·
Okunma
·
Beğeni
·
125364
Gösterim
Adı:
Bülbülü Öldürmək
Baskı tarihi:
2017
Sayfa sayısı:
359
Format:
Karton kapak
ISBN:
3100000031817
Kitabın türü:
Orijinal adı:
To Kill A Mockingbird
Dil:
Azerice
Ülke:
Azerbaijan
Yayınevi:
Bakumoz Nəşriyyatı
Amerika yazıçısı Nell Harper Linin “Bülbülü öldürmək” romanı aktual bir məsələyə-irqçilik əleyhinə mübarizəyə həsr olunmuşdur. Hadisələr keçən əsrin 30-cu illərində ABŞ-ın Alabama ştatında cərəyan edir. O vaxtlar hələ Martin Lüter King, Ancela Devis mübarizə meydanına atılmamış, irqçiliyə qarşı mübarizə bu qədər kəskinləşməmişdi. Əsər Amerikanın cənubundakı kiçik yuxulu bir şəhərdə yaşayan balaca bir qızın dilindən səslənir. Bu hekayədə onun qardaşı Cimmi, dostu Dill, atası- dürüst, prinsipial, köhnə “cənub aristokratiyasının” sonuncu ən yaxşı nümayəndəsi, vəkil Attukus Finç də var. Romandakı hadisələr ağ dərili bir qıza təcavüzdə suçlanan qaradərili bir oğlanın məhkəmə prosesi zamanı yüksələn xətt üzrə inkişaf edir və pik nöqtəyə çatır. Əsərdə hər şeydən öncə Amerika tarixinin dönüş nöqtəsi öz əksini tapıb. Amerikanın cənubuna xas olan ksenofobiya, rasizm, dözülməzlik və riyakarlığa qarşı yavaş-yavaş “dəyişiklik küləyi” əsməyə başlayır. Bu külək nə gətirəcək, köklü dəyişiklik yarada biləcəkmi?!
Roman insanların irqinə, dərisinin rənginə görə alçaltmaq əleyhinə bu gün də alovlu ittiham kimi səslənməkdədir.
355 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Bülbülü Öldürmek kitabını çizimlerimle yorumladım: https://youtu.be/q93UBZZMgYM

"Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır." Malcolm X

Bülbülü öldürmek günahtır. Çünkü bülbül yaratılışından ötürü bülbüldür, kendisini bülbül olarak seçemez. Onun ızdırari kaderinde zaten bülbül olmak vardır ve bundan dolayı da suçlu olarak gösterilmemelidir.

Çocukların Boo Radley'in evine dokunmayı bile çok zor bir şeymiş gibi görmeleri, öğretmenlerinden itibaren başlayan bir Kuzey-Güney, laik-muhafazakar, gezici-çomar vs. küçümsemeleri ve insanları sınıflandırmaları, yok Cunningham'lar şöyle yok Ewell'lar böyle diye insanların sınıf sınıf ayrılmaları, onların kilisesi beyaz bizim kilisemiz siyah gibi dinde bile ayrımcılığa uğramaları, Atticus Finch'in kendi ailesini yükseklere koyma egosu, elbise konusunda ve kız olma konuları gibi konularda mahalle baskıları gibi konular bir çocuğun gözünden anlatıldığı için bu kitabı değerli bir hale getirmekte.

Edebi olarak değerlendirecek olursak kitabın dili epey sade fakat vermek istediği mesaj güçlü. Öyle Debbie Macomber, Sarah Jio gibi aşk öyküleri ya da ciltlerinde kocaman yazılar yazan klonlaşmış polisiye kitaplarını unutabilirsiniz. Amerika'nın Maycomb adlı küçücük bir mahallesindesiniz. Hayatınızda o mahalleden dışarı çıkmamışsınız ve size "Beyaz kızarsa zenci ölür" diyen insanların zihniyetiyle aynı yerde yaşıyorsunuz.

İşte tam da bu sebeple bu romanın örneklerini bizim ülkemizde de görmek mümkün. Birbirimizi ötekileştiriyoruz. Bir Türk olarak zenci de doğabilirdik fakat Allah bize böyle olmayı uygun gördü. Fakat şimdi de ülkemizde laik-muhafazakar, Atatürkçü-sağcı, ateist-teist-deist, iktidar-muhalefet gibi çok sayıda ötekileştirmeler görüyoruz. Onun için bu kitabı aslında ülkemizle de çok bağdaştırdım. Bu bakımdan Scout kızımızın da romanda dediği gibi bizim ülke için demiş olduğu bir şey var aslında : "Bak ama, Jem, bana kalırsa tek bir tür insan var, insanların hepsi insan."

Bu romanda hayata Tom Robinson olarak gelmiş olmayı düşünmelisiniz. Öyle bir ailede, öyle bir baskıda, hiçbir zaman sizin haklı olmayacağınız gibi görüşler içinde büyüdüğünüzü düşünmelisiniz. Bunun örneklerini şu anki zamanımızda Amerika'da görüyoruz. Artık polisler siyahilerin yollarda bir şey yapmadıklarını görseler bile çekip vuruyorlar adamı. İstedikleri kadar siyahiler buna tepki koysun, beyaz kızarsa zenci ölüyor romanın da dediği gibi.

