Create Dangerously

Albert Camus
Tahmini Okuma Süresi:
1 sa. 49 dk.
Sayfa Sayısı:
64
Basım Tarihi:
22 Şubat 2018
Yayınevi:
Penguin Classics
Orijinal Adı:
Discours de Suède
ISBN:
9780241339121
Dil:
İngilizce
Format:
Karton kapak
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

10/10
·57 syf.·
2023 10. kitabı
Üç bölümden oluşan bu kısa kitabın içerisinde yok yok diyebilirim ilk bölümünde Jean-Paul Sartre’ın Albert Camus’nün ölümü üzerine kaleme aldığı yazıyla başlıyor. Çok güzel bir yazı internetten aratarakta okuyabilirsiniz. Şöyle diyor Sartre “Camus; kültür alanımızın belli başlı kuvvetlerinden biri olmakta, çağın ve Fransa’nın tarihini kendince temsile devam edecekti. Ama konuşsaydı, belki gittiği yolda öğrenecek ve anlayacaktık. Her şeyi yapmıştı – bütün bir eser – ve her zaman olduğu gibi, her şey ortada idi. Kendisi de söylüyordu: «Eserimi bundan sonra yapacağım». Bitti artık. Bu ölümün, kendine özge bir rezaleti var; insancıl olmayanın, insanlık düzenini ortadan kaldırması bu.” İkinci bölüm olan Sanat ve Yazar, Camus’nün 10 Aralık 1957 tarihinde, Nobel ödülünü aldıktan sonra, Stokholm Belediye binasında yaptığı konuşmadan oluşuyor. Sanat ve sanatçı kavramları hakkındaki fikirlerini dile getiriyor. Kendi ifadeleriyle birkaçını harmanlayacak olursak “Benim gözümde sanat, yalnızlık içinde tadılacak bir eğlence değildir. Ortak sevinç ve kederlerin, ayrıcalı bir görünümünü vererek, en çok sayıda insana erişecek, onları heyecana getirecek bir araçtır.” Bu ifadeyle sanatın belli bir azınlığa değil aksine topluma hitap etmesi gerektiğini , bunun olabilmesi için ise sanatçının “Kendisi ile ötekiler arasındaki bu bitip tükenmez gidiş gelişlerde; vazgeçemediği güzellikle, kopamadığı toplum arasındaki yolun ortasında” yetişmesi gerektiğini aktarıyor. Devamında yazarın rolü, özgürlük gibi konuları da işliyor. Sanatçı ve Çağı adlı üçüncü bölüm ise Camus’nün Aralık 1957 tarihinde Upsala Üniversitesinde verdiği konferanstaki konuşmasından derlenmiş. Sanat ve sanatçının kendi çağı içindeki yeri ve önemi hakkında görüşlerini belirtiyor. Günümüze yönelik eleştirileri
Felsefe-Düşünce
Sanatçı ve ÇağıAlbert Camus · Bilgi Yayınevi · 19651,100 okunma
Puan vermedi·48 syf.··
Beğendi
·
2022 31. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 16 Eylül 2022 00:00
2022 Okuma Listesi - 31. Kitap Yaratma Tehlikesi - Albert Camus Albert Camus’nün Alper Bakım çevirisiyle Can Yayınlarından çıkmış Yaratma Tehlikesi adındaki kısacık kitap 2022 okumalarımın arasındaydı. Elimdeki Nisan 2021’de yapılan ilk baskısı. Açıkçası kitabı iki kez satın aldım. İlkini defalarca okuduğum için paramparça olmuştu. Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Sonrasında Yabancı adlı romanıyla tanıştım. Böylece en sevdiğim yazarların arasına girmiş oldu. Kitabın içeriği yazarın 1957’de yaptığı Nobel konuşması ile Uppsala Üniversitesi’nde “Sanatçı ve Çağı” başlığıyla verdiği konferanstan oluşuyor. Camus her iki konuşmada da sanatçının toplum içindeki yerini ve sanatını icra ederken karşı karşıya geldiği güçlükleri masaya yatırıyor. Sanat için sanat düşüncesine karşı toplum için sanat anlayışını savunuyor. Sevdiğim Alıntılar: Oysa dünyanın bir köşesinde aşağılamalara terk edilmiş isimsiz bir mahpusun sessizliği, yazarı içinde bulunduğu sürgünden kurtarabilir. (s.15) Bugün sanat, bunca sefilliğin karşısında bir lüks olmaya devam etmek istiyorsa aynı zamanda bir yalan olmayı da kabul etmek zorundadır. (s.26) Beraber tanık olduğumuz, acısını birlikte çektiğimiz