Aylak Adam

·
Okunma
·
Beğeni
·
164,7bin
Gösterim
Adı:
Aylak Adam
Baskı tarihi:
Şubat 1959
Sayfa sayısı:
126
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Aylak Adam
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Varlık Yayınları
Her şeye "karşı" duran, "karşı" çıkan, "karşı" olan bir adam... Aylak Adam... Bir adı bile yok. "C." diyor Yusuf Atılgan kısaca.

İnsan her şeye bunca "karşı"yken kendine de "karşı" olmadan nasıl sürdürebilir bir "karşı" yaşamı?

C., sıradanlığa, tekdüzeliğe, alışılmışın kolaycılığına hiç mi hiç katlanamıyor. Hem farklıyı, hem doğru olanı arıyor. Çabasının boşuna olduğunun da farkında üstelik.

Zor bir karakter, zor bir yaşam, yalın bir roman.
192 syf.
·192 günde·9/10 puan
Yabancılaşma ve yalnızlığı anlatan çağdaş türk edebiyatı içinde önemli bir yere sahip Yusuf Atılgan eseridir. Aylaklığa roman kahramanı C. sayesinde farklı bir açıdan bakmaya başlıyorsunuz. Genel itibariyle bir geç kalınmışlık var kitapta. Kitap okumaya yeni başlayanlar kesinlikle okumasın çünkü ben bile birkaç kereden sonra gerçek manada keyif aldım.

Ayrıca Tutunamayanlar kitabı için Oğuz Atay'a ilham kaynağı olmuştur. Filmini yaptılar mı bilmiyorum ama yapsalar sanki çok da güzel olur. Yazarın diğer kitabı olan Anayurt Oteli'ni de okuma listeme aldım
192 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Kitaba ilk başladığımda ilk cümlesinden farklı tür denediğimi anlamıştım. İlk önce kitabın anlatım diline alışmaya çalışıyorsunuz, kimin kim olduğu, ne dediği fazla anlaşılmıyor. Sonrasındaysa kitap kendine alıştırıyor.

Yusuf Atılganla ilk tanışmam.Hep böylemi yazar bilmiyorum, kitap farklı ve güzeldi. Belki ben yanılıyorumdur, ben Camusu`un "Yabancı" kiatabındakı karaktere benzettim. İkisi de toplum tarafından anlaşılmayan karakterler, kendi hallerinde yaşadıkları sanılıyor.

Aylak Adam beni insanları daha derinden araştırmaya itti, yolda yürürken her insana belki de derinde yaşadığı acısı vardır diye farklı gözle bakar oldum..

Uzun süre tadı damağımdan gitmeyecek kitaplardan oldu.
Her kese tavsiye eder miyim? Farklı türleri denemeyi seven insanlar okursa daha anlaşılır olur. Yoksa anlamazsanız okuduğunuzla kalırsınız :) Zira kitap çok dikkatli olmazsanız kağıt yığınından başka bir şey olmayacak sizin için :)
192 syf.
·5 günde
"Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaylardaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur; kimi işine, sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez.’

İlk defa Yusuf Atılgan okuyorum. Okuduğum diğer kitaplara göre biraz yavaş ilerledi. Bunun sebepleri karakter analizleri ve derinlemesine işlenen psikolojik etkileri olabilir.
Kitaptaki baş karakterimiz Bay C. babasından kaynaklı çocukluk travmaları olan biri. Adını sevmiyor ve onu kullanmıyor. Kendine “Aylak” diyor çünkü çalışmıyor, babasından kalan mirasla rahat bir şekilde hayatını sürdürüyor. Aynı zamanda insanın adının bilinmesinin gereksiz olduğunu düşünüyor. Kitap da buna örnek olarak şöyle bir cümle geçiyor. " Bence insanın adı onunla en az ilgili olan yanıdır. Doğar doğmaz, o bilmeden başkaları veriyor. Ama yapışıp kalıyor ona. Onsuz olamıyor."
Ne yazık ki iç dünyasında durumlar o kadar iyi gitmiyor. Aslında hayatını böyle yaşaması babasına karşı oluşturduğu kendince bir tepkidir. Babası neyse o tam tersidir. Bay C. onu saf sevgiyle sevecek kadınını ararken, kendi varoluşsal sıkıntılarıyla da mücadele ediyor. Kahramanımız geçmişi geçmişte bırakamaz ve geçmiş travmalarına tepki olarak kurduğu bu yaşam düzeninde mutluluğu arar. Yalnız, fazla düşünen, toplum kurallarını kabul etmeyen, aydın sayabileceğimiz biri.
Bence kitabın her sayfasında bir sürü incelenecek konu var. Her sayfayı çevirdiğinde düşünmeye sevk eden şeyler.. Aslında "Aylak Adam" diye kendini tanımlayan kişinin ne kadar da haklı olduğunu anlıyoruz. Kitaptan kısa bir örnek vermek gerekirse; İnsanlarda anlayamadığı bir şey de gazete okumalarıydı. Neden her sabah içlerini karartmak gereği duyarlardı acaba?
Tamamen bir psikolojik roman okuyoruz ince ince işlenmiş; üslup olsun, dil olsun, anlatım biçimi olsun alışılmıştan uzak. Kitaptaki bakış açıları ara ara değişiyor, kitapta kullanılan simgeler, diyaloglar, geçişler, karakterlerin zihin akışları sıkça karşımıza çıkıyor. Ayrıca günlük ve mektup kesitleri de barındırıyor. Bu yüzden anlaması güç ve sindirerek okunması gereken bir kitap olduğu kanaatindeyim.
160 syf.
·7 günde·10/10 puan
İş yerinin yoğun çalışma ortamından biraz olsun sıyrılmak, nefes almak için arkadaşımla beraber bahçeye indik. O sigara ile nefes alacak bense onun yüzündeki rahatlamayı görerek kendime telkinlerde bulunacaktım. Çıktık dışarı. Hava oldukça kasvetliydi, öğlen olmasına mukabil insanda, akşam hissi uyandırıyordu. Havadan sudan muhabbetlere daldık. Bir süre sonra iş yeri doktoru geldi ve muhabbete o da dahil oldu. O sıra işlerin yoğunluğunda yaptığım gibi parmak uçlarımdan kalkan etleri dişlerimle koparmaya başladım.

