diyaloğun konusu, ‘dine uygun olan şeyin veya dindarlığın ne olduğu’dur. euthyphron, ilk olarak bu soruya, “tanrıların sevdikleri şey dine uygundur, sevmedikleri şey dine aykırıdır” şeklinde cevâp verir. ama sokrates’in bu cevâbı sorgulamasından evvel, euthyphron, babasına karşı açacağı cinayet davasını meşrulaştırmak için “zeus ve kronos*” ile “kronos ile uranos**” arasındaki mücâdeleden örnek verir. sokrates, bundan sonra şöyle bir sorgulamaya girişir:
i- kavgalar ve düşmanlıklar, daha çok öznel şeylerden -etik veya estetik ile ilgili meselelerden- çıkar. çünkü nesnel konular, ölçerek, tartılarak vs. şeylerle kavgaya dönüşmeden çözülür. oysa ki neyin iyi neyin kötü, neyin doğru neyin yanlış, neyin güzel neyin çirkin olduğu hakkında net bir şey söyleyemeyeceğimiz için bu konulardan düşmanlık ve kavga çıkar.
ii- eğer tanrılar arasında gerçekten düşmanlıklar ve kavgalar oluyorsa, bunlar iyilik-kötülük, doğruluk-yanlışlık, güzellik-çirkinlik gibi meselelerden kaynaklanır.
iii- iyilik sevilirken, kötülük sevilmez; doğruluk sevilirken, yanlışlık sevilmez; güzellik sevilirken, çirkinlik sevilmez. tanrılar bu konular hakkında birbirlerine düşmanlıklar besliyorsa, o hâlde bir şeyin iyiliği veya kötülüğü, doğruluğu veya yanlışlığı, güzelliği veya çirkinliği konusunda uzlaşamadıkları için, o şeyi bazı tanrılar severken, bazı tanrılar sevmemektedir. bu durumda, o şeyin dine uygun olup olmadığı hakkında bir şey diyemeyiz. o hâlde, tanrıların sevdikleri şeyler dine uygundur şeklindeki tanım ayırt edici olmayacak ve hattâ bazı hâllerde açıkça yanlış olacaktır.
daha sonra euthyphron, dine uygun şeyi “bütün tanrıların sevdiği şey olarak” tanımlar. bu durumda sokrates şöyle sorgulama yapar:
i- tanrılar, dine uygun şeyi dine uyan şey olduğu için mi sever; yoksa tanrılar sevdiği