"Benim tek amacım yaşamın kendisidir; gerçeğe bağlıyım çünkü gerçek, yaşamı doğurur." (s. 30)
Bu kitabı yazmadan önce Zola, maden ocağı mahallelerine gitmiş, oradaki insanları gözlemlemiş, bizzat ocağa inmiş, madencilik üzerine iki bin sayfalık kaynak okumuş ve yirmi kitaplık dev Rougon–Macquart serisinin madenciler ve grev üzerine kurulu bu muhteşem halkasını yaratmıştır. Bir zamanlar kürek mahkûmlarının cezası sayılan bu ağır işte, hayvan gibi çalışıp emeğinin karşılığını alamayan; fakirliğin etkisiyle aptallaşan, çirkinleşen insanları en acımasız hâliyle okura sunar. Zola için roman, hayal ürünü değil, yaşamın protokolüdür.
Germinal’i okurken, Gülen Adam’daki Gwynplaine’in kıyıda dondurucu gece soğuğunda yalnız kalıp kemiklerinin gıcırtısını duyması hissini yaşadım. Tüm altı yüz sayfa boyunca içim üşüdü.
Romanın ilk yarısı; madencilerin ve ailelerinin gergin, yokluk içindeki yaşamlarını, hayatta kalmak için daha fazla çocuk doğurarak ocaklarda çalışacak kişi sayısını artırmayı, henüz 14 yaşına basmamış kızların sokaklarda çoğu zaman zorla, bazen isteyerek madencilerin kollarında “kadın” olmaya itildiğini anlatır. Ahlaksızlık, bilinçsizlik, eğitimsizlik… Kısacası, fakirliğin getirdiği karanlık her yeri sarar.
Bazen Zola’ya sormak istedim: “Mösyö Emile, neden bu kadar acımasız?”
Ama Zola natüralizmin yazarıdır; her şeyi çıplak, süssüz biçimde sunar. Kitapta neredeyse tüm kadınların bedenleri ayrıntılarıyla betimlenir (bu beni rahatsız etti); madenci kadınlar çoğu zaman çirkin, bazen hayvana benzetilen varlıklar olarak çizilir.
En çok Catherine’e üzüldüm. Zola’nın amacı acıyı “güzel göstermek” değildir; acıyı saklamadan göstermektir. Ve düşündükçe, o Catherine’lerin, Zola’nın bizzat gördüğü gerçek kızlardan ilham aldığını bilmek içimi daha da burktu. Catherine sık