konularda benzerliğimiz daha çok ortaya çıkar. Hayaller insandan insana değişir fakat dünyanın gerçekliği, herkesin ortak gerçekliğidir. Gerçekçilik arayışının meşruiyeti de doğrudan sanatsal serüvene bağlı olmasından gelir. Bu yüzden gerçekçi olalım. Ya da en azından, şayet mümkünse bunu deneyelim. (s.32) "Sanat için sanat" yalanı, toplumdaki kötülüklerden habersiz olduğu izlenimi verirken aynı zamanda bu tavrın sorumluluğunu üstleniyordu. (s.37) Sanatın temel görevi yasa yapmak ya da hükmetmek değil, anlamaktır. (s.41)
Yaratma TehlikesiAlbert Camus · Can Yayınları · 20211,100 okunma
Albert Camus ve Sanat Üzerine
10/10
·57 syf.··
2023 3. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 04 Ocak 2023 02:58
Sanatçı ve Çağı, Albert Camus'nün biri Nobel Edebiyat Ödülü'nü alırken diğeri de Upsala Üniversitesinde verdiği bir konferanstan alınan iki konuşmanın derlenmesiyle hazırlanmış bir kitap. Eserin içinde ilk olarak Camus'nün 1957 Nobel Ödülü'nü aldığı sırada yaptığı Sanat ve Yazar adlı konuşma ele alınmış. Bu konuşmayı okurken Camus'nün ve onun çağındaki insanların tek seçeneklerinin yazmak olduğunu anlıyoruz, Camus kendi çağındaki insanların içinde bulunduğu durumu son derece sade ama bir o kadar da çarpıcı bir şekilde anlatmış. Söz gelimi adı geçen yazıdan alınan "Yirmi yıl süren çılgın bir tarih boyunca, bütün benim yaşımdaki insanlar gibi, çağın karışıklıklarında, çaresizcesine yitirilmiş olarak, günümüzde yazmanın bir şeref olduğu, çünkü bunun insanı zorunlu kıldığı ve salt yazmakla yetinmeye zorladığı gibi —pek de iyi tanımlanamayacak — bir duygu ile destek buldum. Bu duygu özellikle, benimle aynı tarihi yaşayanlarla birlikte paylaştığımız ümit ve ümitsizliği, olduğum gibi ve kuvvetim ölçüsünde taşımaya zorluyordu beni. Birinci dünya savaşı başlarında doğan, hitlerin iktidara geçtiği ve aynı zamanda ihtilâl mahkemelerinin kurulduğu sırada yirmi yaşında olan, daha sonra eğitimlerini İspanya savaşı, İkinci dünya savaşı, ölüm kampları evreni, işkence ve ceza evleri Avrupası ile karşı karşıya kalarak tamamlayan bu insanlar, bugün de, yapıtlarını ve oğullarını, nükleer savaşın korkuttuğu bir dünyada yetiştirmek zorundadırlar. Öyle zannediyorum ki, hiç kimse, iyimser olmalarını isteyemez onlardan. Ve hatta ben, onlara karşı savaşı sürdürürken, bir umutsuzluk dalgası ile şerefsizliğe hak iddia edenlerin ve çağın nihilizmlerine koşanların yanlış davranışlarını anlayışla karşılamamız gerektiği düşüncesindeyim. Ne var ki kendi ülkemde ve Avrupa’da içimizden çoğu bu
Edebiyat
Sanatçı ve ÇağıAlbert Camus · Bilgi Yayınevi · 19651,100 okunma
7/10
·57 syf.·
2018 104. kitabı
“İnsanlık düzeni, bir düzensizliktir henüz; haksızdır, geçicidir, ölünür orada, açlıktan öldürülür; ne var ki, insanlarca kurulmuştur, onlarca ayakta tutulmakta ve savaşı yapılmaktadır.“ der Paul Sartre ona göre Camus böyle bir düzende yaşadı ve bizim sorunumuzu ortaya koyuyordu aslında kendisi de karşılığını arayan bir sorundu. Camusun ölümünü kaleme almış Sartre. “Sanat ve Yazar” başlığı adı altında türkçeye çevrilen bu düz yazı, Camus’un 10 Aralık 1957 tarihinde, Nobel armağanını aldıktan sonra, Stokholm Belediye binasında söylediği nutuktur. “Kişisel olarak, sanatım olmadan yaşayamam, Ama bu sanatı da, hiç bir zaman, herşeyin üzerinde tutmadım.Benim gözümde sanat, yalnızlık içinde tadılacak bir eğlence değildir. Ortak sevinç ve kederlerin, ayrıcalı bir görünümünü vererek, en çok sayıda insana erişecek, onları heyecana getirecek bir araçtır.” der Camus.
Sanatçı ve ÇağıAlbert Camus · Bilgi Yayınevi · 19651,100 okunma
7/10
·57 syf.··
2022 80. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 22 Nisan 2022 21:40
"Beraber tanık olduğumuz, acısını birlikte çektiğimiz konularda benzerliğimiz daha çok ortaya çıkar. hayaller insandan insana değişir fakat dünyanın gerçekliği, herkesin ortak gerçekliğidir." Albert Camus Kitap 3 bölümden oluşuyor. İlk bölümde Jean Paul Sartre'nin Camus hakkında ölümünden sonra yazdığı bir yazı var. "İnsanlık düzeni, bir düzensizliktir henüz; haksızdır, geçicidir, ölünür orada, açlıktan öldürülünür; ne var ki, insanlarca kurulmuştur, onlarca ayakta tutulmakta ve savaşı yapılmaktadır." Jean Paul Sartre Diğer 2 bölüm Camus'nün Nobel ödülü aldıktan sonraki konuşmasının yazıya dökülmüş hali. Sanatın ne olduğu, ne olması gerektiği, ne olmaması gerektiğini anlatıyor bizlere. Camus'ye göre sanatçı çağını gözlemlemeli ve ona göre eser vermelidir. Sanat olmadan yaşayamayacağını fakat sanatını da her şeyin önünde tutmayacağından bahsediyor. Kısa ve doyurucu bir kitap. İyi okumalar.
Sanatçı ve ÇağıAlbert Camus · Bilgi Yayınevi · 19651,100 okunma
10/10
·48 syf.··
Beğendi
·
2024 7. kitabı
Sanat bir ihtiyaçtır; sanatçı için üretilme ve geri kalan herkes için de tüketilme ihtiyacı vardır. Sanat ruhun gıdasıdır klişesi sanat karşısında nutku tutulan, ağlayan veya rahatlama hissi yaşayan herkes için bu klişenin gerçekliğini kanıtlar. Albert Camus hem yazar hem de bir filozoftur. Zaten ilk olarak Felsefe eğitimi alması her zaman sorgulayan zihninden anlaşılmaktadır. Bu kitap sanatın ne olduğuna dair sorular soran herkes içindir. Tabi bazen sanat sorgulanmak istemez; yalnızca dinlenmek, okunmak veya izlenmek ister. Sanat spot ışığı sever hem de çoğunlukla sanatçı ve eser yalnızlığında yaratılsa bile. Camus yaratma eylemini bir tehlike olarak görmesi de yaşadığı dönemin bir sorunudur. Dünya savaşma fikrini öylesine sevmiştir ki, yalnızca insanların öldüğü tüfekli mücadele yetmez, insanların zihinlerine de müdahale etmek ister, bu yüzden her an bir tehlikedir. O yüzden yaratma da tehlikedir.
Yaratma TehlikesiAlbert Camus · Can Yayınları · 20211,100 okunma
Sanat salt estetik bir mesele değil, aynı zamanda direniştir.
9/10
·48 syf.·
2021 97. kitabı
Yaratmak, bugün tehlike arz eden bir eylemdir ve sanatçının her eseri eylem niteliğindedir. Der Albert Camus. Albert Camus'un 1957' de Nobel edebiyat ödülü ve Uppsala Üniversitesi'nde verdiği konferansı bir araya getirilip bize sunulan bu kısa öykü sanatın ve sanatçının karşı karşıya kaldığı güçlükleri anlatmış. Beni ziyadesiyle etkileyen güzel bir kitap olmuş. Sanatçı, insanların acılarını ve mutluluklarını herkesin anlayacağı ortak bir dile dökerse herkes tarafından anlaşılabilecek, hakikate karşı beslediği mutlak bağlılıkla, insanlar arasında evrensel bir iletişim kurma şansı elde edebilecektir. Sanat sanat için midir? sanat doğruluk içindir, sanat toplumdan ayrı tutulamaz... Günümüz Türkiye'sine bakalım sanata ne kadar değer veriliyor. Bir siyasetçinin çıkıp da her hangi bir sanat dalı hakkında her hangi bir yönlendirme yaptığını görüyor muyuz... Hayır hayır sanatçı hükümetlerin kovanına çomak sokar, halkı aydınlığa kavuşturmak ister. Aydın bir halk zorba hükümetlerin baş düşmanıdır. İnsanların kör, sağır, dilsiz ve kayıtsız kalmaları için siyasetçiler ne kadar uğraşsalar da, sanatçılarda halkın direncini güçlendirmek için sanatını konuşturur. O zaman bizde Albert Camus'la birlikte şöyle haykıralım "Başkaldırıyorum öyleyse varız..."
Yaratma TehlikesiAlbert Camus · Can Yayınları · 20211,100 okunma
Yaratma Tehlikesi
8/10
·48 syf.··
2022 237. kitabı
Yazar, kitabında sanat ile konuya başlayıp yazma uğraşısının neden soylu bir uğraş olduğundan bahsediyor. Gecmis ve günümüze dair sanat ve yazarlık hakkında konuşuyor. Bununla birlikte kendini sorgulamasini anlatıyor. Kısacası sn.Albert Camus un bu eseri, ödül aldığı törende yer alan konuşmalarından meydana gelmiş ve yazar, bu konuşmalarında sanat ile ilgili sorgulamalarını yansıtmaya çalışmış.
Felsefe-Düşünce
Yaratma TehlikesiAlbert Camus · Can Yayınları · 20211,100 okunma
10/10
·48 syf.··
Beğendi
·
2021 166. kitabı
#yaratmatehlikesi Camus’nün 1957 tarihli Nobel konuşması ile Uppsala Üniversitesi’nde verdiği konferansının metne dökülmüş hali. “Sanat da bir bakıma dünyada yarım kalmış, geçip giden şeylere karşı bir başkaldırıştır.” görüşünde olan Camus sanatçı ve çağ ilişkisini irdeliyor. Sanat nedir, işlevi nedir, sanatçının çağla ilişkisi nasıldır, değişinen çağın sanatçılardan beklentisi nedir ve sanatçı bu beklentiler karşısında nasıl bir tutum takınmalıdır, sanatçının rolü ne olmalıdır, sanat sanat için midir, gerçekçilik sanat için ne derece önemlidir gibi soruların izleğindeki konuşmalarını okumak, Camus ile birlikte bu konular üzerine düşünerek romanın değişimini de irdelemek oldukça keyifliydi. Çok sevdim.
Yaratma TehlikesiAlbert Camus · Can Yayınları · 20211,100 okunma
10/10
·57 syf.··
Beğendi
·
2020 133. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2020 10:02
Kitaplarını her zaman beğenerek okuduğum gözümde bir Filozoftan farksız olan Albert Camus'un bu eseri de diğer kitaplarından doygunluk olarak farksız. Sanatçının toplum için önemi, gerçek manada bir sanatçının nasıl olması gerektiği hususunda çok doyurucu bir anlatım ile okuyanların hafızalarından uzun süre silinmeyecek. Albert Camus'un bahsettiği sanatçı anlatımını uyan Türkiye'de bir elin parmaklarını geçmeyecek kişi sayılabilir kanımca. Benim ilk aklıma Haluk LEVENT geldi. Tarihte sanatçı kavramı üzerine en yakışan bana göre Emile Zoladır. Emile Zola'nın Fransa Başkanı Félix Faure'a yazdığı "İtham ediyorum!" başlıklı açık mektubu insanlığın belleğinden silinecek gibi değil. Haksızlığın ve hukuksuzluğun olduğu yerde sanatçılar da gelecek kaygıları ile susuyor iseler işte orada yaşamak çok zordur.
Sanatçı ve ÇağıAlbert Camus · Bilgi Yayınevi · 19651,100 okunma

Yazar Hakkında

Albert CamusYazar · 44 kitap
Varoluşçuluk ile ilgilenmiştir ve absürdizm akımının öncülerinden biri olarak tanınır; fakat Camus kendini herhangi bir akımın filozofu olarak görmediğinden, kendini bir "varoluşçu" ya da "absürdist" olarak tanımlamaz. 1957'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanarak, Rudyard Kipling'den sonra bu ödülü kazanan en genç yazar olmuştur.Ödülü aldıktan 3 yıl sonra bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Hayatı Çocukluğu ve gençliği 20. yüzyılın en güçlü Cezayirli yazarlarından biri olan Albert Camus, 1913'te Cezayir'in Mondovi kasabasında doğdu. Yoksul bir aileden gelen Camus'nün babası bir Alsaslı, annesi ise İspanyol'du. I. Dünya Savaşı sırasında, 1914'te babasını kaybetti. Annesi evlerde hizmetçilik yaparak oğlunu okutmaya çalıştı. Ancak Camus, daha bağımsız bir hayat sürebilmek için evinden ayrıldı. 1923'te liseye, ardından da Cezayir Üniversitesi'ne kabul edildi. Üniversite eğitimi sırasında sağlığı bozuldu ve 1930'da vereme yakalandı. Hastalığı yüzünden üniversite takımının kaleciliğini bırakmak zorunda kaldı. Bundan sonra çeşitli işlerde çalışmaya başlayan Camus, felsefe eğitimini ancak 1936'da tamamlayabildi. 1934'te Fransız Komünist Partisi'ne katıldı. Bu hareketinin kaynağı, Marksist-Leninist öğretisine (doktrinine) desteğinden ziyade, İspanya'da daha sonra iç savaşla sonuçlanacak politik duruma duyduğu kaygıydı. Ancak üç yıl sonra, Troçkist suçlamasıyla partiden atıldı. Camus 1934'te Simone Hie'yle evlendi. Simone bir morfin bağımlısıydı ve Camus'yle evlilikleri, Simone'nun sadakatsizliğine bağlı olarak son buldu. 1935'te "İşçinin Tiyatrosu"nu (Théâtre du Travail) kurdu fakat bu tiyatro 1939'da kapandı. Aynı yıl, verem hastası olduğundan Fransa ordusuna kabul edilmedi. 1940'ta piyanist ve matematikçi Francine Faure ile evlendi ve 5 Eylül 1945'te Catherine ve Jean adlarında ikiz çocukları oldu. Aynı yıl Paris-Soir dergisi için çalışmaya başladı. Daha henüz "Sahte Savaş" olarak adlandırılan II. Dünya Savaşı'nın ilk zamanlarında bir pasifist olarak kaldı. Ancak bu tutumu Paris'in Alman ordusu tarafından işgali ve 1941'de, komünist gazeteci Gabriel Péri'nin gözleri önünde idam edilmesiyle değişti ve onun da başkaldırmasına neden oldu. Paris-Soir ekibiyle Bordeaux'ya gitti ve aynı yıl ilk kitapları olan "Yabancı" ve "Sisifos Söylencesi"ni tamamladı. Camus, Bordeaux'yu 1942'de terkedip Cezayir'in Oran şehrine gitti ve ardından Paris'e döndü. Edebiyat kariyeri Camus II. Dünya Savaşı sırasında Naziler'e karşı oluşmuş Fransız Direnişi'ne katıldı ve bu direnişin bir parçası olarak "Combat" adında bir gazete yayımlamaya başladı. 1943'te gazetenin editörü oldu; fakat 1947'de "Combat" ticari bir gazete olunca buradan ayrıldı. Jean-Paul Sartre ile tanışması burada gerçekleşmiştir. Savaştan sonra, Sartre ve Beauvoir gibi kişilerin buluştuğu Boulevard Saint-Germain'deki Café de Flore'u ziyaret etmeye başladı. Bu yıllarda, aynı zamanda Amerika'yı turlayarak Fransız varoluşçuluğu hakkında dersler verdi. Politik olarak sol görüşlere yatkın olmasına rağmen komünizme karşı çıkması, ona komünist partilerde arkadaş kazandırmadığı gibi Sartre'dan da uzaklaştırdı. Camus, 1949'da vereminin tekrarlaması yüzünden iki yıl inzivaya çekildi ve "Başkaldıran İnsan"ı yayımladı. Bu kitap, Fransa'daki birçok sol görüşe sahip arkadaşı ve özellikle de Sartre tarafından hoş karşılanmadı ve Sartre'la bütünüyle yollarını ayırdı. Kitabının tatsız yorumlarla karşılanması Camus'yü kitap yazmaktan tiyatro oyunları çevirmeye itti. Camus, 1950'lerde kendini insan haklarına adadı. 1952'de Birleşmiş Milletler, Francisco Franco diktatörlüğündeki İspanya'yı üye olarak kabul edince UNESCO'daki çalışmalarını durdurdu ve kurumdan ayrıldı. Ayaklanmalarda insandışı bir sertlik kullanan Sovyet metodlarını eleştirdi. Pasifistliğini koruyan Camus, İdam cezasına karşı savaşını sürdürdü. Cezayir Bağımsızlık Savaşı 1954'te başladığında, Camus kendini ahlakî bir ikilem içinde buldu. Bunun nedeni, Cezayir doğumlu Fransızları tasvir ederken kullandığı sıfat olan "siyah ayak"tı. Ancak, sonunda, savaşta Fransa hükümetini savunuyordu. Kuzey Afrika'da başlayan isyanın, aslında Mısır önderliğindeki yeni-Arap emperyalizminin ve batıya saldıran Sovyetler Birliği'nin işleri olduğunu düşünüyordu. Cezayir'in özerk, hatta bir federasyon olmasını savunuyor; fakat bütünüyle bağımsızlığını desteklemiyordu. Öte yandan, Araplar'la "siyah ayak"ların beraber yaşayabileceğini düşünüyordu. Bu kriz sırasında ölüm cezasına çarptırılan Cezayirlilerin kurtulması için gizlice çalıştı. Camus, 1955 ve 1956 yıllarında Fransız "L'Express" dergisinde yazdı. Bunların ardından 1957 yılında Camus Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Nobel ödülünü aldıktan sonra büsbütün genişleyen ünü, onu XX. yüzyıl dünya edebiyatının başköşesine yerleştirdi. Genel yaklaşım bu ödülün bir önceki yıl yayımlanan "Düşüş" için değil, idam cezasına karşı yazdığı "Réflexions Sur la Guillotine" makalesi için verildiğidir. Stockholm Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşma esnasında Cezayir konusundaki hareketsizliğini savundu. Fakat daha sonra Cezayir'de yaşayan annesinin başına ne geleceği konusunda meraklandığını bildirdi. Çelişkili sayılan bu durum Fransız sol entelektüelleri tarafından tepkiyle karşılandı. Ölümü  Camus, 4 Ocak 1960'ta, Sens yakınlarındaki küçük Villeblevin kasabasında "Le Grand Fossard" isimli bir yerde geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Daha sonra mantosunun cebinde bir tren bileti bulunmuştur. Büyük bir olasılıkla, Camus gideceği yere trenle gitmeyi planlamıştı; fakat arkadaşıyla birlikte arabayla dönmeyi tercih etti. İronik biçimde, Camus daha önce en absürt ölüm şeklinin ne olduğu sorulduğunda, araba kazasında ölmeyi bunlardan biri olarak nitelendirmişti. Kazanın gerçekleştiği Facel Vega marka otomobilin sürücüsü ve yayımcı dostu da Camus'yle birlikte hayatını kaybetti. Camus Lourmarin Mezarlığı, Lourmarin, Vaucluse, Provence-Alpes-Côte d'Azur'de gömülmüştür.  Camus'nün ölümünden sonra telif hakları Camus'nün çocukları olan, Catherine ve Jean Camus'ye devredildi. Ölümünden sonra 1970'te "Mutlu Ölüm", 1995'te de öldüğünde hala bitmemiş olan "İlk Adam" yayımlandı. Camus'ye göre "saçma" Camus'nün felsefeye en büyük katkısı, insanların ne berraklık ne de anlam sunan dünyada bunları aramalarının sonucu olarak oluşan "absürt" fikridir. Filozof bu felsefesini "Sisifos Söylencesi"nde açıklayıp "Yabancı" ve "Veba" gibi romanlarında da işlemiştir. Genelde varoluşçulukla birlikte ele alınan "Absürdizm" (Saçma, uyumsuzluk felsefesi) ile birçok yazar ilgilenmiş ve bu felsefi düşünce akımını kendine göre yorumlamıştır, Camus "saçma"`nın kurucusu değildir fakat bu düşünce akımında önemli bir yer tutar. Camus, makalelerinde okuyanı dualizmle tanıştırır. Mutluluk ve keder, yaşam ve ölüm, karanlık ve aydınlık.. Hayatın çeşitli biçimlerde geçtiğini ve insanın ölümlü olduğu gerçeği de budur. Sisifos Söyleni`de bu dualizm bir çelişki halini alır: Bir yanda yaşayarak hayatlarımıza değer vermekte öte yandan eninde sonunda yok olacağımız gerçeğini de bilmekteyiz. Bu çelişkiyle yaşamak "Absürt"`ün ta kendisidir. Eğer hayatımızın anlamsız ve boşuna olduğunu biliyorsak, kendimizi öldürmeli miyiz? Bu trajedik kısır döngü nasıl aşılabilir? Camus saçma kavramını burada kurar: yaşamın beyhudeliğinin bilincinde olan insan. Fakat Camus intihardan yana değildir, yaşamın anlamsızlığının yok edilemeyeceğinin bilincindedir fakat bununla savaşmaktan kaçınmaz. Varoluşçuluk ve absürdizm hakkındaki görüşleri Bazı eleştirmenler Camus`yü kategorize etmeye çalışarak onun bir varoluşçu ya da absürdist olduğunu söyler. Eleştirmenlerin mi ya da Camus`nün kendi ifadesinin mi doğru olup olmadığı tartışılmakla birlikte, Camus etiketlenmeyi sevmediğini belirterek varoluşçu olduğu tanımına karşı çıkar: "Hayır, ben bir varoluşçu değilim. Sartre ile isimlerimizin yan yana anılmasına hep şaştık. Sartre ve ben kitaplarımızı birbirimizle gerçekten tanışmadan önce yayımladık. Birbirimizi tanıdığımızda ise ne kadar farklı olduğumuzu anladık. Sartre bir varoluşçudur, benim yayımladığım tek fikir kitabı Sisifos Söylencesi`dir ve sözde varoluşçu filozoflara karşı doğrultulmuştur.Camus felsefesini en iyi anlatan sözlerinden biri de; 'hayat hiç bir şey değildir, itina ile yaşayınız.'dir. Hayatın bir anlam aramaya çalışmayacak kadar kısa olduğunu, nihayetinde bir anlamı olmadığı, anlamı olsa bile olmasının hiç bir şey değiştirmeyeceğidir. Bu yüzden insanın yapabileceği en iyi şey hayatını yaşamak olacaktır. Camus hayatın anlamsız olduğunu söylemiştir, fakat anlamsız bir şeyi anlamlı yaşamanın da bir sakıncası yoktur. Bu yüzden Camus'un felsefesi pesimizm veya aşırı bir melankoli değildir. Bir absürdist olup olmadığı hakkında da şunları söyler: "Absürt kelimesinin kötü bir geçmişi var ve bunun beni rahatsız ettiğini itiraf ediyorum. Absürt`ü Sisifos Söylencesi`de ele alırken, bir metod arıyordum doktrin değil. Sistemli bir şüphe pratiği yapıyordum. Daha sonra bir şeyler inşa edebileceği düşüncesiyle "tabula rasa" yöntemini kullanmaya çalışıyordum. Eğer hiçbir şeyin bir anlamı olmadığı varsayarsak, dünyanın absürt olduğu sonucuna ulaşmalıyız. Fakat gerçekten hiçbir şeyin hiçbir anlamı yok muydu? Bu noktada kalabileceğimize hiçbir zaman inanmadım." Camus ve futbol Camus`yle birlikte anılan ve sık sık gönderme yapılan konulardan biri de kaleciliğidir. Bir süre Cezayir Üniversitesi genç takım kaleciliği yapmıştır ve maç raporlarına göre tutkuyla oynayan cesur bir kalecidir. Bir seferinde arkadaşı Charles Poncet "tiyatroyu mu yoksa futbolu mu" tercih edeceğini sorduğunda, "Tereddütsüz futbol" cevabını vermiştir. Tüberküloza yakalanınca futbolu bırakmak zorunda kalmıştır. 1950'li yıllarda bir spor dergisine futbol hakkında bir yazı yazması rica edilince şöyle demiştir:  « Ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum.»   Camus, dini ve politik insanların aklımızı karışık ahlaki sistemlerle karıştırmaya çalıştığını böylece aslında basit olan şeylerin olduğundan daha komplike göründüğünü söyler. İnsanlar, politikacılar ve filozofların alanı yerine futbolun basit ahlakına bakmakla daha iyi edebilir.