- Doktorum?
- ?
- Ben böyle böyle tırnak kenarlarımdan kalkan etleri yoluyorum, genellikle de kanıyor ve bunu sürekli yapıyorum. Bundan nasıl kurtulabilirim?
- Acı oje sür. Bir zaman sonra kronik yaraya dönüşebilir. Belirli bir zaman içinde iyileşmeyen ve sürekli tekrar etme eğiliminde olan yaralardır bunlar ve sen bunu bile isteye yapıyorsun.
- Zararı var mı?
- Kanser hücresi oluşturuyorsun işte!
- Yani?
- Anarşist hücre! Bir zaman sonra isyana başlayacak, tüm hücreleri etkileyecek.


Anarşist hücre demek, yazımın başlığını bunu yapmalıyım ya da kronik yara!

Üstte yazılanlar beklesin bir süre. Ben yazıma not düşeceğim.

Not: Kitabın 137. Sayfasındayım ve inceleme yazmaya karar verdim. Kitabı bitirdiğimi ne ben bileceğim ne de yazımı okuyan okurlar bilecek. Bu kitabın bitmeye ihtiyacı olmadığı gibi benim kitap özelinde yazacaklarım içinde bitmiş olmasına gerek yok. Merak kaçıran uyarısı vermemede lüzum yok. Kimi kitaplar için yazılan yazılar, incelemeler merak kaçırdığı için okunmak istenmezler ama bu kitap huzur kaçırdığı için okunması istenmeyecektir. Benim yazacaklarımdan karamsarlığa düşecek olanlar olursa tavsiyemdir, kitabı okumaya yeltenmesinler.

Herkes gibi olmak istemeyen bir adamın hikayesi. Herkes gibi olmaya davet eden, teşvik eden insanların ve nesnelerin arasında nefes almaya çalışan bir adam. Durmaksızın bir çağrı var. Onlar gibi taşıtlara binsin, ilaç içsin, işesin, yemek yesin isteniyor ve bu ne yazık ki süreksiz bir çağrı. Bana tanıdık gelen bir çağrı esasen. İşe git, hiçbir şey düşünmeden, sorgulamadan, üret, çalış, emek sarf et ve ardından akşam eve git yemek ye, bir şeyler izle, yat uyu. Sonra her şey tekrardan başlasın. Alışkınlıklar is loading.

Bizi mutsuzluklara hapseden alışkanlıklardan bahsedelim biraz da. Bay C’nin bir sokaktan geçerken Güler’e yaptığı çıkış gibi…

“Neden bu kadar kötümsersin?
Sen neden değilsin? Çevrene bakmıyor musun? En mutlu görünenlerine bile? Bütün bunlar üç oda, bir mutfak, iki çocuk düşü ile başlıyor. Sonra? Haydi bayanlar, baylar! Bu fırsatı kaçırmayın. Sizde girin, sizde görün. Üç perdelik dram. Birinci kısım: Dağlar dümdüz. İkinci kısım: Ne çok tepe! Üçüncü kısım: Ova batak. Bugünlük bu kadar baylar. İyi geceler. Yarın gene bekleriz.”

Oğuz Atay’ı çağrıştırmıyor mu size de! Kaygıları olan insanların, küçük hesapları olur diyen Oğuz Bey’i? Evlilik kaygısı, maaş kaygısı, gezme kaygısı, tozma kaygısı taşıyan küçük insanların yarınlarının hep aynı oluşu size de tuhaf gelmiyor mu? Bir de mutlu gözükme çabaları bu işin cabası.
Alışkanlıkları bir kenara bırakıp, kitabın anlatımına ve içeriğine odaklanalım biraz da. Bay C’nin küçük yaşlarında maruz kaldığı korkuların tüm yaşamına yansımasının anlatıldığı bir kitap Aylak Adam. Bu minval üzere kitaplar yok mu elbette var, yazımda yer yer yazarlar ve kitaplarla ilişkiler de kurmaya çalışacağım. Tabi bunu yaparken bu kitabın benzerlerinden sıyrıldığı özelliklerini yansıtmak ise en büyük gayem.

Tüm kitap boyunca yürüyen, yiyen, içen, düşünen bir adam var. Ara ara da sevişiyor. Yürürken günler, mevsimler geçiyor zaten kitabın dört ana bölümünün başlıkları da mevsimlerden oluşuyor. Mevsimler geçerken, yazarımız yürüyor, birileri ile karşılaşıyor, konuşuyor, kızıyor, vazgeçiyor ve kaçıyor… Bu esnada sağda solda olaylar oluyor ve vuku bulan bu olaylar arasında serpiştirilmiş detaylar okuyucunun dikkatini celp ediyor. Bu detaylar ilerleyen sayfalarda derinlemesine işlenirken okurun odasını müthiş bir zekâ kokusu dolduruyor, edebi anlatımına da diyecek bir şey yok. E ne kaldı anlatacak, daha ne kadar övebilirim? İnanın bitmez, kitabın her bir sayfasını tek tek incelesem yetmez! Bana inanmıyor musunuz, yazımı okuduktan hemen sonra kitabın sayfasına gidip bir alıntılara göz atın. Yine de beni haksız bulursanız sizi burada bekliyor olacağım.

Aşk var unutmadan, ona da değinelim. Bir başka yazımda şu hususa dikkat çekmiştim. “Burada aşk nedir diye soracak olsak, aşkı tanımlayan birey kadar tanım doğacaktır.” diye. Zannediyorum ki en dikkat çekeni Yusuf Atılgan’ınki olacaktır. Seni seviyorumlardan, senin için intihar ederimlerden daha öte bir aşk tanımı. Tanımı öyle bir yapıyor ki dikkatli olmak gerekiyor onu yakalamak için. Dedim ya Oğuz Bey’i çağrıştırıyor diye, birde Camus’un Yabancısı var elbette. Bu tarz Postmodern okumuş okurlar beni daha iyi anlamış olacaklar. Bildiğiniz üzere bu yazarlarımız diğer yazarlara nispeten daha çok simgeleme ile anlatımı tercih ederler. Simgeleme ile anlatımda benim için baş köşeyi Beckett alır, bunu da belirtmeden örneğe geçmek istemedim.

Simgesel anlatıma örnek alıntı:

“Artık Güler’in akşamları eve dönüş yolu değişti. Tramvay yoktu; yangın kuleli sokak yoktu. Başka ne yoktu? Bilmiyordu.”
Bay C’ye aşık olduktan sonra Güler’in hayatında değişenlerin aşkına yönelik göndermesi. Bekleyin bitmedi. Örnek alıntı iki:

“Güler’le hep bu masada buluşmasınlar istiyordu. Alışmaktan korkuyordu. Bir yerleri olması kötüydü. Sonra insan kendinin değil, o yerin isteğine uygun yaşamaya başlardı.”

Şimdi ne görüyorsunuz? Ana tem aşkın içine yüklenip bu cümleye gömülmemiş mi? Alışkanlıklar!

Son olarak kitabın başına dönüp Anarşist Hücre ile yazımı sonlandırmak istiyorum. O istenmeyen hücrenin size bir mesajı var üzerimde kalmasın ileteyim.

“Onlara bir kötülük mü ettik? Neden istediğimiz gibi yaşamamıza karışıyorlar.”
160 syf.
·5 günde
Bir yerlerden çalışmadan geçineceğimiz kadar para gelsin. Kitap okuyalım, sinemaya gidelim, müzik dinleyelim, sanatla ilgilenelim. İşsiz ama entellektüel bir şekilde yaşayalım. Mutlu olur muyuz acaba yoksa bir hep bir şeyler eksik mi kalır?

Kahramanımız Bay C, aynen bu şekilde yaşıyor ama mutlu değil. Dünyayı sallanan korkuluksuz bir köprüye benzetiyor, insanın yuvarlanıp düşmemek için uzanıp tutacağı bir tutamak olmalı diyor ve kendini bu dünyaya bağlayacak tutamağını arıyor. Ona göre bu tutamak kişiden kişiye değişiyor, bazen bir çocuk, bazen iş...
Bay C ise O'nu arıyor. Gerçek sevgiyi bulabileceği tamlayanını...
Bulabilecek mi yoksa dünyada olmayan bir şeyi mi arıyor? Belki de buldu ama bilemedi...

Yusuf Atılgan kitabında 1950'lerde İstanbul'da yaşayan baş karakter Bay C.'nin bir yılını dört mevsim başlığı altında anlatmış. Kış, İlkyaz, Yaz ve Güz. Kitapta bilinç akışı, iç monolog, diyalog, leitmotif, mektup yazma ve günlük tutma gibi anlatım teknikleri kullanılmış. Açıkçası ağırlık bilinç akışı olmasına rağmen diğer teknikleri de kullanması romanı daha rahat okunur hâle getirmiş. Bunu ilk yirmi sayfa için söylemiyorum. Çünkü kitap ilk 20-30 sayfasını okuduktan sonra anlaşılır oldu benim için, sonra çok rahat devam etti. Okumak isteyenlere az sabır gösterin ve ilk bölümü bitirin derim.

Aylak Adam yani Bay C. toplumdan kendini soyutlamış, yalnızlık hisseden bir karakter. Sıradan hayatlardan, alışkanlıklardan, bir şeylerin rutine dönmesinden korkuyor, sevmiyor ve kaçıyor. Çocukluğundan kaynaklı bazı psikolojik sorunları var. Tüm sorunların kaynağını kitabın sonuna doğru Bay C.'nin kendi ağzından okuyoruz.

Yazar, bireyin buhranlarını, yabancılaşmasını anlattığı psikolojik bir roman yazmış. Yazdığı dönemlerde toplumsal gerçekçilik romanları yazıldığı için kitabı yarışmada ikinci olmasına rağmen tefrika bile edilmemiş. Kitabın kıymeti ilerleyen zamanda anlaşılmış diyebilirim.

Yusuf Atılgan çok kitap okuyan, ama yazmayı çok sevmeyen biri, yazmanın ona sıkıntı verdiğini ağır geldiğini söylemiş. Bunun için az kitabı var. Romanları Aylak Adam, Anayurt Oteli ve Canistan, ayrıca tüm öykülerinin toplandığı bir de öykü kitabı var.

Kitapla alakalı çok konuşabilirim ama iş yazmaya gelince tıkanıp kalıyorum. Aylak Adam üzerine tonlarca makale, inceleme yazılmış bir roman. Okumanızı tavsiye ederim. Vesileyle yazarın tüm kitaplarını okudum.

Benim kadınsal bakış açıma uygun beğendiğim bir makaleyi de şuraya ekleyeyim.

Aylak Adam'ın görmezden gelinen erkekliği/ Merin Sever
https://t24.com.tr/k24/yazi/aylak-adam,1621

(Sayfa linkinde virgülden sonraki rakamı ekleyince açılır.)

Keyifli okumalar...
192 syf.
·Puan vermedi
Bu videodan Yusuf Atılgan'ın bütün kitapları hakkında filozof ve psikanalistler eşliğinde bilgi edinebilirsiniz: https://youtu.be/N7qPdz3QdlE

"Aylak Adam, boyuna gerçek bir sevgi arıyor. Bence aradığı sevgi dünyada yoktur." Yusuf Atılgan

Hepimiz hayatlarımızın bir döneminde de olsa mutlaka gerçek sevgiyi aramışızdır. Onu tek tutunacak dalımız yapmak istemişizdir, çünkü toplumda o kadar ikiyüzlü ve gülünç olan şeylerin yanında tutunmaya değer olan tek şey gerçek sevgidir. Fakat olmayan bir şeyi aramak da neyin nesidir?

Yusuf Atılgan olmayanı arayanlardan biriydi. Sırf bu yüzden o güne kadarki roman türlerine karşı çıkan Yeni Roman türünde eser vermeye başladı. Aslında 50li yıllarda Demokrat Parti ile gelen kentleşmenin etkilerinden sonra 60lı yıllarda dünyada anarşizm, hippicilik, doğallık gibi bireysel özgürlük akımlarının özellikle genç kuşağı etkilediği yıllardan bahsedersek şiirde İkinci Yeni ve romanda da Yeni Roman gibi akımların da nereden geldiğini biraz olsun anlayabiliriz.

Peki neden Yusuf Atılgan geçmişin romanına karşı çıkmak istedi? Neden C. adlı bir karakter tasarladı? Neden C nokta? Neden toplumun kalıplarına karşı çıkmak için savaştı?

Hegel’e göre yabancılaşma; insanın bireysel yaratıcılık ve bireyin kendisini tanıma sürecinin bir parçasıdır. Yani ne kadar içine dönersen toplumuna da doğal olarak o kadar tavır almış olursun. Biz de iç özümüzü, toplumumuzdan yabancılaştığımız kadar kendi entelektüel sürecimizi tanımamızın ürünü olarak 1000Kitap İstanbul Okuma Grubu 'nu örnek gösterebiliriz. Aylak Adam'daki C. karakteri bizim grubumuza katılmış olsaydı muhtemelen her toplantıya katılırdı.

Şimdi, biraz daha derinlere inelim. Çünkü C. derin bir adam. Aylak olduğu kadar derin de...

Gerçekliğin varlığı, anlam vermeye dayanır; anlam verebilmek ise, anlam veren bir şeyi şart koşar. İşte bu anlam veren şey C. karakterine göre salt bilinçtir; salt bilinç sayesinde ona göre nesneler varolabilirler. C'nin arayışı da salt bilincinin özüdür, Anayurt Oteli 'ndeki Zebercet'in yalnızlığı da onun salt özüydü misal. Canistan 'daki Selim için de erkeklik ve kendi iktidarını kanıtlamak onun salt özüydü.

Husserl'ın fenomenolojisine göre, şeyler bizim dışımızda varolmaz, onların hepsi bilinçte kurulur. Roman kişileri nesnelerle olan ilişkilerinden dolayı orada bulundukları için kim oldukları ve ne oldukları artık önemli olmamaktadır. Bu nedenle onlara verilecek isimlerin artık eskisi gibi bir önemi, anlamı olmayacaktır. İşte bu yüzden, Atılgan'ın da severek okuduğu bir yazar olan Franz Kafka 'nın Dava ve Şato adlı romanlarında K. adlı bir karakter ya da Atılgan'ın romanında C. ve B. gibi karakterler olmasının nedeni aslında budur. Çünkü esas olan bilinçtir. Hadi bilinç kazısı yapalım!

Bilinç akışı türünü pek çoğunuz duymuşsunuzdur, William Faulkner , James Joyce , Virginia Woolf vb. yazarların pek sevdiği bir edebi tarzdır hatta. Peki neden bilinç akışı? Neden bilinç akıyor?

Fenomenolojide bilince gerçek görünen gerçektir. Husserl’e göre de nesneler, zihni ilişkiler ve edimler yoluyla nesneler olarak inşa edilmektedirler. E tamam işte. İnsan bilinci de bu nesnelerin gerçekliğini bizzat kuran değil midir? İnsan öznesi merkezleşirken deneyim dışında kalan veya bilince içkin olmayan her şeyin dışlanması, görmezlikten gelinmesi veya paranteze alınması, dış dünyanın yalnızca ama yalnızca bilincin içeriğine indirgenmesi C.'nin bu kadar hızlı kurguya sahip ve daldan dala atlayan bir hayata sahip olmasını, Zebercet'in otel resepsiyonunda işlerini görürken aklına sürekli başka şeyler gelmesini -ve Atılgan'ın da bunları inatla okuruna yansıtmasını- açıklamaz mı? Atılgan da zaten bu yüzden geçmişin romanına ve topluma karşı çıkmak istedi. Çünkü Yeni Roman türü de insanın zihinsel süreçlerini nesneleştirerek yansız bir biçimde anlatırdı. Atılgan'ın hiçbir zaman taraf tuttuğunu göremezdiniz.

Herkesin birbirine benzediği, herkesin çeşitli bıyıklara, topuklara ve boyalara sahip olmayı arzuladığı bu toplumda Atılgan neden sürekli bıyık, boya, topuklu ayakkabılar gibi leitmotifleri kullanmıştır diye sorabilirsiniz, bu en doğal hakkınızdır. Biz, bir cevap çabası içerisinde bulunduk.

