1000Kitap Logosu
Dava
Dava
Dava

Dava

OKUYACAKLARIMA EKLE
7.7
8bin Kişi
34,6bin
Okunma
7,5bin
Beğeni
197bin
Gösterim
239 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 6 sa. 46 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · Salkımsöğüt Yayınları · 21 Ocak 2014 · Karton kapak · 9786055160012
Diğer baskılar
5 mağazanın 227 ürününün ortalama fiyatı: ₺13,24
Kitabı Dinlebi İle Hemen Dinle
7 sa. 47 dk.
7.7
10 üzerinden
8bin Puan · 1176 İnceleme
K.
Dava'yı inceledi.
224 syf.
·
6 günde
·
9/10 puan
"Ah Franz kafka! Benim hüzünlü kekim.."
1883 senesi yazında, sıcağın kasıp kavurduğu bir yaz gününde buz gibi biri olarak doğuyorsunuz. Prag'da Almanca konuşan bir Yahudi ailenin, 6 çocuğundan en büyüğüsünüz. İki küçük kardeşiniz bebeklik döneminde ölüyor. İkinci Dünya Savaşı'ndan birkaç yıl önce hayatınızı kaybediyorsunuz. Ardından üç küçük kız kardeşi toplama kamplarında ölüyor. Sürekli hikayeye ilgi duyuyorsunuz ve en sevdiğiniz yazar Fransız romancı Gustave Flaubert. Tıpkı Tolstoy ve Dostoyevski'de olduğu gibi, tip itibariyle çelimsiz ve çirkin birisiniz, bir Maksim Gorki değilsiniz mesela. Babanızla ilişkiniz oldukça karışık. Mutsuz ev yaşantısına rağmen 31 yaşına kadar ebeveynlerinizle yaşamaya devam ediyorsunuz. 36 yaşınızdayken ilişkinize ilişkin duygularınızı açıklığa kavuşturmaya ve kişiliğinizi ileri sürmeye çalışan babanıza 100'den fazla sayfalık uzun bir mektup yazıyorsunuz. Romantik hayatınız ünlü olmasına rağmen, güvensizlikleriniz, nevrozlarınız, ve samimiyet korkunuz insanlarla ilişkilerinizi üstlenmesini zorlaştırıyor. Hiç evlenmediniz fakat hayatınızda üç farklı kadın (Felice, Dora, Milena) oldu. Hatta birisiyle (Felice) 2 kez nişanlandınız ama olmadı. Ardından evli bir kadına aşık oldunuz. (Milena) İki yıl mektuplaştınız ardınan Polonyalı birisiyle nişanlandınız.(Dora) Onunla ciddisiniz. Hatta Filistin'de bir restoran açıp oranın başgarsonu olmayı, nişanlınızın da aşçı olmasını planlıyorsunuz lakin hastalığınız buna izin vermiyor. Yaşadığınız dönemde araf'ta kalmış birisiniz. Almanca konuştuğunuz için Çekler; Yahudi olduğunuz için Almanlar sizden pek haz etmiyor. Haliyle yaşadığınız dönemde yalnızlığa mahkum olmanızın temelinde bu da etkili oluyor. Tüberküloza yakalanıp ölümünüzün yaklaştığı sırada arkadaşınızı (Max Brod) yayınlanmamış tüm edebi eserlerini yakmaya çağırıyorsunuz: "Sevgili arkadaşım (Max) son isteğim: Arkamdan bıraktığım her şeyin, tüm yazılar, mektuplar (benim yazdıklarım ve aldığım cevaplar), çizimlerin okunmadan yanmasıdır." diyerek 1924'te vasiyetinizi yazıyorsunuz. Arkadaşınız ise her şeyi yakmıyor. Sizin birçok kitabınızı ölümünüzden sonra yayınlıyor. Kafka'dan bahsediyorum. Kendinizi onun yerine koymanızı istiyorum. Bu kadar karmaşık hayata sahip Kafka bile kendisini tam manasıyla anlayamamışken  bizim de tam manasıyla anlayamamamız sürpriz olmasa gerek. Kafka'yı anlayabilmek istiyorsak bilmemiz gereken ilk şey Kafkaesk kavramıdır. Kafkaesk sözlük bilgisi olarak tehdit edici ya da korkutucu anlamlarına gelir. Geniş anlamda baktığımızda ise Kafka ile bütünleşmiş olan bütün kavramları bu tanımın içine alabiliriz. Umutsuzluk, yalnızlık, çaresizlik, korku, kuşku, suç, şüphe... Fakat hepsinden önce Kafkaesk bir ''belki''dir, ''olabilir''dir. Ucu görünmeyen bir yolun karanlığıdır. Yürüdükçe çıkışa yaklaştığını düşündürten bir çıkmaz sokaktır. Epey düşünülmüş cümlelerin, sabahlanan gecelerin, beyazlaşan saçların ve öne eğik omuzların sonucunda çaresiz bir dürtüyle bildiklerini kelimelerle oynayarak akseden Kafka, okuyucusunu kimsenin olmadığı bir odaya kitler. Orada öylece cümleleriyle baş başa bırakır. Çok uzattım farkındayım lakin Kafka'yı anlatmadan direkt kitaptan bahsedecek olursam anlatacaklarım bir bakıma lafügüzah olur. Zaten incelemeyi baştan sona kadar okuyan taş çatlasa 15-20 kişi var biliyorum lakin kaptanı bilmeden bir yolculuğa çıkılır mı? Gel gelelim Kafka'nın o dillere destan Dava'sına. Bu Dava, sadece Kafka'nın Dava'sını mı yoksa herkesin davası mı? Okuduğumda aklına takılan ilk soru buydu benim. Kafka'nın anlattığı dünya her ne kadar distopik olsa da yaşananlar o kadar gerçek ki.. Sitemini ve eleştirisi net şekilde anlıyorsunuz. O zamanlar da adaletin sadece sözde olduğunu, çarkın bozuk olduğunu, bu bozuk çarktaki insanların yaşayışı ve psikolojik durumların anlatıldığı bir kitaptır Dava. Dolayısıyla bu Dava sadece Kafka'nın Dava'sı değildir. Kafka, Ceza Sömürgesi isimli eserinde işkence aletinin nasıl olduğunu okuyucuya bıraktığı gibi burda da  davayı okura bırakmıştır bu yüzden. Kitaptaki ana karakterimiz Josef K.'dır. K., Kafka mıdır yoksa başka birisi midir bilinmez, bunu da biz okuyuculara bırakmıştır. Memur olan Josef K. hukukla da ilgilenmektedir. Tıpkı gerçekte Kafka'nın olduğu gibi. Dönüşüm kitabının girişine benzer bir girişle başlayan kitap Josef K.'ın bir gün uyanmasıyla kendisine dava açıldığını öğrenmesiyle başlar. Birtakım adamlar odasının ortasında kendisine dava açıldığını söyler. Josef K. ne bu adamların kim olduğunu ne de davanın ne olduğu öğrenemez. 6. sayfada da bu durumu o arşa çıkan sözüyle belirtir. "Aslında kendilerinin de hiç anlamadıkları şeylerden konuşuyorlar. Kendilerine bu kadar çok güvenmeleri aptallıklarından." Josef K. hukuka olan ilgisinden dolayı davayı çok önemser ve rutin hayatına devam eder. Aslında kendisi dürüst bir insandır, kendisine neden dava açıldığını bilmez ve bulmaya çalışır. Bizler gibi o da kendini hukuk devletinde yaşadığını düşünür. (Kusura bakmayın ama tutamadım kendimi bu cümleyi yazarken dkdksmfmsksmzmdksmmakd) Bundan dolayı bunun ciddi bir sorun olduğunu düşünür. Yaptığı araştırmalar sonucunda adaletin sadece süslü bir kelime olduğu sonucuna varır. Adaletin üzerinden primlerin kasıldığının, oyunlarının oynandığının farkına varır. 138. sayfada bunun çözümünü bizlere sunar, her ne kadar bunun olmayacağını kendisi bilse de. "Adalet rahat olmalı, yoksa terazi sallanır ve adil bir hüküm verilemez." Kitabın devamı hakkında bir şeyler anlatmak istemiyorum. Özet geçmek pek adetim değil, bilirsiniz. 1984'teki Winston'un sonuna benzer kahramanımız Josef K.'nın sonu. O kısmı okurken hissettiğim duyguları 1984'ün sisteme ve hayata karşı hep sitemle yaklaşan Winston için hissetmiştim. Bu iki kahraman da sisteme karşı mücadele eden kişiler olmuştu. İkisi de yalnızdı. Yalnız Josef K.'nın bıçak darbeleri alırken karşı binada bir el görür. Onun kendini kurtaracağına ümitlenmesi Kafka'nın son mesajıydı aslında. Orda kurtulacağını ümit ettiği kişi yarattığı Josef K.'nın canı değil, sistemdi abiler sistem. Adaletti. Hayattı. Doğrudur, günümüzde Adalet, kimilerine sadece bir kadın ismidir. Kimilerine göre bir sarayın ismi. Biz edebiyatsevelere göre de güzide bir yazarımızın ismi. Lâkin bu sadece bu döneme has bir şey değil maalesef. İnsanın olduğu her yerde hükmetme problemi olmuştur ve bu her zaman adaletsizliği beslemiştir. İki gün  önce Nâzım'ın kitabını instagram sayfamda paylaşırken babamla amcalarım gelmişti odama, eşlerinden kaçıp sigara içmek için. Her Türk erkeğinin grup halinde oturduğu yerde siyaset konuşulur, bunun anayasada yeri yoktur ama bir hakikattir. Ben de işte öyle bu kitabı okumanın verdiği dolulukla adaletle ilgili birtakım sitemlerden  bahsettiğimde babam bana birkaç cümle kullandı. Çok üzücüydü ama acı gerçekti. "Bizim gençliğimizde var mıydı bahsettiğin o adalet, ya da içerdeki dedenin gençliğinde? Sen otur önündeki Nâzım Hikmet'i rahat rahat okuduğuna şükret." Haklıydı. 2009'a kadar Nâzım'ın hali ortadaydı. Şahıslar değişiyordu. Lakin adaletsizlik ve boş sitemkarlık değişmiyordu. Dejavu üstüne dejavu. Kafka da Orwell da daha onlar gibi daha birçok usta kalemler olanları ve olacakları yazsa da hiçbir şey değişmemişti. Dava, hepimizin davasıydı fakat bu dava; insanlığın, özgürlüğün, düşüncelerin infazıyla sonuçlandı.. Esen kalın.
Dava
7.7/10
· 34,6bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
11
203
Osman Y.
Dava'yı inceledi.
224 syf.
·
1 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
“Hukuk Her Zaman Güçlüden Yanadır”
YAŞAMAK “DAVA”SI Lise yıllarında dershaneye gidiyordum,çoğumuz gibi.Bir gün önüme bir test sorusu gelmişti, bin yıl önce yaşamış bir filozofun sözü vardı soruda, “Hukuk her zaman güçlüden yanadır”. 17 yaşındaydım ve kafam allak bullak oldu, inanamadım. Hayır ya dedim olamaz ! Düşündüm ,düşündüm ,düşündüm. Evet ya dedim olabilir! Şimdi 17x2 yaşındayım. Davayı okudum. Dava. Franz Kafka’nın 20. yy. başlarında yazdığı hem gerçeğin ta kendisi hem kurgu hem metaforlar zinciriyle örülü kitabı. Hukuk okumuştur Kafka. Hakim,savcı,avukat değildir ama hukukçudur. “Joseph K.’ya iftira edilmiş olmalıydı” diye başlar kitap. “K.” Diyelim ki Kafka olsun. Ona davayı haber vermeye gelen birtakım adamlardan birinin adı ise “Franz”. O da diyelim Kafka olsun. Dakika bir gol bir . 1-0. Yoksa 1-1 mi demeli ? Al sana bir adamın çift yüzlü karakteri. Joseph K. tutuklanır, peki ama hapse mi atılır ? Hayır. Gözaltına mı alınır? Hayır. İyi de bu nasıl tutuklama? Al sana metafor zincirinin halkası. K. bankacıdır, orta çaplı sayılabilecek bir memurdur. Bu kitapta belki de kesinlikle emin olduğum tek konu, Kafka’nın yıllarca çalıştığı sigorta şirketini ve işini burada banka ve bankadaki memuriyeti olarak anlatması. Bunun dışındaki hiçbir şeyden tam olarak emin olamam sanıyorum. K. hakkında bir dava açılır, davacı bilinmez ama ipucu var gibidir. Suçu nedir bilinmez ama ipucu var gibidir. K. Kendinden emin bir şekilde davayı önemsemez çünkü masumdur. Sonra birtakım adamlar onu birtakım mahkeme benzeri yerlere çağırır veya çağrılmadan gider veya her ikisi de. Bilmiyorum.. Ortalıkta dolaşan bir mübaşir karısı vardır, ki mübaşir dediğimiz adamın mevkisi nedir ki alt tarafı mübaşir. Fakat herkes adamın karısını elde etmenin peşindedir. Kadın metaforu gücü elinde tutmayı mı temsil ediyor? Bilmiyorum.. Görünen yargıçlar, görünmeyen yargıçlar, hiçbir zaman görünemeyecek yükseklikte yargıçlar. Bu ülkeden bir Ergenekon geçti malum ! Bir de 15 temmuz o da malum ! Şimdi şu paragrafa dikkat kesilelim, “Şurası kesin ki, mahkemenin bütün yapıp etmelerinin dışında,benim davamı örnek gösterirsek , bu tutuklanış ve soruşturmanın arkasında büyük bir örgüt var,öyle bir örgüt ki,emrinde sadece parayla tutulmuş görevliler,ahmak şefler ve en önde gelenlerinin erdemi kibirsiz olmayı geçmeyen sorgu yargıçları görevlendirmekle kalmıyor,hademelerin,yazmanların,jandarmaların ve öteki yardakçılarının,hatta cellatların aralarında bulunduğu o epey kalabalık maiyetleriyle yüksek ve en yüksek yargıçlar topluluğunu da yapısında tutuyor.Bu organizasyonun amacı nedir acaba beyler?Suçsuz günahsız insanların tutuklanması,bu insanlara karşı anlamsız ve benim davamdaki gibi genellikle sonuçsuz kalacak bir takibat ve kovuşturmanın süregitmesi.” Bu sözler kime ait ? Doğu Perinçek’e mi? Aziz Yıldırım’a mı? İlker Başbuğ’a mı? Bu nasıl dünya , bu nasıl döngü, bu nasıl kurgu? Metofarlar zinciri diyorum da aynı zamanda hakikatin ta kendisi mi? Sonra K.’nın amcası girer devreye. Bakar ki bu işin bu davanın iyiye gideceği yok, ( kötüye gittiğinin işareti var mı peki, o da yok) K.’ya bir avukat bulur, avukat da amcanın çok eski bir dostudur. Adama rica minnet davayı verirler de avukatın da dünya umrunda değildir, hem yaşlı hem hastadır. Avukatın yanında bir genç hanım kalmaktadır, hastabakıcısı mı metresi mi neyidir belli değil.. Kahramanımız K. Bu kadınla bir gönül bağı kurar, yakınlaşır,oynaşır,bir ilişki biçimi geliştirmeye çalışır. Bu kadın da tıpkı mübaşirin karısı gibi herkesin elde etmek istediği bir kadın ve tabiri caizse hafif meşrep ve her erkeğe yol veren bir kadındır.(Mübaşirin karısı da böyleydi) Bu kadın da mı gücü temsil ediyordu, hani herkesin elde etmek istediği?Güç kendisini arzulayana yakın mı duruyordu? Bilemiyorum.. Avukatımızın evi yolgeçen hanı gibidir. K. Ve amcası, bakıcı ya da metres olduğu şüpheli kız, derken bir de fabrikatör karakteri dahil olur. Bu adam da tüccarlar yoluyla parayı mı temsil ediyordu ? Bilemiyorum.. Peki bitti mi ? Yok. Asıl bir de ressam karakteri devreye girer ki bana göre kitabın en etkileyici karakteridir. Bu arada K. Bankadaki memuriyetine devam etmektedir, müdür, müdür yardımcısı, müşteriler gibi karakterlerle olan ilişkileri de sürüp gitmektedir. Zaten tutuklu muydu ki K.? Hayır. Fabrikatör bir gün K.’yı bankada ziyarete gelir, avukatla ortak dostlukları vardır ve davayı duyduğundan bahseder, size olsa olsa ressam Titorelli yardım edebilir diyerek K.’yı bu adama gönderir. Adına hasta olduğum bu ressam amca, K.’yı iyi karşılar, tam eski zaman gariban sanatçılarına uygun köhne tavanarası gibi bir ev hatta sadece bir odada kalmaktadır. Uzun bir sohbet geçer K. İle aralarında, bir şey çıkar mı bundan, kim bilebilir? Ressamın çok önemli bir özelliği , davaya bakan ya da davayı açan yargıçların, yüksek yargıçların tablolarını yapıyor oluşudur. O kimseye eyvallahı olmayan kibir abidesi yargıçlar bu ressam karşısında kedi gibidirler, ressam da onlara saygı duyar ama pek de önemsemez. Buradan benim çıkardığım şu oldu ki, sanata ve sanatçıya olan mecburiyet.. Ne olursan ol , ne mevkide olursan ol sanatçıya muhtaçsın, sanatçı olmak başka türlü bir şey.. Neyse konumuz neydi? Ya da bir konu var mıydı? Neyse K. ressamdan yardım almaya gelmiştir, yargıçlara olan bu yakınlığından ötürü. Ressam konuşmanın bir yerinde K.’ya sorar, “Daha önce soracaktım ama unuttum; nasıl bir aklanma istiyorsunuz siz?Üç tercihiniz var çünkü: Gerçek aklanma, sözde aklanma, sürüncemede bırakma” Sonrası mı? Ne bileyim okuyun.. Peki karakterler biter mi? Hayır. Bir de kilisenin papazı çıkar karşımıza. Bir gün İtalyan bir banka müşterisini gezdirme görevini K.’ya verirler. Müşteri bankaya gelir, müdür adamı K ile tanıştırır, K. biraz İtalyanca da bilmektedir üstelik. İtalyan müşteriyle ertesi sabah gezilerine başlayacakları kilisede buluşmak üzere sözleşirler. K. tam vaktinde kiliseye gider ama müşteri ortalıkta yoktur. K. kilisenin belli belirsiz loş ışığında kilisedeki tasvirleri ,ince işçilikleri incelemeye koyulur.Derken rahip çıkar meydana. “Başını iyice çevirince yaklaşmasını işaret etti rahip.” “Senin ismin Joseph K.” “Bir zamanlar ismini ne kadar rahat söylediği geldi aklına.Nice zamandır ismi yüktü kendisine. Artık ismini ilk kez karşılaştığı kimseler bile biliyordu.Önce tanıtılmak,sonra tanınmak ne de güzel bir şeydi” “Sanıksın sen dedi rahip” “Davan kötüye gidiyor haberin var mı?” Şimdi bu zavalli K. ne halt etsin? Nerden çıktı bu rahip? Dava üzerine konuşmaya başlarlar, rahip kıssadan hisse bir hikaye anlatır , bilmece iyice çetrefilleşir. K. bankaya döner. Bu kısım da dinin hayattaki yerini mi anlatıyordu? Bilemiyorum.. K.’nın sonu pek iyi olmaz, okursunuz artık. Dava ne olacak peki? Bir dava mı vardı? Hangi dava? Anlatabildim mi bir şeyler ? Pek sanmıyorum. Belki buz dağının görünen yüzünden bir parça sadece. Beynim,ruhum,kalbim bu büyük yaranın ne kadar farkına varabildi? Bilemiyorum. Bir şeyler eksik kaldı,bir şeyler eksik kalmaya mecburdu,bir şeyleri anlatmak istemedim,bir şeyleri de anlatamadım. Bu bir yaşamak davası mıydı?
Dava
7.7/10
· 34,6bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
25
366
Umut Dngl
Dava'yı inceledi.
304 syf.
·
Puan vermedi
Dava: Yasa ve Adalet Karşıtlığı
Adalet, vicdan gibi soyut kavramlar döneme hatta bazı durumlarda kişiye göre değişebilecek dinamik bir yapıya sahiptir. Bu, ilgili kavramların içeriğinin belirli bir topluluğun dünya görüşünce belirlenmesinden ileri gelir. Adalet, şudur diye sınırlarını çizebileceğimiz bir mekanizma değil, aksine sürekli yaratıcılığı devam eden bir etkinliktir. Sanat eseri ile adalet gibi soyut kavramların yakınlığı da buradan ileri gelir. Hem sanat eseri hem de adalet kavramı büyük oranda hayal gücünün edimidir. Sanat eseri, anlamaya çalışan öznelerin bakış açısına göre değiştiği gibi adalet de özneler topluluğunun anlayışına göre yasalaştırılır. Tam da böyle olmasından dolayıdır ki adalete mekanizma işlevi yükleyen her çabada, adalet tek bir bakış açısına indirgenmiş ve galibin adaleti haline dönüşmüş olur. Bu durumda başarılı olan haklı hale gelir ve kötülük sıradanlaşır.... İşte Kafka bu romanında distopik bir mahkeme kurgusuyla yasanın iktidara meşruiyet kazandırmasını ve adaletin yasaya indirgenmesinden doğan absürtlüğü konu edinir.
Dava
7.7/10
· 34,6bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
130