanıyorsunuz. Oysa ilgisi yok! Sözcükleri yok ediyoruz; her gün onlarcasını, yüzlercesini ortadan kaldırıyoruz.”
Bölümler şekilde düşünürsek 1 ve 2’inci bölümleri okuduktan sonra sonu gelsin isteyeceğiniz türden bir eser ortaya çıkmış.
“Partiye bağlılık, düşünmemek, düşünce gereksinimi duymamaktır. Partiye bağlılık, bilinçsizlik demektir.”
Birçok alıntı, birçok söz ve kavram çıkıyor okudukça ortaya;
Bir dünya düşünün var olma amacınız sadece “Parti” denilen hükmeden güce hizmet etmek. Yapmış olduğunuz her şeyin temelinde “Parti” var. Ama her şeyin.
Yorumlardan daha çok kitabı okurken kendi düşüncemizi yaşadığımız ortamı yapılan sistemi düşünmemizi sağlamaktadır.
İnsanlar yapılan olaylara karşı ne zaman eleştirmezse ne zaman her şeyi kabul ederse o zaman yenilmiş sayılır. Dayatılan sisteme kabul etmiş oluruz.
“Savaş Barıştır
Özgürlük Köleliktir
Cahillik Güçtür”
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023199,9bin okunma
1903'te Hindistan'ın Bengal eyaletinin Montihari kentinde doğdu. Ailesiyle birlikte İngiltere'ye döndükten sonra, öğrenimini Eton College'de tamamladı. Gerçek adı Eric Arthur olan Orwell, 1922-27 yılları arasında Hindistan İmparatorluk Polisi olarak görev yaptı. Ancak, İmparatorluk yönetiminin içyüzünü görünce istifa etti. 1950'de yayımladığı Bir Fili Vurmak adlı kitabı, sömürge memurlarının davranışlarını eleştiren makalelerin derlemesidir. İkinci Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru yazdığı Hayvan Çiftliği, Stalin rejimine karşı sert bir taşlamadır. Orwell'in en çok tanınan yapıtlarından Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, bilim-kurgu türünün klasik örneklerinden biri olmanın yanı sıra, modern dünyayı protesto eden bir romandır. Burma Günleri ise, Orwell'in Burma'daki (bugünkü Myanmar) İngiliz sömürgeciliğini dile getirdiği ilk kitabıdır. Orwell, 1950'de Londra'da öldü.