Oedipus kompleksine göre, erkek çocuk annesine duyduğu aşırı sevgi sonucunda babasının yerine geçme isteğini saplantılaştırır. C.'nin babasının Zehra Teyze ile yaşadığı ilişkiden dolayı baba iktidarına duyulan öfke ve babanın bıyıklarını buruması C.'de baba iktidarını eline alma ihtiyacını doğurur. C. için Zehra Teyze, annesinin yerine geçen ideal bir seksüel objedir. Zebercet için ortalıkçı kadın, annesinin yerine geçen ideal bir seksüel objedir. Selim için Esma, Maslow ihtiyaçlar hiyerarşisinin sevişme ihtiyacını karşılayan ideal bir seksüel objedir. Aslında doktorların genellikle nevrozların tam bir sebebini bulamamaları, yani sebebini bulamadıkları olaylara nevroz demeleri gibi Freudçu bakış açısına göre bu seksüel objeler belki birer nevrozdurlar?

İnsanların aynı tiplerde olmaları ve her durumda bunu korumaya çalışmaları C.‘yi yorar. Herkesin bıyıklı, boyalı ve topuklu görünüp birbirine benzeyen klonları andırması, toplumu ve bütünü reddetme ihtiyacını gerektirir. Tüm bunlar Kierkegaard'ın toplumdan uzaklaşmayı öğütleyen varoluşçuluğu gibi C.yi de toplumdan uzaklaştırıp kendisine yönelten şeylerdir.

C. sanki Nietzsche gibi davranır :
‘’Siz de ahlâkınız da tamamen saçmalık, tamamıyla şartlanmış, hiçbir iyi niyet barındırmayan davranışlar bunlar.’’ der Nietzsche. C. toplumun benimsediği tüm değerleri sahte ve gülünç bulduğu için yalnızdır. Ona göre bıyıklar, boyalar ve topuklar iyi niyet barındıran, içten gelen davranışlar değildir. Zaten bunu en başta kendisi bize söylemiştir:

"Onlar kalıplarının içinde rahat. Onlardan değilim ben." (s. 144)

Farklı bir soru olarak, neden Atılgan'ın kitaplarında bu kadar cinsellik ögesi var diye soracak olabilirsiniz, bu da en doğal hakkınızdır. Fakat biz değerli 1000Kitap İstanbul Okuma Grubu ile bu konuyu da konuşup bir çözüme ulaştırdık. Atılgan’a göre romandaki kişi, klâsik roman kahramanlarının toplumsal örnek oluşturmalarının aksine, psikolojik sorunları, yaşadıkları ve yaşamadıklarıyla, takıntılarıyla ele alınmalıydı romanda. Gezen, uyuyan, çişi gelen, aksıran, gaz çıkaran, cinsel dürtüleri olan Selim, C. ve Zebercet gibi kişiler yer almalıydı romanda. Ona göre kötü yazar, romanına yasak bölgeler koyan yazardı.

Biz de, yani 1000Kitap İstanbul Okuma Grubu olarak biz de, metropollerde yaşayan insanlarızdır. Biz de aylak adam ve aylak kadın olmak için çaba sarf edenlerizdir. "Flaneur", aylak aylak kalabalıktan bağımsız gezen adam tiplemesidir. Fakat ne yazık ki toplum normları buna pek izin vermemiştir. Çünkü her gün sabah 8-akşam 5 işe gidip her gün toplumun kalıplarının içinde bir sıvının bulunduğu kabın şeklini alması gibi bir hayat yaşayınca, insan kendi bilincinden ve kendini tanıma sürecinden de uzaklaşırdı. Hatta Moda Çay Bahçesi'nde buluşmak isterken kitap misyonerliği yapıyoruz diye kovulurduk...

İşte biz de ayda 1 kere bile olsa bu bilinçten, bu kendini tanıma ve arayış bilincinden uzaklaşmamak için toplanıyoruz. Yukarıda yazılanlar tek kişinin değil, onlarca kişinin konuştuklarının size bir yansımasıdır. Aynı C.'nin salt özünün bilinç olması, Zebercet'in salt özünün yalnızlık olması, Selim'in salt özünün erkeklik iktidarı olması gibi İstanbul'un da salt özü 1000Kitap İstanbul Okuma Grubu kitap buluşmalarıdır. Eğer siz de bizimle birlikte koskoca bir metropolün içerisinde kendi bilincinizi kovalamak ve kendi aylaklığınızın sınırlarını keşfetmek isterseniz kapımız her daim açıktır.

İşte o aylak insanlar:
1- Oğuz Aktürk
2- Ebru Ince
3- Osman Y.
4- Bülent
5- Yunus
6- Esra Koç
7- Primadonna
8- Arzu K. ve eşi
9- Uğur De Molinari
10- Nilüfer ve kızı İnci Ç
11- Keyik Nurcanova
12- ersal demirayak
13- Zafer Kaçar
14- CEYLAN
15- Moiz

Bize görüntülü konuşmayla katılan esas aylak:
1- Turhan Yıldırım

Gelmesi beklenen aylak:
1- Hacı Seydaoğlu

İşte o aylakların görüldüğü rivayet edilen fotoğraflar:
https://i.ibb.co/...8-04-at-17-20-03.jpg
https://i.ibb.co/pv422F2/sfsd.jpg
https://i.ibb.co/...aa581-1564953646.jpg
https://i.ibb.co/r0BcLCy/ssf.jpg
https://i.ibb.co/WK66rFb/bbvvcc.jpg
https://i.ibb.co/...2bd04-1564953707.jpg
https://i.ibb.co/0MvC3sz/sdfsdsd.jpg
https://i.ibb.co/...ea56d-1564953663.jpg

En tatlı aylak:
https://i.ibb.co/...6237c-1564953730.jpg

KAYNAKÇA:
* Aylak Adam , Yusuf Atılgan
* Anayurt Oteli , Yusuf Atılgan
* Canistan , Yusuf Atılgan
* Yusuf Atılgan'a Armağan , Kolektif
* Aylak Adam'dan Anayurt Oteli'ne, Berna Moran yazısı
* YUSUF ATILGAN: Aylak Adam ve Anayurt Oteli, Ömer Şentürk makalesi
* Aylak Adam ve Oedipus Sendromu, Ebuzer Çalışkan makalesi
Yusuf Atılgan'ın romanlarında kahraman tipolojisi, İrfan Murat Yıldırım dergi yazısı
* Aylak Adam ve Anayurt Oteli’ne Psikanalitik Yaklaşım: Atılgan’ın Oidipal Roman Kişileri Olarak C. ve Zebercet
* Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam Romanı ve A…’dan C.’ya (A üç noktadan C noktaya) Roman kişisi, Ali Büyükaslan makalesi
* Aylak Adam ve Anayurt Oteli'nde Modernleşme ve Batılılaşmanın Sembolik Görünümü, Ensar Yılmaz ve Ayhan Şahin makalesi
* Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam Kitabındaki Yabancılaşma İzlenimleri, Büşra Fidancı makalesi
* Canistan'da iktidarın hem bedeli hem ödülü olarak: Erkeklik, Pelin Aslan makalesi
* Yusuf Atılgan’ın Canistan Adlı Romanında Bir Anti-Kahraman: Selim, Zübeyde Şenderin yazısı
192 syf.
·25 günde·Beğendi·10/10 puan
Yusuf Atılgan'ın ilk romanı.Roman 4 bölümden oluşuyor; Kış, ilkyaz, yaz ve güz.Kitapta olay örgüsünden daha çok durumlar ve düşünceler (iç konuşmalar ) yer alıyor.Kitapta mektuplar ve günlüklere de yer verilmiş.Çoğu ilahi bakış açısıyla yazılsa da zaman zaman baş karakter C. nin ağzından da anlatıldığı yerler de var.Bu biraz karışıklığa yol açarak anlamayı zorlaştırmış.
Konusuna gelirsek Bay C. babasından miras kalan varlıklı para sıkıntısı olmayan biridir.Varlıklı olduğu kadar da yalnızdır.Topluma yabancılaşmış ,toplumdan kendini soyutlaşmış, toplum kurallarını sevmeyen,karşı olan biri.Kendi deyimiyle "Aylak".Bay C.'nin var oluş amacı, kendisine , hayatı kolaylaştıracak , ayakta kalmasını sağlayacak "O"kişisini bulmak.Ve Bay C. bu "O" kişisini kitap boyunca her yerde arıyor.
Başlarda anlaması zor gelse de sonradan okudukça anlaşılan bir kitap.Tavsiye ederim
Keyifli okumalar
160 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10 puan
Başlarda anlamakta zorlandım, ama okudukça tanıdık gelmeye başladı. Kim bu "Aylak Adam" diye soruyordum kendime, nereden tanıyorum, mahalleden biri mi, akrabam mı, eski bir arkadaş mı, bir filmde mi izledim yoksa? Bir türlü çıkaramıyordum. (Neyse okumaya devam ettim..)
İnsanların; birlikte yaşama zorunluluğu hissettikleri için birlikte yaşadıklarından, insan ilişkilerinin yapmacıklığından, dünyadaki sevgisiz kaos ortamından ve samimiyetsiz samimiyetlerden şikayetçi, yalnız; düşünceli ve her şeye karşı bir adam, Aylak Adam..
Düşünün ki, bir adı bile yok. "C." diyor yazar kısaca..
İsmin önemsizliğini şöyle açıklıyor Bay C:
“Bence İnsanın adı onunla en az ilgili olan yanıdır. Doğar doğmaz, o bilmeden başkaları veriyor. Ama yapışıp kalıyor ona. Onsuz olamıyor..”
Ne kadar haklı değil mi? Tıpkı yazarın kitabına isim vermesi gibi. O kitap artık yazarın verdiği isimle anılıyor. Bir kitabın adı kendisiyle ne kadar ilgiliyse, bir insanın adı da kendisiyle o kadar ilgilidir. Ne adını ve konusunu bilmemiz bir kitabı anlamaya yeter, ne de adı ve zihnimizdeki görüntüsü bir insanı anlamamıza ve tanımamıza yeter..
Bu yüzdendir ki; insanları tanıdığımızı sanıyoruz. Oysa tanımıyoruz, zannediyoruz sadece..
"İnsanları tanımak, denizleri bardak bardak boşaltmaktan daha zordur" der Mevlana..
İnsanları tanımak gibi, sevmek de zor aslında. Nasıl da kolay dile getiriyoruz oysa. Sevmek! Sözde kolay, gerçekte zor bir duygu. Birine alışmayı, birinden hoşlanmayı, birine çıkar için yaklaşmayı sevgi zannedip, değerini azaltıyor ve sevgiyi basitleştirip, dilce kolay söylenir hale getiriyoruz. Hoşlantımız geçince, hevesimizi alınca, sıkılınca ya da çıkarlarımız uyuşmayınca da ilk şunu söylüyoruz: Sevgi diye bir şey yok. Oysa sevgi var, anlamak yok. Sevgide almak yoktur, vermek vardır. Sevgi de öğrenilen bir şeydir. Biz anlamını bilmiyoruz ve böylece sevgiyi hem karmaşık hale getiriyoruz, hem de kişiselleştiriyoruz.
"Sevgi basitti, karmaşık olan bizlerdik.." derken ne kadar da haklıymış Frida Kahlo..
İnsanın bir tutamağı olmalı diyor "Bay C" ve ekliyor:
"Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine, sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum. Gerçek sevgiyi..
Çünkü, dünyada dayanılacak tek şey sevgidir.."
Çabasının boşuna olduğunun farkında olmasına rağmen gerçek sevgiyi arayan bir adam..
Toplumun değer verdiği (aslında değersiz) şeylere değer vermediği, onlardan farklı bir yaşantı içinde olduğu ve hem farklıyı, hem doğru olanı aradığı için çevresi tarafından normal görülmeyen bir adam..
"Bay C" anlaşılmadığını ve asla anlaşılmayacağını bildiği için sustu sonunda.. Konuşmak gereksizdi.. Biliyordu.. Anlamazlardı..
Ve sonunda kim olduğunu öğrendim "Bay C" nin..
Bendim, sendin, oydu..
Sıradanlığa, tekdüzeliğe, alışılmışın kolaycılığına katlanamayan, farklıyı, doğruyu, gerçek samimiyeti ve evrensel sevgiyi arayanlardı..
Dünyadaki kaosun en büyük sebebinin "sevgisizlik" olduğunu bilen ve dünyayı güzelleştirmenin yolunun kendinden geçtiğini bilen herkesti..
İncelememi bir "bildiriyle" bitirmek istiyorum..
#29300649
Sevgiyle kalın..
192 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Böyle bir kitap için söze nereden başlanır bilmiyorum..
Okurken ilk sayfalarında zorlandığım, ortalarında sevmeye başladığım bir kitap. Sonlara doğru ise en sevdiğim kitaplar arasına gireceğinden emin bir şekilde okumuş olduğum kitap.
C. ya da Aylak Adam. "O" kişiyi arayan bir adamın hikayesi. Onun için "O" kişiyi bulmak daha zor. İmkansızı arıyor çünkü..
Okuyanı ikilemde bırakan, zor diyebileceğimiz karakterlerden biri daha Aylak Adam. Anlamak, çözmek isterken daha da karmaşık buluyorsunuz onu. Karamsar, umutsuz ve mutsuz olmaktan memnun bir görüntü çiziyor neredeyse. Beni en çok şaşırtan şey ise umutsuz bir adamın "O" nu ararken bu kadar hayalperest olabilmesiydi. Aylak adam kendisiyle de çeliştiği için okuyucuyu da buna itiyor sanki. Onun düşüncelerine katıldığınız da oluyor, şiddetle karşı çıktığınız da oluyor. Onu hem seviyorsunuz hem de sevemiyorsunuz. Hayata karşı yakınmalarını değil de çabalamamasını sevemiyorsunuz.
Eleştirel olmasını değil, kendini eleştirmeyi becerememesini sevemiyorsunuz.   Karamsar olmasını değil, mutlu olan insanları çekememezliğini sevemiyorsunuz.
Hayatına giren kadınları değil, o kadınlara yaşattıklarını sevemiyorsunuz..

C. "Bir ben miyim düşünen? Bir ben miyim yalnız?" diye soruyor. Değil oysaki. Herkes gibi o da dünyanın merkezinde biricik, tek olduğunu düşündüğü için böyle söylüyor. Başkasının da aynı sorunlarla baş ettiğini hiç düşünmeyiz zaten..
C. toplumdan kendini soyutlamış. Bir duvar örmüş diğer insanlarla arasına. Soranlara Aylakım ben diyor. Toplum dayatmalarından, sesli dile getirilmeyen ama herkesçe uyulan kurallardan sıkılmış. Adım attığı her yerde sahtekarlığı ve ikiyüzlülüğü hissediyor. Hayatından memnun olanları da küçümser bir havası var gibi. Ama içten içe neden onlar gibi olamadığını, neden onların arasında barınamadığını da sorguluyor..

Bireylerin gelecekteki yaşamını şekillendirmede çocukluk döneminin önemini de görüyoruz Aylak Adamda. Bir şeyi seviyor ya da sevmiyorsak, belli bir hareketi yapıyorsak, belli bir düşünce de takılıp kalıyorsak bunlar çocukluktan kalma izlerin yansımaları oluyor. Onun kadınlara olan davranışları, tikleri, aylaklığı...
"Babam adamsa ben olmayacaktım." Onun bu cümlesi, ailenin ve çocukluk döneminin önemini tokat gibi yüzümüze çarpıyor. Babasıyla arasında olan ilişkiyi de özetliyor aslında. Ve bu durumun onun hayata bakış açısını nasıl şekillendirdiğini de görüyoruz kitapta. Çok normal değil mi? Toplum, kişiyi iyi ya da kötü etkiler, değiştirir diyoruz. Peki aile toplumun en küçük birimi, toplumun bir parçası değil mi? Aileden sevgi görmemiş biri topluma karşı ne kadar sevgi dolu olabilir? Ailesinden umudu olmayan bir insanın toplumdan umudu olmasının ihtimali nedir?

Aylak Adam'ın yaşamı beni oldukça etkiledi, üzdü. En çok da geçmişinden getirdiği yüklerden dolayı mutluluğa cesaretinin olmayışı üzdü..
192 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10 puan
Bu kitapta tarif edemeyeceğim duygular yaşadım. Bence Anayurt otelinden daha güzel bir eser. Bahsettiği şeyler hem bir gizem hem de tam bir açıklık.
Varlığın için de yok oluş sanki.
Kendini arayanların kitabı bu kitap.
Sayfaların ve satırların ahenkli gidişi beni hızlıca son sayfaya ulaştırdı.
Üzerine düşünülecek daha doğrusu önceden düşündüğüm ama derine inmeye çekindiğim konuları tekrar irdelememi sağladı bu kitap.
Koca bir şehirde kimsenin anlamadığı küçük bir insanın hayatı bu kitap. Aynı çoğumuz gibi ama çok azımızın bildiği gibi...
192 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar Uzun zamandır okumak istediğim lakin almaya fırsat bulamadığım bir kitaptı. İki gün önce bitirdim bu kitabı ve gerçekten okuduğum en güzel kitaplardan biriydi.
Yusuf Atılgan’ın okuduğum ilk kitabı olan Aylak Adam anlayış şekli, tespitler, karakter, anlatılan konu bir kitap için aklınıza gelebilecek tüm ögeler çok iyi bit şekilde harmanlanmış.Aylak Adam’ı okurken Franz Kafka ve Albert Camus' nun Yabancı' sında hayran olduğum Meursault karakterine benzer düşüncelere sahip bir adam C. ve bir varoluş sorgusu/sorunu var eserde Yabancı’nın başkahramanı olan Meursault’in düşüncelerini yapacaklarını bilemezken Aylak adam’ın başkahramanı C’nin nelere karşı nasıl olduğunu biliyoruz. C' nin hayranlık uyandıran yanları var, güçlü olduğu yanları var zaafları da var.Kitap Türk edebiyatında psikolojik tahlillerin yapıldı en iyi eserlerden biridir
Okumanızı tavsiye ederim
160 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Adından anlaşılacağı üzere aylak birinin hikayesi. Aylak ama çulsuz değil, zengin ama mutlu değil. Hayatı hep bir arayışta olan adamın hikayesi.

Freud bu kitabı okusa baş karakter hakkında ne düşünürdü diye düşünmeden edemedim. Bilinç altında hiç görmediği annesi yatan Bay C., her kadında annesini arıyor. Hatta onu büyüten teyzesini dahi annesi gibi düşünerek kusursuzlaştırıyor. Ta ki teyzesiyle babasını birlikte görene kadar. Babasına kızgınlığı burada tavan yapıyor. Teyzesine karşı ise sevgisi azalmıyor ancak insanlara olan güveni küçük yaşta kırılan Bay C, kimseye bağlanamıyor. Ne Ayşe'ye ne Güler'e ne de bir başkasına. Yemek yediği lokantalarda kalıcı olmak istemiyor, sevgilileriyle evliliğe gidemiyor, toplumla bütünleşemiyor. Her şeyi yarım. Adı bile. Aslında belki de kadın düşkünü babasına tahammül eden teyzesine ''Neden?'' diye sorabilse, buna bir anlam verebilse sorunları çözülecek olan C, cevabını alamadığı bu eylemleri kendi kafasında tekrar tekrar kuruyor.

Babasına benzemek istemediği için bıyık bırakmayan, onun mesleğini seçmek istemeyen, babası olmamak için kendisi de olamayan birisi durumunda Bay C. Teyzesinin anlattığı kadarıyla bildiği annesinin gözleri mavi olduğu için mavi gözlü Güler'e de böyle aşık oluyor. Daha doğrusu aşık olmak değil de Cemal Süreya'nın dizelerindeki gibi;

''Ben nerede bir çift göz gördümse
Tuttum onu güzelce sana tamamladım.'' durumu ortaya çıkıyor. Her kadını annesine tamamlıyor. Adını da okuyucuya tamamlatıyor. Cemal, Cezmi, Cavit...Onun için önemi yok. Sinemada gördüğü hayat kadınını da teyzesine benzetip evine alması ama sadece teyzesinin yaptığı gibi ondan saçını okşamasını istemesi de aslında çocuksu bir yarım kalmışlığı anlatıyor.

Hayatı büyük resmi görmekten ibaret olarak algılamayan ve yaşamın detaylarda gizli olduğunu düşünen bir adam. Günlük yaşantısında sürekli izleyen, düşünen, sıradan insanların kendine has hikayelerini merak eden birisi. Kız arkadaşları ile birlikteyken baş başa olmak istiyor. Toplumsal baskıların, ailelerin, başkalarının kafalarında olmadığı bir ilişki. Fakat bunları isterken kendi kafasındaki babasını, teyzesini, o gün gördüğü görüntüleri unutamayan ve kendisiyle çelişen bir kişilik...

Hayatı çoktan babasının davranışları ile şekillenmiş Bay C.'de Oedipus Kompleksi var sanki. Kendi annesini ve onun yerine koyduğu teyzesini sahiplenici, babasını dışlayıcı bir benlik.

Sürekli arayışlarına devam ediyor çünkü annesindeki kusursuzluk hiçbir kadında yok. Kitaptaki B. karakteri belki de böyle birisi ama hep küçük nüanslarla tanışma fırsatını kaçırıyorlar. Bu açıdan günlük küçük olayların bile tüm yaşantımızı değiştirebileceği ''Kelebek Etkisi''ni de görebiliriz.
Sustu. Konuşmak gereksizdi. Bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti. Biliyordu; anlamazlardı.
Yusuf Atılgan
Sayfa 155 - Yapı Kredi Yayınları
— İnsanın bir tutamağı olmalı.

— Anlamadım.

—Tutamak sorunu dedim.

Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz.
Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır.

Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine.

Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum:

Gerçek sevgiyi!
Yusuf Atılgan
Sayfa 183 - Can Yayınları 1. Basım

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Aylak Adam
Baskı tarihi:
Şubat 1959
Sayfa sayısı:
126
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Aylak Adam
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Varlık Yayınları
Her şeye "karşı" duran, "karşı" çıkan, "karşı" olan bir adam... Aylak Adam... Bir adı bile yok. "C." diyor Yusuf Atılgan kısaca.

İnsan her şeye bunca "karşı"yken kendine de "karşı" olmadan nasıl sürdürebilir bir "karşı" yaşamı?

C., sıradanlığa, tekdüzeliğe, alışılmışın kolaycılığına hiç mi hiç katlanamıyor. Hem farklıyı, hem doğru olanı arıyor. Çabasının boşuna olduğunun da farkında üstelik.

Zor bir karakter, zor bir yaşam, yalın bir roman.

Kitabı okuyanlar 34,4bin okur

  • Caner Yılmaz
  • Sahra.
  • Ali Yılmaz
  • Adnan Aygül
  • aslı kaya
  • Harun Yörük
  • Aslı Vera Ka.
  • Halime
  • Şeyhmus Damar
  • Ezgi Şahin

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0 (2)
9
%0
8
%0 (2)
7
%0 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları