Schopenhauer, Aşkın Metafiziği’nde iki cinsin birbirine olan bağını, türün devamı için verilen donanımın ürettiği duygulardan ibaret olduğunu iddia ediyor. Bunu bugünün bilimiyle biyolojik nedenler, ilkel dürtüler, sürüngen beyin, alt beyin ve limbik sistemde karşılığı olan düşünceleri üzerinden çok doğru ve güzel bir şekilde açıklamış.
Doğada dişinin ve erkeğin bir misyonu var; biyolojik sistemleri bu misyona uygun şekilde var olmuş. Yani bazı gözlemleri doğru ve bilimsel olarak destekleniyor, fakat insanı en ilkel hayvani yazılımı üzerinden ele almış.
Ama insan sadece ilkel beyinden ibaret değil; üst beynimiz, frontal korteksimiz ve parasempatik sistemimiz, alt beynin gücünü yönetebilecek muazzam kapasiteye sahip. İnsanı insan yapan, hayvandan ayıran zaten beynin bu kısmı değil midir?
İnsan ilişkilerinde verdiği örneklerde (türün devamına kitlenen aşk için cinayet, ihanet ve intihar gibi) bana bu insanların, düşünsel olarak beyninin insan olma farkımız olan üst bölümünü geliştirmekte minimal düzeyde kalmış olabileceğini düşündürdü.
Ayrıca Schopenhauer’ın kadını aşağıladığı izlenimi veren tespitleri de, ilkel donanım açısından bilimsel olarak doğru; ama şu ayrıştırıcı detayla çok eksik hatta hatalı oluyor.
Ne erkek ne de kadın ilkel donanımdan ibaret değil. Beynin üst kısmında kadın-erkek farkı çok minimal. Yani bir kadın üst donanımı geliştirdiği takdirde bir erkekten çok daha üstün olabilir, bir erkek de bir kadından. İlkel donanımını alt etmede ve insan tarafını geliştirmede birbirleriyle yarışabilirler.
“Ayrıca Schopenhauer’ın, kadınlarla ilgili bazı sert ifadelerine rağmen, O'nun kişisel travmalarından yola çıkarak fikir üretecek bir filozof olmadığını düşündüğümü de belirtmek isterim.”