·
Okunma
·
Beğeni
·
4776
Gösterim
Adı:
Dara Hinarê
Baskı tarihi:
1998
Sayfa sayısı:
122
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Kürtçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Nudem Yayınları
Baskılar:
Hüyükteki Nar Ağacı
Hüyükteki Nar Ağacı
Hüyükteki Nar Ağacı
Dara Hinarê
93 syf.
·2 günde·9/10
Buram buram Çukurova kokan Yaşar Kemal romanı. Oturduğunuz yerden sizi Çukurova'nın dağlarında, ovalarında, köylerinde gezdirir. Sıtması bol, toprağı yangın, suyu zehir Çukurova...

Teknolojik ve bilimsel gelişmeler neticesinde üretimde ve hizmet sektöründe insana duyulan ihtiyacın azalmaya başladığı hepimizce bilinen bir gerçek. Maalesef hemen hemen bütün iş sektörlerinde yavaş yavaş insanın yerini makineler ve robotlar almaya başladı. Bu durumun olumlu ve olumsuz tarafları tartışmaya açık elbette. Yaşar Kemal de bu kitabında Çukurova'ya iş makinelerinin girmesiyle oluşan sorunlara ve açlığa değinmek istemiş. Kitabın konusu şu şekildedir:

Traktörlerin tarlalara girmesiyle ırgatlar arasında işsizlik baş gösterir. Çukurova'da iş vardır diye Memet, çocuk Memet, Hösük, Aşık Ali, hasta Yusuf yola çıkarlar. Ama umduklarını Çukurova'da da bulamazlar. Hiçbir yerde onlara ihtiyaç yoktur. Çünkü işçi gücünün yerini artık iş makineleri almaya başlamıştır.

Köyün birindeki yaşlı bir kadından dertlilere devalar veren nar ağacının methini duyarlar. Bu nar ağacı öyle yücedir ki, yanına ne zulmeden insanlar yanaşabilir, ne kemikli sivrisinekler. Gölgesinde 3 gün yatana hastalık bulaşmaz. İnsanın cebini para doldurur, muradını gerçekleştirir.

Bu nar ağacının hikmetine öylesine inanırlar ki onu aramaya başlarlar büyük bir umutla. Onu bulunca dertlerinin sıkıntılarının yok olacağına inanırlar. Tahmin edeceğiniz gibi, sonuç hiç de köylünün, işçinin, dağlının istediği gibi olmaz.

Diğer Yaşar Kemal romanlarına göre daha kısadır bu kitap. İşlediği konu, klasik Yaşar Kemal romanlarındaki konudur ve kalbinize dokunmadan edemez. İç Anadolu'ya özlem duyanların ve Çukurova'yı merak edenlerin mutlaka okuması gereken güzel bir eserdir.
93 syf.
Spoiler İçerir
Merhabalar edebiyatımızın betimleme ustası Yaşar Kemal’in Hüyükteki Nar Ağacı’nda yine doğa ve insan ilişkisini anlatan eşsiz bir eser.Betimlemeler,destansı anlatımda muhteşemdi.Traktörün çiftliğinin hayatına girmesiyle insanların çektiği sıkıntılar beş kişi üzerinden anlatılmaktadır.Konu olarak ise : Adana’da bir köyde yokluğa daha fazla dayanamayan Mehmet,Hösük,Aşık Ali,Küçük Mehmet,Yusuf isimli beş arkadaşın iş bulma ümidiyle Çukurova gitmeleriyle başlar.Yusuf daha önceden gittiğinden arkadaşlarının gitmesinin istemez çünkü orada sıtma hastalığına yakalanmıştı.Arkadaşları dinlemeden bir umut edip Çukurova’ya giderler ve eskisine göre değiştiğini görürler.Traktörün gelmesiyle ağalar işçilere gerek duymaz ve işçileri kovar.Çukurova da işsiz ve aç insanlar gün geçtikçe artmaktadır.Bir rivayete inanıp nar ağacı umut getireceğine inanıp umutlanırlar.
Keyifli Okumalar Dilerim
93 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Yazılı dilde çoğu zaman karşıdakinin duygularını net anlayamayız. Jest ve mimikler yoktur çünkü. Ses tonu yoktur. Çoğu zaman hissettiklerimizi anlatmaya ne sözlü iletişim ne de yazılı iletişim yeterli olur.

Ancak Hüyükteki Nar Ağacı, size bildiğiniz bu ezber bilgileri adeta unutturacak cinsten yazılmış. İnsanın yaşadıkları, elbet hayal gücüne bir zenginlik katacaktır. Ancak dili bu denli enfes kullanmak. Hissedilen her şeyi okuyucuya eksiksiz hissettirmek, Türkçe'yi bu kadar güzel kullanmak... Gerçekten üslup, dil harikalığı sebep gösterilerek bile bu kısa roman dil ile ilgilenen alanlarda okutulabilir. Doğayla Türkçe adeta sevişiyorlar diyebilirim.

Kitabın enfes dilinden bahsettikten sonra, Yaşar Kemal'in ele aldığı makinalaşmak konusuna gelecek olursak, ilk başlarda bana John Steinbeck'in Gazap Üzümlerini hatırlattı. Roman yola çıkan birbirinden farklı kişiliklerle beraber yol alırken öyle bir şey oldu ki, işte, dedim. Yaşar Kemal yaptı yine yapacağını. Bir Nar Ağacı koydu bu bilindik kurguya, kurgu bir anda devleşti. Bir işe değil, bir ekmeğe değil bir umuda giden yolculara dönüştüler birden. İş tutturmak da bir umuttu gerçi ama olmayacağını kahramanlarında bildiği bir umuda bu denli sarılmak, beni çok etkiledi.

Artık bir nar ağacı değildi o. Anaydı, babaydı, Sarıkızdı, Tereyağlı bulgurdu, soğuk suydu, dağlardı, rüzgardı, tüm hastalıklara devaydı, kocaman bir buzağıydı, Tanrıydı, yola devam etme sebebiydi, yaşama sebebiydi...

Umudu kitabın içerisinde bir başka karakter yapmıştı Yaşar Kemal. Onu bazen bir soğuk suda, bazen yatık bir tarlada, bazen bir tas bulgur pilavında bazen de bir mavi kelebekte gösterdi bize. Yaşamak bu kadar kolaydı işte, yaşam düşüncesine alışmak bu kadardı. Sivri sineklerin temsil ettiği ölümü, kelebekler alt edebiliyordu.

Burası spoiler içerir!

Kitapta bir diğer dikkatimi çeken nokta ise Küçük Memed'in ihanetiydi. Yola çıkanlar ona abilik etmişler, onun hayallerine ortak olmuşlar, Hösüğün dilinden korumuşlardı. Gerçi Hösük iyi adamdı, hani kötülüğü sadece dilinden olan adamlardan. Kitabın sonuna doğru Küçük Mehmed bu hayalin farkına varan ilk kişiydi ve umudun yok oluşuyla beraber o da yok olmuştu. Bu yok oluşu ses getirdi, çünkü ardında Hösüğün yadigar bıçağını da götürdü. Burada bahsedilen Küçük Mehmed, bana Yaşar Kemal'in babasını öldüren kardeşi gibi geldi. Bir yolculuk esnasında bulunan, güvenilen, beslenen, büyütülen çocuğun ihaneti... Yaşar Kemal, bunu hiç aşamamış, hep merak etmiş babasının öldürülme sebebini, burada ben bir altarnetif sebep öyküsü gördüm ya da öyle zannettim.

Kitabın bir değerli noktası da Aşıklık Geleneği'nin ölüşünün anlatımı. Yahu bu adam 93 sayfada bu kadar konuyu nasıl anlatmış, dediniz değil mi? Vallahi bal gibi de anlatmış. Bir Aşık Ali var ki, soyu Dadaloğluna varır. Her şeyin türküsünü söyler, yürek burkar. Her şey biter, aşıklık bitmez. Tüm umutların tükendiği anda bir türkü yarana merhem olur, bir saz teli ekmeğin olur. Bir hürmetli selam, yüzündeki gülümsemen olur. Sanat adamı başka, bambaşka olur.

Yine bir Yaşar Kemal romanı kalbimde ve zihnimde derin bir iz, edebiyat içinde derin bir tat, içimde bir burukluk bırakırken, incelememi burada sonlandırıyorum.
93 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Onlarca acı , onlarca kıyım, onlarca savaş yaşandı , dağı taşı ağıt yakan bir memleket burası; her köşesi binbir hikaye taşır , yağmur sonrası ıslanmış toprağı bilir misiniz? Güneş doğunca kurumaya yüz tutar da çatlaklar oluşur toprakta , işte o toprağa dokunmak gibi bu memlekete dokunmak ...henüz kurumamış gözyaşları ıslatıyor insanin elini ; insanın o gözyaşlarına dokunası geliyor , insanın kendi elini öpesi geliyor
Bunca zulüm bunca acı , bunca hasret..insanı bu coğrafyada doğduğuna pişman edecek ne çok şey var.. ama elimizde değil ki seviyoruz.. bu toprağa dokunmak acılarından yeniden doğmak istiyoruz .. çünkü herşey bir yana bu topraklarda insanlık var, yaşanmışlık var, sevgi var, İnsanı bu coğrafyada doğduğuna sevindirecek ne çok şey var!
Bu topraklarda doğduğuma sevinecek o kadar şey var fakat ben şimdi Yaşar Kemalle aynı coğrafyada doğduğuma seviniyorum , onu yazdığı dilde okumanın , anlamanın verdiği sevinci iliklerime kadar hissediyorum..

