Amok Koşucusu

·
Okunma
·
Beğeni
·
518,3bin
Gösterim
Adı:
Amok Koşucusu
Baskı tarihi:
2020
Sayfa sayısı:
118
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050631111
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dekalog Yayınları
1912 yılının mart ayında, Napoli'de büyük bir transatlantiğin boşaltılması esnasında, hakkında gazetelerde yalan yanlış haberlerin yayımlandığı bir kaza meydana geldi. Yolcuların çoğu gibi ben de olayı görmedim çünkü kömür yüklemesinin neden olduğu gürültüden ve verdiği rahatsızlıktan uzaklaşmak için akşamı geçirmek üzere karaya çıkmıştım. Ancak, meydana geldiği esnada gerçekte ne olduğunu bilecek ve nedenini açıklayacak bir durumdaydım. Olayın üzerinden bunca zaman geçtiğine göre şimdiye dek sürdürdüğüm suskunluğumu bozmamam için artık hiçbir neden yok.
64 syf.
·8/10 puan
Amok Koşucusu Stefan Zweig'in benim için en değerli eseridir. Bu kitabı daha önce de sayısız kere okumama rağmen kafa dağıtmak için tekrar tekrar okurum. Tabi bunda sayfa sayısının da az olması bir etken.

Amok hastalığı yanlış bilmiyorsam Malezya menşeili adamı deli gibi koşmaya iten bir hastalık. Gözünün döndüğünü kendisini amok kosucusuna benzeterek anlatan yazar harika iş çıkarmış.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
64 syf.
·2 günde·8/10 puan
“Gerçekten hiçbir şey hatırlamıyorum, bana ne oldu bilmiyorum… Neden bu kadar çok Zweig kitabı okumaya başladım, bilmiyorum...”

Stefan Zweig okuyanlar bilir, Zweig'in bir kitabını okuyan kişi artık iflah olmaz ve bütün kitaplarını okumaya başlar. Adeta bir Amok Koşucusu gibi...

Peki Amok koşucusu nedir? Hemen cevaplayayım, bir tür çıldırma durumudur. Bu tabir, bugün dünyanın her yerinde benzer cinnet olaylarında faili tanımlamak için kullanılır. Kökeni bir çeşit intihar saldırısı geleneğine dayanır. Amok koşucusu sonuna kadar savaşır sonunda savaştığı şey uğruna ölür.

Hem ülkemizde, hem de dünyanın pek çok yerinde, bir dizi insanı öldürüp ardından kendisini öldüren insanların haberlerini sürekli duyuyoruz/okuyoruz. İşte bunların hepsi birer amok koşucusu. Bu durumun aktörlerinden, şayet hayatta kalanlar varsa, ifadeleri de genelde şöyledir; “Gerçekten hiçbir şey hatırlamıyorum, bana ne oldu bilmiyorum…”

İşte amok koşucusu da böyledir. Bir çıldırma haliyle harekete geçer. Kendisinin gücü kalmayacak ve artık düşüp ölecek hale gelene kadar karşısına çıkan her şeyi yok etme eğilimindedir.

Esasen yazarımız Stefan Zweig da bir amok koşucusudur. Yaşamına intihar ederek son verdiğini düşünürsek, kısmen de olsa yazarın da bir amok koşucusu olduğunu söyleyebiliriz.
189 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10 puan
YouTube kitap kanalımda Amok Koşucusu kitabının da içinde bulunduğu kitaplık turu videomu izleyebilirsiniz: https://youtu.be/a3ctaLux8B4

Koşmak değerli şey.

Ruhsuz, ilgisiz ve donuk bir şekilde öylece oturmalarımızın sonucunda biz de bazen nereye gittiğimizi bilmeden "sen" zamirini yakıştıracağımız insanlara doğru koşarız.

