Nasıl ki bir durumu nitelemek için onun tanımının bilinmesi bir şarttır, aynı zamanda biz insanlara atfedilen ve hayat boyunca omuzlarımızda ağırlığınca da taşıdığımız kelimeleri, yüceltilişleri de bilmeli, tanımalıyız. Üstelik ne denli özgürlük naralarının atıldığı ve kişisel olarak atfettiğimiz kendimize özgü hayatların sahibi olsak da sormalıyız.. Özgürlük nedir ve elbet sorumuzu oluşturan, konumuzu oluşturan bir kıstas, Başarı nedir? Neyi niteler ve asıl soruyla, Başarı Kimdir?
Yeryüzüne şöyle bir albenisiyle, o tüm parlak ışıklarıyla, elmaslara da benzetiyorum ya bazen, baktığımızda gördüğümüz şey nedir peki? Muhakkak ki gün üzere telaşına ve dahi kaygısına düştüğümüz bir mesele bulutların ardından göz kırpacaktır bize. Misal, gündüz vakitleri, açlıktan kırılan ve bizim hiç ilgilenmediğimiz kim bilir konumuzu dahi oluşturmayan bir kıtada ismini dahi bilmedikleri bir mısır tanesine benzetebiliriz göğü. Keyfimizde yerindeyse üstelik, bizi bekleyen bir sofra ve bir aile, başımızı sokacağımız bir yuva, bir çatı ve kemiklerimizi ısıtan bir sıcaklık varsa, özellikle havaların soğuduğu topraklarımızda.. Söyledim ya bu bizi ilgilendirmeyen ya da seni, aslında da beni, bizi ilgilendiren bir mevzu tam olarak.
(...)
Bakışlarını gökyüzünün elmaslarından, o büyüleyici semadan aldığın vakit veyahut çaldığın mı demeliyim, karşılaşmayı umduğun nedir peki? Ve farz edelim ki karşımızda Émile Zola var. İlk yapmaman gereken şey bir *arkadaş tavsiyesidir unutma, çağının sana taleplerin ölçütünde baş döndürücü bir hızla sunduğu ve karşılık olarak sade ve sadece düşünmemeni, en verimli çağındayken üstelik, gençliğinde, nesillerinin bir meşalesi de vazifesindeyken sorgulamamayı öğütlemesidir ve senin yazardan sakın bu hususla bir imza isteğin ki olmasın. İmza bir kimliktir, bir