Hüyükteki nar ağacı..Mehmet , Hösük, Aşık Ali, Çocuk Mehmet ve Yusuf' un hikayesidir. Traktörler icat olunca makineli tarıma geçme olayını sevinçle karşılarız coğrafya derslerinde, modern araçlar demek modern tarım demek bu da modern ülke demek , bunun yanında bu moderenleşmenin insan hayatına nasıl geçtiği umurumuzda olmaz , çünkü biz o zamanlari yaşamadık. İki kuruş da olsa iş olsun yapacak iş olsun da isterse ölelim ' kadar büyük bir çaresizlikten bahsediyorum . İs vardır umuduyla köy köy dolaşan hayali evine çocuklarına yüzü ak dönmek olan insanlardan..
Yusuf , Mehmet, Hösük, Aşık Ali ve Çocuk Mehmet.. Yazar sanki hepsinin yüreğini yüreğinize koyuyor, onlarla yürüyor onlarla düşünüyor onlarla aç kalıyorsunuz.

Umutsuzluk umudun bir sonucudur' diyor Yilmaz Güney ' Umut ' filmi için . Kitabi okurken bu filmi yeniden yaşadım.. Orada da bir ağaç vardı ve yakınında define .. Ordaki insan da biliyordu ya içten içe olmadığını yine de umut işte, yaşayacak bir neden arıyor insan. Bu kitapta da hiç görülmemiş bir ağaca bel bağlıyor insanlar, Yusuf u iyi edecek kendilerine iş verecek bir ağaç.. ' öyle bir ağaç yok' diyorlar , bir kere inandı bizimkiler , vazgeçmiyorlar
.." O ağaç olmasa nasil iyileşir Yusuf, nasil iş buluruz, karımızın çocuklarımızın yüzüne nasıl bakarız, tabi ki var öyle bir nar ağacı , olmazsa ne yaparız "

Sonunda gidilir oraya , o höyüğe. Ağaç yok kurumuş bir kök var yalnizca, bu bile yetiyor, umudunu bunca sıcağa , açlığa ,susuzluğa yokluğa , hakarete yitirmemiş güzel yürekli insanlara. Bir kuru kök bile yetiyor insanları birbirine sıkı sıkıya bağlamaya
93 syf.
·Beğendi·8/10
Hüyükteki Nar Ağacı....Bir solukta okunacak güzel kitap...Üstelik büyük usta bu kitabı sinematik bir bünyeye oturtarak, epik bir dil ile ne güzel kaleme almış.
Bir kitabı okumak üzere elimize aldığımız da kelimeler cümleleri, cümleler satırları, satırlar paragrafları, onlarda sayfaları kovalar ve okur bitiririz. Güzeldi, iyiydi, sıkıldım, sürükleyiciydi. v.s gibi ilk yorumu hemen yapıştırırız. Ben buna düzden okuma diyorum. Ama ne var ki kitaplar derinlemesine okumak gerektiğine de inanırım. Başta Yaşar Kemal, olmak üzere bir çok yazarı anlamak için öyle okunmalıdır. Derim.
Kitabın satırları, cümleleri ne diyor bize, demek istedikleri ne, mesaj ne, varılmak istenen nihai hedef ne, kısacası şifre ne.
Bu sebepledir, okuduğumuzdan aldığımız hazzın yanı sıra kitabın içine derinliğine inip şifreyi çözmeli, derinlerde yatan gerçeği bulup çıkarmalıyız da. O zaman kitap ve yazar bize ulaşacaktır işte.
Hüyükdeki Nar Ağacı, güzel anlatımlı kitap...Seninle, Yaşar Kemal'in bana verdiğini paylaşmak isterim.
Anadolu'muzun, kırsalımız insanının yokluğa sürükleniş hikayesi..
Finans kapitalin dünyaya yöneterek, hakim olduğu şu yüzyılda (ki, şimdi ağa onlardır.); Yakın tarihimize kadar toprak, en büyük üretim aracılarından biri iken artık bu hükmünü yitirmiş gibi görülse de bu gerçeği yansıtmaz aslında. Çünkü İnsanoğlu daima karnını doyurmak isteyecektir. Ana besin kaynağımız olan hayvansal ürünler içinde toprak elzemdir. Bu toprağın sahipliğini el değiştirme sürecidir sadece.
TOPRAK, onun has evladı olan, köylü, maraba, ırgat, yarıcılar, toprağa sahip olamasalar da onu işleyen, ona can verenler, modern tarım araçları, geçim kaynağı toprakla halvete konulunca yerlerinden, yurtlarından, topraklarından kovuldular. Çünkü toprak sahipleri, ağalar çok çabuk entegre oldular traktöre.
Ne yaptılar peki kovulan kitle? "Taşı, toprağı altındır" diye bir masal uyduruldu. onlarda kandılar bu masallara taşından, toprağından altın toplanıyor diye inandırıldıkları kentlere akın ettiler. Cehaletin, vücutlarındaki kan gurubu gibi olan bu insanlarımız inandılar ve gittiler. Gitmeyip de ne yapsınlar dı ? yoktu başka yapacakları, ellerinden gelen.
İnanmayıp da ne yapacaklardı ? Yıllar yılı hurafelerle yatıp hurafelerle kalmadılar mı, hurafelerle eğitilmediler mi, hurafelerden, yatırlardan, nar ağaçlarından, çaputlardan, dedelere mumlar yakmaktan, medet ummadılar mı? Yatırlar, cinci hocalar, muskalar, efsunlar, mumlar değil miydi açlığı, yoksulluğu, hastalığı yenmede çareleri. Cehalet onlara, bizlere, zenginlik, modernlik, çağdaş makinalar ağalara, beylere, yar olmadı mı ?
Hüyükteki Nar Ağacı, güzel kitap, Bana verdiklerini, anlatmaya devam edeyim. Okunur mu okunmaz mı onu bilmem...
İşte bu gerçeğin Y. Kemal in elinden, bir roman olarak kaleme alındığı an.. Tarihsel boyutu ile 1945 lere dayanır. İkinci Büyük Savaşın hemen sonrası Dünyanın, ülkelerin haritasının yeniden belirlendiği günler. Bizim Çok Partili Hayata Adım attığımız günler, NATO, VARŞOVA PAKTI, BİRLEŞMİŞ MİLLETLER'in, oluştuğu günler, TRUMAN DOKTRİNİ, MARSHALL PLANI'nın hayata geçtiği günler, Ardından SOĞUK SAVAŞ YILLARI nın başladığı günler...
Yaşar Kemal bu yapıtın da roman kahramanlarının ağzıyla "Maraşal mı muraşal mı"
diye konuştuğu şey işte bu Marshall planı ( yardımı) dır.( Komünizme karşı geliştirilen Amerikan Politikası.) Avrupa Ekonomik İşbirliğinin temelinin atıldığı 16 Batı Avrupa ülkesine 6. milyar dolar Amerikan yardımı gönderilmesi hikayesi. Yunanistan'a 300, Türkiye'ye 100 milyon dolar verilmiş ağır şartlara bağlanmış, Türkiye nin boynuna takılan bu ip hala bizim, Orta Doğunun, boynundan çıkarılamamıştır maalesef. Türkiye bu 100 milyon un % 60 tarımsal alanlarda kullanmıştır. İşte patozun, pulluğun, traktörün torakla halvet edilişi bu kitabın şifresidir. Konumuz bu değildi ama açıklamak zorundaydım.
Kitapları derinlemesine okumak dileğimle.
Hüyükteki Nar Ağacı güzel kitap... Yaşar Kemal siz bizim gerçeğimizsiniz....
93 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Bu inceleme Yaşar Kemal etkinliğine ithafen:-)

Ahh yaşar Kemal amca; bir insan doğa ve insan arasındaki ilişkiyi bu kadar güzel anlatabilir mi?
Şu Çukurova betimlemeleri bu kadar mı mükemmel yapılır?
Bir bostan bu kadar mı harika dile getirilebir. Dili bu kadar pak nasıl kullanır insan..

Senin konuştuğun Türkçe ise bugün Türkiye'de konuşulan dil türkçe mi?
Bereketin bol olduğu bir Çukurova nasıl da insanoğluna ekmek vermez oldu. Bu kadar tarım işçisi açıkta kaldı.
Cengaver hösük , aşık ali , memet ,çocuk memet ve sitmali yusuf karış karış topraginda çoluk çocuğuna ekmek parası ararken sen toprağını motora traktöre verdin.

"Hüyükteki nar ağacı" yaşar Kemal' in Çukurova toprağınıtoprağının Bereketini anlatırken 1950 lerden sonra traktörun tarıma girmesi ile işsiz kalan işçilerin dramıni akıcı bir şekilde yazmış ve yaşamış.

Kitabı çok keyif alarak okudum. Günlük dili çok güzel kullanmış. Gayet açık argolar renk katmış kitaba:) kesinlikle okunması gereken bir kitap!!
Keyifli okumalar ve yaşar kemal'li günler dilerim.:)
93 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Yaşar Kemal, bir eserinde daha halkın, işçinin, mazlumun yanındadır. Onların çile dolu hayatlarını eşsiz anlatımıyla bizlere sunar.
Kitap 1950' lerde tamamlanmasına rağmen ilk 1982 yılında basılmıştır. Ayrıca İstanbul' a gelmeden yazdığı son kitap olan Hüyükteki Nar Ağacı' ni Yaşar Kemal, doğa-insan ilişkilerini en iyi anlamda verdiğim yapıtlarımdan biri diyerek tanımlar.

Hösuk, Aşık Ali, Mehmet, Yusuf ve çocuk Mehmet kendi köylerinden kalkıp çukurovaya doğru yollara düşerler. Tek istedikleri az biraz para kazanıp geri dönmektir. Ne iş olsa yapmaya hazırdırlar. Ne var ki Çukurovaya yeni gelen makinalardan haberleri yoktur. Vardıklarında neye uğradıklarını şaşırırlar. Çünkü bu makinalar yüzünden artik onlara pek ihtiyaç kalmamıştır. Makinalardan yedikleri bu darbe yetmezmiş gibi birde zalim ağaların alayıyla iyice bozguna uğrarlar. Zamanla umutlarını kaybetselerde köy köy gezip iş aramaya devam ederler. Bu arada arkadaşları Yusuf amansız bir hastalığa yakalanıp günden güne kötülenir.
Köyün birinde rastladıkları bir kadından nar ağacının hikmetini duyarlar. Artık tek umutları nar ağacına ulaşmak, Yusuf'a şifa, kendilerine iş dilemektir. 
Yol boyunca daha başlarına ne iş geldi, nar ağacına ulaşabildiler mi dertlerine derman buldular mı merak ettiyseniz kitabı en kisa zamanda edinip okuyabilirsiniz. Zaten fazla vaktinizi de almayacak, farkında olmadan çabucak bitecek kitap. Hele hele hâlâ hiç Yaşar Kemal okumadıysanız başlangıç niteliğinde olabilecek güzel bir eser. Herkese iyi okumalar. :)
93 syf.
·10/10
Toros yayınlarının 1993 yılında basmış olduğu kitabı okudum. İşsizlik ve insanımız o kadar yalın ve iç parçalayıcı anlatılmış ki! Ah Yaşar Kemal... böyle bir yazar birdaha dünyaya gelir mi?
93 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
"Dünya zaten böyle iyi insanların yüzü suyu hürmetine duruyor."

Umudun gözü kara
Umudun biteri yok
Fıkara mı,sıtmalı mı,Aşık mı, çocuk mu demeden
Düşürür sonu gelmez yollara
Aman diletir bir garip nar ağacı kalıntısına
Sonuç
Bir son yok ya
Düşürür yine dağlara...

Yaşar Kemal... umudun yazarı
Bence dünyanın en en en iyi insanı.
93 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Yaşar Kemal gibi büyük bir ustanın harika eserlerinden birisi daha bitti.
Yoksulluktan iş bulma umuduyla Çukurova yollarına düşen dağ köylülerinin tarımdaki makineleşme yüzünden umduklarını bulamadıklarına şahit oluyoruz. Yaz aylarından sonbahara kadar çalışıp, ailelerine kışın bakacak parayı tedarik etmek için köy köy gezseler de elleri boş, boyunları bükük kalıyor. Arada ağalar tarafından dalga geçilmeleri de cabası...

Hastalığa yakalanan arkadaşları Yusuf'un ölmeden önce köye yetiştirme çabaları ve her ne kadar yanlışta olsa ülkemizde yoğun olarak inanılan herşeye deva olarak görünen bir kutsalı öğrenip onu arayışa geçmeleri o saf diliyle anlatıyor. Kitap öyle gerçekçi anlatıyor ki yaşanılanları keşke bunlar hiç olmamış olsa diyorum. Herkese iyi okumalar.
93 syf.
·3 günde·8/10
Traktörün 1950'li yıllarda Çukurova'ya girmesiyle günlük yaşamı altüst olan halkın sorunlarının, yöresel değişimlerin ustaca anlatıldığı bir kitap Hüyükteki Nar Ağacı... Teknolojinin alınteri, el emeğinden üstün gelmesi yaşamı kolaylaştırıp basitleştirirken, insanları daha da fakirleştirmesi, işsiz ve dolayısıyla aç bırakılmasına gönderme yapıyor Yaşar Kemal. Onun gibi "Toplumcu gerçekçi" yazarlar, kalpleri ve kalemleriyle her zaman zalimin karşısında mazlumun yanında olmuşlardır, Anadolu'nun içinden çıkmış, bizzat yaşamış, görmüş geçirmiş olarak... Memet, hösük, aşık, Onlara yolda katılan Memet çocuk ve Yusuf'un aç karınlarını doyurmak, yeni bir iş bulmak için köy köy, kasaba kasaba dolaşıp, ağa kapılarından red cevabı alıp, hiç durmaksızın süren yolculuklarında, bir ağaç altında tipik Anadolu insanlarının diyaloglarını dinlerken buluyorsunuz kendinizi. Bir doğallık, bir sohbet havası duyuyorsunuz sanki umursamazlığın, zalimliğin sesi karşısında, bütün çıplaklığıyla. Bütün gün, hatta bütün bir ömür... Sömürülen canlar geliyor akıllara. Terinin son damlasına kadar çalıştırılıp hakkı geç ve eksik ödenip evine boynu bükük giden bir baba gibi mesela. Bir kentte ev kirası verip, evine ekmek götürecek bir adamın asgari ücretle yaşamını sürdürmeye çalışmasının güçlüğünü düşünmek gibi. Bilmiyorum en doğru kelime sömürü galiba. Bunu haykırıyor Yaşar Kemal.

Yolcu yolunda gerek. Hemen pes etmeden yeni çalışabilecek yerler arar Çukurova'da bizimkiler... Kendileri gibi yoldan gelip geçenlerle sohbet ederler. Yusuf'un rahatsızlığının artması bir yana Aşık Ali'den dinlenen türkülerle burada gecelemelerle hikâye tüm hızıyla devam eder.


Ümitlerinin tükenmeye başladığı anda yolda rastladıkları yaşlı bir kadın Hüyükteki Nar Ağacının kutsallığını, hikmetini anlatır onlara. Hepsinin içini müthiş bir ümit kaplar ya, hemen yola düşerler "Hüyükteki Nar Ağacı"nı bulmaya. Burayı bulmaktan başka bir amaçları, umudu, tutunacak dalları kalmamıştır artık...

* "Yaşar Kemal romanlarının çoğu, kuş uçmaz kervan geçmez Kilikya'da, sıtmanın kol gezdiği bereketli Çukurova'da, İstanbul'a bile başka bir dünya gibi görünen topraklarda geçer. Bu ücra, zorlu bölgeyi dünya edebiyatına taşıyan Yaşar Kemal, çok iyi bildiği eski mitlerden yola çıkarak çağdaş yapıtlar üretiyor."
Karl- Markus Gauss.

Velhasıl okuyun Yaşar Kemal'i. Bu türden sevmiyorsanız bile okuyunuz...
Zor e, got. Xwedê neyîne serê tu kesî. Evîndarî zehmet e...
-------
Zordur, dedi. Allah kimsenin başına getirmesin. Sevdalanmak zordur...
"Nereye böyle kardaş?" dedi.
Adam uykudan uyanır gibi, bezgin:
"Cehennemin dibine," dedi.
Hösük:
"İyi bildin, işte bu yol doğru oraya gider."
Durmadan gülüyordu, ağız dolusu. Onu gören, bu dünyaya gam kasvet, hüzün keder, acı dert hiç uğramamış derdi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dara Hinarê
Baskı tarihi:
1998
Sayfa sayısı:
122
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Kürtçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Nudem Yayınları
Baskılar:
Hüyükteki Nar Ağacı
Hüyükteki Nar Ağacı
Hüyükteki Nar Ağacı
Dara Hinarê

Kitabı okuyanlar 874 okur

  • Dijwar

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları