Bakalım yaşıma kaç kitap sığdırmışım ??
Çoğu kütüphanemde olan kitaplardır.
500'e yakın kitabım vardı. Bir kısmını deprem bölgelerine ve köy okullarına gönderdim. Bir kısmını öğrencilerime hediye ettim.
Ödünç alıp okuduklarım da var tabi ki.
Kesinlikle okunmalı.
Bir insana yardım etmek için insan niye karşılık bekler ki.. Yardım etmek için geç kalmayın. Benim başıma ne geldiyse yardım etmekten geldi ama gene de vazgeçmedim hiç bir zaman:)
Stefan Zweig
Bir doktorun ilginç hikayesi ile Amok ve Madame De Pire'yi anlatan Bir Çöküşün Hikayesi isimli iki kısa hikayeden oluşuyor eser.
Açık bir dil ile çevirisi güçlü ve sürüklüyeci bir eser.
Haftanın ilk gününde sendromsuz tavsiyemdir
Keyifle Okumalar !
“Gerçekten hiçbir şey hatırlamıyorum, bana ne oldu bilmiyorum… Neden bu kadar çok Zweig kitabı okumaya başladım, bilmiyorum...”
Stefan Zweig okuyanlar bilir, Zweig'in bir kitabını okuyan kişi artık iflah olmaz ve bütün kitaplarını okumaya başlar. Adeta bir Amok Koşucusu gibi...
Peki Amok koşucusu nedir? Hemen cevaplayayım, bir tür çıldırma durumudur. Bu tabir, bugün dünyanın her yerinde benzer cinnet olaylarında faili tanımlamak için kullanılır. Kökeni bir çeşit intihar saldırısı geleneğine dayanır. Amok koşucusu sonuna kadar savaşır sonunda savaştığı şey uğruna ölür.
Hem ülkemizde, hem de dünyanın pek çok yerinde, bir dizi insanı öldürüp ardından kendisini öldüren insanların haberlerini sürekli duyuyoruz/okuyoruz. İşte bunların hepsi birer amok koşucusu. Bu durumun aktörlerinden, şayet hayatta kalanlar varsa, ifadeleri de genelde şöyledir; “Gerçekten hiçbir şey hatırlamıyorum, bana ne oldu bilmiyorum…”
İşte amok koşucusu da böyledir. Bir çıldırma haliyle harekete geçer. Kendisinin gücü kalmayacak ve artık düşüp ölecek hale gelene kadar karşısına çıkan her şeyi yok etme eğilimindedir.
Esasen yazarımız Stefan Zweig da bir amok koşucusudur. Yaşamına intihar ederek son verdiğini düşünürsek, kısmen de olsa yazarın da bir amok koşucusu olduğunu söyleyebiliriz.
İlk okumaya başladığımda ne okuduğumu anladım desem yalan olur derken bir anda olayların içerisinde buldum kendimi. Kitap nedenini bilmediğimiz bir kaza ile başlıyor, kahramanımız olayları anlatmaya başlıyor. İnsanların birbiri ile muhabbetinden, gülüşmelerinden, mutluluklarından rahatsız olan kahramanımız huzuru gündüzleri uyuyarak, geceleri ise ayakta kalarak bulmaya çalışıyor. Bir gece huzuru tek başına bulduğunu sandığı bir zamanda yanan piponun çıkardığı ışık bulunduğu ortamda yalnız olmadığını öğrenmesine vesile oluyor.
Kitabın kapağındaki Amok Koşucusu ismi; Malezyalı iyi yürekli sıradan birinin içkisini içip, duygusal olarak umursamaz ve monoton bir moda girdikten sonra bıçağını kaparak, hızla at gözlüğü takmış gibi hedefe kilitlenip dosdoğru koşmasından bahsediyor.
Kahramanımız yalnızlığını başka biriyle paylaştığı gecelerde artık hikâyesini Amok Koşucusuna benzeterek anlatmaya başlıyor. Başarılı bir doktor olan kahramanımızın kibir ve egosuna yenilerek nasıl bu duruma düştüğünün hikâyesini anlatıyor. Kahramanımızın hikâyesinde kibri, nefreti, duygusallığı, aşkı ve sonunda yaşamış olduğu pişmanlığa tanıklık ediyoruz. Yaptıklarını takdir etmeyenler olabilir ama sonunda sözüne sadık biri olduğunu göstermiş olması kahraman üzerindeki olumsuz havayı dağıttı diyebilirim.
İnce bir kitap, başlarda biraz sıkıcı gelse de ilerleyen sayfalarda hikayenin akışına kapılıp gidiyorsunuz.
Keyifli okumalar dilerim…
Çok söze gerek yok. Mutlaka okunması gereken bir kitap.. ben çok beğendim. Zweig farkını ortaya koymuş. Amok Koşucusu, bireyin yalnızlaştıkça kendi iç sesine hapsolduğunu ve bu iç sesin kontrolsüz hâle geldiğinde yıkıcı bir güce dönüşebileceğini anlatır. Zweig’in dili sade fakat son derece yoğundur. Bu yönüyle eser, kısa olmasına rağmen uzun süre etkisini sürdüren, düşündürücü ve sarsıcı bir edebi metindir.
Stefan Zweig sen gene neler yazdın, bizi nerelere sürükledin. Film izler gibi canlandı gözümün önünde yazdıkların.
Ne demek amok; hastalık cinnet hali.
Amok hastalığına yakalanan kişi kendini kaybediyor. Bizler de bazen kendimizi kaybetmek istemez miyiz bilinmezlerin içinde. Aslında çoğumuz yaşadığımız birçok şeyi unutup bir amok koşucusuyuzdur belki de hayatta.
Bir kasabada doktor olan adam karşısına çıkan bir kadının peşine takılır ve her şeyini geride bırakır. Doktorun tek amacı kadının son isteğini yerine getirmek... Ey aşk sen ne yaramaz çocuksun, kime nerede, ne zaman, ne yaptıracağım belli olmuyor.
Kısa etkileyici güzel bir kitaptı ve en güzel öğretisi verilmiş olan bir sözün ne pahasına olursa olsun tutulması gerektiği.
Hepimizin verilmiş olan sözlerimizi tutabilme cesaretini gösterebilmesi dileğiyle...
Keyifli okumalar
Amok KoşucusuStefan Zweig · Venedik Yayınları · 2019134,4bin okunma
Öykü adını, Malezya'da bir tür cinnet halini tarif etmek için kullanılan "amok" tabirinden alır. Basit ama akıcı bir kurguya sahiptir. Bir doktorun, mesleki hayatını bir tutkuya ve bir kadının sırrını saklamaya feda edişini çok güzel anlatmıştır. İyi okumalar dilerim.
Stefan Zweig’in yazdığı çarpıcı bir kısa öyküdür. Kitap, yalnızlık, tutku ve psikolojik gerilim temalarını işler. Okuması da oldukça kolay ve hızlıydı. Bir saatte okunabilecek bir öykü. İnsanı sıkmayan ve devam etmesini sağlayan bir anlatımı var.
Öykü, Hindistan’da yaşayan bir doktorun başından geçen olayları konu alır. Doktor, bir kadının yardıma ihtiyacı olduğu bir gece onunla tanışır. Kadın, toplumdan dışlanmaktan korktuğu için doktorun yardımlarını gizlice ister. Ancak doktor, kadına olan tutkusuna yenik düşer ve onu para karşılığında tedavi etmeyi reddeder. Kadın onun teklifini reddedip uzaklaştıktan sonra doktor pişmanlık içinde ona yardım etmek için her şeyi göze alır. Fakat kadını bulmak, aşırı ve delice bir takıntıya dönüşür; bu ruh hali Malayların “amok koşusu” diye adlandırdığı, ölümüne bir çılgınlık hâlini alır.
Doktor, kadının peşine düşerken, kendi içsel yıkımına doğru hızla ilerler. Öykü, bu koşu sırasında doktorun içsel çatışmalarını ve psikolojik durumunu derinlemesine ele alır. Zweig, eserde karakterin insanlık dışı bir dürtüyle nasıl hareket ettiğini çarpıcı bir dille anlatır, okuyucuya insan ruhunun karmaşıklığını sunar.
Keyifli okumalar..
Amok KoşucusuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2021134,4bin okunma
Çokça inceleme vardır bu kitap hakkında eminim, çokça okunması bu kitabın, ne güzel. Bense bir anda başladım ve bir anda bitti Amok Koşucusu. Bitti ama ilk okuduğumuz satırlar olan " 1912 yılının Mart ayında Napoli limanında, gazetelerin hakkında oldukça kapsamlı , ama hayali unsurlarla süslenmiş haberler yayımladıkları tuhaf bir kaza meydana geldi." cümlesinin altında yatan o hikaye ve hikayeyi biliyor olmanın verdiği duygu bambaşka bir kalıcıkta. Çünkü bu kitabın okuyucuları olarak biz; o pek de konforlu olmayan kamarada yolculuk eden , yolculuktan çok sonra tuhaf bir kaza hakkında geçiştirilmiş satırları okur okumaz, gazete sayfasının arkasından ay beyazlığında bir yüzün, parlak gözlüğüyle bir hayalet gibi bize baktığını hisseden o beyefendiyiz. Artık bizde kitaptaki sırrın bir parçasıyız ve merak ediyorum, acaba bu sırrı doktorumuz gibi saklayabilecek miyiz?
Amok KoşucusuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2021134,4bin okunma
Stefan Zweig, Avusturyalı yazar ve gazeteciydi. Edebi kariyerinin zirvesinde olduğu 1920'li ve 1930'lu yıllarda, dünyanın en çok çevrilen ve en popüler yazarlarından biriydi.
Zweig, Viyana, Avusturya-Macaristan'da büyüdü. Honoré de Balzac, Charles Dickens ve Fyodor Dostoyevski gibi ünlü edebiyatçılar hakkında Üç Büyük Usta (1920) ve belirleyici tarihsel olaylar hakkında Yıldızın Parladığı Anlar (1927) adlı tarihsel incelemeler yazdı. Ayrıca Joseph Fouché (1929), Mary Stuart (1935) ve Marie Antoinette'nin biyografilerini yazdı. Zweig'ın en bilinen kurgu eserleri arasında Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (1922), Amok Koşucusu (1922), Korku (1925), Karışık Duygular (1927), Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat (1927), psikolojik roman Sabırsız Yürek (1939) ve Satranç (1941) yer almaktadır.
1934 yılında Almanya'da Nazi Partisi'nin yükselişi ve Avusturya'da Ständestaat rejiminin kurulmasının bir sonucu olarak Zweig, İngiltere'ye göç etti ve 1940 yılında kısa bir süre New York'a ve daha sonra yerleştiği Brezilya'ya taşındı. Son yıllarında bu ülkeye aşık olduğunu ilan edecek ve Brezilya, Geleceğin Ülkesi adlı kitabında bu ülke hakkında yazacaktı. Yıllar geçtikçe Zweig, Avrupa'nın geleceği konusunda giderek daha fazla hayal kırıklığına uğradı ve umutsuzluğa kapıldı. 23 Şubat 1942'de Petrópolis'teki evlerinde eşi Lotte ile birlikte aşırı dozda barbitürattan ölü bulundu. Eserleri birçok film uyarlamasına temel oldu. Zweig'ın anı kitabı Dünün Dünyası (1942), I. Franz Joseph yönetimindeki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun çöküş yıllarındaki yaşamı betimlemesiyle dikkat çeker ve Habsburg İmparatorluğu hakkındaki en ünlü kitap olarak anılır.