Bizim için değeri fazla olan bazı insanlar sesimizi duyamazlar bazen fakat bu yine de onları yanımızda hissetmemizi engellemez. Koşacağız ki hayatlarımızın bir anlamı olsun. Koşacağız ki Amok Koşucusu'nun sıkıldığı o donuk ruh halinden çıkış gibi elimizde bir amacımız olsun. Çünkü Raif koşuyordu, Forrest koşuyordu, Dava'daki K. koşuyordu, Nicholai Hel koşuyordu, Kayra koşuyordu... Sırf onların fiziksel ya da beyinsel koşuları için de değil, kendimiz için koşacağız zaten. Sonunu düşünmeden ama. İnsanlar uyarmak için ismimizi bağırırken takmayacağız onları hem, gözümüz hedeflerimizden başka bir şeyi görmeyecek çünkü. Sonunda ne olur bilinmez... Ama koşma deneyiminin verdiği farkındalık hep bizde kalacak.

Nereye nasıl gittiğimizden çok, neden gittiğimizin önemi olacak. Niceliklerden çok niteliklere önem vereceğiz. Fedakarlıklarımız olacak aynı bu kitaptaki doktor gibi. Tamir etmeye çalışacağız kırılan kalpleri. Bazen baştan beri bir araya gelmeyeceğini bildiğimiz kalpler çıkacak karşımıza. Mesleklerimiz de önemli olmayacak o anda çünkü herkes hayatının bir döneminde doktor olur. Geleceğimizi tedavi etmeye çalışırken şimdiki anımızdan fedakarlıklar yaparız çünkü. Koşmadan olacak şeyler değil bunlar. Belki yavaş koşacağız, detaylarda ve yaşanmışlıklarda arayacağız hayatı evet ama yine de sıkıldığımızın sıkıntısında olacağız.

İşsizlik %13'lere yükselecek, yoksulluk sınırı 5000 liralara gelecek ve etrafımızdaki ülkelerde masumlar her daim ölecek. Peki bunların Amok Koşucusu'yla ne alakası olabilir? Bu kitaptaki doktorun yaşadığı bu kadar pişmanlık bu kadar yardım etme dürtüsü boşuna mı peki? Açın milyon katı tok var. Peki bizim Amok Koşucusu olmak için ne eksiğimiz var? Neden hala ruhsuz, ilgisiz ve donuk bir şekilde öylece oturuyoruz? Forrest'a yaptıkları gibi bize de birisinin koş demesini mi bekliyoruz? "Sen" zamirini kullanacağımız insanlar bazen bizim sevgilimiz, çocuğumuz, cumhurbaşkanımız, manavımız ya da hayvanımız olacak. Bu "sen" kelimesiyle etiketlendireceğimiz oluşumların hayatları için kendi hayatlarımızdan neleri paylaşacağımızı bilerek mi koşacağız acaba? Madem ki koşacağız, o başlangıçta duyduğumuz başlangıç sesinin de bir anlamı olsun. Belki bilmeyerek koşacağız bazı şeylere evet ama bilmemekten gelen bir öğrenme, tanıma duygusunun verdiği çekiciliğe koşacağız o zaman. Bizi, bizden daha iyi tanıyanlar olacak mutlaka. Bizim için fedakarlıklar yapanlar, bizimle kitaptaki gibi yüzlerce üç noktayla konuşup da gözümüzün içine baka baka sürekli bir şeyler anlatmaya çalışanlar... Bu gözlere koşacağız işte biz de. O gözlere sadece retina, iris, gözbebeği, tabaka ve kör nokta gibi fiziksel özellikleriyle değil de fedakarlıklarla, pişmanlıklarla, ders almalarla ve çığrından çıkmalarla bakacağız.

Hepimiz bu hayatta Amok Koşucularıyız. En azından yüreğimizden gelip de bugüne kadar koşamadığımız şeylere karşı koşuyoruz işte. Biz de nereye gittiğimizi bilmiyoruz ama bu koşu süreci de bize zevk veriyor işte.

Zweig da edebiyatıyla koşmaya devam ediyor. Şu an mezarda bilinmezlikler arasında olsa bile bir sadaka-i cariye misali edebiyatıyla bizleri büyütmeye devam ediyor. Bir gün alıyor Viyana Prater'de olağanüstü geceler yaşatıyor, bir gün alıyor Amok Koşucusu'yla beraber hayattaki manevi tamamlanamamışlıklara karşı koşmamızı söylüyor.

Çünkü, koşmak güzel şey.
64 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Bazı kitaplar vardır ,söylemek istediği şeyi dolaylamadan bir çırpıda tam suratınızın ortasına söyler o an midenize yediğiniz yumruğu kestirecek vaktiniz olmadığını fark edemezsiniz bile. Tam da böyle bir kitap olmuş 60 sayfalık kısa fakat bir o kadar da uzun bir serüvene çıkmış gibi hissettim. Edebi dili zengin, üslup, anlatım bir o kadar lezzetli bir hikayeydi. Yazarın okuduğum ilk kitabı ve çok beğendim. Herkese şimdiden iyi okumalar.
64 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Bugün hayatıma yeni bir kavram eklendi. Amok koşucusu; ilk duyduğumda biraz garipsesemde okudukça daha çok ilgimi çekti. Eminim hepimizin de farkında olmadan Amok koşucusu durumuna düştüğü anlar mevcuttur.

Amok koşuculuğu bana göre insanın saplantılarına kurban gitmesidir. Arzuladığımız şeyi elde edemediğimizde saplantı haline getiririz. Sürekli onu düşünürüz, aklımıza bir mıh gibi çakılır. Onu istemekten vazgeçemeyiz, onun ardından gitmekten vazgeçemeyiz, sonunda ölüm dahi olsa ardından gideriz.

''Bir Amok koşucusuysanız uzun süre cezasız kalamazsınız, eninde sonunda sizi yere sererler...'' Umarım kendimizi belirsiz tehlikelere atılacak adımlardan alıkoyabiliriz. Saplantısı olmayan bir şekilde mutlu olur; saplantısı olan arzuladığını elde etse bile mutlu olamaz.
276 syf.
·1 günde·10/10 puan
Stefan Zweig'ın geçen hafta başladığım Merhamet adlı romanına devam ederken bir de hikâye kitabını sıkıştırdım araya-aslında bir Conrad bir de Cortazar da sıkıştırdım- ve çok nadiren olan birşey gerçekleşti: birkaç saat içinde kitabı bitirdim. Bitirmek zorundaydım; çünkü elimden bırakamadım. Zweig'ın bu kitabı ne zaman yazdığını bilmiyorum; ama kendi trajik sonuna yakın bir zaman mı diye düşünmeden edemedim. Kitap ne zaman yazılmış olursa olsun muazzam bir inceliğin, maharetin sonucu. Kitap muhteşem. Hikâyeler muhteşem. Dil, üslûp, ruhumuza akan o lezzet muhteşem. Yapamadım, bırakamadım elimden; okudum, okudum, okudum. Zweig'ın insan ruhunu berrak, lekesiz bir şekilde anlattığı hikâyeler bunlar yine, ve yazar yine en iyi yaptığı şeyi yapıyor: zayıf, yaralı, zaafları olan, yalnız olan, aşık olan, yabancı olan insanların hikâyelerini anlatarak bize bu dünyada yaşamanın trajedisini hikâye ediyor, bize insandan, insan olmaktan, zaaflarla yaralı bereli olmaktan söz ediyor, bize bu hayatta zayıf olmanın, yabancı olmanın, aşık olmanın, yalnız olmanın acıtıcı sonuçlarından söz ediyor; ve bütün bunları bugüne dek okuduğum hikâyelerinin arasında en güzel, en etkileyici edebi üslûbuyla, en üst düzeyde bir incelikle anlatıyor, en azından kitabı okurken benim hissettiklerim bunlardı. 'Amok Koşucusu' adlı hikâye, kitabın zirvesi olabilir, kendi adıma hayatım boyunca okuduğum en etkileyici öykülerden biriydi ve en son Martin Eden'ı okurken ağlamıştım, hikâyenin son birkaç sayfasında artık kendimi tutamadım...pek duramadım da üstelik, okumaya devam ederken yaşlar da akıp gittiler. Zweig'ı ve diğer ruh kazıcılarını, iyi ki edebiyat var ve hayat edebiyattır, edebiyat hayattır diye bize düşündüren, bize söyleyen, anlatan, yazan bütün edebiyatçıları okumaya, onlarla düşünüp hislenmeye ve kendi hayat tecrübemizi böyle muhteşem dil eserleriyle süsleyip güzelleştirmeye devam...bu siteden kim sebep oldu da Stefan Zweig okumaya başladım, hatırlamıyorum; ama hakikaten minnettarım. Zweig okumadan şu dünyadan gitmiş olsaydım, bu lezzeti, bu tadı bilmeden, Zweig'ı tanımadan gidecektim.

Kitabı edebiyat seven herkese öneriyorum. İyi bir edebiyatçı, romancı, hikâyeci ancak karakter yaratabilen, anlatabilen; anlattıkları bizde gerçek hissi yaratabilen; sahteliklere, geçici, basit imaj ve maskelere ihtiyaç duymadan pozsuz, bize hakikati işaret eden ya da gösteren yazarlar olabilir. Tanımadığımız halde hayat deneyimlerinden, hayal güçlerinden, fikir ve hayal yürütmelerinden bizimle bu tecrübeyi paylaşabilen ve bize şu ne olduğu muğlak dünya üzerinde yaşamanın ne olduğuna dair bize bir şeyler, çok şeyler söyleyebilen bütün edebiyatçılar, yazarlar, şairler hepimizin hayat yoldaşı aslında. Bu insanları okuyor olabilmek bile büyük lütûf, büyük bir güzellik. Bu yüzden; okumayan herkese mutlaka bu yaralı, güzel yazarı okumasını ve onun hikâyelerinde bize anlattığı bütün insanlarını tanımasını öneriyorum...
80 syf.
Galiba gemi yolculuğu Zweig'in hayatında önemli bir unsur olarak yerini almış ki, hikayelerini gemilerin üzerinden başlatıyor, Satranç'tan sonra ikinci bir gemi yolculuğu ve geriye dönüşle aktarılan bir hikaye daha. Yine bir kişinin psikolojik savaşı...

Nedir bu Amok ya da Amok Koşucusu? Merakımızı gidermek için yazar da bu soru sormuş ve cevaplamış bakalım neymiş:

"Amok’un ne olduğunu biliyor musunuz?
-"İşte Amok... evet Amok, şöyle oluyor: Bir Malezyalı, herhangi bir sıradan, kendi halinde adam içkisini içiyor... Ruhsuz, ilgisiz, donuk bir biçimde oturuyor oracıkta... tıpkı benim odamda oturduğum gibi... sonra ansızın ayağa fırlıyor, hançerini kapıyor, sokağa fırlıyor... dosdoğru koşuyor, dosdoğru... nereye gittiğini bilmeden... Yoluna ne çıkarsa, insan olsun hayvan olsun, hançerini saplıyor, akan kan onu daha da çıldırtıyor... Ağzı köpürüyor, kudurmuş gibi uluyor... ama koşuyor, koşuyor, koşuyor, ne sağa bakıyor ne sola, acı acı haykırarak, elinde kanlı hançeriyle, korkunç koşusunu sürdürüyor... Köylerdeki insanlar bu Amok koşucusunu hiçbir gücün durduramayacağını bilirler... o gelirken uyarmak için ‘Amok! Amok!’ diye haykırırlar ve herkes kaçışır... ama o bunları hiç duymadan koşar, görmeden koşar, önüne çıkanı devirir... sonunda kuduz bir köpeği vururcasına vurup öldürürler onu ya da o ağzından köpükler çıkararak yere yığılıp kalır..." (can yayınları)

Tabii bunu okuduğumuz zaman hepimizin birer Amok Koşucusu'na aday olduğumuzu rahatlıkla anlayabiliriz. Olay ne biliyor musunuz: Hani yanlışlarınız, hayal kırıklıklarınız, üzüntüleriniz üst üste gelip, öyle bir birleşir ki, kaya parçası gibi yüreğinize, beyninize her yerinize bir ağırlık oturur! Ne düşünce üretecek aklınız kalır, ne de konuşacak mecaliniz, sadece ama sadece yüreğiniz çırpınır durur...Dışarıdan bakıldığında, sanki bir mumya gibisiniz ve sesiniz çıkmadığı için de varlığınız dikkat bile çekmez. Ancak kalbiniz öyle bir atar ki, patlamaması için fırlarsınız cümbüşün içine, artık söz de tehdit de kifayetsiz kalır...

İnsanız ve insanlar hata yapar, kişi bazen hatasını anlar bazen anlamaz, bazen anlayıp düzeltmeye çalışır bazen ise aynı hatayı yapmakta ısrar eder ve ısrar eden kötü karakterli olarak toplumda yerini alır...

Buradaki hikayede hatasını anlayıp, tüm varlığıyla düzeltmek için çaba gösteren bir karakter görürüz. Aslında bize o kadar çok şey anlatıyor ki mesela hukuk fakültesinde soru olabilecek bir ifadeyi bile ortaya atabiliyor. "Hatayı başlatan mı suçlu yoksa yapılan hatayı düzeltme imkanı vermeyen mi?" şeklinde sorulabilir. Tabii ki hukukta olayın detaylı açıklanması gerekir ve karar vericiler de geçerli olan ülkenin yasasına göre bunun kararını verirler. Ama bizim için bu olay çok daha farklı biz yasaya bakarak değil vicdanlara bakarak değerlendiririz;

o zaman sorumuzu güncelliyorum
"Arzularına yenilip mesleğini kötüye kullanmak mı daha kötü yoksa bunu gurur haline getirip, o hatanın düzeltmesini engellemek mi daha kötü"

şehvet ve gurur...
64 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10 puan
Amok (gözü kara, hiddetle saldıran ve öldüren) Güneydoğu Asya bölgesinde ve bu bölge kültüründe "cinnet" hâlini ifade etmek için kullanılan bir tanımdır.Psikolojide "amok", derin bir depresyon döneminin sonrasında ortaya çıkan şiddet ile sonuçlanan atakların görüldüğü disosiyatif bir ruh hâlidir.

Öncelikle ilk kez duyduğum bu terimi bu enfes kitap sayesinde öğrenmekle,öğrenmek yetersiz kalır,o terimin içine girerek,yaşayarak,hissederek içimin yağlarının eridiğini belirtmek istiyorum.Bazı erkekler,bilirsiniz işte bazen kısa amok koşularına çıkabilir.Durdurulamayan istekler karşında Cem Yılmaz bu duruma erkekte bulunan bir organı(!) kastederek''fikri var beyni yok''der.Ve ekler,''onun dikine gidersen yandın'' Zweig Amok Koşucusu demiş.Bir amok koşucusu asla durdurulamaz.Koşar ve yolun sonuna geldiğinde düşer.Kurban bayramlarında kasabın elinden kurtulup kaçan boğalar da amok koşucularına güzel bir örnektir bence.

Kitapta yine çok iyi psikanalizler ve betimlemeler var.Zaten Zweig her kitabında bir durumu,bir hali betimleyemezse o durum için ''bunu size betimlemem mümkün değil'' diyerek bile durumu o kadar güzel betimliyor ki,bu kadar olur ancak diyorsunuz.Kitaptaki olaylardan bahsetmemekle birlikte bu kitabın yine Zweig'in ''Bir Kadının Yaşamından 24 Saat'' kitabıyla hem sunuş,hem anlatış,hem de konu bakımından aynı formatta olduğunu söyleyebilirim.Bir Kadının Yaşamından 24 Saat kitabında bir kumarbaza yardım etmek için yanıp tutuşan bir kadın,Amok Koşucusunda ise fikri olup beyni olmadığı için :) geç olsa da bir kadına yardım etmek için yanıp tutuşan bir doktorun hikayesi.Ve hikayeyi her iki kitapta da ikici şahıslara bir sır anlatarak sunuş biçimi.Evet bu durumlar iki kitapta da aynı olsa da,derin analizler,terimler,betimlemeler olarak birbirlerinin arasında dağlar kadar fark var.Ve ben Amok Koşucusu kitabını daha çok sevdim.Giriş-gelişme ve sonuç tek kelimeyle enfes.Bu kadar kısa kitaplarla,böyle dolu dolu bir anlatımı verebilecek başka bir yazara rastlamadım daha.Bu belki de benim hatamdır.Koşmaya,pardon okumaya devam :)
64 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Saplantıyı ve insan ruhunun hastalıklı tarafını çok iyi anlatan bir kitap. İsminin anlamına bakacak olursak ~

~ Amok hastalığı, özellikle Orta Asya'da ve Malezya'da daha yaygın şekilde görülen bir tür psikiyatrik hastalıktır. Bugüne kadar tespit edilmiş olan psikiyatrik hastalıklara oranla çok daha nadir olarak görülen bu hastalık, kişilerde saldırganlığa neden olur ve ölüme neden olabilecek kadar ciddi boyutlara ulaşabilir. Hastalığın daha yaygın olarak görüldüğü Malezya'da halk dilinde daha kaba bir tabirle öldürücü çılgınlık anlamına gelen "Mengamok" veya dünya çapındaki adıyla "Running Amok" şeklinde de ifade edilir. Hastalık genellikle ani olarak gelişir ve bireyde istemsiz hareketler, şuur kaybı, saldırgan tavırlar gibi olumsuzluklara yol açabilir. Bu tür semptomlarla birlikte hem hastanın kendisi hem de çevresindeki bireyler yaşamsal tehdit altına girebilirler. Hastalığın gelişim mekanizması tam olarak bilinememekle birlikte Malezya bölgesinde yoğunlaşmış olması nedeniyle tıp alanında kültüre bağlı bir sendrom olarak da açıklanır.
80 syf.
·2 günde·10/10 puan
Nerden başlıyacağımı bilmiyorum ama tek kelimeyle anlatayım. Etkileyici... Böyle bir kurgu insana eline aldığı o 80 sayfalık kitabı bi seferde soluksuz okumaya mahkum ediyor. Belki bu kurguya kaptırdım kendimi belkide bu kurgunun gerçek olabileceği üzerine olan olasılıklara ve her ne sebeple olursa olsun şu an saat gece 1.52 ve içimde öyle bir his varki tarif edilemez. İyi okumalar
Sizden benimle konuşmanızı rica ediyorum, çünkü kendi suskunluğumda boğulmak üzereyim.
Stefan Zweig
Sayfa 11 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Amok Koşucusu
Baskı tarihi:
2020
Sayfa sayısı:
118
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050631111
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dekalog Yayınları
1912 yılının mart ayında, Napoli'de büyük bir transatlantiğin boşaltılması esnasında, hakkında gazetelerde yalan yanlış haberlerin yayımlandığı bir kaza meydana geldi. Yolcuların çoğu gibi ben de olayı görmedim çünkü kömür yüklemesinin neden olduğu gürültüden ve verdiği rahatsızlıktan uzaklaşmak için akşamı geçirmek üzere karaya çıkmıştım. Ancak, meydana geldiği esnada gerçekte ne olduğunu bilecek ve nedenini açıklayacak bir durumdaydım. Olayın üzerinden bunca zaman geçtiğine göre şimdiye dek sürdürdüğüm suskunluğumu bozmamam için artık hiçbir neden yok.

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları