Adı:
Ev Sahibesi
Baskı tarihi:
30 Eylül 2016
Sayfa sayısı:
79
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754340624
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Varlık Yayınları
Dostoyevski, bu kısa romanında başyapıtlara özgü bir üslup güzelliğiyle bize, ruhlu kişilerin yaşamından, gerçekle düş arası unutulmaz sahneler, anlatır.Hummalı ruh halleri içinde mutluluğa susamış, ama onu bir türlü elde edemeyen bu insanların insanüstü bir gerçeklikle yaşamakta olduklarını siz de okuyunca kabul edecek ve Dostoyevski'yi dünyanın en büyük romancıları yücelten güçteki gizemi sezer gibi olacaksınız.
159 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10 puan
YouTube kitap kanalımda Dostoyevski'nin hayatı, bütün kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz:
https://youtu.be/0i9F0L1dcsM

Dostoyevski'nin kaleminin sesleri artarak benliğinin saf haline doğru yaklaşmaya devam ediyordu.

"En azından deneme" kavramını yükseklere çıkarmış Dostoyevski, deneyselliğin sınırlarında dolaşan öykülerinde kendisi benim için kitaplarının son sayfalarında sanırım uyuyakalarak kitaplarını öylece bastıran bir adam oluverdi. Öyle ki şimdiye kadar okuduğum kitaplarında -bu kitap da dahil olmak üzere- yine sonlandırılmak istenmemiş öyküler gördüm. Aslında insanın varoluşu gibi bir yazını var Dostoyevski'nin, biz de korku ve ümit dengesi arasında yaşayıp gidiyoruz şu hayatta ve ölümümüzden sonra ne olacağımızın merakında yaşıyoruz... Dostoyevski de gerek Ev Sahibesi gerek bu kitaptaki diğer öyküleriyle son kelimesinden sonra nelerin gelebileceğinin merakında bırakıyor bizi. Kitapta bahsi geçen karakterleri ister al Rusya'nın 24 saat açık kalan lunaparklarında iliklerin donana kadar onlarla çarpışan arabalara bin, istersen de al onları unutulmaya yüz tutmuş bir kültür olan tiyatro kültürünün bir tiyatro parçasındaymışcasına doya doya izle, dinle, deneyimle.

Çok ilginç, çok özgün bir tarzı var yahu... Beğenip beğenmemek gibi bir şey gelmiyor aklıma Dostoyevski okurken. Adam sanki Le Corbusier'in 1929 yılında modern mimarlığın butonuna Villa Savoye ile basması, Van Gogh'un kendine has hayat dolu spiritüel çizgileri, Karuan'ın müziklerine Doğu ezgileriyle birlikte Batı ögelerini katması, matematiğin irrasyonel sayılar kümesi gibi bir adam.

Ev Sahibesi kitabıyla birlikte Dostoyevski'nin değişen ruhsal akımlarının etkisinde topraklanmalarımı kaybediyorum sanırım, yakın zamanda ona dair okuyacak olan kitapların heyecanı beni şimdiden etkisi altına aldı bile.
159 syf.
·10/10 puan
Bugün benim adım Ordinov, ben bugün kilisede gördüğüm Katerina'ya aşık oldum.. Onun gezdiği yollarda geziyor havaya sinen kokusunu içime çekiyorum. Arasıra gökyüzüne bakıyorum. Katerina'nın derin mavi gözleri orada duruyor. Kocası var Katerinanın oda fark etmiş ki ters ters bakıyor. Bir gün çok hasta oldum Katerina'nın kollarındayım. Beni sarıp sarmalayıp iyileştirdi. Oda beni seviyor mu ne. Neyse daha fazla spoiler vermeyeyim. Zaten Dostoyevski okurlarına yazdıklarını içten içe, ilmek ilmek işliyor.

Eleştireceğim tek konu ise Dostoyevski ile değil bizimle ilgili. Konu Dostoyevski Tolstoy vs olunca kilise, din, ayin, mum yakma gibi dini ögeler gayet normal karşılanır. Konu bizim kendi yazarlarımız olunca cami, namaz, oruç, gibi dini öğeler yadırganır. Yobaz, dinci yazar diye yaftalanır. Müslümanlıkta hoşgörü var ama müslümanlarda hoşgörü yok.
159 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar Ev Sahibesi kısa zamanda bitirebileceğiniz bir eser.Bu eseri okuduğum da Suç ve Ceza,Yeraltından Notlar,Karamazov Kardeşler ve Beyaz Gecelerden aldığım tadı alamadım.Ev sahibesi bana Dostoyevski’nin ilk eserden olduğundan sanki çıraklık eseri gibi geldi.Kitap konu olarak hasta bir gencin ruh halini ve aşk acı ayrıntılı bir şekilde tasvir edilmiştir.Diğer eserlerinde olduğu gibi ruh tahlilleri ve betimlemeler çok iyi okumanızı tavsiye ederim
168 syf.
·2 günde·8/10 puan
Ama insanlar yabancı, huzursuz ve düşünceliydi...
***
Rusya'dan kucak dolusu selam sizlere değerli okurlar! Bugün sizlere Rus edebiyatının babası Fyodor Mihayloviç Dostoyevski'nin, karakterlerin soğukluğunun Rusya'nın soğuğundan aşağı kalır yanı olmayan, novella türünde eserini takdim edeceğim.
Ev Sahibesi ; 1847-1848 yılları arasında yayımlanmış biri uzun dört hikayeden oluşan, o her zamanki alışık olduğumuz klasik Dostoyevski üslubunda, kimine göre sıkıcı kimine göre -mesela bana göre- gayet de akıcı, sürükleyici bir eser.
Birçok Dostoyevski eserinde olduğu gibi bu eserde de yalnızlık, toplumdan soyutlanma, memurluk minvalinde yansıtılmaya çalışılan bürokratik kast sistemi, ölüm, hastalık gibi konular işlenmiş, parçalı bulutlu bir atmosfer yaratılmış. Biçem, üslup gibi teknik açıdan diğer eserlerinden pek farklı olmasa da bu eserde göze çarpan önemli bir detay vardı:
Yazar bu öykülerde hep bir açık kapı bırakma, zihnimizde soru işaretleri bırakma halinde. Her hikayenin sonunda "eee, bu kadar mı, noldu ya" gibi tuhaf ifadelerde bulundum ve Aykut Elmas'ın şu meşhur:
"nasipte varsa , eee , bu kadar." diyaloğunu anımsadım.
Ezcümle, favori öyküm kitaba ismini veren "Ev Sahibesi" olması ile beraber genel anlamda beğendiğim, orta şeker bir eserdi. Mutlaka okuyun, çok şey kaçırırsınız diyemem belki ama kronolojik okuma yapıyorsanız da okumaktan zevk alabileceğiniz bir öykü.
İyi kitap, okumalar dilerim...
168 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Dostoyevski'den okuduğum üçüncü kitap. Kendime bütün kitaplarını sırasıyla okuma gibi bir hedef koydum.Oğuz Aktürk'un tavsiyesiyle Dosto amcayı sırasıyla okumayı başarabilirim umarım. Bu hedefle birlikte diğer okuduğum insancıklar ve öteki kitaplarına nazaran anlamakta güçlük çektiğim yanları oldu. Konu Dostoyevski olunca beğenmedim kelimesini kullanamıyorum. Diğer 2 kitabını daha çok beğendim diyebilirim.Naçizane üslubunu yavaş yavaş çözmeye çalışacağım galiba.Herkese keyifli okumalar.
159 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Ev Sahibesi, Dostoyevski kronolojisine üçüncü sıradan yerleşen bir novella. Türkiye İş Bankası Yayınları'nda o dönem yazdığı üç kısa öyküye de yer verilmiş. Aynı yayınevinin Puşkin ve Gogol'un tek tek yayımlanacak kadar önemli öykülerini bile tek kitapta vermesine zaman zaman kızsam bile bu sefer oldukça isabetli bir karar olduğu kanısındayım. Sadece diğer üç öykünün olduğu bir kitaba, Dostoyevski'nin elinden çıkmasına rağmen maddiyat ve zaman anlamında harcanacak pek bir şey olmadığı kanaatindeyim. Çünkü Dostoyevski'ye dair neredeyse hiçbir şey bulunamayacak bir kitap olurdu o kitap.


İnsancıklar, halk tarafından çoğunlukla beğenilmeyen bir roman olsa bile eleştirmenlerin beğenisini kazanmış bir romandı. Öteki'nin okurların yanı sıra eleştirmenlerin de büyük hışmına uğraması sonrası, halkın ilgisini kaybettiğini fark eden Dostoyevski acilen yeni eserler üretmek ve halkın sevgisini tekrar kazanmak amacıyla kolları sıvar. Bu kitapta bulunan 'Bay Proharçin' ve 'Dokuz Mektupluk Roman' öyküleri 'Ev Sahibesi'nden önce, 'Polzunkov' ise sonrasında yazdığı kısa öykülerdir.


Bay Proharçin'de oldukça cimri bir memurun, yaşadığı dairede bulunan diğer karakterlerle etkileşimlerini okuyoruz. Karakterin ölmesi ve yastığının içinden neredeyse bir servet çıkması sonrasında yaşananlar hikayenin yükseliyor denebilecek tek noktası. İnsancıklar'ı oradan oraya süründüren Sansür ise Bay Proharçin'e o kadar hızlı ve sert bir darbe vuruyor ki Dostoyevski bile şaşırıyor. Kardeşine yazdığı mektuplardan bir kısım:

"Proharçin'in kimi yerleri kıyasıya değiştirildi. Bu beyler "memur" sözcüğünü yasakladılar, nedenini Tanrı bilir!.. Canlı olan her şey öldürüldü. Benim yaptığımdan yalnız bir iskelet kaldı."


Dokuz Mektupluk Roman adından anlaşılacağı gibi iki kişi arasındaki toplam dokuz mektuptan oluşan bir öykü. Başlangıçta ılımlı şekilde başlayan mektuplaşmalar, üçkağıtçı tarafın diğer tarafın parasını iç etmesi ve "teyzem öldü, karım hastalandı, çocuk evde taş yiyor" gibi türlü bahanelerle sürekli yüz yüze görüşmeden kaçması sebebiyle sertleşen mektuplarla devam ediyor. Dostoyevski'nin seviyesini geçtim, sıradan bir yazar için bile kötü bir öykü. Dostoyevski gibi bir dehanın bunu hangi kafayla ve ne durumda yazdığını cidden merak ediyorum. Stres ya da endişe gibi durumlarla bir ilgisi olduğunu da sanmıyorum. Adamın neredeyse tüm hayatı bunlardan ibaret. Olgunluk ve ustalık eserlerini güllük gülistanlık durumlardan ziyade çok daha zor şartlar altında yazmıştır.


Ev Sahibesi'nin yayımlanmasından bir yıl sonra kaleme aldığı, bir kumpanyada çalışan Polzunkov'un, memur olduğu zamanlarla ilgili bir olayı ve yaptığı 1 Nisan şakasının hayatını nasıl değiştirdiğini kumpanyaya gelen bir gruba anlatması hakkında bir öykü olan Polzunkov ise üç öykü arasında en sevdiğim oldu.


Bay Proharçin ve Dokuz Mektupluk Roman'ın eleştirmenler tarafından yerin dibine sokulmasıyla birlikte iyice endişeye kapılan Dostoyevski iki kısa öykü daha kaleme alıyor. Ancak bir süre sonra kardeşine yazdığı mektuplarda "ortaya yeni bir şey koymuyorum," diyerek yeni yazdığı öykülerin yayımlanmayacağını bildiriyor. Yayımlanan öyküleri baz alırsak bir okur olarak edebi anlamda çok büyük bir kayıp yaşadığımızı düşünmüyorum şahsen. Daha sonra yine kardeşine yazdığı bir mektupta, yakında Netoçka Nezvanova'yı okuyabileceğini ve İnsancıklar'dan daha üstün olacağını şimdiden belli eden Ev Sahibesi'ni yazdığını haber veriyor. Netoçka Nezvanova romanı Ev Sahibesi'nden ancak 2 yıl sonra yayımlanıyor. Ev Sahibesi novellası da bırakın İnsancıklar'ı, Öteki'nin bile çok çok altında kalan bir kitap oluyor.


Bilim aşığı olan ve sosyal hayattan kopuk biri olarak yaşayan Ordinov, oturduğu evden çıkmak zorunda kalması sonrası Petersburg sokaklarında ev ararken, bir kilisede, yaşlı bir adam ve oldukça güzel bir kadınla karşılaşır. Daha sonra ikilinin oturdukları evi bulan ve bu güzel kadının aşkıyla yanan Ordinov oturdukları evin bir odasını kiralar. Kapıcı sayesinde Murin adındaki yaşlı adamın bir büyücü olduğu söylentilerini duyar ve Ordinov'un hastalanması neticesinde kitapta birçok soru işaretiyle karşı karşıya kalırız. Tek emin olabildiğimiz durum Ordinov'un Katerina'ya olan aşkıdır. Olaylar gerçekten yaşanıyor mu yoksa Ordinov'un hasta yatağında gördüğü sanrıları mı okuyoruz? Net bir şey yok. Novella 'ee yani?' denecek bir şekilde sona eriyor. İlk iki kitabında olduğu gibi Dostoyevski yine kendisini anlatıyor Ev Sahibesi'nde aslında. Dostoyevski, İnsancıklar sonrası Belinski ve Nekrassov'un yüksek çevrelerde sürekli kendisini övmesi ve katıldığı davetlerde gördüğü ilginin had safhada olduğu dönemlerde Panayev evinden de davet alır ve Panayev'in eşine delicesine aşık olur. Dostoyevski, Ordinov karakterinde kendisini anlatır. Katerina karakterinde ise Bayan Panayev'i. Doğal olarak Dostoyevski'nin duyduğu aşkın sonu Ordinov karakterine benzer bir şekilde biter.


Dostoyevski ilk iki kitabında olduğu gibi üçüncü kitabında da Puşkin'i övmekten geri durmuyor. Ama İnsancıklar'da Palto'dan, Öteki kitabında ise Burun'dan esinlenmesi gibi Ev Sahibesi de yine Gogol'un Korkunç İntikam adlı öyküsünden esinlenme. Daha önce okumadığım bir Gogol öyküsüydü. Merak eden varsa sekiz öyküden oluşan 'Dikanka Yakınlarında Bir Çiftlikte Akşam Toplantıları' kitabında bu öyküyü bulabilir. Ev Sahibesi'ne inceleme yazmadan önce o kitabı da araya sıkıştırdım. Dostoyevski sayesinde Gogol'un tüm kitaplarını da bitireceğim sanırım bu vesileyle. Korkunç İntikam'da bir Kazak beyi ve güzeller güzeli karısının hikayesi anlatılıyor. Kadının babası olan yaşlı büyücü ise kızını kendine istemekte ve kızını rüyalar ve sanrılarla büyülemektedir. Benzerlikler bununla da sınırlı değil. Güzelliği ile ünlü kadın karakterin adı, evet, Katerina. Acaba Dostoyevski, İnsancıklar'ı yazdık paltoyu giydirdiniz, Öteki'yi yazdık burnumdan getirdiniz, diyerek inadına mı kadın karakterin adını bile değiştirmedi diye sordurdu bana.


Hem ilk iki kitabına hem de kürek cezası sonrası okuduğum eserlerine bakarak sanırım Dostoyevski külliyatının en zayıf halkasını okuduğumu düşünüyorum. Henüz okumadığım eserlerinde daha aşağı seviyede bir kitaba rastlarsam düzeltirim incelemenin bu kısmını.

İyi okumalar.
168 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Merhaba arkadaşlar @eserinkitapligi öncülüğünde klasik okuma grubumuzla beraber Dostoyevski Evsahibesi adlı kitabını okuduk.
Dostoyevski'nin bundan önce İnsancıklar adlı eserini okumuştum. Ve bu kitap üstadın ikinci okuduğum eseriydi. Bir şey itiraf etmek istiyorum bu kitabını okurken sayfa sayısı az olmasına rağmen beni birazcık yordu Ama güzeldi. Bu yorulma bence benim alışık olmadığım tarzda olması etkendi bence. Bunun farkındayım. İnkar etmiyorum şunun şurasında bir kaç aydır klasik okuyorum. Ve benim okuduğum kitapların çoğu ki bu 7 yıla tekabül ediyor. Daha basit, anlaşılır, beni düşünmeye itmeyen, rahat okunan , çerezlik diye hitap ettiğimiz kitaplar dı çoğu... Neyse ben yine konuyu dağıttım arkadaşlar kitaba döneyim.
4 öyküden oluşan bu eserdi. En güzeli tabi ki eserin adını aldığı Ev Sahibe'siydi. Muhteşem bir aşk hikayesi ama, altında yatanları ve verilmek istenenleri de anlamamak mümkün değil. Din ile ilgili anlatımlar yatmakta altında. Yalnız mutlaka bu hikayeyi okumalısınız arkadaşlar. Aşkı anlatması ve tavsiri efsane bence
Duyguları, kahramanların hissettiklerini çok güzel anlatmış. Resmen içinde yaşadım hikayenin
Öyküler ilginç değil ama anlatım tarzı ve duyguyu size hissettirmesi güzel.
Beklenmedik bir anda gelen aşk, üstelik evli bir kadına...
Vicdan ve aşk arasında kalınan ikilem...
Öykülerin bir sonuca tam olarak bağlanmaması kötü olsa da, dediğim gibi aşkı anlatımı ve tavsiri efsane Gerisi bana göre hikaye
Beğendim ve okumanızı öneriyorum.
İyi okumalar diliyorum
Kitapla kalın arkadaşlar
168 syf.
·3 günde·7/10 puan
Dostoyevski'nin okuduğum 8. Kitabı. Belki iyi bir kitaptır ama okuduğum önceki kitaplarınının baya gölgesinde kaldı. Dostoveyski'yi tanımak isteyen yani ilk Kez okumak isteyen varsa bu kitabı çok sonradan okumalı, bu kitapla başlamamalıdır. İnce olduğu halde beni baya yoran bir kitap oldu. Kitap 4 hikayeden oluşmuştur. İyi okumalar.
168 syf.
·6/10 puan
Krolonijinin 3. Kitabı da bitti


Sırayla okudukça bir yazarın kendi değişimine şahid olmak çok güzel bir duyguymus. Hepimjz az çok okuduğumuz yazarları merak edip araştırıriz. Bende yapıyorum çoğu zaman bunu. Okuduğum kitap benim için çok değerli ve bunu yazan yazar günlerce uğraşmış. Öyleyse ben neden ona değer vermeyeyim ki? Kitabı okumadan önce yazar hakkında bir şeyler okumak, kitap bittikten sonra da diğer okuyucuların fikirlerini okumak beni daha çok heveslendiriyor. Ama Dostoyevski de farklı bir teknik uyguluyorum ve tüm yazarlarda uygulama fikri dönüp duruyor zihnimde.

Acı' yı doruklariniza kadar hissettirebiliyor, çünkü hayatı acılarla dolu. Bunu bildigim için bana o kadar samimi geliyor ki Dostoyevski." O nerden bilicek hayatla mücadeleyi" cümlesini aklımin ucundan bile geciremiyorum . Belki de bir çok okurun yüreğine dokunmasınin sebebi bizden olmasıdır. Bizim gibi hissedip, bunları tüm dünyaya duyuracak kadar güçlü bir insan olduğu için de gurur duyuyoruzdur.

Bu kitapta da acı vardı, aşk vardı , yanlış anlaşılmalar vardı... Rus edebiyatıni okudukça Türk toplumu ile ne kadar benzediğini görebiliyorum.

Eğer Dostoyevski okumak isterseniz akıllıca bir başlangıç olmayabilir. Çünkü erken dönem eserlerinden ve öykü şeklinde. Üst üste sonu bitmeyen öyküler okuyarak başlamak ondan başka eser okumamaniza sebep olabilir. Sonu bitmeyen derken uzuuun , sonu gelmeuen demek istemedim. Bilen bilir , Dostoyevski can alıcı darbe ile kitaplarını bitirmez.

Kitap hakkında söyleyeceklerim bu kadar , bakalım bizi daha ne acılar bekliyor....
168 syf.
·4 günde·Beğendi·7/10 puan
Dostoyevski’nin kaleme aldığı üçüncü eseri olan; Ev sahibesi, diğer ilk iki eserine göre beni tatmin etmedi.
Ev sahibesi, dört öyküden oluşan bir eser... ismini aldığı öykü beni duygu yönüyle etkiledi.
Bilimle ilgilenen kahramanımız, asosyal bir kişiliğe sahip olduğu için reel hayatla pek fazla ilgisi olmayan, arada yürüyüşe çıkan bir kişidir. Yine o yürüyüş sırasında kilise de yaşlı bir adam ve genç bir kadın dikkatini çeker... o andan itibaren nedenini dâhi anlayamadığı şekilde; psikolojik çelişkilerin başladığı, aşkın alevlendiği, dini konuların altının çizildiği hatta acaba bu kişilerin yaşadığı olaylar gerçek mi diye sürekli derin düşüncelere kapıldığım bir maceranın içinde kendimi buldum ama ne hikmetse öykülerin hiç birinin elle tutulur sonunun olmadığını gördüm.

Acı, aşk, yanlış anlaşılmalar, vatan sevgisi, iş hayatı, yargısız infaz vb. Olaylar kitabın ana unsurları olarak dikkatimi çekti.
Kitap beni genel olarak yordu ama yeterince okuma alışkanlığımın olmamasından kaynaklandığını düşünüyorum.
Öykülerin sonu olmasa da diyalogları, karakter ve psikolojik tahlilleri oldukça başarılı olmuş.
Dostoyevski kaleme aldığı için okunması gereken bir eser diye düşünüyorum ama yazarla yeni tanışanların bu eseri sona bırakmalarını tavsiye ederim.
İyi okumalar
159 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10 puan
Dostoyevski "insandaki vicdan müsveddesinin" tutanağı, hislerin algoritması, sığ kalıpların külçe gibi ağırlığı...


Dostoyevski'nin bu eserinde 4 öykü bulunuyor. Kitaba ismini veren novellamız "Ev Sahibesi" mükemmel bir ironi ürünü.

Öykümüzün içeriğine değinecek olursak; kendine yeni bir oda kiralamak zorunda kalan soylu Ordinov kilisede gördüğü Katerina'nın peşinden adeta kedi yavrusu gibi sürüklenir. Ve onların mevkisindeki bir odayı kiralar ve olaylar silsilesi bu şekilde başlar. Peşinden sürüklendiği kadının evli olduğunu düşünüp sonrasında ev sahibinin kızı olduğunu düşünen Ordi, bir zaman sonra Katerina'nın deli olduğunu ortaya atan kocası ve arkadaşının düşüncelerinin arasında sıkışır. Tabi o zamana kadar Katerina'nın aşkına kendini teslim eden aşık ne derece bu duruma inanır, okuyarak kendimizi bir muammanın ortasında buluyoruz. Kehanetler, büyüler, gerçekdışı tasvirlemeler...

Dostoyevski bu eserinde bir kaç anlatımıyla adeta Shakespeare anlatımına bürünüyor. (-Kalbimi de al, aşkımla dalga geçecek olsan bile güzel kız.) romantik bir havaya bürünüp sonra kendi hümanizmasına dönerek (-Artık kimsem kalmadı, başıma buyruk yaşıyorum, kalbimi de bazı vefasızların yaptığı gibi satmadım, ama bedava vermeye hazırım.)diyerek aşkını diğer insanların vefasızlıklarına dem vurup fakat kendi vicdanının temiz olduğunu ortaya koyan gururlu Rus gencimiz (burda öyküdeki başkahramanımız Ordinov'dan bahsediyorum) gönlümüzü adeta bir duygu karmaşasının girdabına sokuyor.

Dostoyevski'nin üslubunda yer yer Shakespeare'leşen, içeriğinde ise ilahi ikonalarıyla yer yer Dante'leşen farklı bir Dostoyevski novellası.

"Ev Sahibi" beni etkilediğinden dolayı en baskın öyküsü olarak bu öyküsünü ele almak istedim. Diğer öyküleri de ellerinizden öper. Saygılar...
“Kafayı geçmişe takmak insana acı verir. Geçmişte yaşananlar içilmiş içki gibidir! Mutluluğu geçmişte aramanın ne anlamı var? Kaftan eskimişse, çıkar at!”
Siz fazla kitap okumaktan bu hale gelmişiniz, beyninizi kitaplarla doldurmuşunuz; biz köylüler halk dilinde buna okumaktan beyniniz sulanmış deriz...
Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
Sayfa 78 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Hasan Ali Yücel Klasikleri, 5. Basım, Mayıs 2016, İstanbul, Çevirmen : Tansu Akgün

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ev Sahibesi
Baskı tarihi:
30 Eylül 2016
Sayfa sayısı:
79
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754340624
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Varlık Yayınları
Dostoyevski, bu kısa romanında başyapıtlara özgü bir üslup güzelliğiyle bize, ruhlu kişilerin yaşamından, gerçekle düş arası unutulmaz sahneler, anlatır.Hummalı ruh halleri içinde mutluluğa susamış, ama onu bir türlü elde edemeyen bu insanların insanüstü bir gerçeklikle yaşamakta olduklarını siz de okuyunca kabul edecek ve Dostoyevski'yi dünyanın en büyük romancıları yücelten güçteki gizemi sezer gibi olacaksınız.

Kitabı okuyanlar 3.885 okur

  • Gökhan Büyük
  • Büşra Yıldırım
  • Sude
  • doğa özgözgü
  • Mine Can
  • Hasan Akyüz
  • Dilara
  • Erdem Aldemir
  • Revy
  • Hasret

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.3 (3)
9
%0.7 (7)
8
%1.5 (16)
7
%1.5 (16)
6
%0.8 (8)
5
%0.3 (3)
4
%0.1 (1)
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları