“De Profundis” yani “Derinliklerden” kitabı, aslında uzun bir mektubun kitaplaştırılmış hali.
Bu mektup Oscar Wilde’ın uğruna ceza evine girdiği sevgilisi Lord Alfred Douglas’a ithafen, ceza evi günlerinde kaleme alınıyor. Ölümünün ardından Wilde’ın eski sevgilisi, arkadaşı Robert Ross tarafından yayımlanıyor.
Bir erkeğin başka bir erkekte bıraktığı hayal kırıklığı, öfke, aşağılama, sevgi ve birçok duyguyu direkt yazarın ağzından okuyoruz. Kurgu olmaması sebebiyle sanırım, Wilde’ın daha önce okuduğum tek romanı “Dorian Gray’in Portresi”nde yazarı yine beğenmiş olmama rağmen yazar hakkında çok fazla araştırma hissi duymamıştım. Fakat “De Profundis”in bende tam tersi bir etkisi oldu.
Kitabın yani mektubun ilk sayfalarında büyük bir öfkeyle genç sevgilisini aşağılayıcı şekilde sarsmak istediğini görüyoruz.
Devamında kendisine de ayna tutarak, bir nevi günah çıkararak sınırları zorlamayı sevdiğini, zevkinde uçlarını tatmanın yaradılışında olduğunu fark ediyor.
Fakat hapis Wilde’ı değiştiriyor, acı çekmenin kaçınılmaz olduğunu, zevklerle acıyı (belki de hayatı) perdelemeye çalışsak da özümüze erişmemize ancak acının imkan verebileceğinin sonucunu çıkarıyor.
Acının maskesiz, rol yapılmayacak olduğunu (bunun aksine mutluluk rolü çok yapılır, hatta belki de en çok mutluluk rolü yapılır) yani “gerçek” olduğunu hissediyor.
Mektubunun bu bölümündeki farkındalıkla beraber en sonunda da kabullenişle gelen sakinlik duygularıyla bir evrim geçiriyor.
Bence yazardaki kırılma anı her şeyden çok kabullenişle oluyor.
İnsanın kendisinin kötü olarak nitelendirilen duygularını kabul etmesi, üstelik kendisine mektubu boyunca anlattığı kötü duyguları hissettirmiş birinin affına (ve belki yine kabullenişine) kadar varacak bir farkındalıkla kişiliğini benim gözümde en üst mertebeye