Spinoza’nın Ethica’sını okurken insan, bir ahlâk kitabıyla değil, kendi zihniyle karşı karşıya kaldığını fark ediyor.. Çünkü bu metin, insana nasıl yaşaması gerektiğini söylemez; insanın zaten nasıl yaşamak zorunda olduğunu gösterir.. Buradaki zorunluluk, dıştan dayatılmış bir kader değil, varlığın kendi iç mantığıdır.. Spinoza’nın rahatsız edici tarafı da tam olarak buradadır: Teselli etmez, avutmaz, umut dağıtmaz.. Aksine, insanın kendine anlattığı hikâyeleri bir bir söker..
Spinoza’ya göre Tanrı, irade sahibi bir varlık değildir; karar almaz, tercih yapmaz, cezalandırmaz ya da ödüllendirmez.. Tanrı, var olan her şeyin kendisidir.. Yani Tanrı evrenin dışında duran bir fail değil, evrenin ta kendisidir.. Bu noktada Tanrı inancı, dua ve beklentiyle kurulan bir ilişki olmaktan çıkar; zorunluluğun idraki hâline gelir.. Spinoza’nın Tanrısı’na inanılmaz, ancak kavranır.. Bu yüzden Ethica, metafizik bir iman metni değil, ontolojik bir yüzleşmedir..
İnsan bu sistemin merkezinde değildir.. Hatta Spinoza, insanın kendini merkez sanmasının en büyük yanılgı olduğunu söyler.. İnsan, özgür olduğunu düşünür; çünkü yaptıklarının nedenlerini bilmez.. Arzu eder, yönelir, tepki verir ve sonra bütün bunları “ben seçtim” diyerek sahiplenir.. Oysa Spinoza’ya göre özgürlük, nedensizlik değil; nedenleriyle birlikte kavranmış zorunluluktur.. İnsan, iradesiyle değil, bilgisiyle özgürleşir.. Ne kadar az anlarsa, o kadar savrulur; ne kadar çok anlarsa, o kadar sakinleşir..
Bu yüzden Ethica’da ahlâk, geleneksel anlamıyla yer almaz.. İyi ve kötü, mutlak kategoriler değildir.. Bir şey, insanın varlığını artırıyorsa iyidir; azaltıyorsa kötüdür.. Günah kavramı yoktur; ceza ve ödül mantığı da.. Spinoza, ahlâkı korkudan değil, ontolojiden türetir.. İnsan bir şeyi yasak olduğu için değil, kendini