·
Okunma
·
Beğeni
·
69,3bin
Gösterim
Adı:
Ezilenler
Sayfa sayısı:
352
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kent-a Yayıncılık
394 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10 puan
Bir yazar 1861 yılında, sürgünde hapis olarak geçirdiği senelerin ardından bir kitap yazıyor; bense yazıldıktan 160 sene sonra bu eseri okuyup diyorum ki ''sen nasıl bir psikoloji içindesin, sen gerçek bir hastasın Dostoyevski''

Değerli arkadaşlar, kitabı gece 02.30'da bitirdim ve uyumak için yattığımda yarım saat kitabı düşündüğümü fark ettim , uyuyamadım. Bir konuda anlaşalım; şu an çok mutluysanız, hiçbir sorununuz yoksa sakın Dostoyevski okumayın , zaten anlayamazsınız. Dostoyevski okumak, bile bile göre göre mutsuzluğu hissetme çabasıdır, karamsarlığı içine almaktır, depresyon uçurumunun kenarlarında gezmektir. O'nu okumak istiyorsanız bir şeye hazır olun; kalbinizin kırılmasına.
Kalbim çok kırıldı, Dostoyevski kalbimi çok kırdı.

Uzun bir inceleme olacak arkadaşlar, çünkü söylemek istediğim o kadar çok şey var ki, nasıl toparlayacağımı bilemiyorum ama yine de deneyeceğim.

Dostoyevski hakkında az çok bilgi sahibi olanlar siyasi söylevleri nedeniyle bir dönem sürgüne gönderildiğini bilirler, orada yaklaşık on sene kalıp cezası bitince tekrar yazarlığa devam etmek isteyen Dostoyevski, ben daha ölmedim dercesine bir kitap yazıyor. Şimdi bu kitap klasik bir Dostoyevski kitabı. Peki klasik bir Dostoyevski kitabı nedir? En basit tanımla, psikolojiyi alt etmektir .

Kitapta kötü olan bir karakterin betimlemesi, tahlili öyle bir kalemle yazılmış ki o kötü karakterin içinde kendimizi bulabiliriz, çünkü Dostoyevski çok dürüst bir yazar, iç hesaplaşmasını, iyi-kötü özellik olarak farkı gözetmeksizin karakterlerine yüklüyor ve hem kendisiyle bir karakteri üzerinden hesaplaşıyor, hem de bize olduğumuz, içimizde gizli saklı kalan kötü yerlerimizi tokat gibi yüzümüze vuruyor. İşte bu sebeple Dostoyevski okumak zordur, çünkü kendisiyle yüzleşmekten korkan, kendisini kandıran bir insan O'nu okuyamaz. Dostoyevski hepimizin aynasıdır aslında. Sadece bizden daha dürüsttür, daha cesurdur. Kendisinden nefret eder Dostoyevski ve bunları karakterlerine aktararak kendisini somut bir şekilde kağıtlarda bulur.

Kitaptaki karakterlerin ortak özellikleri; hepsinin kusurları var ve hepsi kusurlarını biliyor bunun farkındalar. Ama kusurlarının affedilmesi için kendi gerekçelerini yaratmışlar, o gerekçe de mutluluk arayışı. Dostoyevski bize şunu soruyor, insan sırf mutlu olmak için kusurlarını görmezden gelebilir mi?
Az önce kötü olan karakterde kendimizi bulacağımızı söyledim, aynı cümlem diğer acınası, zavallı, fakir, umutsuz, karamsar karakterler için de geçerli. Dostoyevski bize asla yeni bir şeyler vermez, bizi bize anlatır ve bunu yaparken şahane karakter tahlilleriyle gerçeğe ayna tutar. İnsan denen şeyin ne olduğunu parça parça halde bütün karakterlerine yayar, bizden seçim yapmamızı bekler, sen hangi karaktersin diye.
Ama seçim yapamayız, hem mutsuzuz, hem kötüyüz, hem karamsarız, hem benciliz, hem nankörüz. Bütün özelliklere sahip olduğumuz için adımız ''insan'' kaldı. Biz iyi olamayız.

''Tarifsiz bir öfke duyuyordum. s291'' #100468751 diyor Dostoyevski. Peki bu öfke neden? İşte bu öfke ezilenlerin öfkesi, ezilenlerin sesi, ezilenlerin temsilcisi. Dostoyevski ezilen kavramının ta kendisi. Küçük yaşta babasını kaybetmesi, kızını yavruyken kaybetmesi, sara krizleri, parasızlık, açlık. Bu adam çok öfkeli olmak için gerçekten çok haklı. Dostoyevski gibi bir ruh, mutlu olsaydı nasıl kitaplar yazardı acaba?

''Hepsini kabule hazırım ama, ne yapayım ki insan erdemlerinin temelinde bencillik olduğunu bir türlü aklımdan çıkaramıyorum. s284'' #100462824
bu nasıl bir iç hesaplaşmadır?

Hayata karşı hala bir arzusu, bir umudu olduğunu ama buna kendisinin bile inanmadığını ise ''Yaşama arzum, hayata inancım vardı!... Fakat bu düşüncenin ardından bir kahkaha attığımı da hatırlıyorum. s56'' cümlesinde gösteriyor bize Dostoyevski .

Cemal Süreya'nın bir röportajında hayat hikayesini anlatması istendiğinde ''Dostoyevski okuduğumdan beri huzurum yok'' demesi. Daha doğru çok az cümle duymuşumdur. Ne zaman Dostoyevski okusam huzurum kaçıyor, kalbim kırılıyor. Çünkü şaşalı hayatlarımıza, yediğimiz pizzaları internette paylaşmamıza, pahalı giysilerimizi her yerde sergilememize, sahip olduklarımızla şov yapmamıza, aslında bir halt olmadığımız halde kendimizi bir halt sanıyor oluşumuza gülemiyor bile Dostoyevski. Bütün bu şaşalı hayatın perde arkasında bir hiçiz arkadaşlar. Dostoyevski bunu çok önceden gördü, insanın karakter analinizi her sayfasına ustalıkla çizdi, okumaya cesareti olan da buyursun okusun. Dostoyevski okuyacaksak, kendimizle yüzleşmeye hazır olalım.

Uzun zaman sonra Dostoyevski okuduğum için, beni ne kadar mahvetse de çok mutluyum. Bütün yazarlara saygım sonsuz elbette ama ''yazar'' kelimesi bende ikiye ayrılır; Dostoyevski ve diğerleri.
Dostoyevski okuyun arkadaşlar, O'nu okumadan göçüp gitmeyin, yaşamınıza haksızlık etmeyin.
Herkese bol kitap okumalı günler dilerim...
Sabır gösterip incelemeyi sonuna kadar okuyanlara teşekkürler...

''Keşke imkan olsaydı da herkes, hepimiz, benliğimizin en gizli köşelerini olduğu gibi açığa vurabilseydik; başkalarına, hatta en yakın dostlarımıza, sırası gelince kendimize bile itiraf etmekten çekindiğimiz ne varsa, hepsini korkmadan ortaya dökebilseydik, dünyayı saracak pis kokudan hepimiz boğulurduk .'' s279

Boğuluyoruz...
396 syf.
·5 günde·7/10 puan
YouTube kitap kanalımda Dostoyevski'nin hayatı, bütün kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz:
https://youtu.be/0i9F0L1dcsM

"Zaferler azaldıkça özgürlükler artar." Victor Hugo

Hugo'nun bu cümlesini aslında Ezilenler kitabına uygulayabiliriz. Çünkü Ezilenler kitabı tam olarak Rusya'da serflik, yani köylülerin toprak ağalarına bağlı olduğu kölelik sisteminin kaldırıldığı yıl içerisinde yayınlanmıştır. 1814 yılında Rusya'nın Napolyon'u yenmesinden 47 yıl geçtikten ve serflik kaldırıldıktan sonra özgürlüklerin arttığı bir ortamda Dostoyevski neden Ezilenler adında bir kitap yayınlamıştı?

Ezilenler kitabını okuduğum sıralarda Kur'an-ı Kerim'de karşıma çıkan bir ayet bana bu kitap hakkında şunu diyordu : "Biz ise, istiyorduk ki yeryüzünde ezilmekte olanlara lütufta bulunalım, onları önderler yapalım ve onları varisler kılalım."
Kasas Suresi, 5. ayet

Yeryüzünde üst kesim tarafından ezilmekte olanlar ezilmelerine karşın mutsuzlar mıydı ki peki? Yani zaten onların birbirine karşı duyduğu sevgi ezim ezim ezilmelerine rağmen onlar için bir lütuftu ki aslında. Hem onların önderlik arzusu da sevgilerinde birbirlerine karşı hissettiği önderlik arzusu değil miydi?

Ezilme ile sevginin niteliği ters orantılıdır. Üst kesimde para ve rütbe arzusuyla yanıp kavrulan insanlar seni ne kadar ezmeye çalışırsa senin içindeki sevginin de o kadar artma ihtimali var. Hani Kleist'ın Michael Kohlhaas adlı romanında geçen şu #15657621 alıntı gibi adaletsizlikten emin olunan ortamlarda başka bir çare olmadığı için insanın kendi kalbindeki dürüstlükten emin olduğu bir an oluyor.

"...ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin" diyen Nazım Hikmet'e karşı da bir serzeniştir aslında bu kitap. Çünkü romandaki karakterlerin her biri kabahatlerinin oldukça farkındalığında ve bu kabahatleri sevgi arayışı, merhamet ve acıma duyguları olduğu için bundan gocunmamaktalar. Tam tersine birbirlerini en çok nasıl sevebileceklerse o yöne doğru bir arayış içindeler. Hani bizim de tam olarak yapamadığımız o arayışı.

Slav kadınları kötüdür abi... Kötüdür. Defalarca gözlerinin içlerine kadar bakabilmiş biri olarak masmavi bir deniz rengiyle karşılaşırsınız çoğu zaman. Bu masmavi denizin içinde muhtemelen ne batık gemiler, ne renkli balıklar, ne geçim sıkıntısıyla geçip giden hayatlar var dersiniz. Ama çoğu zaman öyle olmaz... Dostoyevski'nin kitaplarında da kadınlar genel olarak kötüdür. O masmavi gözlerinin içinde gördüğünüzü sandığınız şeyler aslında sadece bir perde gibi sizi kandırır. Çünkü soğuktur Slav topraklarının atmosferi. Her gün bir ambulans sesi duyulur ölen bir evsiz insanı yerinden almak için. Rönesans'ın değdiği sokaklarda fakirliğin ve ezilmişliğin Rönesansını yazarlar bu insanlar da. İçlerinde gerçekten sevgiye dair bir şeyler olduğunu görürsünüz. Çünkü ellerinde başka bir şeyleri kalmamıştır. Kadınların gözleri, altın orana yakın olan yüzleri ve fizikleriyle yanılttığı erkeklerin sevgilerinin bitmez tükenmez savaşını anlatır Dostoyevski de kitaplarında.

Ezilmek iyidir ama seversen.
394 syf.
·22 günde·Beğendi·8/10 puan
Dostoyevski' nin 1861 yılında yayımlanan, elli sayfası haricinde eserin tamamını beğenmediğini belirttiği, kendisine çıkış yaptıran, çıktığı dönemde oldukça fazla eleştiriler alan ancak devamında en çok okunan eserlerinden biridir.
Zıt kutuplardaki insan karakterlerini ele alarak, çoklu aşk denkleminde bu zıt kutuplardaki insanların sergiledikleri tutum ve davranışları size yansıtır.
Okuduğum her kitapta mutlaka kendime bir karakter seçer ve bununla özdeşleşir kitap bitinceye kadar kurgunun içerisinde o karakterle varolmaya çalışırım. Lakin bu kitapta sevgili Dosto' cuğum bana seçme şansı bırakmadı. Her bir karakter öyle güzel işlenmiş ki romanın içerisinde, bende resmen çoklu kişilik bozukluğu yarattı...
Kör aşık Nataşa, aptal aşık Alyoşa, gereksiz sabırlı ve vefalı aşık Vanya, saf, sadık, istemem yan cebime koy modunda ki aşık Katya, hilekâr, kötülüğün bilincinde, bilinçli olarak kötülüğü tercih etmiş, sistematik bencil, hedonizmin zirvesinde ki karakter Prens Valkovski, dürüst, iyi bir baba, güvenilir ve sadakat denilince parmakla gösterilen adamlardan olan Nikolay Sergeyiç, zavallı, hastalıklı, küçük yaşta feleğin sillesini yemiş Nelly, aşık olacağı adamı tanıyamamış, kandırılmış ama aptal aşık olmayan Nelly'nin annesi, çok sevip güvendiği evladı tarafından ihanete uğramış Nelly' nin dedisi yaşlı adam... Bu karakterlerden hangisinin yerine koyarsanız koyun kendinizi onu anlayıp onunla özdeşleşeceğiniz mükemmel anlatımı olan enfes bir kitap...
Dostoyevski' nin eserlerinde en sevdiğim yan romanın içinde mutlaka kendisine rastlama şansımın olmasıdır. Burada da Vanya olarak karşımıza çıkar.
Bu kitapta beni en çok etkileyen içine ana hikayeyi destekler nitelikte yerleştirilmiş olan sonrasında ana hikaye ile bir şekilde bağlantı kurulan ikinci hikaye Nelly' ninkidir. Bu Vanya'nın girdiği bir pastahanede dikkatini çeken bir dilenciyi takip etmesiyle başlar.Bu tip meczup kılıklı insanlar bana hep ilgi çekici gelmiştir. Kimbilir ne hikayesi var, hangi dayanılmaz acı onu bu raddeye getirmiştir diye hep merak ederim. Bazen sokakta denk gelip yanından öylece geçip gittğimiz bu insanların durup gözlerinin içine bakmak aklımıza gelmez, yahut gelirde karşılaşacağımız acıya tahammül edecek takatimiz yoktur. Lakin Vanya' nın vardı. Bu herkesin görmezden geldiği adamı merak edip onunla ilgilendi, ona yardım etmeye çalıştı, bu alaka ve karşılıksız iyilikler ona en sevdiği kadının da aynı sonu paylaşmaması için, ona yardım edebilmesi için fırsat yarattı. İşte burada da şu ata sözü geliyor aklıma " iyilik yap denize at, balık bilmez ise Halik bilir."
Aşk budalası aptal kızların ailelerine yaşattığı acı öyle güzel işlenmiştir ki satırlar arasında kaybolabilirsiniz.
Her ezilen potansiyel bir ezicidir aslında. Nataşa'yı ele alalım. Mesela Alyoşa tarafından aşkı sömürülür ve sürekli küçük düşürülür dolayısiyle ezilen konumundadır. Oysa Vanya'ya karşı tam bir ezicidir çünkü o da Vanya'nın aşkını ve sadakatini sürekli olarak sömürmektedir. Alyoşa ise Nataşa'yı ezen ama babası tarafından ezilen, aşağılanan ve çıkarları için kullanılan bir zavallıdır.
Prens Valkovski İhmenev karşısında ezici konumdadır ancak hikayesini dinlediğimizde onun da sosyete içerisinde yakışıklılığı dolasıyla kullanılan, değersizleştirilen bir ezilmiş olduğunu farkederiz. Dünyanın düzeni ve bu adaletsiz çark yüzünden kötü olamayı bilinçli olarak tercih etmiştir.
Peki İhmenev hem kızı, hem prens ve adalet sistemi tarafından ezilen konumundayken onu da eşine ve prense hizmet ettiği dönemde prense bağlılığı ve kör bakışından dolayı istemeyerek de olsa insanları ezen konumunda bulabiliriz.
Nelly' nin dedesini kızı ve kızını kandıran şahsiyetsiz tarafından ezilen konumunda iken Nelly'i ezerken bulur hatta Nelly'i bile herkes tarafından ezilirken kendisini yegane seven ve koruyan Vanya 'ya eziyet edip ezerken yakalyabiliriz.
Dolayısı ile her ezilen aynı zamanda potansiyel bir ezicidir.
Kitabı Nihal Yalaza Taluy çevirisi ile okudum Hasan Ali Yücel klasiklerinden. Normalde başka bir eser okurken ikinci olarak bir Dostoyevski eserini beraberinde okurum bu kitaba da Suyu Arayan Adam ile aynı anda başladım ancak diğer kitabı bırakıp Ezilenler ile devam ettim nedendir bilinmez bu sefer ikisi aynı anda yürümedi...
Nihayetinde ben çok beğendim sevgili okur... geriisi sizin bileceğiniz iş...

Sevgiyle ve kitapla kalın...
394 syf.
·21 günde
Kitap incelemesini yazmak için acaba biraz zaman geçmesini mi beklesem derken kendimi yazarken buldum. Neden beklemeyi istedim, çünkü hala kitabın etkisi altındayım ve hala o duyguları yaşıyorum. Objektif olmak gerekirse okuduklarım arasında en iyilerden biriydi. Tavsiye listeme kesinlikle ekliyorum.

İçerik hakkında konuşmak gerekirse kitap, yaşlı ve yoksul bir adamın ısınmak için girdiği bir dükkanda köpeğinin ölmesi üzerine kendisinin de ölmesi ile harika bir başlangıç yapıyor. Sonrasında yaşanan hayatlar ile adam arasındaki bağlantıları anlamaya başladıkça merak duygunuza yenik düşerek okumaya devam edeceksiniz. Yaklaşık 400 sayfalık bu eser hiçbir sayfasında sizi sıkmadan çok güzel bir hayat dersi verecek.

Sadece birçok kitap gibi başlangıç ivmesi fazlayken ortalara doğru biraz sakinleşen bir eser olduğunu belirtmeliyim. Yalnız sakinleşse bile merakınız devam edecek ve ortalardan sonra tekrardan hızlanacak kitap. Sonunda da muhtemelen duygularınıza yenik düşeceksiniz.

Kitabı okurken ben ufak bir sıkıntı yaşadım, neden bilmiyorum sanki farklı zaman dilimlerinde iki hayat var gibi geldi bana. Yani başlangıçtaki vefat eden adam ve bir 50 sene önceki hayatlar anlatılıyor gibi geldi. Geçmiş ve günümüz şeklinde okuyup geçmişle bugünü bağdaştiracak sandım ama şükür ki mevzuya çabuk uyandım. Zaman dilimleri aynıymış. Adam ölüyor ve yine aynı zaman diliminde başka hayatlar ile ilişkilendiriliyor. Nasıl böyle bir hataya düştüm bilemiyorum sanırım iki sebebi var birincisi önceki okuduğum kitapların etkisiyle muhtemelen böyledir dedim ikincisi ise prens kont gibi ifadeler olduğu için geçmişten bahsediyor hatasına düştüm. Siz bu hataya düşmeyin :)

Eğer Dostoyevski okuyorsanız bilin ki kitabın içinde muhakkak kendinize rastlayacaksınız. İnsan tahlilleri öyle mükemmel ki... Karakterlerden biri siz olabilirsiniz mesela, veya bir olayda hissettiğiniz tüm duyguları size eksiksiz yazabilir. Nasıl biliyor yahu tüm hissettiklerimi dersiniz. Artık ruh analizi mi desem insan tahlili mi desem düşünce okuma mi desem bilemiyorum ama Dostoyevski'nin kendini ve insanları çok iyi derecede incelemiş ve anlamış bir insan olduğuna eminim. Kendini bilmeyen bir insan çevresinde neler olup bittiğini bilemez, çevresinde neler olup bittiğini bilmeyen bir insan ise insanlar hakkında böyle güzel yazamaz çünkü. İnanın bana boşuna dünya klasiği dememişler bu eserlere.

Küçük bir not: Ben özellikle evladı rızası dışında evlilik yapmış ebeveynlere bu kitabı tavsiye ediyorum. Özellikle kız evladınız bu durumdaysa şiddetle tavsiye ediyorum.

Ah Vanya, canım Vanya. Ve Nelly... Sizi unutamayacağım...
368 syf.
·8 günde·Puan vermedi
"Alçaldilmiş və təhqir edilmiş insanlar"Dostoyevskinin oxuduğum 2-ci romanıdır.Kitabi oxuyarkən,insan bir daha anlayirki qiz övladi üçün ata sevgisinin necə özəl olduğunu.Ümumiyyətlə dəyişməyən yeganə sevgi Valideyin sevgisidir.Ah Nelli onun talehinə o qədər ağladım ki..Həmcinin, Vanyanin Nataşaya olan sevgisi insani bihuş edir.Bir sözlə kitabi bitrsəm belə təsirindən çıxa bilmirəm.
478 syf.
-Uzun zamandır beni bu kadar ezen bir kitap okumamıştım-

Kitabı kapsamlı bir şekilde kendi penceremden değerlendirmek istiyorum...

Dostoyevski 1849 yılında önce idama mahkûm edilmiş daha sonra bu idam cezası sürgüne çevrilmişti. Ağır şartlardaki hapis hayatı ve sonrasındaki zorunlu askerlikte geçirilen toplam 8 yıldan sonra Dostoyevski ağır izler taşıyan bir ruh haliyle eserler vermeye devam eder. Ezilenler de bu sürgün hayatından kısa bir süre sonra (1861) kaleme aldığı eserlerinden biridir.

Dostoyevski, Ezilenler'le eleştirmenlerden umduğunu bulamaz, ağır bir şekilde eleştirilir ancak okurlar tarafından beğenilir. Eleştirmenlerin özellikle kitabı hangi konularda eleştirdiklerine ulaşamamamla birlikte, kanaatimce işlediği konu ile o zamanki kültürel toplum ahlakına uygun bulunmadığın dolayı eleştirilmiştir. Bir genç kızın aklı ve sağ duyuyu ikinci plana atarak, yüreğinin peşinden koşması yani eserde Klasisizm'e karışı Romantizm'in savunulması eleştirmenleri rahatsız etmiş olabilir. Ama okurlar daha çok ortaya konulan ürünün hoşnutluk derecesine bakarlar ve bu eser fazlasıyla duyguları harekete geçiriyor, o zaman okur bunu beğenir. Özellikle şu ifadesi “En önemlisi akıl değil, onu yöneten huy, kalp, asil duygular, kültür...” bu konunun özeti gibi olmuş.

Ezilenler, Dostoyevski'nin o sıralar çıkardığı dergisinin satışını canlandırır ve buradan elde ettiği kazançla çok istediği Avrupa gezisine çıkar (1862). Dostoyevski'den birçok şey taşıyan eserdeki baş karakterlerden biri olan yazar Vanya da yayıncısından kendisini rahatlatacak toplu bir para alıyordu: "Hikâyem bitti, yayınevi sahibi hayli borçlandığıma bakmadan, ganimeti eline geçirdiği için az çok, hiç değilse elli ruble bir şey verir. Epeydir elime bu kadar para geçmemişti. Özgürlük ve para!.."

Vanya'ya değinmişken Dostoyevski ile ortak birkaç yönüne daha dikkat çekmek istiyorum: Dostoyevski, hayatının çoğu safhasında para sıkıntısı çekmişti. Hatta bazen daha yazmadığı eserinin parasını alıp yayıncısına borçlanırdı. Kumarbaz'ı da yayıncısının kendisine verdiği mühletin dolmasına 30 gün kala yazmaya başlayıp 29 günde bitirmişti. Yukarıdaki alıntıya ek olarak şu alıntı benzerliği daha net bir şekilde ifade ediyor
" Yazıya neredeyse hırsla sarıldım, elimdekini ne yapıp yapıp bitirmem gerekiyordu. Aksi halde, beni iyice sıkıştıran yayınevi sahibinden taş çatlasa para alamazdım." Ancak buradaki örnekte Dostoyevski, Vanya'ya benziyor çünkü Kumarbaz 1867 yılında kaleme alınıyor.

Dostoyevski gibi Vanya da elit çevreye katılmıyor: " İlk yapıtıyla kazandığı ünden sonra girdiği edebiyat çevrelerinde kişisel görünümüyle etkili olmayı başaramayan yazar, alışık olmadığı bu toplumsal ortamdan kaçmak için edebiyat çalışmalarını sürdürdü..."(Ezilenler, FYODOR MİHAYLOVİÇ DOSTOYEVSKİ, Bordo Siyah); ve Vanya, “Yüksek çevre” adını verdiğiniz topluluğa önce sıkıcı bulduğum, sonra da ilgimi çekeceğini tahmin etmediğim için girmiyorum. Ama yine de arada bir uğradığım oluyor..."

Vanya rutubetli bir evde yaşamak zorunda kalır aynı zamanda hastalıklı bir bünyeye sahip zaman zaman iki gün yataktan kalkamaz hale gelir :"Yukarı çıkar çıkmaz birden başım döndü, odanın ortasına yığılıverdim. Yelena’nın çığlığını hatırlıyorum, ellerini çırparak, düşmeme engel olmak için bana doğru atıldı. Sonrasını bilmiyorum..." , "ihtiyar doktorumun son defa, “Yoo, bu çalışmaya dayanacak sağlığın yoktur azizim, buna imkân yok!” dediğini duyar gibiyim. Aynı şekilde Dostoyevski de hastalıktan çok çekmiştir: "Dostoyevski’nin hayatı boyunca büyük ıstıraplar çektiği sara nöbetlerinin, romanlarındaki hastalıklı tipleri yaratmasında ne gibi katkısı olmuştur ."(DOSTOYEVSKİ’NİN KUMARBAZ ROMANININ HAYAT-ESER AÇISINDAN İNCELENMESİ, Dr. Selahattin ÇİTÇİ). Bu arada sara demişken eserde küçük meleğim Nelly de sık sık sara nöbetlerini geçirir. Daha bunlar gibi başka ortak özellikler de bulunabilir. Belki Dostoyevski'nin iç dünyaları yansıtmasındaki başarısının altında bu benzerliklerin de etkisi yatmaktadır.

Şimdi genel portreye geçmek istiyorum, eserde neler var:
Birinci sırada Vanya var, her yere, çevresindeki her ezilene yetişmek için çabalayan ama aynı zamanda kendisi de bir ezilen olan, muhteşem bir insan. Belki de gerçek hayatta karşılaşmamız pek mümkün olmayan insan ırkının ütopya hali. Böyle bir insan olabilir miyiz ya da böyle bir insan herhangi bir çağda yaşayabilir mi, yaşamış mı? Bilmiyorum. Ama onun ruhunu bedenime aktardığımda inanılmaz huzur buluyorum. Belki de bu huzurun nedeni istediğim ama yapamadığım davranışların toplamının Vanya'da olmasından geliyor! Vanya aşka yeni bir boyut kazandırıyor; benim olmasan da seni yine aynı şekilde seveceğim, beni bırakıp gitsen de hep senin yanında olacağımın örneğini gösteriyor; sen değerlimsen o zaman benim varlığım senin mutluluğun için harcanmalı diyebilen adamı örnekliyor. Bir ezilen gördüğünde yüreğinin titrediği asil bir insan örneğidir. Vefanın temsilidir. Gerçekten merak ediyorum, acaba Dostoyevski neyi düşünerek Vanya'yı oluşturmuştur; bastırılmış duygularının dışa vurumu mu bu, yoksa özlem duyduğu insan örneği mi?

İkinci sırada küçük Nelly var, gördüğü acımasızlıklarla kalbi mühürlenen, artık her insanı acımasız, zalim olarak gören, her uzatılan eli tehdit olarak algılayan asil yürek Nelly. Anne sevgisiyle yoğrulmuş acı bir hayat ve bunu değiştirmek için çabalayan küçük bir beden. Hiçbir şeyi olmadan dünyaya meydan okuyan Nelly. Ruhumda oluşturduğu sarsıntıları anlatamam. Ama Dostoyevski Nelly ile hayata tapanlara çok ağır dersler vermiştir. Kitabı okuyup da Nelly'nin dünyasından geçmeyen ve geçerken de titremeyen biri -ben Ezilenler'i okudum- demesin. Aklı başında vicdanı yerinde olan her insana hayatı onlarca kez sorgulatır, Nelly. Nedir bu hayata tutunma sevdası, her şeye rağmen, yarını sadece hayal olan bir hayat için ruhunu rezalete sürüklemek hangi planın parçası?

Ve çürük ruhları yüreğinde cezalandıran kadın, Nelly'nin annesi. Gerçekten ne kadar iddialı, birini yüreğinde cezalandırmak. Çürük ruh düşüncesinde, bu ne delice bir harekettir bu ne delice bir insandır!..

Üçüncü sırada eleştirmenleri ayağa kaldıran Nataşa var, akıl mı, kalp mi? Üzülerek, ezilerek kalp kalp diyen kadın. Bir tarafta güçlü aile bağı diğer tarafta yüreğine taht kuran insan. Benliğini kendine bağlatan insan, aklının ısrarla yapma yapma dediği şeyi ezile ezile yapan kadın. Vanya da sevdiği için her şeyi yapıyordu ama o bunu yaparken sadece kendisi acı çekiyordu oysa Nataşa sevdiği için her şeyi yaparken kendisini sevenleri de perişan ediyor. İşte onun için Nataşa'nın sevgisi kabul görmedi. Hep hayalimde Nataşa gibi seven bir kadın vardı. Oysa sıkı pazarlığa tutuşan sert ortaklar kaynıyor her tarafta!.. Anladım ki o sadece hayalmiş... Vazgeçtim, resetledim hayallerimi...

Bir ailenin direği, haysiyetli, onurlu ama güçsüz ama çaresiz ezilen bir baba, Ihmenev. Yıkılmadım, yıkılmam dedikçe içinden bir parça düşen adam. Acısını kapılar ardında yaşayan ama çevresine umursamaz görünmeye çabalayan adam. Sana da çok zor yerden gelmiş...

Ve diğerleri...

Dostoyevski'nin Ezilenleri, asil ruha sahip olan insanlardır. Buradaki ezilenler iradeleriyle bu duruma düşüyorlar, bu kararlar onlara aittir. Bana göre bu kitabın en önemli mesajıdır bu. Ya ruhunun asaletini kaybedeceksin ya da ezileceksin. Bunu yapacak kadar güçlü değilim diyenlere, küçük Nelly'den daha mı güçsüzsün, demiş Dostoyevski. Belki de bu mesaj bana yabancı gelmediğinden bu kadar hırpalandım... Mesajı anlamayanlar için olayı daha sade hale getirilmiş biraz uzun ama olayı çok güzel bir şekilde dile getiriyor bu paragraf:

" Hiçbir idealim yok, olmasını da istemem, asla özlemedim bunu. İdealsiz de çok hoş bir ömür sürülebilir. En somme[kısacası] siyanür asidine başvurmak zorunda olmayışıma seviniyorum. Biraz daha erdemli olsaydım, belki ahmak filozof gibi (kesin Alman’dır), o nesnesiz yapamazdım. Yoo! Hayatta o kadar güzel şeyler var ki. Mevki, rütbe, büyük oyun; kumara bayılırım. Hepsinin üstünde de kadınlar...

...rahatım yerinde oldukça “evet efendim”ciliği bırakmam, sureti haktan görünerek bunları savunurum. Sırası gelince herkesten önce sırt çevirecek de ben olacağım... Hayatımda hiçbir davranışımdan ötürü vicdan azabı duymadım. Rahatım bozulmasın, yeter bana! Benim gibiler sayılmayacak kadar çoktur, hepimiz de huzur içindeyiz. Evrenin kuruluşundan beri varız biz. Günün birinde dünya batacak olsa biz yine üste çıkmanın yolunu buluruz. Hem biliyor musunuz, bizim gibi insanların ömrü uzun olur. Buna hiç dikkat ettiniz mi? Seksen, doksan yaşına kadar yaşarız! Şu halde bizzat tabiat bizi korumaktadır. "

Dostoyevski ikinci olarak bir kararın kendisini ve antisini bu eserde birlikte veriyor. Kararın kendisi uygulandığında ortaya çıkan sonuç, Nelly'nin dedesinin kendi kızı için verdiği karar ve sonuçları, sonra da bu kararın antisi olan Ihmenev'in Nataşa için verdiği karar ve sonuçları...


Bu kitabı iyi ki okudum ve herkesin de okumasını isterim. Kitapta duygu yoğunlu çok yüksek -düşünmek istemezseniz, düşünmezsiniz duygularla yetinebilirsiniz- ve akıcı bir şekilde ilerliyor. Giriş kısmında okuru çok dolandırmadan birazcık betimlemelerle oyalarken, birden Vanya'nın hikayesiyle sizi tünele sokuyor zaten sonrasında ışığı görene kadar etrafınızla bağınızı kesiyor...

Genelde bir incelememi yazdıktan sonra o eserle ilgili yapılmış incelemelerin çoğunu okurum ama bu defa öyle yapmayacağım bu kitap hakkında hissettiğim bu duygularla kalmak istiyorum...
394 syf.
·7 günde·7/10 puan
Yazıma çevirmen Nihal Yalaza Taluy'u övmekle başlamak istiyorum. Kendisinden daha önceden de çeviriler okumuş olmama rağmen, dikkat etmemiştim. Yayınevinin benim için önemi yok. Fakat İş Bankası gerçekten güzel basımlar yapıyor. Bu sefer sadece baskı kalitesi değil çeviri de çok kaliteli olduğu için güzel bir okuma süreci oldu. O, gerçekten harika bir çevirmen, çevirdiği kitaplardan listenizde olanları gözünüz kapalı alabilirsiniz. Dostoyevski ile yollarımız ilk kesiştiğinde onu çok fazla anlayamamış ve beğenememiştim. Bu yüzden okuduğum kitapları sil baştan kaliteli çevirilerden tekrar okuyacağım. Rus birkaç yazar için en iyi çevirmenlerin Nihal Yalaza Taluy olduğunu artık biliyorum da bir süre için rahat okurum. Fakat size bir güzellik yaptım, Nesrin Altınova'nın çevirisine de baktım. Anlam olarak hiçbir sıkıntı gözüme çarpmadı. Sadece akıcılık yahut hitap etme konusunda Nihal Hanım bana daha yakın hissettirdi. Fakat siz 2 çevirmenden de gönül rahatlığıyla temin edebilirsiniz.

Artık romana gelelim mi? Efkar basarsa karışmam. :)

Bir yazar, pastanenin birinde köpeğiyle her gün gelen yaşlı bir adama dikkat kesilir. Hâl ve hareketleri oldukça gariptir. Derken, zaman içerisinde o adamın hayatına bir şekilde dahil olur. Romanda, bu adam evladı tarafından üzüntüye uğratılan ilk babadır. Sanki babaların kaderleri yarım akıllı kızlarının aşk maceralarıyla mahvolmak üzerine kuruludur. Bir insan duygularına hakim olamayabilir, onları değiştiremeyebilir. Bu zaten çok zor bir şey. Lakin bir insan hareketlerini kontrol edebilir. Bu konuya tekrar döneceğim.

Kitapta sevimli, ağzının tadı yerinde, huzurlu bir aile var. Genel kurgu, bu aile ve onların yaşadıkları üzerine denebilir. Evin reisi Nikolay Sergeyiç İhmenev, adam gibi adam, dürüst, namuslu, şefkatli bir babaydı. İşte tam da bu yüzden namussuzun biri onun karşısına çıktığında adamın hayatını altüst etti. Kötüleri kandırmak zordur, fakat namuslu ve iyi bir insanı kandırmak kolaydır derler. Çünkü bu insanlar herkesi kendileri gibi zannederler. Karşılarındaki insanın hançerlerinin bile dansöz gibi kıvrılacağını bilemezler. Prenslik ünvanından başka bir özelliği olmayan kötü kalpli Pyotr Aleksandroviç Valkovski'ye emrinde çalışacak namuslu bir adam lazımdır. Yıllarca malına mal katan, her türlü para hesabını ince ince yapan bu adama, bir gün kendi zayıf karakterine bağlı sebeplerle sırt çevirir ve dahası adamcağınızın malını mülkünü de yalan eder. Fakat bu olaylardan önce oğlu gerizekalı Alyoşa'yı (Allahım kibar olmak falan istemiyorum) bunların yanına sözde sürgüne gönderir. Çünkü İhmenev o kadar namusludur ki bu aptal oğlan onun yanında bir parça düzelir diye düşünür. Evde de genç bir kız var. Hadi tahmin edin ne olabilir?

Bunların arası mal mülk meselelerinden açılınca, İhmenev, ailesini toplar ve şehre gelir. Henüz yarımakıllı kızı Nataşa ile prensin oğlu Alyoşa arasında bir duygu yoktur. O esnada kitapta anlatıcı rolünü de üstlenmiş Vanya ile İhmenev ailesi güzel bir dostluk kurmuştur. Evin kızı, gerizekalı Alyoşa ile yakınlaşmadan evvel, aslında Vanya ile evlenme kararı vermiştir. Lakin Alyoşa bunları evlerinde ziyaret etmeye başlayınca gönlü Alyoşa'ya akmış ve kara sevdanın karasına bulaşmıştır. Zaten babalarının arasındaki gerginlik 7 mahalleyi aydınlatacak elektriği barındırırken bir de bu olay olunca, İhmenev Reisi artık çok kötü günler beklemektedir.

Zaman ilerledikçe sadece çevirinin güzelliğinden kitabı rahatlıkla okudum. Fakat bende aptal alerjisi var. Yani bir budalalık görünce bu o anlık bir şeyse hoşgörülüyümdür, insanlık hali der geçerim ama bu durum mütemadiyen tekrarlanan bir durumsa, mümkünse oradan uzaklaşır mümkün değilse o insana gözlerime hakim olamadığım bakışlar fırlatarak ve dahi dilimi de kasıtlı olarak tutmayarak tepki veririm. Bu yüzden kitabı yüzüme Instagram filtreleriyle yaşlılık gelmişçesine okudum. Anneannemin komşuluk ilişkisinden de kaynaklı bir akraba vakamız olmuştu. Bir babanın aptal kızının aldığı kararlarla başının nasıl önüne eğildiğini bu yüzden iyi bilirim.

İşte İhmenev'in biricik kızı babasının onurlu başını, Alyoşa için nasıl eğdirdi, Vanya'nın gözleri ile okumuş bulunmaktayız. Ruslar mı ilginç Vanya mı bilmem ama o da değişikti yani. Kitap boyunca İhmenev'in kızı Nataşa'ya olan desteğini sürdürdü ve gerçek bir dost gibi davrandı.

Kahır, insanı birden yıkmaz. Ha üzüntüyle yüz felci geçiren insanlar da duydum. Kahrın hususiyeti bir kurdun yaprağı tırtık tırtık yemesi gibi insanı bitirmesidir. Amma velakin sonunda kurt kelebeğe dönmez. İhmenev baba evladı için duyduğu derin sevgiyle, yine onun mahkum ettiği derin acıyla kavrulurken, o yarım akıllı kızı Nataşa seçimlerinin acı sonucunu bile bile yaşamaya gitti ve okuru ''Yapma!'' diye inletti. Alyoşa karakteri, bu kadar derin bir aşkla sevilmek için fazla ''çocuktu.'' Lakin gönül ferman dinlemiyor.

Nice sevgiler gördüm, insana hatıra diye bıraktığı acı günler ve güvensizlik duygusu. İnsan, kalbinde artık o aşkı, sevgiyi taşımasa dahi, incindiği yeri her hissedişinde, yeni bir soluğa korkuyla bakar, bakabilir. Bu yüzden ta en başında insan durabilirken durmalı. Aklınız size alarmlar çalarken durun! Çünkü insan sadece duyguları filizlenmeye başladığında durabilir. Bir ağaç gibi büyüyüp palazlandığında, o ağacı kökünden söküp atamaz kimse. Ağacı kesseniz dahi, kuru kökü toprakta kalır. İşte yıllar sonra dahi o kalan köklerdir kalbinize batan. Bu yüzden insanın kalbini toprağa benzetmek mümkündür.

Şimdi size soruyorum, sonu nereye gideceği belli olmayan (aslında olan) tohumları kalbinizde tatlı geliyor diye sulamak mı? Gönül işlerini hayatın bir eğlencesi gibi yaşamak mı? Yoksa yanında eğlenirken güven de duyabileceğiniz biriyle bu hayatı yaşamak mı? Hoppa ve ham bir insanı hayatınıza dahil edip, onu suçlayamazsınız. Çünkü o zaten hareketlerinin sonucunu hesaplayacak kabiliyette değildir. Lakin hep karşınızdaki insanı suçlayan bir bakış da sunmamalı. Belki de güvenilmeyecek olan sizsinizdir, bunu da düşünün. Bu yüzden insan olanadır sözlerim: KİMSENİN GÖNLÜNÜN EĞLENCESİ OLMAYIN. KİMSENİN GÖNLÜNÜ EĞLENCE ETMEYİN. Bir gün birinin ahını alanın, bir gün bir başkası ağacını yakar!

***

Bir şarkı* düşüyor aklıma, sanki Natalya yazmış söylemiş. Sanki öznesi Alyoşa. İşte Alyoşa'yı severseniz ''son bakış bir miras'' olur. Onca şeyden sonra ardınızda bıraktığınız ana-babanın acısı günahınız olur. Sonrasında yaşanılanlar da işte ''bu günahın bedelidir.'' Bu hüznü hiçbir şekilde paylaşamaz, azaltamazsınız. Bir yerde bir Vanya'nın gönlünü ardınızda bırakırsanız, o almaz sizden intikamı, hatta muhtemelen o sizin yolunuza kilim olur zaten. Ama hayat... O hayat bir gün gelir sizden intikamını alır. Belki biganeden belki de aşinalardan gelir o intikam. ( sürprizbozan içeren cümle->)Alyoşa'nın bir diğerine akan yüreğinin bahanesi avutmaz içinizi. (sürprizbozan bitti.) Gündüz de geceniz de kandırmaz, kaldıramazsınız. Sitemleriniz yükselir. Hatta belki Natalya gibi siteminizi dudaklarınızdan gökyüzüne doğru bırakamaz, kendi gökyüzünüzde patlatırsınız. Hep derim ya, her insanın göğsü kendi göğüdür. Kim bilir, her birinizin göğünde ne ah'lar vardır.

Ah Nelly…

*https://www.youtube.com/watch?v=vk8k-XUSfG0
Xəyal
Xəyal Alçaldılmış və Təhqir Edilmiş İnsanlar'ı inceledi.
544 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10 puan
Kitabı oxuyarkən bir çox insan əsərin möhtəşəm olduğunu, lakin layiq olduğu dəyəri görmədiyini demişdi. Sonlara yaxın gözümdən iki damla yaş düşəndə belə olduğuna tam əmin oldum.

Əsər bir hadisə üzərində qurulubsa da obrazların hər biri ayrı cür alçaldılıb, təhqir edilib. Yüksək təbəqəyə mənsub şəxslərin özlərindən vəzifəcə aşağılarla necə rəftar etməsi, onların hisləri ilə oynaması, onları alçaltması bütün çılpaqlığı ilə əks olunub.

Romanlarla ilk tanışlığım Dostoyevski ilə olub deyə kitabı ayrı bir zövqlə oxudum. Klassiksevərlərin mütləq oxumalı olduğu bir əsərdir)
394 syf.
·9 günde·7/10 puan
Yazarı tanımadan okumaya başlarsanız kafanızda derin soru işaretleri bırakabilir. Dostoyevski'nin ikinci yaşamında ele aldığı bir eser.Dönemin Rusya'sını da ele almış.Ayrıca kendi hayatından bir parça serpiştirmiş.
Dostoyevski'yi bir aşk kitabıyla okumak bende değişik bir duygu yarattı.
396 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10 puan
Dostoyevski bize bir kadının kaderi sevdiği adamın ihanetiyle ve sevmediği adamın sadakati arasında çizilir cümlesine yazılmış sanki karakterlerinin tümünün bunun farkında olması olaylar örgüsünü değiştirmeyip buram buram gerçeklik koktuğunu söyleyebilirim ayrıca kopartılan aile ilişkilerinide yeniden tamir edilişinide anlatırken okuyucuya duygusal duruma fena halde sokmaktadır işlenen karakterler ve duygular o kadar gerçekçi ve derin işlenmişki bana çok şey kattı diyebilirim..
Yaşama arzum, hayata inancım vardı!.. Fakat bu düşüncenin ardından bir kahkaha attığımı da hatırlıyorum.
Fyodor Dostoyevski
Sayfa 56 - kültür yayınları
Neden senin mutluluğunu da yok ettim sanki?
Oysa ömrümüzün sonuna kadar mutlu olabilirdik!
Fyodor Dostoyevski
Sayfa 394 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ezilenler
Sayfa sayısı:
352
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kent-a Yayıncılık

Kitabı okuyanlar 9,1bin okur

  • Uğur
  • alyosa
  • Samed Zengin
  • Yusuf Kayhan
  • Ro
  • 11111
  • Elif
  • Ayşe karataş
  • Derya özdemir
  • Berna

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0 (1)
9
%0.1 (3)
8
%0
7
%0 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları