Bu kitabı okumakta çok geç kaldım diye düşünüyordum. Sonra hangi dönem okunursa okunsun , her yaş grubunun yaşayabileceği bir yönetim şekli karşılarına çıkacak. Hiçbirşey değişmiyor dünyada. Tuhaf bir döngü var . Aynı şeyleri yaşayıp aynı hataları yapmaya devam ettiğimizi çok güzel anlatmış yazar.
Hayvan ÇiftliğiGeorge Orwell · Akçağ Yayınları · 2021296,5bin okunma
Bütün hayvanlar eşittir ama domuzlar daha eşittir!
Bey Çiftliğinde yaşayan hayvanlar bir gün isyan ederek çiftliğin sahibi Bay Jones'ı kovarlar. Artık çiftlik onlarındır ve artık özgürdürler. Çiftliğin ismini de 'Hayvan Çiftliği' olarak değiştirirler.
Eskiden çok çalışmaktan şikayet ederlerdi ancak şimdi daha çok çalışıyorlar. Başlarında beyin görevini gören domuzlar, kurallar koruyorlar ve diğer hayvanların bu kurallara uymasını söylüyorlar.
Sağılan sütler, toplanan elmalar bir anda ortadan kayboluyor. İlk başta bunun sebebini anlamasalarda kısa süre sonra anlıyorlar ki sütler ve elmalar domuzlara gidiyor. Niye? Hani herkes eşitti? Bu duruma çiftlikte isyan eden, söylenen hayvanlar olsa da bir şekilde domuzlar onları ikna ediyor. Öyle ki en başında koydukları yedi kuralı gün geçtikçe ihlal etmeye başlıyorlar. Evde kimsenin kalmama kuralı bir anda değişiyor ve domuzlar evde yaşayıp, yatakta yatmaya başlıyor. Diğer hayvanlar bu duruma karşı tepki gösterecekleri sırada hemen kendi lehlerinde bir şeyler söyleyip 'Jones'un geri dönmesini istemezsin değil mi?' diyerek hayvanları bir nevi kötünün iyisine mahrûm bırakıyorlar. Lider, yönetici rollerini attıklarını söylemişlerdi ama Napoleon lider konumuna geçiyor. Nedense bu bana George Orwell'ın 1984 kitabındaki durumu anımsattı. Özgürlük, eşitlik için naralar atanlar başa gelince eşitlik ve özgürlük kavramlarını bir kenara bırakıp bulundukları mevkiye tutunurlar.
Kural altı, "Hiçbir hayvan başka bir hayvanı öldürmeyecek" ancak yalan bir haber ile çiftlikte adeta katliam yaptılar. Onlarca hayvan öldürüldü. Kalanlar ise ne yapacaklarını, ne tepki vereceklerini bilememiş adeta sersemleşmişlerdi. Hafızalarında koyulan kurallar olsa da tepkileri etkisiz kalıyordu ya da bazıları tepki bile vermeden yaşamaya devam
Bu kitap sayesinde bir kez daha gördüm ki Eşitlikten bahsedenler zamanla makam güç etkisiyle yalnızca kendi menfaatleri doğrultusunda davranışlar sergilemeye başlarlar.
Hayvan Çiftliği, George Orwell'in mecazi bir dille yazılmış, fabl tarzındaki siyasi hiciv romanı. Roman ilk olarak 1945'te Birleşik Krallık'ta yayımlandı.
Roman, Stalinizmin eleştirisidir. Kendisini her türlü totalitarizme karşı bir demokratik sosyalist olarak tanımlayan Orwell bu romanında SSCB'nin kuruluşundan itibaren meydana gelen önemli olayları kara mizah yoluyla ve mecazi bir dille anlatır.
Kitap, okurken zekice kaleme alınmış hicivleri anlayıp kendi kendinize gülmenize neden olan ustaca yazılmış bir roman. Kitabın özünü Troçki ile Stalin (Snowball - Napoleòn) çekişmesi oluşturmaktadır. İlk bakışta çocuk kitabı gibi görünse de Komünizmi eleştiren eserlerin başında gelir.
Bey Çiftliği adındaki bir çiftlikteki hayvanların sahiplerine isyanı ile başlar kitap. Hayvanlar çiftlik yönetimini ele geçirirler, tek istekleri bütün hayvanların eşit olduğu bir dünya yaratmaktır. 7 kutsal emire uyarak bunu uygulamaya çalışsalar da öteki hayvanlardan biraz daha zeki olan domuzlar hayvanları kandırarak inandıkları değerleri kendi menfaatleri doğrultusunda değiştirerek bunların başından beri böyle olduğunu saf hayvanlara empoze ederler. Ne yazık ki artık domuzlar insanlardan beter bir diktatörlük kurmuşlardır. Kitap her ne kadar geçmiş bir siyasi dönemi eleştirse de ben okurken günümüz Türkiyesi için birçok benzerliğe rastladım...
Hayvan ÇiftliğiGeorge Orwell
Öncelikle; kitap nedendir hiç bilmiyorum bana çok yavaş ilerleyen bir okuma deneyimi yaşattı.
Bunun dışında aslında oldukça tanıdık bir hikayenin sadece karakterlerin değiştiği bir kurgu.
Bu hikayeye sanırım her gün tanıklık ediyoruz.
Ülkeler ve devletler farketmeksizin sistemin aynı şekilde yürüdüğünü açık eden bir yapıt olduğunu anlıyoruz.
Sistem sizin özgürlüğünüzü elde ettiğinizi sanmanızı sağlıyor ve kendini sözde yönetici (kurtarıcı- lider) olarak tanımlayan varlıkların kölesi olmanız için çalıştığınızı gizlemek için ise bir düşman yaratıyor.
Özgürlüğünüzün tehdit altında olduğunu söyleyerek daha çok çalışmalı daha çok lidere inanmalı ve asla sorgulamamanız gerektiği aşılanıyor.
Sözde liderler, liderlik ettiği topluluğun cehaletinden besleniyor ve "Siz bilmezsiniz , sizler unutkansınız ve inanın sizin için en doğru olan şeyi ben bilirim , sizin özgürlüğünüzün devamı için ben fedakarlıklarda bulunuyorum (sizlere yasak olan yumuşak yataklarda yatıp dilediğim kadar beslenerek günümü gün ediyorum) ama bunlar ne kadar ağır işler ve zor fedakarlıklardır siz anlayamazsınız..." sözleriyle ve yeri geldiğinde şiddete başvurarak manipüle ediyorlar.
Sizler ise ;
Asıl düşmanın kim olduğunu anlamadan , köle olduğunuzu bilmeden , sözde özgür bir yaşam sürdüğünüzü sanarak,
sözde özgürlüğünüzü koruyan yöneticilerin ekmeğine yağ sürerek sefil bir hayat yaşıyorsunuz.
1950 yılında yazılan bu kitap bence hala güncelliğini koruyor. İyi niyetle çıkılan bu yolda hırsın galip gelmesi ayrı bir olay. Bu zamana kadar bu kitabı niye okumamışım diyorum. En etkilendiğim cümle ise: "Bütün hayvanlar eşit, fakat bazı hayvanlar diğerlerinden daha eşit." Hayatın özeti bu olsa gerek. Mutlaka tavsiye ederim
Hayvan ÇiftliğiGeorge Orwell · Akçağ Yayınları · 2021296,5bin okunma
Kitabı büyük küçük herkes okumalı diye düşünüyorum. Gerek geçmişi gerekse günümüzü öyle güzel bir mizaçla anlatmış ki okurken kitabın içinde sanki siz varmış da yaşanılan olayları, kaosları, kandırmacaları siz yaşamış gibisiniz(Ne yazık ki gerçekte de yaşıyoruz) Tam bir başyapıt.
Kitapla ilgili yüzlerce inceleme varken bir de ben yazmalı mıyım diye çok düşündüm. Çünkü, #132705929 . Sonunda ne karar verdiğimi tahmin edersiniz herhalde…
Karakter rehberiyle başlamak istiyorum incelemeye. Henüz okumayanlar için yardımcı, okuyanlar için de hatırlatıcı olacağını umuyorum. Başlayalım o halde:
• Bay Jones: Çiftliğin ilk sahibi
• Koca Reis: Domuz
• Snowball: Domuz
• Napoleon: Domuz
• Squealer: Domuz
• Bluebell: Köpek
• Jessie: Köpek
• Pincher: Köpek
• Boxer: Araba atı
• Clover: Araba atı
• Mollie: Kısrak
• Muriel: Keçi
• Benjamin: Eşek
• Moses: Kuzgun
• Tavuklar ve koyunlar
Bir de kedi vardı ama bir vardı bir yoktu. Uyuşuğun ve tembelin tekiydi. Pek bir rolü de yoktu kitapta. Zaten hiç sevmem kedileri…
Bu kitap bildiğiniz üzere alegorik bir eser. Alegori ne demek bilmeyenler için tanımlayalım hemen. “Bir düşünceyi, davranışı ya da eylemi, daha kolay kavratabilmek için onu, yerini tutabilecek simgelerle, simgesel sözlerle, benzetmelerle göz önünde canlandırma işi.” Bu sebeple tahmin edersiniz ki bu hayvanların tümü bir insan tipini simgeliyor.
Koyunları söylememe gerek var mı bilmiyorum. Ezberlettiğiniz şeyleri sorgulamadan kabul edip papağan gibi söyler bu koyunlar habire.
Eşek, aydın kesimi simgeliyor. Olayların bilincinde, okur yazar, düşünür fakat nedense az ses çıkarır. Bildiklerini kendine saklar. Etliye sütlüye karışmaz.
Mollie, Bahar Candan gibi bir şey. Üzümünü yer bağını sormaz. Bohem hayat tarzını benimsemiştir. Süse şatafata düşkündür. Öyle çok zora gelemez, üretici kesimle uzaktan yakından alakası yoktur.
Squealer tam bir yancı, A Haber adeta. Manipülasyon ustası. Kurnazlık timsali. Yarın kıyamet kopacak olsa her şey güllük gülistanlıkmış gibi anlatır. Yönetimi övmekten başka işi yoktur. Yalan yanlış
Öncelikle şunu söyleyeyim, kitap bir çırpıda okunabilen bir kitap. Sizler için üşenmedim tek tek boş olan sayfaları ve sadece resimlerin olduğu sayfaları saydım: toplamda -yanlışım yoksa- 46 sayfası zaten boş. Geriye okunacak 106 sayfa kalıyor. Ee bi zahmet o kadarcık sayfayı da okuyuverin (:
Kitabı okuyup da beğenmeyen pek azdır diye sanıyorum. Ancak okuyanların büyük bir çoğunluğunun aklında kalan tek veya en belirgin ifade: "BÜTÜN HAYVANLAR EŞİTTİR. AMA BAZI HAYVANLAR ÖBÜRLERİNDEN DAHA EŞİTTİR." kalıbı sanırım. Tamamen bu cümleye odaklanmanın yetersiz olduğunu düşünüyorum.
Bir yandan bu kadar çok göz önünde olan, bu kadar bilinen ve sevilen bir kitabı neden daha önce okumadım diye kendime kızıyorum. Bir yandan da farkettim ki bu sıralar, okuduğum kitaplarda hep günümüze ışık tutan detaylar görüyorum. Ya ben çok hayalciyim ya da bizim kuşağın şahit olduğu birçok olay "tarih tekerrürden ibarettir" sözünü tasdikler nitelikte...
Tabii ki bu kitap yalnızca bizim dönemimiz için ders alınacak bir kitap değil; tarihi olayları farklı bir açıdan değerlendirmemize veya tarihsel bazı olayları tekrar sorgulamamıza kapı aralayan bir başyapıt niteliği de taşıyor.
Kitabı okumuş veya okumamış herkesin, bu kitabı daha iyi anlaması için farklı kaynaklardan 1905 Rus Devrimini, 1917 Ekim Devrimini öte yandan Stalin ve Troçki arasında ki çekişmeyi detaylıca incelemelerinde yarar buluyorum. Zira özellikle Ekim Devrimi ve Stalin-Troçki çekişmesi kitabın özünü oluşturmaktadır. Kitapta tasvir edilen karakterlerin gerçekte kimleri temsil ettiğini anlamak açısından da bu araştırmaları yapmak faydalı olacaktır.
Kitabın genel konusunu, "insanlarca ütopik bulunan bir hayale tam ulaşılabilecekken, güç zehirlenmesi yaşayan Stalin'in bu ütopik dünyayı distopik bir cehenneme çevirmesi..."
" BÜTÜN İNSANLAR EŞİTTİR AMA BAZI İNSANLAR ÖBÜRLERİNDEN DAHA EŞİTTİR! "
Spoiler! Bu kitapla yeni tanışabilme fırsatı buldum ve şimdiye kadar okumadığım için kendime kızmadım desem yalan olur. Eğer bu kitabı hâlâ okumadıysanız rica ediyorum bir yerlerden edinin ve okuyun.
Kitapla ilgili binlerce inceleme varken bir de ben yazmalı mıyım diye çok düşündüm. Sonuçta herkesin söylediğini söyleyeceksek konuşmamızın pek de bir anlamı olmuyor. Yinede kitabı okumamış 3 - 5 kişiye bile dokunacaksa sözlerim her şeye değer diye umuyorum.
Kitabın alt başlığında da yazdığı gibi korkunç sonlu bir peri masalıdır Hayvan Çiftliği . Fabl tarzındaki bu mükemmel siyasi hiciv romanı Stalin'i ve kapitalizmi eleştirmektedir. Bundan yüzyıllar önce yazılmış bu kitabın günümüzde bile hala güncelliğini koruyor olması eminim içinize bir ürperti verecektir. Kitabı bitirdiğim zaman tek düşündüğüm şuydu " İnsanlar hiç mi hiç değişmiyor? "
Kitapta ağır siyasal, dinî, toplumsal, felsefi eleştiriler var. Bakınız bir örnekle açıklayayım; kitapta sıkça vurgulanan "Yedi Emir" apaçık bir din eleştirisi, "On emir' i" bilmeyen yoktur sanırım? Doğrudan doğruya dine atıf yapılmış ve din bu yönden çok kötü yorumlanmış. (Tabi bu kendi görüşüm)
Sanırım kitabı en iyi anlatmam için en geniş kavram bencillik olacak. Çünkü kitapta geçen her 'kötü davranış' bencillikten doğuyor. Domuzlar tarafından oluşturulan sisteme bir başkaldırış var. Çünkü insanlar -kitaptaki haliyle hayvanlar- benliklerine dokunan dogmalıktan nefret ediyor. İsyan başlarken baştaki domuz -yani Napolyon- herkes eşit olacak diyor, çiftlikteki hayvanların başlangıç için tek gayeleri bu. İsyanı kazanınca ise - o meşhur söz- "eşitiz ancak biz daha eşit olmalıyız" düşüncesi boy gösteriyor. Napolyon kendi çıkarları için sürekli yayımladığı 7 emiri
1903'te Hindistan'ın Bengal eyaletinin Montihari kentinde doğdu. Ailesiyle birlikte İngiltere'ye döndükten sonra, öğrenimini Eton College'de tamamladı. Gerçek adı Eric Arthur olan Orwell, 1922-27 yılları arasında Hindistan İmparatorluk Polisi olarak görev yaptı. Ancak, İmparatorluk yönetiminin içyüzünü görünce istifa etti. 1950'de yayımladığı Bir Fili Vurmak adlı kitabı, sömürge memurlarının davranışlarını eleştiren makalelerin derlemesidir. İkinci Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru yazdığı Hayvan Çiftliği, Stalin rejimine karşı sert bir taşlamadır. Orwell'in en çok tanınan yapıtlarından Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, bilim-kurgu türünün klasik örneklerinden biri olmanın yanı sıra, modern dünyayı protesto eden bir romandır. Burma Günleri ise, Orwell'in Burma'daki (bugünkü Myanmar) İngiliz sömürgeciliğini dile getirdiği ilk kitabıdır. Orwell, 1950'de Londra'da öldü.