Kitabı yirmi bir günde bitirdiğimi görünce ben de kitabı süründürdüğümü düşündüm ama işin aslı kitabın beni süründürmesi ve süründüre süründüre kendini okutmasıydı. Her sayfasında kırk beş dakika düşündürüp üstüste sigara yaktıran kitaplara zor rastlayınca tadını çıkarıp yavaşça sömürmek istedim. Arada beynimin error verdiği zamanlarda da bu kitabın arasına iki kitap alarak kendime gelmeye çalıştım, işe de yaradı.
Bazı yazarlar vardır, külliyatları vardır, okul gibidir o yazarlar ve o okullara başlamadan önce hazırlık olarak araştırılıp bilgi edinilmelidir ki, okuyunca daha iyi anlayın ve kavrayın diye. Mesela Dostoyevski okumaya başlayacağım zaman kronolojik sıralamasını öğrendikten sonra bir başka yazar Edward Hallett CARR'ın yazdığı ''DOSTOYEVSKİ'' biyografisini okudum. Gerçi akademisyenlerin işine yarayacak çok derin ve detaylı bir kitaptı ama olsun alacağımı almıştım. He, Dosto okumaya başladın mı diye soracak olursanız, hayır başlamadım :) aslında İNSANCIKLAR kitabına başlamıştım ki, beni bu kitaptan daha yoğun düşüncelere, iki dakikada bir sayfa okuyup tüm gün
düşünmeye sevk ettiğini anlar anlamaz ''böyle entelektüelliğin ıstırabını!'' diyerek kendisini bir süre daha erteledim ve kendisiyle bir ilişkiye hazır olmadığımı anladım. Elbet bir gün.
Irvin YALOM'u ve bu kitabı da sitede çok görürdüm ama görmemezlikten gelirdim. Çünkü en az Dosto kadar, üstelik adı zor, kendi zor, adı karışık, kendi karışık Nietzsche ile de yüzleşmeye hazır olmadığımı biliyordum ama bir yerden kendisiyle flörte başlamam lazımdı. Yine bir yazara-filozofa hazırlık için harika bir seçim yaptığımı düşünüyorum. Ve bu arada ilk kitabını okuduğum YALOM'a da hayran kalmamak mümkün değil. Yarı kurgu yarı gerçek bu romanda kişiler ve olaylar hayal ürünü değil, kişiler gerçek, olayların