Ayrıca kitabın 309. sayfasında Bayan Gates'in rol aldığı bir paragraf var : "Burada biz insanlara zulmetmeyiz. Zulüm önyargılı insanlardan kaynaklanır. Ön-yar-gı." Kitabın sadece bu cümleleri bile o kadar mükemmel ve yerinde bir Amerikan kültürü eleştirisidir ki Harper Lee ironik bir dille o mahallede yaşayan insanların önyargısını kendi dedikleriyle çeliştirmeyi başarmış resmen.

Hiç kimsenin dil, din, ırk, renk, milliyet gibi konularda ayrılmaması gerektiğini bir çocuğun gözünden harika bir şekilde anlatmayı başarmış kitaptır.

Kırdığım 2 puan ise kitabın başlarında olan sıkıcılıktan dolayı ve Radleyler'in esas mesajla pek bağlantısının bulunmamasından dolayıdır.
355 syf.
·12 günde·8/10
Son zamanlarda sıklıkla rastladığım bir kitaptı Bülbülü Öldürmek. Bir modern klasik fakat daha çok ‘klasik’ tadında. Neredeyse yarısına yakın bir kısmının Oliver Twist vasatlığında olduğunu söyleyebilirim. İkinci bölüm beni kitaba bağlayan etken oldu ve sonuç olarak beğendim.

Kitap, 1930’ların Alabama’sında geçiyor. 9 yaşındaki bir kız çocuğu olan Scout’un ağzından anlatılan roman, daha sade ve anlaşılır bir hale bürünüyor. Scout’un abisi Jem, yakın arkadaşı Dill ve avukat babaları Atticus’un çerçevesinde oluşan bir hikaye...
Bülbülü Öldürmek salt ırkçılık üzerinden yorumlanan bir kitap olarak düşünül-memeli; yaşanan bunca trajik olaylara karşı “kapalı ve kör olan” insanların sıradanlaşmasını; “Önyargılı” olmadığını düşünen kitlelerin içten içe bu önyargıyı benimsemelerinin nahoşluğunu düşündürtmeli…

İki bölümden oluşuyor kitap. Birinci Bölümde olayları ağzından dinlediğimiz minik Scout ve Jem’in Dill ile tanışıp birlikte geçirdikleri yaz tatili ve sonrasında okulların açılmasıyla başlayan süreci kapsıyor. Oldukça sıradan ve büyük beklentiyle başladığım kitabı okumama pişman ettiren bir bölüm olduğunu söylememde fayda var. Yüksek beklentinin en büyük sebebi yorumlanan kitabın dozunda olmayan övgüler olduğu gerçeği ortada. Sanırım kitap incelemelerini artık sınırlı okumaya özen göstereceğim.

Haksız bir tecavüz suçundan dolayı yargılanan bir zenci olan Tom Robinson’ı savunan Jem ve Scout’un avukat babası Atticus’un yaşadıkları olaylar ve bunu çocuklara yansıtma şekli, kitabın çözümlenmesi için ana taşlardan.
Atticus gerçekten çok sağlam ve güçlü bir karakter. Haksızlığa karşı başını eğmeyen, önyargıları benimsemeyen, insanları olduğu gibi kabul eden, empati yapmayı ödev sayan, çocuklarına bunları aşılamaya çalışan, mesleğine ve hayatına pozitif, sabırlı ve kararlı müthiş bir karakter. Romanda beni en çok etkileyen kişi Atticus’tu kesinlikle.

Beni en çok düşündürten şeylerden biri Önyargı oldu. İnsanların peşin hüküm vermeleri. Benmerkezcilik. Sürü psikolojisi. İnsanları yargılamak…

İnkar ederiz ama sürü psikolojisinin içerisindeyiz. Siyahi olmasından dolayı mahkeme tarafından tecavüz suçuyla yargılanan Tom Robinson’ı ezen kitlelerin parçalarıyız, farklı renklerde ve farklı tonlarda olarak. Kendi kendimizin düşündüğü söylenebilir mi? Başkaları gibi düşünüyoruz. Bir topluluğun kabul etmediği görüş, bizim kabul etmediğimiz bir görüş ise, derhal bizim görüşümüzün yerini çoktan almıştır bile. Bu kendine güvensizlikten ileri gelmiyor. Başkalarının ortaya attığı beyin fırtınası ürünü olan fikirleri kendi süzgecimizden geçirmemekten ileri geliyor. Şöyle bakıyoruz: Fikri ortaya atananın konumu, mesleği, varlıkları vs vs. Bu bizim irademizin önüne geçmemeli. Önüne geçtiği takdirde Önyargılar, değişmez devinimler ve benmerkezcilik bizi kendi meskenimiz içerisinde boğmaya devam edecek ve ırkçılıkla benzer nitelikli kötülüklerle yüz yüze gelmeye devam edeceğiz. Bir kitap, böylesine bir kitap bu gibi şeyleri düşündürtmeli, düşündürmek için vesile oluyor da.

Atticus’a hayran kaldığımı söylemiştim. Mesela kasabanın yargıcı, tecavüz suçuyla yargılanacak olan Tom Robinson’un avukatı olmasını istediğinde onu reddetmiyor. Bütün kasabanın kendisine ve ailesine cephe alacağını bilmesine rağmen bunu kabul ediyor. Hatta çocuklarının kasabalıların etkisinde kalmasından, korkmasına rağmen ilkelerine sahip çıkarak bu davayı almayı kabul ediyor.

Atticus Finch, unuttuğumuz, en temel insan hakları kuralını hatırlatıyor bizlere; Renkleri, dilleri, dinleri, cinsiyetleri, cinsel yönelimleri, ırkları ne olursa olsun bir insanı diğer bir insandan üstün kılacak hiç bir neden yoktur.

Olayları ve hayatı küçük bir çocuğun bakış açısından görmek, “büyük”lerin algısındaki kusurları daha net fark etmemize yarıyor. Çünkü bir çocuğun gözünden baktığınızda olayları daha saf, temiz ve içten pazarlıksız görürsünüz. Daha çözülebilir hale gelir her şey. Scout. Küçük bir çocuk, romanı daha anlaşılabilir, çözümlenmesi kolay kılıyor.

Basit olanı düşünmek her zaman zordur derler; bunun yanında çocuk saflığında temiz olmak da zor zanaat. Basit olan şeyler ne kadar zor oluyor bazen. Öyle ki zor olanı yapmak için sarf edilen çabadan bile bazen daha büyük olabiliyor. Aslında her şey çok basit, evet gerçekten basit, birey veya toplum olarak zoru seçen bizleriz.

Kitapta dikkatimi çeken güzel bir pasajı anımsıyorum.
Mahkeme salonunda Tom Robinson'un konuşma tavrının kötü olmasından sıkılarak dışarı çıkar Dill, hiç kimsenin bir başkası ile bu şekilde konuşmaya hakkı olmadığını bilmektedir. Karşılaştıkları Bay Raymond Şunları der:

"Hissizleşme’ye başladığımı üzülerek fark ettim. Artık bir savaşta anlamsızca hayatını yitiren bir insan için samimi olarak eskisi kadar üzülemiyorum."

"Ölüm" kelimesini duyunca insan irkilir, ailesi gelir aklına, sevdikleri, değer verdiği en yakınındaki kişiler film şeridi gibi geçer önünden. Geçerdi, artık öyle de olmuyor Canetti'nin ölümü yok saymayışı gibi değil bu, başka bir şey. Hissizleşmek. İnsanın başına bir kötülük geldiği zaman mı hislerinin alevlenmesi gerekiyor. Benmerkezciliğinden bahsetmiştim. Çağımızı saran büyük hastalık.
Hissedebilmek ve duyumsamak, bizi hissizleştirmeden; başımıza gelmeden gerçekleştirilmeli, bizi duygularımızın kontrolü altına almalı. Tıpkı Atticus gibi. Bencillikten sıyırılıp, Empati yapmak çemberimizde olmalı... Yaşanan acılara, adeletsizliklere, eliyle olmasa bile diliyle, diliyle olmasa kalbiyle karşı koyabilmeli...
Körelmenin nasıl yüz tuttuğunu kendimde hissettim son sayfayı çevirirken. Bir kitap bazı şeyleri, unutulan birtakım şeyleri hatırlatmalı...
355 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
En saf duyguları paylaştığımız, kötülük nedir bilmediğimiz zamanlardı çocukluk yılları. Riyasız, çıkarsız, zararsız dostluklar kurduğumuz... Aynı mahallenin sokaklarında koşturup saatlerce oyunlar oynardık. O fakirmiş bu esmermiş ne ehemmiyeti vardı ki? Önemli olan aynı duyguları paylaşmamız, birlikte eğlenmemiz değil miydi.
Büyüdük çok şey değişti hayatımızda, mal mülk, mevki kazandık fakat en önemli değerimizi, insanlığımızı kaybettik. O çocuk kadar olamadık... O siyah bu beyaz, o Arap bu Türk, o çerkes, bu kürt, şu laz, o sağcı bu solcu, o alevi bu sünni, o müslüman bu ateist diye diye ayrıştırdık insanları. Ve bunu büyük bir zevkle yaptık.

Irkçılığın, eşitsizliğinin öyküsü bu. Özgürlük, eşitsizlik, ayrımcılık bir çocuğun gözünden anlatılıyor. Sarah Finch, "ey insanoğlu neyine güveniyorsun, kendine gel!" diyor adeta. Yaşı küçük olmasına rağmen öyle dersler veriyor ki bize, görmediğimiz, görmezden geldiğimiz ne varsa tokat gibi çarpıyor yüzümüze.

Irk ayrımının fazlaca hissedildiği toplumda avukat Atticus, siyahilere hayvan değeri bile vermeyen toplumun normlarına karşı gelerek bir siyahinin haksız yere ırza geçmek ile suçlandığı davayı alır. Tüm kalabalığa, yuhlamalara rağmen doğru bildiğinden bir an bile vazgeçmiyor avukat. Aslında Atticus yalnızca yapması gerekeni yaptı fakat bize yabancı gelmeye başlayan bu değerler yüzünden onu yücelttik, kahramanlaştırdık... Yazarımız bu olay üzerinden hem bireysel hem de toplumsal olarak kaybetmenin eşiğine geldiğimiz doğrularımızı hatırlatıyor bize. Ve Sarah Finch... Erkeklerin içerisinde büyüyen, zevkleri ve hareketleri zamanla rol model olarak belirlediği abisiyle babasına benzeyen bir çocuk. Çevresinin onu sürekli, toplumun çizdiği kalıplar içerisine sokmaya çalıştığını görüyoruz. Bu ikilemin arasında sıkışan ve bocalayan bir karakterden bahsediyor yazar.

Harper Lee sade fakat etkileyici dili ve analizleriyle çok güzel bir kitap ortaya koymuş. Olumsuz yorumlar sebebiyle sürekli ertelediğim, geçen hafta okuduğum değerli bir inceleme üzerine vaktinin geldiğini hissettiğim kitap. İyiki de başlamışım. İlk yarısının bana oldukça sıradan geldiğini söyleyebilirim fakat sonrasında güzelleşti. Bana kendimi sorgulattı. Bu kitap umudun kitabı... Özeleştiri yaptıran, önyargılarımızı ortaya seren şahane bir kitap. Okurken defalarca tespitin doğruluğuna karşı defans mekanizması geliştirdim. Fakat biliyorum ki savaş eskisi kadar üzmüyor artık beni. Haberler o kadar da etkilemiyor. Vicdanımızı rahatlatmak için için haklı gerekçeler dahi sunabiliyoruz artık. Hissizleşiyoruz her geçen gün. Ve en kötüsü de buna alışıyoruz...
357 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10
"Atticus bana sıfatları kaldırırsan geriye gerçekler kalır demişti."
Siyah insan, beyaz insan, zengin insan, fakir insan, şu insan bu insan... Uzar gider bu sıfatlarımız. Peki kaldıralım sıfatları, geriye kalan gerçek "insan". İnsanları renk/dil/din gibi özellikleri ile ayırmak kadar boş bir çaba yoktur. İnsanları insan olarak kabullenseydik belki de insan gibi yaşayabilirdik.

Biraz yazardan bahsedeyim; yazarımız Harper Lee. 28 Nisan 1926, ABD/Alabama doğumlu. Hayatı boyunca birçok hikâye yazan yazar, 1960 yılında da "Bülbülü Öldürmek" romanını çıkardı. Roman aynı yıl yoğun ilgi gördü ve ertesi sene, 1961 yılında yazara, Pulitzer Edebiyat Ödülü'nü kazandırdı. 1962 yılında kitabın, sinemaya uyarlanan filmi çıkartıldı ve Oscar ödülüne sahip oldu. Hâlâ da sevilen ve çok okunan romanın yazarı, Harper Lee, 89 yaşında hayatını kaybetti.

Kitabın ana konusu, verilmek istenen mesaj şöyle; insanları önyargı ile yargılamamalıyız, ayrımcılık/ırkçılık yapmamalıyız ve herkese eşit adalet uygulamalıyız.
Spoiler vermeden kısaca hikâyeyi anlatayım biraz da; yazar kendi çocukluğunda başından geçen bir olayı, avukat olan babasının siyahî bir insanı savunurken ne kadar zorlandığını, dönem ABD'sinin siyah insanlara ne kadar aşağılayıcı baktığını ve insanların bazı insanları, insan yerine koy(a)madığını anlatmış. Bir çocuğun gözünden insan ayrımcılığına değinmiş. Cümleler o kadar samimi, o kadar içten ve o kadar güzel ki, insan okurken aynı zamanda olayı yaşıyor hissi uyandırmış.

Hikâyede bulunan başlıca karakterlerimiz;
Scout Finch; Yazarımız Harper Lee.
Jem; Scout'un abisi. Büyürken başından geçen evreleri, ona büyüklük taslamasından bahsetmiş.
Dill; Scout'un en yakın arkadaşı. Zor bir çocukluk geçiriyor ama pozitif ve mutlu bir insan.
Atticus; Scout'un babası. Kasabanın en başarılı ve tanınan avukatı. Haksız yere suçlu diye itham edilen siyahî adamı savunuyor ve çok zorlanıyor. Çok okuyan, çocukları ile ilgilenen ve her sorunu çözen bir baba.
Call(Calpurnia); Evin hizmetçisi. Çocukların ablası kadar yakın.
T. Robinson; İşlemediği bir suç yüzünden yargılanan siyahî.

Okurken gözlerim doldu bu kitabı. Emin olun o kadar beğeneceksiniz ki, okudukça bir daha okumak isteyeceksiniz. Herkese şiddetle tavsiye ediyorum bu harika kitabı...
355 syf.
·20 günde·Beğendi·8/10
Küçük bir çocuksanız hayatınızın en masum dönemindesiniz demektir. Çünkü insanları sadece insan oldukları için yargilamadan kabul edebilirsiniz. En adil olduguz zamandır çocukluk. Hatta canavar diye nitelendirebildiginiz birine Merhaba öcü diyebilecek ve onun elini tutabikecek kadar masum olabirsiniz. Adalet kavramını gerçekten öğrenmek isteyenlerin mutlaka okuması gereken küçük bir çocuğun ağzından yazılmış büyük bir kitap.
355 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Doğduğumuz andan başlayıp son nefesimize kadar bizimle birlikte olacak olan ve asla değiştiremeyeceğimiz şeyler vardır. Basit bir örnekle başlayacak olursak göz rengimiz (tabii sonradan yapay yollarla yapılan değişiklikleri işin içine katmıyorum). Mavi gözlü, ela, yeşil veya kahverengi gözlü olmak bizlerin elinde değil, tıpkı ten rengimizin nasıl olacağı bizlerin elinde olmadığı gibi. Diğer canlılara olan üstünlüğünü akıl bağlamında açıklayan insanoğlu tarihin en eski dönemlerinden beri aynı problemlerle uğraşıyor: savaşlar, yoksulluk, açlık vesaire. Peki aklı ile övünen insan ne yapıyor? Bu sorunları ortadan kaldırmaya çalışmıyor, aksine ateşe biraz daha odun atıyor. Hattâ bu kitabın da ana unsurunu oluşturan bireyin ten rengine takıyor. Aklıyla övünen insana sormak lazım, bir insanın açık ya da koyu renk bir cilde sahip olmasının birinin diğerinden üstünlüğü ile ne gibi mantıklı bir bağlantısı olabilir? Medenileşmek diyoruz, gerçekten var mı böyle bir şey? Bana sorarsanız yok. On yıllar önce siyahi bir çocuğu kafese kapatıp beyazlara izleten zihniyet değişmedi sadece çağın getirilerine uygun bir biçimde evrildi. Özellikle futbol maçları öncesi yapılan seremonilerde beyaz futbolcunun siyahi futbolcuya elini vermemesi ya da siyah bir futbolcuya tribünden muz göstermek eylemlerine evrildi. Hâlâ bu zihin yapısına sahip milyonlarca insan var, bizim insan olmamız nedeniyle onlar adına utandığımız milyonlarca insan...

Bülbülü Öldürmek özellikle son yıllarda bir hayli okunan ve raflarda öncesine nazaran çok daha fazla görülen bir kitaptı. Yorumları da kitabı daha çok merak etmeme neden olmuştu. Bu gibi sebeplerle kitabı okuma kararı aldım ve umduğum tadı aldım açıkçası. 1900'lü yılların ilk yarısında Maycomb isimli bir kasabada avukat babası Atticus ve ağabeyi Jem ile yaşayan küçük bir kız çocuğu olan Scout'ın gözünden dünyayı görüyoruz. Adalet, sevgi, saygı eşitlik kavramlarını onun gözünden irdeliyoruz. Bülbülü Öldürmek genel itibariyle Finch ailesinin yaşadıklarına yer veriyorsa da ana olayımızın baba Atticus Finch'in kasabada yaşayan siyahi bir adam olan Tom Robinson'un avukatlığını üstlenmesi olduğunu söylemek gerekir. Beyaz bir kadına tecavüz ettiği iddiasıyla yargı önüne çıkarılan bu siyahi adamın duruşmasının görüldüğü bölümler kitabın en etkileyici kısımları zaten.

Bülbülü Öldürmek'te ana karakterimiz yaşı küçük kendi büyük Scout diyebiliriz. Zaman zaman küçük, babasına muhtaç bir kız çocuğu, zaman zaman büyümüş de küçülmüş mantık abidesi bir genç kadın. Henüz okula gitmeden babası vasıtasıyla okuma yazma öğrenen, ağabeyi ve komşularının yeğeni Dill ile oynamayı kızlarla oynamaya tercih eden, halası tarafından sürekli "bir hanımefendi gibi davran" tarzında cümlelere maruz bırakılan Scout. Açıkçası bu karakteri inanılmaz sevdim ve kendimle Scout arasında bir bağ kurdum. Babası siyahi bir adamı savunuyor diye okulda çeşitli hakaretlerle karşı karşıya kalan Scout'ın kocaman kalbi beni zaman zaman duygulandırdı, küçük yumruğu ise kahkaha attırdı. :) Scout ve Jem'in babaları Atticus Finch'in çocuklarıyla olan diyaloğu da dikkat çekiciydi. Atticus Finch genel itibariyle çocuklarına insan sevgisi, adalet, saygı gibi kavramları aktarmaya çalışan bir karakter profilindeydi. Zaten paylaştığım alıntıların büyük çoğunluğunu da onun sözleri oluşturuyor.

Bülbülü Öldürmek insan olmaya, topluma dair birçok mesaj barındırıyor içinde. Dolaylı veya doğrudan verilen bu mesajları paragraflar arasından çok rahat alıp üstünde düşünebilirsiniz. Henüz küçük yaşına rağmen haksızlık duygusunun ağırlığını üstünde hissetmeye başlayan Scout'ın içinde bulunduğu duygu-düşünce durumunu okuyup etkilenmemek imkansız gibi görünüyor. Kitabın giriş kısmı ve iç sayfalarında zaman zaman çabuk bitsin bu kısımlar diyebileceğiniz bölümler olabilir ama özellikle giriş sizi kesinlikle yanıltmasın. Bu kadar beğenilen özellikle klasik olarak nitelendirilen kitapları eleştirmekten kaçınmayan (örneğin Zweig kitapları :D) ben bile ciddi anlamda eleştirilecek bir şey bulamıyorum. Karakterler, olaylar, dolandırılmadan açık bir şekilde, sade bir dille verilen mesajlarla kitap gayet güzel okunup bitiyor. Bülbülü Öldürmek'i ben çok sevdim, henüz okumamış olanlara gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar.
366 syf.
SEN İNSAN MISIN?

Çocukluk yıllarımız, enn masum anlarımız...
Hiçbir şeyi kafaya takmadan, güle oynaya geçen musmutlu dönemlerimiz, arkadaş ayırt etmeden her çocukla oynadığımız günlerimiz. Senin baban çiftçi, benim babam tüccar, onun babası memur hesabı yapmadığımız, çoğu kez aynı bardaktan su içtiğimiz, ayakkabılarımızı birbirimizle değiştirebildiğimiz, aynı yolları defalarca birlikte geçtiğimiz o yıllar. Hatırlayınca yüzde tebessüm uyandıran saf düşüncelerimiz... Keşke her dönemimiz çocukluğumuzun masumluğu, temizliği gibi geçse, keşke yine tüm bedenimizle hissedebildiğimiz ağız dolusu kahkahalar atabilsek hep birlikte...
Ama büyüyoruz, büyüdükçe de o günlerin saflığını, masumluğunu unutuyoruz! Büyüdükçe, para-kazanç hesabı, sen-ben ayrımı, mevki farkı, o şehir-bu şehir davası, doğulu-batılı düşüncesi, ayırdıkça ayırıyoruz hayatımızda olan her şeyi ve en önemlisi İNSANI...
Tüm insanlara önyargıyla yaklaşmaya başlıyoruz, tek bir 'birey' olarak bakmak yerine din, dil, ırk ayrımı yaparak yaklaşıyoruz İNSANLIĞA...

Tam da bu ayrımın romanı Bülbülü Öldürmek.

İnsanları nasıl da göz göz kafeslere yerleştirip onlara, ırkına göre ezici, hırpalayıcı, hor görülen ya da yüceltici sıfatlar yüklenip hayat boyunca ve asırlarca bu sıfatların değişmeyişini gösteren, çocukluğumuzun temsili olacak, minicik bir yüreğin dilinden, Scout Finch'in dünyasından, tüm insanlara bu ayrımı anlatan bir roman.
Kız-erkek ayrımını, yaşanılan bölge ayrımını, sülale soy ayrımını ve biraz daha gün yüzünde olan Zenci-Beyaz ayrımını yaşadığı bölgeyle özetleyen, bu küçük kızın romanı Bülbülü Öldürmek.
Henüz küçücükken kız olduğu için pantolon giymesini hoş karşılamayan bir hala, bölge bölge ayrılmış ve güçlünün güçsüzü ezdiğine tanık bir okul ve zencilerle beyazları asla aynı kefeye koymayan bir dizi kurallar ve kilise(din). Küçük Scout Finch, tüm bu yapılan ayrımları bize anlatıyor romanında ve tabii aynı zamanda oyun arkadaşı olan abisi Jem ile birlikte. Henüz bir çok kavramın ne demek olduğunu bile bilmeden, büyüklerinden gördüğü insan sınıflandırmasını gözlüyor ve onların söyledikleriyle insanları tanıyor.
" Walter'lerin paraları asla olmaz ve bu yüzden kimseden para ya da yiyecek istemezler. Ewell'ler kaba saba insanlardır, onlarla kimse dostluk kurmaz." gibi...

Oysa ki insan olanın vicdanı buna, bu ayrıma izin vermemelidir, esmer olsa da, beyaz olsa da, kürt, zaza, alevi olsa da o bir insandır ve onun bir benzeri daha yoktur düşüncesi sarıp sarmalamalıdır fikrini.
Bir insan her ne yaparsa yaptığı şeyin yükümlüğü kendisinin olmalı dini, dili ya da ırkının değil. Çünkü hiçbir insan kendisi seçmez esmer olmayı ya da horlanan, dışlanan bir milletin mensubu olmayı...
...
En başta, 'Sen İnsan Mısın?' gibi bir soruyla başladım incelememe, evet sen eğer İNSAN isen, diğer insanlara da İNSAN gibi davranırsın, onlara değer verirsin! Onu kendi yargılarınla yargılamazsın! Mensubu olduğu toplulukla onu hor göremezsin!.. Ve daha bir çok şey...
Şimdi biz bize soralım, Biz İnsan Mıyız?.. Bu sorunun cevabını 'Evet' verene kadar da çok düşünelim...

Artık sona yaklaşırken bir teşekkürü borç bildiğim, bana bu kitabı aylar öncesinden hediye eden canım kitap dostum Merve clb'ye çok çok teşekkür ederim. :) :) Okumayı bu kadar geç bir zamana bıraktığım içinde biraz yüzüm kızarık. :/

Sevgili canlar, kitapla kalın, İNSAN kalın, sevgiyle kalın...
355 syf.
·Puan vermedi
Bülbülü Öldürmek,Harper Lee tarafından yazılmış,1965 yılında yayınlanmış ve 355 sayfadan oluşan dünya çapında rağbet gören bir eserdir.

Konu olarak; kitap ana karakterlerinden Atticus bir avukattır ve anneleri çocuklar küçükken ölen Scout ve Jem isimli iki çocuğu vardır. Siyahi insanların son derece hakir görüldüğü ırkçı bir ayrımın yapıldığı bölgede yaşamaktadırlar. Bir gün Atticus, beyaz bir kıza tecavüz ettiği iddiasıyla yargılanan bir siyahi mahkumun avukatlığını üstlenir ve olaylar başlar.

İçerik olarak özetlemek gerekirse, siyahi bir insanın toplum tarafından uğradığı haksızlıklar ve Atticus Finch isimli bir avukatın adaletsizliklere karşı verdiği mücadeleden ve direnişten oluşuyor. Ve olaylar Scout adlı küçük bir kızının bakış açısıyla anlatılıyor.

Okumanızı tavsiye ediyorum.
355 syf.
Bülbülü Öldürmek merakla okumayı beklediğim bir kitaptı. Çok fazla önerildigi için de biraz öne çektim ve nihayet yorumlayabiliyorum.
Bir çoğunuzun bildigi gibi konu ırkçılık ve aslında önyargı. Üzerine düşünülmesi gereken konular çünkü farklı boyutlarda da olsa günümüzde de yaşanan sorunlar.

Olaylar küçük bir kız çocuğunun ağzından aktarılıyor. Böylece hem çocukluğun masum dünyasını görüyorsunuz hem de aile ilişkilerinin ve toplumsal yaşantının görüşlerimizi nasil şekillendirdiğini görüyoruz.

Kitap 2 bölümden oluşuyor. İlk bölüm aslinda biraz da beklentimi karşılamadı diyebilirim fakat ikinci bölüm bu açığı kapattı. Olay örgüsü ve anlatılmak istenen noktalar oldukça etkileyiciydi.

Sürekli "kız gibi" davranması beklenen küçük Scout, abisi ve o tüm özellikleriyle insanliga örnek olması gereken babasi Atticus bir insanlik dersi veriyor.
Erdem sahibi, değerlerinden ödün vermeyen, tüm toplumsal baskılara rağmen boyun eğmeyen örnek kişilik Atticus.. Çok sevdim onu. Onun gibi insanlarin toplumda çoğalması dileğiyle..
355 syf.
·10/10
Merhabalar Harper Lee’nin iki kitabından biri olan Bülbülü Öldürmek 1960 ABD’si Döneminin atmosferini özellikle de çocukların duygularını ve tepkilerini çok iyi dile getirmiş yazar.Kitap Scout adlı başkahramanımızın, abisi Jem, yakın arkadaşları Dill ve Atticus’un öykülerini içermekte. Kitap konu olarak ırkçılık, adalet, özgürlük, eşitlik, cinsiyet, ayrımcılık, büyümek ve ergenlik gibi hassas konuları çok sade ve anlaşılır bir dille anlatmış.Kitapta yer yer mizahi olmasına rağmen yazar düşündürücü şekilde harmanlamış.Ölmeden önce okumanız gereken şaheserlerden
355 syf.
·Beğendi·9/10
Kitap hakkındaki yorumumu Youtube'tan izlemek için; https://youtu.be/ehXbV-HvOGk

(Biraz tat kaçıran ayrıntılar içerebilir)

Kitabı okumaya başlamadan önce bilmeniz gerekenler;
1- Ana karakter 9 yaşında bir kız çocuğu.
2- Harper Lee kadın bir yazar.
3- Bu kitap bi hağriiiika ve filmide varmış.
Bunları farkedene kadar bi 100 sayfa okumuş oldum. Siz okurken zorlanmayın diye yazayım dedim
.
Önce kitabı okudum sonra da filmini izledim. Film 2 saatti ve 2 saaye sığdırabilecek kadar şey sığdırılmıştı ama kitapta okuduğum kadar güzel değildi. Ben okurken çok zevk aldım size de gönül rahatlığı ile tavsiye edebilirim. Hatta önceki paylaşımıma yapılan yorumlardan "Tespih ağacının gölgesinde" kitabının bu kitabın devamı olduğunu öğrendim ve hemen sipariş verdim
.
.
Scout 9 yaşında bir kız çocuğu ve 13 yaşında Jemm adında bir abisi var. Anneleri Scout 2 yaşındayken ölmüş ve babaları avukat. Yazları komşularının çocukları Dill geliyor ve beraber vakit geçiriyorlar. Birinci bölümde tek amaçları komşuları öcü Radley'i hiç evden çıkmadığı için dışarı çıkarmaya çalışmak ve öcü Radrey'in bahçesindeki ağacın kovuğundan kimin koyduklarını bilmedikleri hediyeleri alarak mutlu olmak.
.
İkinci bölümde babaları siyahi bir kişinin davasını üstleniyor ve toplum tarafından hem baba hemde çocuklar dışlanıyor. Siyahinin beyaz bir kadın karşısında suçsuz olduğu apaçık ortadayken sadece rengi yüzünden hapse atılıyor. (Hz Yusuf aklıma geldi.) Scout ve Jemm bu olaydan rahatsız oluyolar ama ellerinden helen bişey yok. Daha sonra bu siyahi hapishaneden kaçmaya çalışırken gardiyanlar tarafından 17 kez vurılarak öldürülüyor hemde sakat olmasına rağmen.
.
Davacı olan kızın babası Scout'a, Jemm'e ve avukat olan babaya kafayı takmış durumda. Bir beyaza karşı bir siyahiyi savunduğu için ondan öc almak istiyor. Bir gece Scout ve Jemm'in yollarını keserek onlara zarar vermek istiyor. Fakat evinden hiç çıkmayan öcü Radley onları bu saldırıdan kurtarıyor. Radley'in bu davranışını insanlara söylerlerse ona minnettar olup her gün kapısına gelip onu rahatsız edeceklerini düşündükleri için bunun bülbülü öldürmek olacağınu düşünüyorlar ve saldıran adamın kendi bıçağının üzerine düşerek öldüğünü söylüyorlar.
"Tutuklanmaktan mı korktun, yaptığın şeyi kabullenmek zorunda kalmaktanmı?"
"Hayır efem, yapmadığım şeyi kabullenmek zorunda kalmaktan."
Öyle tip adamlar vardır ki daha merhaba demeden tabancanı çıkarıp onları vurman gerekir.
Harper Lee
Sayfa 342 - Sel Yayıncılık 23.Basım

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bülbülü Öldürmək
Baskı tarihi:
2017
Sayfa sayısı:
359
Format:
Karton kapak
ISBN:
3100000031817
Kitabın türü:
Orijinal adı:
To Kill A Mockingbird
Dil:
Azerice
Ülke:
Azerbaijan
Yayınevi:
Bakumoz Nəşriyyatı
Amerika yazıçısı Nell Harper Linin “Bülbülü öldürmək” romanı aktual bir məsələyə-irqçilik əleyhinə mübarizəyə həsr olunmuşdur. Hadisələr keçən əsrin 30-cu illərində ABŞ-ın Alabama ştatında cərəyan edir. O vaxtlar hələ Martin Lüter King, Ancela Devis mübarizə meydanına atılmamış, irqçiliyə qarşı mübarizə bu qədər kəskinləşməmişdi. Əsər Amerikanın cənubundakı kiçik yuxulu bir şəhərdə yaşayan balaca bir qızın dilindən səslənir. Bu hekayədə onun qardaşı Cimmi, dostu Dill, atası- dürüst, prinsipial, köhnə “cənub aristokratiyasının” sonuncu ən yaxşı nümayəndəsi, vəkil Attukus Finç də var. Romandakı hadisələr ağ dərili bir qıza təcavüzdə suçlanan qaradərili bir oğlanın məhkəmə prosesi zamanı yüksələn xətt üzrə inkişaf edir və pik nöqtəyə çatır. Əsərdə hər şeydən öncə Amerika tarixinin dönüş nöqtəsi öz əksini tapıb. Amerikanın cənubuna xas olan ksenofobiya, rasizm, dözülməzlik və riyakarlığa qarşı yavaş-yavaş “dəyişiklik küləyi” əsməyə başlayır. Bu külək nə gətirəcək, köklü dəyişiklik yarada biləcəkmi?!
Roman insanların irqinə, dərisinin rənginə görə alçaltmaq əleyhinə bu gün də alovlu ittiham kimi səslənməkdədir.

Kitabı okuyanlar 17.090 okur

  • Sabina Ahmad
  • Pərvin
  • Aytac Hüseynova
  • Ghost in the Shell

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları