GerminalEmile Zola

·
Okunma
·
Beğeni
·
8.118
Gösterim
Adı:
Germinal
Baskı tarihi:
Nisan 2016
Sayfa sayısı:
512
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054836628
Kitabın türü:
Çeviri:
Hamdi Varoğlu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yordam Kitap
Baskılar:
Germinal
Germinal
Germinal
Germinal
Germinal
Germinal, işçi sınıfı mücadelesini destanlaştıran bir başyapıttır. Romanda, maden ocaklarındaki ağır ve tehlikeli çalışma koşulları, maden işçilerinin yoksulluğu, iç dünyaları, sevgileri ve mücadeleleri üstün bir anlatımla tasvir edilir. Zola’nın uzun süreli gözlemlere dayanarak ince ince ördüğü bu ölümsüz eser, tarih sahnesinde etkin bir özne olarak kendini duyuran proletaryayı, roman kahramanı olarak yeniden canlandırır.

Acımasız sömürüyü, adaletsizliği, işçilerin yarattıkları değerden neden hiç pay alamadıkları gerçeğini, okurun suratına bir tokat gibi çarpar. Yazıldığı günden bugüne dünya çapında yüzden fazla ülkede yayınlanan ve sinemaya da uyarlanan romanda anlatılan, 2014 Mayıs’ında Soma’da yaşanan büyük facianın da gösterdiği gibi, tarihin acı bir sayfası değildir sadece, işçi sınıfının güncel hikâyesidir.

1860’larda, Fransa’nın kuzeyinde, sıradan bir gecede, genç ve işsiz bir adam olan Étienne, Montsou’ya yürümektedir. Burası, sömürüye, yoksulluğa ve ölüme terk edilmiş bir madenci kasabasıdır. Étienne, kasabanın geçim kaynağı olan maden ocağına inecektir. Ancak sermaye sahiplerinin giderek ağırlaştırdığı çalışma şartları, tüm kasaba halkını özgürlük ve ekmek için karşı konulamaz bir mücadeleye sürükleyecektir.
Eseri, Germinal’in Türkçedeki ilk ve yetkin çevirisiyle sunuyoruz.
Germinal... "Filiz veren tohum" demek... Zola'nın yeraltında filizlenen tohuma benzettiği maden işçilerinin kendi içlerindeki gücü fark edip ayaklanmasını anlatır.

19. yüzyıl başlarında bir maden işçisi mahallesinde gerçekleşen olaylar...İnsanlar yedi göbek ötesinden beri madencidir. Çünkü başka yapacak işleri yoktur, başka iş nedir bilmezler de... Karılarına, evlatlarına ve hatta canlarına varana kadar kaderlerini madenlere teslim etmişlerdir. Yer yer göçüklerin, patlamaların ve ölümlerin olduğu zor çalışma şartlarında, gece gündüz demeden alın teri döken, karınlarını sabahları telvesinden tekrar tekrar kaynatılan kahve ve kuru ekmekle doyurup akşamları sadece çorbayla yetinen, boğazlarına dolan kömür tozunu temizlemek için meyhanede bira içmekten ve karılarının karınlarını çocuklarla doldurmaktan başka hayatta hiçbir eğlencesi olmayan işçiler... Çok çocuklu, açlık sınırında yaşayan fakir aileler...

İşte böyle bir ortama düşer Etienne karakteri. Başka yapacak iş bulamadığı için madene iner. Hani Can Yücel'in bir sözü vardır: "Oysa dünya, işçilerin omuzları üzerinde durur. Kıpırdasınlar da gör!" Böyle bir kıpırdanma yaratır işçilerin arasında. Omuzları üzerinde duran dünyanın farkına varan işçilerin kıpırdanmasıyla birlikte, roman da şaha kalkar. Ardından grev ve direnişler diğer bölgelere de kıvılcım gibi sıçrar. Tabii grevin getirdiği açlık, sefalet ve gergin ortam da birçok baş edilemez olaya gebedir.

Bundan sonraki olaylar Zola'nın anlatımıyla o kadar gerçekçidir ki bu kadar bunalım ve olumsuzluğa tahammül bile edemeyebilirsiniz. Ya da umut dolu bir insansanız kitabın sonuna kadar umutla iyi bir şeyler olacak gözüyle bekleyebilirsiniz. Şayet ben birçok dehşet içeren sahneyi kafamda en minimal ölçülerde canlandırdım. Ve umutla da bekledim...

Romanda insanı en rahatsız eden durum ise kadınlara olan bakış açısıydı. Başlarda Zola'ya çok kızıyorsunuz. Neden bu kadar pervasız anlatıyor, diye. Ama sonradan anlıyorsunuz ki durumun Zola'yla alakası yok. Fransa'nın o dönemlerdeki bakış açısı ve ahlak düzeyi maalesef böyle.
Kızların daha çocuk denecek yaşta hem ağır şartlarda çalıştırılması hem de seks objesi olarak kullanılması, müstehcen durumların alenen ortada yapılması, hatta işçilerin borç için patronlara, bakkala karılarını ve kızlarını yollamaları, bir nevi sunmaları trajik bir durumdur. Zola bunları o kadar sıradan ve normal bir şeymiş gibi anlatır ki sizi rahatsız eder.

Diğer eleştirel yaklaşacağım durum ise baş karakter olgusudur. Etienne, başlarda sürekli okuyarak kendini geliştirmesiyle, tam anlamıyla işçi sınıfından olup onların dertlerine ortak olmasıyla takdir ettiğim bir kahramandı. Ama sonraları kendisinin dahi baş edemeyecek kadar raydan çıkan grevin ve olayların etkisiyle biraz yozlaşma yaşamasını eleştirdim. İşçiler, tüm açlıklara ve ölümlere tahammül ederken onun karı-kız ilişkilerinden ve romantizm havalarından kurtulamaması, dizginleyemediği kıskançlığı ve bu sebeple yaptığı ideolojik hatalar kabul edilemezdi. Kendisi buna özeleştiri getirmekten, zamanla kapitalistlere dönüştüğünü itiraf etmekten öteye gidememiştir. Ama bir Souvarine karakteri vardı ki, greve yakışan söylemleriyle, davranışlarıyla öyle dümdüz tam bir ideoloji adamıydı. Daha çok benimsemiştim.

Her ne kadar bulmacalar Zola'nın en iyi eserinin Nana olduğunu söylese de en can alıcı ve en bilinen yapıtı Germinal'dir. Gerçi politik düşüncelerinin tam oturmadığı bir dönemde kaleme almıştır eseri. O yüzden her şeyi tarafsız ve tüm gerçeklikleriyle olduğu gibi aktarmıştır. Eğer ki; Suç ve Ceza, Savaş ve Barış'taki realizmden etkilendiyseniz mutlaka Zola'yı da deneyimlemelisiniz.
Öyle ki; maden işçilerinin sorunlarının günümüzde de hala devam ettiğini düşünürsek, hem geçmişte hem şimdi hem de gelecekte etkisini yitirmeyecek bir yapıt olduğunu kabul edebiliriz.
Emil Zola Paris’te 2 nisan 1840 da doğdu. Tanınmış bir mühendis olan babasının erken vefatından sonra maddi yoksulluğu tatmış oldu. Yaptığı hatalar ve hayal kırıklıkları onu yinede yıldırmadı aksine onların sayesinde daha azimle çalışmaya başladı. Orta öğretimi bitirdikten sonra yüksek öğretime geçiş yapamadı ve bir süreliğine katip olarak depolarda çalıştı. Paris’in kenar mahallelerinde yaşarken ‘’sık sık restoranlara değil tefecilere uğrardı‘’ demişti Gi de Mopassan. 1862 de Paris’deki büyük yayın evine girmeyi başardı. Ofisteki işi ne kadar ufak olsa da edebiyata çok daha yakın olduğu için artık rahat rahat hayallerini gerçeğe dönüştürmeye başladı. 1864 de ilk öykü kitabı yayınlandı.

Yazar 28 yaşında iken ,"Les Rougon-Macquart" isimli büyük çaplı sosyal bir proje yazmaya başladığında 53 yaşında iken bitirmişti. Bu dizi romanların türü roman-fleuve fr.(roman – ırmak),tarihsel olayların üzerinde bir ailenin ve ya karakterin evrimi resmediliyor. Balzak‘’İnsanlık Komedisi’’,E.Zole "Les Rougon-Macquart" ve M.Proust ‘’Kayıp Zamanların İzinde’’ roman-fleuve en bilinen mümessillerindendir.

Fransa edebiyatının naturalizminin en görkemlisi "Les Rougon-Macquart" 20 romandan oluşuyor. Romanların başkahramanlarının çoğu ilk romanda resmedilmişti, sonrasında net kronolojik dizisi yoktur. E.Zola’nın kendisinin tavsiye ettiği roman sıralamasını son kitapta ‘’Doktor Paskal’’ vermişti, fakat onu okur takip etmek zorunda kalmıyor çünkü her roman diğerlerinden bağımsız gelişiyor.

(Yazar "Les Rougon-Macquart"’ın üzerinde çalıştığı ilk senelerin ciddi maddi yokluluğu ile karşı kaşıya idi. Beklenmeyen yardım Rusya’dan geldi. 1872 de E. Zola İ.S. Turgenyev ile tanışıyor, kendisine finansal açısında yardımda bulunmak ve Rus halkını Fransız yetenekli yazarla tanıştırmak amacı ile Rus yayımcılar - Zola arasındaki aracılığını üsleniyor.)

"Les Rougon-Macquart" de Germinal yayın süresine bakarak 13.sırasında yer alıyor. Yazar 1884 de olan Annezay grevini canlandırmıştı, Grev sırasında bizzat kendisini o kargaşanın içerisine atmış ki tüm olayların gerçekliğini doğru yakalayıp ve sonra aktarabilmek için. Germinal; kapitalizm toplumunun yeniden düzenlenmesini kaçınılmaz devrimin sagası. Romanın sanatsal değeri yeni, mutlu bir hayat mümkün olabileceğinin başlangıcının yanı sıra yazarın işçı tabakasının hayatını tam detaylı anlatımı ile bilnmektedir. "Germinal" sayfalarında birçok madenci ailelerinin kaderini, sosyo zülmün altında ezilerek kötürümlüğünü görüyoruz.

Ağır iş ( yer altında kömür ocaklarındaki sıcaklık derecesi, yüksek nem oranı, kömür tozu vb.) ve hayat şartlarını (tek odada Maheu ailesinin çocukların uyuması, herkesin gözünün önünde doğal ihtiyaçların giderilmesi vs. ) sonsuz hayvansı cinsellik, utanmazlığın ve genel umutsuzluğun son noktası ; bakkal sahibinin öldükten sonra sopaya geçirilmiş erkeklik organına kadınların öfke boşalması ile son bulması… Korkunç sahnelerden bir tanesi idi…

E.Zola sırası ile çalışanların dayanışmanın gücünün resmediyor; bitmek bilmeyen işler saatler toplantılar, grev ve Souvarine’in düzenlediği suikasttan sonraki bütün köy halkının yer altında kalan çalışanları kurtarma işlerini seferberliği . Hayatın realite detaylarını sayfalarca sıralanabilir, onların kitabın her yaprakta mevcutluğu romanın detaylı ve doğal tabloyu gözümüz önüne getirerek bize hiç süslenmediğinin gerçekliğini sunuyor.Kahramanlarının samimi ve dehşet verici yaşam ve ölümleri devrimci öfkenin aç ve susuz halkın objektif gerekçesidir .

Romanın neredeyse her sahnesi sembolize edilmiştir; kömür kuyu – her gün porsiyon porsiyon insan eti yutan doyumsuz canavar, bakkalın hezimeti ve sonraki öfkeden çığırında çıkmış halkın, kadınların alay edercesine cesede davranışları – kör bir ayaklanmanın sembolüdür, halkın kurşuna diziliş sahnesi ve kömür ocaklarının canlı batışı da suç dünyasının gelecekte sonunu simgeler... Sosyo sembole ederek kendisini sınırlandırmıyor yazar çünkü toplumun hayatın arkasında her zaman sonsuz hayatı ve ondan da geleceğe inancı vardır. Hayat, aşk, ölüm, yenileme Zola mantığına göre doğanın kanunu canlandırıyor, kitabın başlığı sembolize ederek eseri baştan sonuna kadar bir bütün olarak okurlara sunuyor. Germinal, Latince'de tohum, tomurcuk, filiz anlamına gelen germen sözcüğünden türemiş Fransızca bir sözcüktür, Fransız Cumhuriyetçi takviminin 7. ayı anlamına gelir.

Etienne Lantier, hikayenin ana kahramanı, kitlelerin gerçek bir lideri değil onların ellerinde bir alet oldu sadece. Güdülerinin samimiyetine rağmen, Etienne kibirlidir, zaman zaman onun burjuva dejenerasyonu dile getiriliyor. Ve tabii ki aşk; Catherine -Etienne’i seviyor- kapitalist sömürü kurbanı. Saf ve temiz içsel dünyasını nefsine mücadele ederek, aşkının bakire ve temiz haliyle tutabilmek için sonuna kadar direniyor.

Bir sanatçı olarak, o sadece kendi zamanı için yenilikçi bir edebi benzetme yaratmadı, gelecekteki sinema sanatını tahmin etmişti; montaj prensİpleri, büyük ve küçük plan çekimlerini, parçaların sembole edişi, yavaşlama ve hızlanma vs. Film yapımcıların Zola kitaplarını akıllarını çok kurcalamışlardı, ‘’ Therese Raquin’’ birkaç kez sinemaya uyarlanmıştı.

Paris 29 eylül 1902 de E.Zola karbonmonoksit zehirlenmesinden vefat etmiş. Cinayetin olabileceğinden düşünülmüştü fakat yeterli kanıtlar bulunamadı.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.026 Oy)17.397 beğeni39.291 okunma2.089 alıntı164.408 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.025 Oy)7.285 beğeni19.733 okunma3.117 alıntı115.765 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (7.803 Oy)8.095 beğeni25.867 okunma619 alıntı125.926 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.186 Oy)8.101 beğeni23.845 okunma1.863 alıntı101.735 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.415 Oy)8.365 beğeni22.689 okunma1.425 alıntı104.858 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.225 Oy)5.337 beğeni18.040 okunma687 alıntı91.771 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (6.783 Oy)7.315 beğeni20.459 okunma673 alıntı78.992 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (5.489 Oy)5.769 beğeni15.147 okunma2.191 alıntı78.087 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (9.965 Oy)12.411 beğeni31.591 okunma2.734 alıntı131.833 gösterim
  • Sefiller
    9.1/10 (4.079 Oy)4.795 beğeni15.956 okunma2.737 alıntı102.161 gösterim
#spoiler #
Kitap yorumları yaparken kitabın için de şu oldu bu oldu diye anlatamam ben .anlatmak istemem ...beni ilgilendiren kitabın bana ne hissettirdiği ve kattığıdır ...genel anlamda #spoiler#işaretini koyma sebebim saçma şikayet ihtimallerini ortadan kaldırmak içindir bunu da Bir vesile ile söylemiş olayım :)
Bir dev romanı daha bitirip kutuphaneme kazandırmanın keyfini çıkarırken "germinal"de beni en çok ne etkiledi derseniz "soğuk ve açlık "derim ..insanın kemiklerine kadar üşüdügü ve açlıktan uyuyamadığı karanlık gecelerin hazin hikayelerinin,her evden ayrı ayrı duyulan ciglikların ,üstsüz başsız ,tahta takunyalı ,kızlı -erkekli-çocuklu maden insanlarının kitabı ...insan böyle bir kitap okuduktan sonra oturup düşünmeden hayata davam edemiyor ...insan hayatı neden bu kadar değersiz ? Klasik bir yorum yapmak istersek her yerde okuyabileceginiz gibi "direniş, işçinin baş kaldırması ,hakları için çarpışması ,cesur grev adamları vs vs diye devam edebiliriz ama hayır. ..eşitlik ,özgürlük, kardeşlik tamamen bir safsata bence ,tarihin hiçbir döneminde yok böyle bir şey ! Bu bir yalan ,hemde çok büyük bir aldatmaca
Kimse kimseyle eşit değil ..
Kimse özgür değil..
Ve kimse kardeş de değil ...
Belki biraz sert bir inceleme oluyor bu ama kitabı okuyunca sizde kaşlarınızı catip kızgın bir ifadeyle "neden hep doğru olan taraf ,haklı olan taraf kaybediyor ,neden iyiler ölüyor hep "diyeceksiniz ...bu kadar açlık bu sefalet bu onur kavgasının sonunda neden masal gibi bir mutluluk ..,karnı tok çocuklar yok..
Bu gün yaşadığımız dünya düzeni ile onların yaşadığı çağ arasında çok mu fark var sanıyoruz ? Sadece teknolojik gelişmişliğin ,bir adım öne taşıdığı köleler degilmiyiz bizde ? Ne kadar esitiz? Ne kadar ÖZGÜR'uz ? Ne kadar kardeşiz ?
bu soruları ben kendime sordum ..Umarim hepimiz sorarız ...
Çok vaktinizi almak istemiyorum malum hepimiz yorgun bedenler.ve yürekler taşıyoruz. .kitapta ki genel karakterler başarılı ve bir çoğunu benimsiyorsunuz ama asıl karakter "Suvarin" dir ki ..Sanırım onun deliligi bana bulaştığı için ben bunları yazdım. ...
.affola -iyi okumalar
Emile Zola kalemi harika, dili anlatımı o kadar hikayenin içine girip olaylara müdahil oluyorsunuz ki bir maden işçisi kadar acı çekip, üzülebiliyorsunuz.

Bu kitap açlığın, yoksulluğun, kadın - erkek, yaşlı - genç demeden hepsi atalarından miras kalma bu işi canları pahasına yapmalarına rağmen karınlarını bile zor doyuran ailelerin hikayesi. Canlarını tehlikeye defalarca atmalarına rağmen yeri geldiğinde arkadaşlarını kurtarma pahasına bir dakika bile düşünmeden yeraltına inen insanların, kazançları az sayıları çok ailelerin dramı, tereyağlı ekmek yediklerinde kendilerini tok sayan, çocuklarına daha fazlasını verebilmek için tokum diyen ana babaların, emektar dedelerin hikayesi...

Sonra aralarında biri çıkıyor, daha fazlası hakkımız karnımızı bile doyuramaz hale geldik diyor ve grev başlıyor, olaylar başlıyor, ölümler başlıyor...

İşçi - İşveren arasındaki ayrımcılığı tüm hatlarıyla ortaya koyuyor yazarımız, ve o küçücük ayrıntı bambaşka pencereden bakmanızı sağlıyor bir anda gözleri doymayan, kazandıkça daha fazlasını isteyen ocak sahipleri, müdürler bu fakirlerin anlamadığı bir şey vardı, paraya sahip olmak her şey değildi, eşin sevgilinin, fütursuzca sevişmenin kıymetini bilmiyorlardı, varları yokları para kazanmaktı, oysa karınları toktu yatacak evleri de vardı daha ne istiyorlardı, işçileri anlamak çok zordu...

13 Mayıs Soma Faciası'nın yıldönümü ve bugünlerde bitirmiş olduğum bu kitap daha da burktu içimi...

İyi okumalar dilerim.
Emile Zola'nın bu eseri oldukça hoşuma gitti. Özellikle maden kazalarının/cinayetlerinin bu kadar yoğun olduğu memleketimizde bu eser hep güncel kalacak gibi görünüyor.

#Eserde 19.yüzyılda Fransa'nın kuzeyinde maden işçilerinin grev yapmaya çalışmasını anlatılmakta. Düşük ücretler,yüksek çalışma saatleri,keyfi uygulamalar yüzünden halk artık canından bezmiştir,insanlar bir lokma ekmeğe muhtaçtır. Kitabın ana karakteri Etienne Lantier ile birlikte grev fikri işçiler arasında filizlenir. Artık iyice inada binmiştir bu grev işi ve işçiler patronla uzlaşmaya yanaşmazlar.

#Emile Zola'nın natüralist bakış açısıyla greve giden zor yol,insanların açlıkla beraber nasıl vahşileştiği,çaresizliğin nasıl ellerini kollarını bağladığı,insanların önder olma çabaları,dönemin işçi mahalleleri ve sosyolojik,ekonomik durumları oldukça etkileyici ifade edilmiş... Aslında bu tarz gerçekçi romanlar yazmak daha zor. Yazar etkileyici olsun diye hiç bir duygusal konuşmaya girmiyor,olduğu gibi aktarıyor ama işçilerin durumu o kadar kötü durumda ki, buna gerek de kalmıyor.

#Beni kitabı okurken en zorlayan nokta Fransızca isimler oldu. Karakter isimleri birbirine o kadar benziyor ki,okurken not alma gereği duydum.

# Not: Kitabı okuduktan sonra,acaba adı neden Germinal diye düşündüm. Çünkü ne öyle bir isim,ne de öyle bir yer var romanda. Araştırınca gördüm ki, Germinal'in kelime anlamı yeni filizlenen tohum,düşünce,fikirmiş... Eserde grev direniş,eşitlik,adalet(yani halkın yabancı olduğu kavramlar) yeni yeni halk arasında filizlenmektedir...

#Maalesef az bir zaman önce tanık olduğumuz Soma ve Ermenek Faciaları ve faillerinin hiç bir zaman hesap vermemesi bu ülkede yeni değildir. Ama bir ülkede aynı anda 301 kişi ölüyor ve hiç bir şey değişmiyorsa,insanların yaşam hakkı pervasızca elinden alınıyor ve hesap sorulacak bir muhatap bile bulunamıyorsa; Türkiye'de güçlü bir işçi sınıfı olmamasındadır. Kaderine razı insanların ülkesinde zaten her şey bu işin "FITRAT"ında vardır. 1860larda yazılmış olan bu roman gerçek bir olaydan yola çıkılarak yazılmıştır ve artık Avrupa'da bu iş kolu oldukça sıkı ve kontrol altında tutulmaktadır...

# Kitabı okurken madencilerin yeraltında mahsur kalışı öyle bir anlatılmış ki,insan o emekçileri düşünürken boğazında bir şey düğümleniyor,nefesiniz kesiliyor ve yazıklanıyorsunuz. İnsanı yaşatmanın zor olduğu bu topraklarda yerin altını öğrenmek isteyenler,madencilerin yaşadıklarını kavramak isteyenler bu eseri mutlaka okumalı diye düşünüyorum.

İyi okumalar dilerim...
Baş kahramanımız Etienne dikbaşlılığı yüzünden işinden kovulur. Montsou denilen yerde maden işçilerinin yanında çalışmaya başlar. Çalışkanlığıyla kısa sürede işi öğrenir. Etienne sosyalist düşüncelere sahiptir ancak bilgisi topluluk önünde konuşma yapmaya yetmez. Bu yüzden çokça kitap okur. Yavaş yavaş bu fikirlerini çevresindekilere de aşılar. Ülkenin ekonomisinin kötüye gitmesiyle birlikte işverenler işçi maaşlarında azaltmaya gider. Geçinmelerine zar zor yeten maaşların azalmasıyla işçiler grev kararı alır. Grevle birlikte sefaleti iliklerine kadar yaşar işçiler. Sefaletin getirdiği öfkeyle olaylar Etienne'nin kontrolünden çıkar...

Kitapta maden işçilerinin çaresizliğini, yoksulluğunu, direnişini gerçekçi bir anlatımla aktarıyor yazar. Yoksulluk, ailelerin toplumsal yaşamlarını ve ahlaki inanışlarını nasıl değiştirdiği belirgin bir şekilde gözlemleniyor. İşçilerin yanı sıra işverenlerin hayatlarına dair kesitlere de yer verilmiş. Farklı bir bakış açısı sağlıyor böylelikle.

Kitapta çıkarılacak o kadar ders, söylenecek o kadar çok şey var ki hepsinden bahsetmem imkansız. Ülkemizde yaşanan facialardan sonra konusu itibariyle merak uyandırıyor zaten. Kusursuz anlatımıyla da ilk sayfalardan itibaren içine çekecektir büyük ihtimalle. Sadece karakterlerin fazla olması ve isimlerinin birbirine benzemesi zorladı beni. Sık sık geriye dönmek zorunda kaldım. Okurken kısa notlar almanız size kolaylık sağlayacaktır.

Okunması gereken kitaplardan, herkese tavsiye ederim.
Bazen kelimeler kifayetsiz kalabiliyor. Açıklamak istediklerini tam manasıyla anlatamıyor olabiliyor insan. Bu nedenle arkadaşlarımdan şimdiden özür diliyorum, eksiklerim için.

Okuduğum ve etkisinde kaldığım kitaplardan biri daha. Germinal. O köstebek yuvası dehlizlerde ki mücadele. Bir tarafta siyah diğer tarafta beyaz gibi duran gerçekler. İki yüzlü hayat ve kişileri nereye koymalı? Nerede aramalı düş kırıklarını? Kime sormalı payandaların mukavemetini? Dilenmek daha mı zordur alın terinden? Kimden ve neden? Onurlu yaşamak değil midir tüm çaba? Öyleyse herkesin hakkı değil midir bu?

Okunması gereken kitaplardan. Sıkılmadan okunacağını düşünüyorum. Kitabın bitiminde, eminim ki bir çok okuyan arkadaşımın hayata bakışı, değer yargıları ve hayallerinde de yenilikler, değişiklikler olacak.

Stalin' den sonraki Sovyet Rusya lideri Kruscev' in, Türkiye' de 1971 yılında yayınlanan anılarında s.44 " Emile Zola' nın «Germinal»ini okurken onun Fransa'yı değil de babamla benim çalıştığım madeni anlattığını sandım. Fransa’da da, Rusya'da da işçinin kaderi aynıydı" diye bahsettiği yaşamın, dönemin koşullarında ki bir nevi aynası gibi.
Not: Kruscev, 1917 devrim öncesi koşulları kastediyor.

İyi okumalar, hoşça zaman geçirmeniz dileğimle.
Bir maden kasabası ve maden işçilerinin sefil hayatı, iş bulamayan bir işsizin kasabaya gelişi ve madende işe başlaması ile ğelişen olaylar, sert bir müdahale ile biten eylem...
Çok basit bir yaklaşım gibi gelebilir belki ama öyle değil bu kitabı okuduğumda bir kaç şey dikkatimi çekti birincisi isçi sınıfı mücadelesinde sürekli sermayeden taraf olan işçilerin olması ve mücadelesini satması ikincisi ise bazen olumsuz biten olaylar yeni bir başlangıç olabilir hissiyatını bana kazandırmış olmasıydı. Siyasi bir roman olsada günlük olaylar üzerinden kurgulanmış, ancak uzun tasfirlerin yapılması sıkmadı da değil. Hatta konudan koptuğum anlarda oluyordu bu tasfirlerden dolayı, gene de favori bir kitap
Ben böylesine insanı tutup kitabın içine çeken bir kitap okumadım! Onlar acıktı benim midem acıdı, onlar üşüdü ben titredim, onlar yer altına indi ben karanlıkta kaldım. Zola'nın anlatımını nasıl övebilirim daha fazla bilemiyorum, aşırı başarılı. Çok fazla karakter barındırıyor evet ama hepsi benim bir yakınım gibi oldular hepsi için ayrı ayrı üzüldüm, sevindim, endişelendim. Onun dışında genel olarak üst sınıf ve sömürülen işçi sınıfı arasındaki dağlar kadar fark kitabın konusunu oluşturuyor. Eşitsizliği, haksızlığı, çaresizliği içinize işletecek, elinizden bırakamayacağınız enfes bir roman. Olumsuz olarak eleştirebileceğim hiçbir durum yok, benim için bir başyapıt diyebilirim. Okunması gereken, okuduktan sonra size mutlaka bir şeyler katacak bir roman.
Kitap baştan itibaren madende çalışan işçilerin zorlu yaşam mücadelesini hissettiriyor kitabı okurken yeraltında aslında insanın ne kadar çaresiz olduğunu insanın yüzüne yüzüne vuruyor.Karanlıklarda geçen bir ömür.Özellikle ülkemizde yaşanan Soma faciasından sonra çok daha farklı bir anlamı var kitabın.Bir kömür için bir ömür verenlerin hikayesi.Özellikle onca acıya rağmen hem kitapta hem gerçekte olduğu gibi zenginlerin hiçbir şey olmamış gibi aynı hamam aynı tas yaşamları hiçbir önlemin alınmaması insanların yaşamlarının hiçe sayılması insanı ister istemez isyan ettiriyor.Tek umutsa yazarın söylediği giibi "Maden işçileri, yeraltındaki tohumlardır; Fakat yeni bir cemiyette toprak üstüne çıkacaklar ve meyvelerini vereceklerdir".Kitabın eksi yönüyse bana göre biraz ateistçe yazılmış gibi geldi. Dini kullanarak sömürerek bi yerlere gelen insanlar yüzünden inançlarını reddetmek pire yüzünden yorganı yakmaktan farksızdır.İnsanı yaşatan inançlarıdır bana göre ama inançtan kastım din adına söylenen herşeyi kabul etmek değildir tam tersi din sadece Allahla kulları arasında olan bir şey olmalıdır.Bu yüzden bana göre olması gereken dini reddetmek yerine dini kullanan insanları reddetmek gerekir.
Acıyı doruklara yaşadığım,sonlara doğru hep ağladığım kitaptır. Yaşım on dört olmasına rağmen,tek solukta bitirdiğim,akışını yakalarsanız akıcı olan biricik kitabım.
Lise yıllarında okuduğum "Germinal" şüphesiz ki beni en çok etkileyen kitaplardan biri olmuştur. Kitap işçi sınıfının yaşantısını, ezilmişliğini, o şartlarda yaşamın hiçte kolay olmadığını iliklerine kadar hissettiriyor. Aynı zamanda bir başkaldırı, belki de başlangıcı bir şeylerin. "İnsanlar bitiyordu topraktan; karıkların arasında ağır ağır filizlenen, gelecek yüzyılın hasadı için boy atan ve yakında toprağı çatlatacak olan, intikamcı, kapkara bir ordu yetişiyordu."
- "Mumu söndür, düşüncelerimin rengini görmeye ihtiyacım yok.”
Emile Zola
Sayfa 25 - Can Yayınları, Şubat 2011, 1. Basım, Çeviri: Volkan Yalçıntoklu
... çünkü insan kötülük yapmıyorsa, fırsat çıkmadığındandır.
Emile Zola
Sayfa 242 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
... insan haklı oldu mu, yüreğine kuvvet geliyor, bileği kolay kolay bükülmüyor, öyle değil mi ha?
Emile Zola
Sayfa 236 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
İnsanoğlu umudunu yitirdi mi, yaşamanın da tadı kalmıyordu çünkü.
Emile Zola
Sayfa 461 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
İnsan güçlü olmadığı zaman akıllı olmak zorundadır.
Emile Zola
Sayfa 62 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
...insanoğlu yeryüzünde hak ve adaleti gerçekleştiremeyecekse, toptan yok olsun çok daha iyiydi!

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Germinal
Baskı tarihi:
Nisan 2016
Sayfa sayısı:
512
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054836628
Kitabın türü:
Çeviri:
Hamdi Varoğlu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yordam Kitap
Baskılar:
Germinal
Germinal
Germinal
Germinal
Germinal
Germinal, işçi sınıfı mücadelesini destanlaştıran bir başyapıttır. Romanda, maden ocaklarındaki ağır ve tehlikeli çalışma koşulları, maden işçilerinin yoksulluğu, iç dünyaları, sevgileri ve mücadeleleri üstün bir anlatımla tasvir edilir. Zola’nın uzun süreli gözlemlere dayanarak ince ince ördüğü bu ölümsüz eser, tarih sahnesinde etkin bir özne olarak kendini duyuran proletaryayı, roman kahramanı olarak yeniden canlandırır.

Acımasız sömürüyü, adaletsizliği, işçilerin yarattıkları değerden neden hiç pay alamadıkları gerçeğini, okurun suratına bir tokat gibi çarpar. Yazıldığı günden bugüne dünya çapında yüzden fazla ülkede yayınlanan ve sinemaya da uyarlanan romanda anlatılan, 2014 Mayıs’ında Soma’da yaşanan büyük facianın da gösterdiği gibi, tarihin acı bir sayfası değildir sadece, işçi sınıfının güncel hikâyesidir.

1860’larda, Fransa’nın kuzeyinde, sıradan bir gecede, genç ve işsiz bir adam olan Étienne, Montsou’ya yürümektedir. Burası, sömürüye, yoksulluğa ve ölüme terk edilmiş bir madenci kasabasıdır. Étienne, kasabanın geçim kaynağı olan maden ocağına inecektir. Ancak sermaye sahiplerinin giderek ağırlaştırdığı çalışma şartları, tüm kasaba halkını özgürlük ve ekmek için karşı konulamaz bir mücadeleye sürükleyecektir.
Eseri, Germinal’in Türkçedeki ilk ve yetkin çevirisiyle sunuyoruz.

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

  • 1 defa gösterildi.

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları