Her şeyin farkında olmak kadar insanı yıpratan çok az şey vardır. Bu kitabı 3 sene önce okumaya çalışmıştım. Ama o zamanlar çok ağır gelmişti anlatılanlar.
Aradan geçen seneler büyük bir değişim yarattı düşünce sistemimde. Korktuğum her şeyle yüzleştim. Bu kitap ta onlardan biri.
Diktatörlük rejimleri hakkında olumlu düşünen yoktur sanırım. Her ne kadar toplumun yararı göz önünde tutulmaya çalışılsa da aslında bu yönetimin toplumla bir alakası yoktur. Tam tersine bir grubun ya da kişinin menfaatleri söz konusudur ve bunun için halk sadece araçtır.
Nitekim Winston bu rejimlerden birinde hapsolmuş bir bireydi. Yönetim ondan ve yaşadığı toplumdan, benlik ve özgür olma bilincini almıştı. İlginç şekilde Winston yönetimde toplumun bilincini yönlendiriyordu. Ama sonunda yönetimin gerçek yüzüyle karşılaştı.
İlk olarak içinde bulunduğu şartları toplumu ve geçmişinin peşine düştü. İçinde bulunduğu toplum tabakalar halindeydi. Toplumun tabakalı olması ve bu tabakalar arasında büyük çaplı gelir farklarının olması demek o toplumun yozlaştığı ve benlik bilincini kaybettiğini gösterir.
Hümanist biri olarak bencilliğe tahammülüm yok. Bu hayat eşit değil dahası dünya eşit değil. Ama insanoğlu bu eşitsizliği ortadan kaldırabilecek donanımlara sahip. Mutluluk bir gülümsemeyle belli eder kendini. Sizce de sahip olacağınız her hangi bir şey bu gülümsemeyle kıyaslanabilir mi?
Umarım bireyselliğin yanında toplumsal fayda ve eşitliği benimseyen insanlarla güzelleşir dünya.
Başı yüzünden okuma süresini 1 aya kadar uzattığım daha sonrasında tekrar şans verip saran bir kitap oldu kendisi, fakat o kadar da beni etkileyen bir kitap olamadı, maalesef.
"1984", George Orwell tarafından yazılmış önemli bir distopya romanıdır. Yazar, kitabında totaliter bir düzenin korkunç sonuçlarını betimleyerek okuyucuları düşündürmeye ve toplumsal eleştirilerde bulunmaya yönlendirmiştir.
Kitabın ortalarında resmen ters köşe yaşadım, çok kez. Yok ya, bir şekilde karşı çıkarlar diye düşünürken ani bir tele ekran ile derinden sarsıldım, resmen. Sistem, öyle ya da böyle bu partiyi ve Büyük Birader'i sevme zorunluluğu kılıyor.
Orwell'ın dil kullanımı ve betimlemeleri, okuyucunun romanın atmosferine tamamen dalmalarını sağlamış. Karakterlerin iç dünyaları, toplumun korkunç gerçekliğiyle çarpıcı bir şekilde harmanlanır. Roman, siyasi, sosyal ve psikolojik açılardan derinlemesine düşünmeye iten kuvvetli bir eleştiri sunar.
Kitap bittince olur olmadık kendi mi bir boşlukta hissetim istemsizce ağzımdan buraya kadar mıydı dedim sonu baya farklı hayal ediyordum masal geleneği gibi bitecek bir son...
Ruhunu teslim etmesi iradesini kullanmaması özgürlük adı altında verilen acı her hal hareketinin her daim gözetleniyor olması insanlara güvenmekten yoksun olunacak bir toplum yaratmış yazar.Aslında bakarsanız yazar günümüze ileti yapıyor.Şartların ne olduğuna iradenin giderek elimizden alındığına ve aciz bir varlığa dönüşmemizi anlatıyor.Bir yerde O'Brien Smithe diyordu ki sen insan mısın evet diyordu.Ama onların gözünde tek insan partiydi geriye kalanlar köleydi...Insan ruhunu parça parça edip kendileri dizayn ediyor ve şekillere sokuyor bu kitapta kısaca.Absürt olan insanlara zulüm ediyorlar.Aslında uyumsuz denilmesi pek doğru değil aslında ama onların görüşlerine göre uyumsuz o dönemde düşüncenin karşıtlarına göre öyleydi.
George Orwel bu kitabında Büyük Birader adı altında iktidarın halk uzerindeki baskısından dem vurmuş.Bu partinin sloganı:"Savaş Barıştır,Özgürlük Köleliktir,Cehalet Kudrettir."Cinsel münasebetlere,parti içi ilişkilere,evliliklere,haz verecek her tür eyleme,sevgiye karşı çıkan bir iktidar.Nefret ile savaş ile bir imparatorluk kurmaya çalışan bir devlet Okyanusya.Winston adlı bir parti çalışanı Julia adlı partiden başka bir kadın ile tanışır bu kadın ile tanışmadan önce de günlüğüne yazdıkları ile partinin yasakladığı Düşuncesuçu (yani partinin ilkelerine aykırı herhangi bir düşünce barındırması)işlemişti.Julia ile teleekranların,mikrofonların olmadığı,izlenemeyecekleri,dinlenemeyecekleri yerlerde birlikte olarak hükümete karşı büyük suç işlemiş oldular ve yakalanıp işkence merkezlerine götürüldükleri,orada düşüncelerinin bile değiştirilmeye çalışıldığı türlü işkencelere maruz kaldıklarının anlatildıgı bir distopya eseri.
Okurken bir nebze günümüz siyasilerinin halk üzerindeki baskılarını anımsatırken bir yandan bu kadar bir baskı da yok,en azından herkes düşüncelerini açıkça söyleyebiliyor,hükümet düşüncelere müdahale edemiyor iyiki diyorsunuz.
Ben beğenerek okudum.Öneririm.
Büyük birader tarafından izlenen ve bir çok şeyin yasak olduğu dönem insanlar bir düzen dahilinde yaşıyor ve büyük biradere itaat ediyor okumanızı tavsiye ediyorum
George Orwell'ın 1949 yılında kaleme aldığı 1984, distopya edebiyatının en ikonik eserlerinden biridir. Büyük Birader'in gölgesinde, totaliter bir rejimin hüküm sürdüğü bir dünyayı tasvir
Kitap insanı derinden sarsan bir anlatıma sahip.. Kesinlikle okunulması gereken başlıca yapıtlardan bir tanesi.Toplumsal hiyerarşinin, çalışma gücünün, baskı altında yaşamanın ve özgürlüğün ne demek olduğu, ne derece önem taşıdığı kitaptan çıkarılacaklardan yalnızca birkaçı..
"İnsan sevilmekten ziyade anlaşılmayı istiyordu belki de." Bu kitabın yerini hiçbirisi dolduramayacak bende. O kadar farklı ve güzel ki bu kitapla ilgili düşüncelerimi yazmasam olmazdı. Efsane bir kitap! Okumaya niyetlenenler, hâlâ ne okuyacağım diye düşünenler için.. daha fazla ertelemeyin ve şimdiden bir "Merhaba" diyin. Zira ben öyle yaptım şuanda okuduğum kitabı bırakıp hiç yapmadığım şeyi yaparak bu kitaba başladım. Daha ilk sayfalardan daha önce rastlamadığım tuhaf bir kelimeler silsilesiydi benim için. Ne anlattığı konusunda en ufak bir fikrim dahi yoktu. Sayfalar boyunca anlatılan "Tek tip insanı oluşturma fikri" kitapta çok güzel bir ifadeyle anlatılmıştı. O kadar gerçekçi ve iyi bir şekilde yansıtılmış ki yer yer insanı dehşete düşüren bazende kurgudan ibaret olduğunu bildiğin bir yanılsama gibi hissettim hep.. Daha fazla ayrıntı verip heyecanınızı yitirmek istemem iyi okumalar...
Üçüncü Dünya Savaşı sonucu dünya üçe bölünmüştür: Okyanusya, Avrasya ve Doğu Asya. Hikayenin konusu; Okyanusya’da geçmektedir. Okyanusya iktidar partisinin sloganı “Savaş barıştır, özgürlük
Yaklaşık 4 sene önce bu kitabı okumaya başlayıp yarıda bırakmıştım. Neden ve nasıl olduğunu ise hiç hatırlamıyorum...
Fakat şöyle bir düşüncem var. Bazı kitapların insanlarda bir okunma döngüsünün
1903'te Hindistan'ın Bengal eyaletinin Montihari kentinde doğdu. Ailesiyle birlikte İngiltere'ye döndükten sonra, öğrenimini Eton College'de tamamladı. Gerçek adı Eric Arthur olan Orwell, 1922-27 yılları arasında Hindistan İmparatorluk Polisi olarak görev yaptı. Ancak, İmparatorluk yönetiminin içyüzünü görünce istifa etti. 1950'de yayımladığı Bir Fili Vurmak adlı kitabı, sömürge memurlarının davranışlarını eleştiren makalelerin derlemesidir. İkinci Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru yazdığı Hayvan Çiftliği, Stalin rejimine karşı sert bir taşlamadır. Orwell'in en çok tanınan yapıtlarından Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, bilim-kurgu türünün klasik örneklerinden biri olmanın yanı sıra, modern dünyayı protesto eden bir romandır. Burma Günleri ise, Orwell'in Burma'daki (bugünkü Myanmar) İngiliz sömürgeciliğini dile getirdiği ilk kitabıdır. Orwell, 1950'de Londra'da öldü.