Hediye olarak gelen kitabım elimde baya bir süründü. Çok etkilendiğimi yazmayacağım. Çok fazla platonik duygunun olduğu bir kitaptı. Sizlere keyifli okumalar.
CemileCengiz Aytmatov · Elips Kitap · 201344,5bin okunma
Son derece akıcı, insanın içini isıtan bir kitap. Aytmatov okurken hep bir masalın içindeymişsiniz, olay nerede nasıl yaşanıyorsa okuyan da tam ortasındaymış gibi... Aytmatov yine hissettirdiği duygularla beni benden aldı...
Cemile... Genç yaşta evlenmiş, çalışkan, cıvıl cıvıl ve güzel bir kız. Evlendikten birkaç ay sonra eşi Sadık savaş nedeniyle askere alınıyor. Olaylar ise Sadık'ın erkek kardeşi tarafından bizlere aktarılıyor... Keyifli okumalar dilerim.
Okuduğum ilk Cengiz Aytmatov kitabı kendisi. Yıllar önce okumuştum ancak konusunu hatırlayamayınca tekrar okumak istedim kendisini.
• Kitap İçeriğine Dair İpucu İçerir. •
Cemile karşılıklı sevgisizliğin olduğu bir evlilik yapmıştır. Evlendikten kısa süre sonra da kocası Sadık asker olarak savaşa çağrılmış ve yalnız kalmıştır.
Bu dönemde cephedeki askerler için herkes gibi o da canla başla çalışmış, hep elinden geleni yapmıştır.
Hatta o kadar ki sevmediği birinin yolunu bile gözlemiştir. Ancak aşk tesadüfleri sever derler ya, Cemile kocası askerdeyken köylerine gelen birine tutuluverir. Ve kendilerince zor olan bu aşkı yaşatmak isterler.
Aşkı gizli yaşamanın zorluğu ve özlerken sarılamamanın acısının, insanı ne denli zorluğa sürüklediği anlatılmış.Yalnız okurken yazılanlar kadar yazılmayanlar da var. Hissedin,yaşayın. Emin olun ki Aytmayov zaten size o aşkı tattıracak.
CemileCengiz Aytmatov · Elips Kitap · 201344,5bin okunma
Louis Aragon Cemile için "dünyanın en güzel aşk hikayesi" ifadesini kullanır. Bu ifade beni ve eminim ki birçok kişiyi de epeyce beklentiye sokmuştur. En güzel mi bilemem ama en sade olduğu kesin. Ben olayların Cemile'nin ya da Danyar'ın ağzından yazılmamasının aksine 3. bir kişi tarafından anlatılmasını beğendim. Fakat tek beğenmediğim bir türlü olaya girilmemesi. Zaten 70 sayfa olan bir kitap yaklaşık 60 sayfa bir şeyler olmasını bekliyorsunuz, tamam yazarın dili, betimlemeleri, anlatımı şahane ve akıcı ama hadi artık ne olacak demekten yoruldum. Son sayfalara gelindiğinde ise pat diye olay sonuçlanıyor. Okuduğuma pişman değilim hatta bu kitabı 10 yıl sonra bile tekrar okumak o zamanki ruh halimle, yeni yaşımla , otuzlu yaşların olgunluğuyla tekrar okumak isteyeceğimden eminim. Şimdilik hoşça kalın Cemile ve Danyar.
Savaşın gölgesinde geçen bu incecik hikâye, aslında dev bir sessiz başkaldırı. Aytmatov, savaş yıllarını kahramanlık nutuklarıyla değil; köyde yük taşıyan bir kadının, yaralı dönen bir askerin ve büyümeye çalışan bir çocuğun gözünden anlatıyor. Bu yüzden “Cemile”, devletin büyük savaş anlatısına karşı bireyin küçük ama gerçek hikâyesini öne çıkaran yarı politik bir metin.
Aytmatov’un özellikle anlatıcı olarak bir “çocuk anlatıcı” seçmesi harika bir tercih olmuş. Biz bir aşkı değil; o aşkın gölgesinde büyüyen, aşkla yeteneğini keşfeden bir çocuğu okuyoruz aslında. Savaşın ağırlığında insanların nasıl ufaldığını değil, içlerinde saklı kalmış ışığın nasıl göründüğünü gösteriyor Aytmatov.
Cemile ile Danyar arasındaki bağ, benim için bir “aşk övgüsü” değil; tam tersine, savaşın dayattığı rollerin arasında sıkışmış iki insanın birbirinde kendine benzeyen bir taraf bulması. Ama bu hikâyede asıl dönüştürücü şey, çocuğun bu ilişkiye tanıklık ederken dünyayı ilk kez sanatsal bir gözle fark etmesi. Bir insanın, bir duyguya bakarken kendi içindeki sanatı bulması… Sanırım en çok bu vurdu.
Cemile’yi ya da Danyar’ı romantikleştirmeden söyleyebilirim: Aytmatov kimseyi yüceltmiyor, kimseyi kahraman yapmıyor. Savaşın, yoksulluğun ve köy baskısının insanı nasıl sessizleştirdiğini gösteriyor sadece. Ve o sessizlikte, bir çocuğun kendini buluşunu.
Bu yüzden “Cemile” kitabını okurken diper okuyucuların aksine ‘aldatma’ üzerine düşünmedim; bireyin sesini bulduğu, sanatın bir ruha ilk kez değdiği çok ince bir büyüme hikâyesi.
Kısacık ama insanın içine uzun süre işleyen türden. Okurken bozkırın tozlu rüzgarını sırtımda hissettim.
Kitabın ilk kısmında Louis Aragon’un sözü var. Esere dünyanın en güzel aşk hikâyesi demiş. Yazar da Cengiz Aytmatov olunca içeriği tabii ki merak ettim. Okuduktan sonra hikâyeye dünyanın en güzel değil, en kötü aşk hikâyesi dedim. Cengiz Aytmatov’un Elveda Gülsarı’dan sonraki en kötü eseri. Diğer bütün kitapları ise güzel. Gün Olur Asra Bedel ise zaten şu ana kadar okuduğum en güzel roman.
Kırgız edebiyatının gözde yazarı olan Cengiz Aytmatov'un kaleminden yazılıpta okunamayacak bir eser bulunduğunu düşünmüyorum. Cengiz Aytmatov'un eserlerinde yaşanmışlıklarının vermiş olduğu derin izleri duyumsamamak mümkün değil. Her kitabının sonunda yağmaya hazır hüzün yüklü bir bulut bekler oluyor biz okuyucularını. Bu kitapta da Danyar ve Cemile'nin sevgilerinin anlatıldığı duygu yüklü bir anlatıma sahip. Cemile'nin sevgisinin peşinden gidip her şeye rağmen kalbinin sesini dinlemesi , ve sevgisinin ne denli büyük olduğunu gösteren, güzel bir öykü olmuş. Cengiz Aytmatov' un Cemilesi Danyar'ın sevgisini söylediği ruha dokunan içli bir türkü gibidir . Kitapta özellikle Danyar adlı karakterin beni fazlasıyla etkilediğini söyleyebilirim . Yani bu kitap sırf Danyarı tanımak için bile okunur.Basit ve akıcı bir dile sahip zaten, kısa olmasından ötürü bir kaç saatte bitirilebilir bir kitap. Okumanızı tavsiye ederim.
CemileCengiz Aytmatov · Elips Kitap · 201344,5bin okunma
Cengiz Aytmatov büyük bir yazar. Ancak bu eserin, kendi yeteneğinin altında kaldığını ve hakkında yapılan abartılı olumlu yorumlara katılmadığımı ifade etmek istiyorum. Benim gördüğüm, türk filmi tadında basit bir kurgu ve çok da mükemmel olmayan betimlemeler...
CemileCengiz Aytmatov · Elips Kitap · 201344,5bin okunma
Hikayemiz evin küçük oğlu Seyit’in gözünden anlatılıyor. Babasının iki eşi iki yuvası var üstelik evler yan yana. Bitişik evlerde yaşıyorlar küçük karaktermizin iki annesi var. Küçük anne ve büyük, her şeye hakim, tüm düzeni sağlayan dediğim dedik, evin reisi anne. Öz annesi büyük anne. Bir abisi kendi annesinden, diğeri küçük annenin ilk evliliğinden. Üvey abisi bir de eşini bırakmış ardında savaşa giderken. Karakterimizin yengesi Cemile. Cemile toplumun ideal gelin standartlarının hepsine cuk diye oturuyor. Yorulmaz, canı yanmaz, öflemez, şikayet etmez bir karakteri var. Aynı zamanda da açık sözlü lafını esirgemez birisi. Cemile tüm bu özellikleriyle büyük annenin izinde gidiyor. Onun gibi koruyup kollayacağı, tüm düzeni sağlayacağı, evini yuva yapacağı düşünülüyor eşi geri döndüğünde. Açık sözlülüğüyle güzel bir güven oluşturmuş hanede. Cephedeki askerlere gönderilecek buğdayı toplama işi köyde kalan kadınlara düşüyor köyde erkek kalmayınca. Askerler kadar eşleri de önemli görevler üstlenmek zorunda kalmış. Cemileye daha ağır görevler düştükçe Seyit’i de gönderiyorlar ki yanında kız haliyle başına bir şey gelmesin. Köyde kalan üç beş erkekte Cemile’ye musallat olmasın. Güzelliği dillere destan çünkü. Seyit ve Cemile uzun yolları aşarak, ağır çuvallar kaldırarak yaşlarına zıt bir yükü omuzluyorlar. Halbuki Seyit 15 yaşında, Cemile de ondan biraz büyük.
Bir gün kimsenin tanımadığı bir oğlan geliyor köye. Yaralı. Savaştan döndüğünü söylüyor, ben de sizin köylünüzüm diyor ama hiçbir akrabası kalmamış köyde. Savaştan dönen her yiğit gibi büyük bir minnet ve gururlar karşılanıyor köylü tarafından. Köyün yiğitlerinden biri ne de olsa. Onlar için savaşmış canını ortaya koymuş, üstelik sakat dönmüş geriye. Üstü başı eski, yırtık. Bağırlarına basıyorlar köylüler. Eli ayağı
Cengiz Aytmatov’dan ilk okuduğum kitap. Dilini beğendim.
Cemile kitabın ana karakteridir. İkinci Dünya Savaş’ına giden kocası Sadık’ın ardında olanları anlatır. Cemile küçük kaynı Seyit ile cepheye gıda taşıma işine alınırlar. Kitabı okurken de Seyit gözünden okuyoruz.
Ekip olarak çalışırlar ekipte gazi olan Danyar’da vardır. Cemile ne kadar becerikli görünen bir kadınsa Danyar ise tam tersi içine kapanık biridir.
️Cemile ve Danyar arasında oluşan gerginlik neden?
️Sadık eve dönecek midir?
CemileCengiz Aytmatov · Elips Kitap · 201344,5bin okunma
Cengiz Aytmatov, (Kırgızca: Чыңгыз Айтматов (Çıňğız Aytmatov), Rusça: Чингиз Торекулович Айтматов) (d. 12 Aralık 1928, Kırgızistan - ö. 10 Haziran 2008, Almanya).
Ünlü Kırgız Türkü edebiyatçı, gazeteci, çevirmen ve siyasetçi. 12 Aralık 1928 tarihinde Kuzeybatı Kırgızistan'daki Talas eyaletinin Şeker köyünde doğdu. Babası Torekul Aytmatov, Sovyet Kırgızistanı'nda seçkin devlet adamı idi, ancak 1937'de tutuklandı ve 1938'de kurşuna dizildi. Tatar kızı olan annesi Nagima Hamziyevna Abdulvaliyeva tiyatro aktrisiydi. Adı, Cengiz Han'dan esinlenerek konulmuştur.
Gençliği sıkıntılı bir döneme denk gelmişti. O dönemde zaten yeni yerleşmeye başlayan siyasî sistemle, bir de savaşla mücadele etmek zorundaydı. Çok genç yaşta çalışmaya başladı; çünkü II. Dünya Savaşının SSCB üzerindeki etkileri gençleri de etkiliyordu, yetişkinler savaşta olduklarından, gençlere büyük iş düşüyordu. On dört yaşında köyündeki sekreterliğe girdi. Burada tarım makinelerinin sayımı, vergi tahsildarlığı gibi işlerde çalıştı. Köyünden, Kazakistan'a giderek Cambul Veterinerlik Teknik Okulu'nda okudu. Daha sonra şimdiki Kırgızistan'ın başkenti olan Bişkek'e giderek burada Frunze Tarım Enstitüsü'nde öğrenimine devam etti. Ardından Maksim Gorki Edebiyat Enstitüsü'ne geçti ve 1956 ile 1958 yılları arasında Moskova'da okudu. Yazmaya bu yıllarda Pravda gazetesinde başladı. Yazdığı eserleriyle üne kavuştu ve 1957 yılında Sovyet Yazarlar Birliği'ne üye kabul edildi. 1963'te Lenin Ödülü'nü aldı. Eserleri yüz elliyi aşkın dile tercüme edildi. 1990-1994 yıllarında Sovyetler Birliği'ni ve Rusya Federasyonu'nu, sonra ise 2008 yılına kadar Kırgızistan Cumhuriyeti'ni büyükelçi olarak temsil etti.
Aytmatov, Gün Olur Asra Bedel romanının film çekimleri için gittiği Rusya'nın Tataristan Cumhuriyeti'nin başkenti Kazan'da 16 Mayıs 2008'de rahatsızlandı ve böbrek yetmezliği teşhisiyle tedavi için Almanya'ya getirildi. Almanya'nın Nürnberg kentindeki Klinikum Nord'da tedavi gören Cengiz Aytmatov, komaya girdi.10 Haziran 2008 tarihinde Nürnberg'de hayatını yitirdi.